Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Selçuklular'a ait ilk bilgiler hangi yıllara aittir?

"Orta Çağ Arap-Fars tarihçiliğinde, Oğuz ve Türkmen boylarıyla ilgili ilk  bilgilere, 9-10. yüzyıllarda yazılmış eserlerde rastlanmaktadır. O günlerde, doğunun Müslüman ülkeleri farklı sahalarda ilmi ve kültürel bir gelişimle dikkat çekmekteydiler. Özellikle, tarih ve coğrafya alanında büyşük başarılara imza atılmış; yerel özellikleri de içinde barındıran eğitim merkezleri açılmıştı. Abbasi hilafetinin çözülmesi, hakimiyeti altındaki ülkelerin kendine has kültürlerinin gelişmesine yol açmıştı; ekonomik açıdan gelişme gösteren Irak, Mısır, İran ve Orta Asya ülkelerinde ilmi kurumlar vücut bulmuştu. Meydana gelen yeni uygarlığın ortak iletişim dili Arapçaydı ve bu gelenek birkaç asır sürecekti. Arapça ağırlıklı tarih araştırmaları, genellikle çeşitli halklar hakkında kaleme alınan rivayetlerden, Arap şecere tarihlerinden, hadis edebiyatından ve İranlı, Suriyeli ve diğer halkların eskiye dönük ananelerinden teşekkül ediyordu.

9-10. yüzyıllarda, özellikle Arapça'nın kullanıldığı coğrafya yazıcılığı büyük başarılara imza atmıştı ve döneminin en parlak zirvesinde bulunuyordu. Araplar'ın kazandığı başarılar sonucu vergi ve mali yapıda sağlanan pratik çözümler, kara ve deniz ticaretinde yüksek oranlı verimliliğe ulaşma yöntemleri, bu konuda belirleyici bir rol oynamıştır. Dış güvenleğin sağlanması zarureti, tebşir ve yayılma hareketleri, komşu halklar hakkında bilgi toplanmasını teşvik etmekteydi. Bu bağlamda Orta Asya'da barıan Türk dilli halklara ilgi duyulması gayet anlamlıdır, nitekim bu bölgeler İslam sınırlarında bekleyen tehdit odakları olarak dikkat çekiyordu. 9.yüzyılın Arap tarihçi ve coğrafyacılarının ilgi odağında ise Horasan, Meveraünnehir ve Horezm hududunda güçlenen Oğuzlar bunuyordu.

Arap tarihçiliğinde Oğuzlar hakkında ilk bilgiler, İbn Cabir el-Balazurî'nin (öl.892) eserlerinde görülmektedir. Kitab futûh el-Buldân isimli yapıtı, konusu itibariyle  gezi raporları üzerine kurulmuş kitaplar sınıfına girmektedir. Balazuri'nin bu tarihi yapıtı, günümüze kadar birtakım kısaltmalara uğrayarak gelmiştir. Balazuri, kendisinden önce yazılmış eserlere çok az başvurmuş olmasına rağmen, günümüze dek ulaşamayan birtak kaynaklardan da yararlanmayı ihmal etmemiştir. Kitab futûh el-Buldân'ın yazarı, olayları sırasına göre kayda almasıyla, orijinal kaynakların seçiminde ve konulara yaklaşımında diğerlerinden ayrılmaktadır. Onun bu eseri, genel olarak hem sovyet hem de dünya tarihçiliğinde bir kaynak olarak dikkate alınmaktadır..

Oğuz boyları hakkında diğer 9. yüzyıl Arap coğrafyacılarının eserlerinde de bilgiler bulunmaktadır. İbn Hurdadbih'in (820-912) Kitab el-melasik ve'l-memalik adlı yapıtı bunlardan biridir. Bu eser de konusu itibariyle coğrafya eserleri tanımlamasına girmektedir. Adı üstünde müellif: 'güzergahlar ve devletler hakkında' bilgi vermektedir.

İbn Hurdadbih'in eseriyle aynı özelliği paylaşan Yakubi (892) ve Kudâmâ ibn Câfer'in (992) eserleri de dikkat çekicidir. Yakubi, sadece coğrafyacı değil, aynı zamanda pragmatik anlamda olayların sebeplerini ve şartlarını araştıran bir tarihçiydi de. Ancak bizi ilgilendiren, onun coğrafya kitabı Kitab al-Buldan olacaktır. 891 yılında yazım işleri tamamlanan eserin ana hattını, yazarın uzun süre yaptığı geziler sonucunda topladığı bilgiler oluşturmaktadır. Yakubi'nin eseri, geniş tarih ve etnografya bilgileriyle süslenmiş kıymetli bir kaynaktır. Verdiği bilgiler, Türkler ve tabii ki Orta Asya'yı yurt edinmiş Oğuzlar hakkındaki bilgilerimizi artırmaktadır."

(S.G. Agacanov, Oğuzlar, s. 16-17, Selenge yayınları İstanbul, 2002)