Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Anadolu Selçuklu İmparatorluğu

1071 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan, Bizans İmparatorluğu ordusunu Van Gölü’nün kuzeyinde, Malazgirt’te bozguna uğrattı. Rumlar açısından savaş belirleyici olmuştu. Çünkü imparatorlukları hiçbir zaman tam anlamıyla bu darbenin üstesinden gelemedi. Yine de Anadolu, Malazgirt zaferinin hemen ardından istila edilmedi; çünkü Bizans askerleri tarafından hâlâ sıkı bir şekilde savunuluyordu. Selçuklu zaferi, büyük ölçüde Bizans İmparatorluğu’ndaki iç savaşın sonucunda kazanılmıştı. Bu dönemde Nikeforos Botaniates, taht kavgasında yalnızca garnizon askerlerinden sonuna kadar yararlanmakla kalmamış, Türk kuvvetlerini de yardıma çağırmıştı (1078). Anadolu’ya yeni ayak basmış olan ve egemenliklerini İznik yöresine yayan Süleyman ve Mansur İbn Kutulmuş gibi selçuklu sultanları da yardıma çağrılanlar arasındaydı. Kısa bir süre sonra Mansur öldürüldü, ancak Süleyman Bizanslılar tarafından sultan olarak tanındı (yak. 1080). Türklerin önce Anadolu’ya, yüzyıllar sonra da Avrupa’ya attıkları ilk adımlarındaki benzerliği belirtmek ilginç olabilir. Her iki dönemde de Türkler, Konstantinopolis tahtı için çekişen taraflardan birine destek çıkmak üzere davet edilmişlerdi.

Selçuklular, Anadolu’ya kalmak üzere gelmişti. Tıpkı daha sonra Osmanlılar’ın Trakya’ya gelişlerinde olduğu gibi, imparatorlukları yaklaşık iki yüz yıl boyunca yarımadanın kalbine egemen oldu. Süleyman’ın iktidara geçmesinden, Selçuklu ordusunun Moğollar tarafından 1243 yılında bozguna uğratılmasına kadar olan gelişim süreci dört dönemde ele alınabilir.


1. İznik’in işgalinden 1.Haçlı Seferi’nin Sonuna Kadar Olan Dönem: (yak.1080-1100)

Bu dönemin siyasi coğrafyası bir harita üzerinde gösterilemeyecek kadar karışıktır. Süleyman, Anadolu’da ortaya çıkan ilk Türk önder (komutan) değildi. Rakip Bizanslılar, başka göçebe topluluklarını da yardıma çağırmışlardı ama Selçuklular siyasi boşluktan yararlanmak üzere geldi. Süleyman, geniş bir alan üzerinde egemenliğini kurmaya girişti ve 1084 yılında Suriye sınırları içinde yer alan Antakya’yı ele geçirdi. Ancak 1086’da Halep yakınlarında öldürülmesinden sonra büyük bir karışıklık dönemi başladı. Bazı beyler, aralarında İzmir, Urla, Foça, Sıçak, Erdek ve İznik’in de bulunduğu batı kıyı bölgelerine sahip oldular. Bu arada Anadolu Selçuklularının İran’daki soydaşlarıyla olan bağlantısı, Danişmendlilerin Sivas’a, Mengüceklerin Divriği’ye ve Saltuklular’ın Bayburt ve Erzurum’a gelmeleriyle birlikte kesildiyse de ülkede büyük toprak parçaları hâlâ Rumların egemenliğindeydi: Kuzeydoğu, Trabzon dükleri; Kapadokya ve Kilikya, bazı Ermeni prensleri tarafından yönetiliyordu.

İran’ın Selçuklu Sultanı, 1092 yılında Süleyman’ın oğlu 1.Kılıçarslan’ın Anadolu’ya dönüp mirasının peşine düşmesine izin vermişti. 1.Kılıçarslan İznik’i yeniden ele geçirdi. Ancak Aleksios Komnenos’un gücü ve 1.Haçlı Ordusu’nun gelişi, Bitinya’dan Likya’ya kadar olan batı bölgesinin Bizanslılar tarafından yeniden fethedilmesine yol açtı. 1110 yılına gelindiğinde Kılıçarslan, ülkesini çok daha dar bir alan üzerinde yeniden kurmak zorunda kalmıştı. İçerlek bir konumu olan Konya’yı merkez aldı. Sonuna kadar Selçuk iktidarının merkezi olarak kalacak olan bu küçük eyaletin neredeyse tümü kurak bozkırın ortasında yer alıyordu ve toprakları verimli olmaktan uzaktı.


2. Hayatta kalma savaşımı (1100-1162)

Selçuklular, 60 yıl boyunca aralıksız olarak, iki güçlü rakibe karşı olduğu kadar zaman zaman ülke topraklarından geçen haçlı topluluklarına karşı da savaştı.

1) Kapadokya’nın Danişmendli beyleri Kızılırmak’ın doğusunda yer alan geniş bir toprak kuşağını yönetti. İktidar alanlarını buradan batıda Kastamonu ve Ankara’ya, güneydoğuda Malatya’ya kadar yaydılar. Böylelikle Ankara’dan başlayıp Kayseri üzerinden Sivas’a ve oradan da Fırat’a kadar uzanan önemli yolları denetleyebileceklerdi. 1124-1141 yılları arasında güçlerinin doruk noktasına çıkarak Anadolu’nun büyük bir kısmını işgal etmeye hazır bir tehdit haline geldiler. 1141’den sonra çıkan iç savaş yüzünden etkileri azalmakla birlikte 1160’ta Elbistan’ı 2.Kılıçarslan’ın elinden zorla alacak kadar da hâlâ güçlüydüler.

2) 1.Aleksios John ve Manuel (1081-1180) gibi Komnenos hanedanına mensup imparatorlar, stratejilerini iki amaç doğrultusunda geliştirdiler. Bunlardan birincisi, Selçukluların Trabzon ve kilikya arasında herhangi bir noktadan sahile ulaşmalarına engel olmaktı. İkincisi de Eskişehir ve Antalya arasında uzanan kaleler sayesinde batıdaki varlıklarını (topraklarını) sağlama almaktı. Bunda başarılı olduklarında Selçukluları olabildiğince doğuya, Akçay-Bolvadin-Akşehir hattıyla gözetim altında tuttukları yüksek dağ sıralarına kadar sürdüler. Türkler güçlendikçe sınır iyice batıya, platonun kenarına kadar çekilerek Afyonkarahisar, Dinar ve denizli boyunca uzandı. Bizanslılar bu dönemde genelde doğudaki savunma hattını koruyabildilerse de iki taraf arasındaki topraklar Bergama’ya ve 1113’te olduğu gibi Abydos'a kadar uzanan Türk akınlarına pek sık maruz kaldı. Bu arada Dinar’dan geçen ticaret yolu, giderek o kadar güvensiz bir hale gelmişti ki 1120’den sonra kullanılmaz oldu.

1.Mesud (1116-56) hırslı gözlerini güneydoğuya, eski Urfa Haçlı Kontluğu ile yaptığı yağmadan payına düşen Maraş, Kaysun, Besni, Antep ve Dülük’e çevirdi (1149-51). Ancak ölümünü izleyen yıllarda çıkan iç savaş sırasında bu kazançlarının çoğu Suriyeli Nureddin’in eline geçti. Selçuklu İmparatorluğu, 1162 yılında, 2.Kılıçarslan’ı İmparator Manuel’den yardım istemek zorunda bırakacak kadar kötü bir duruma düşmüştü. Yardım anlaşmasının koşulları ise akla bir vasallık bağını getiriyordu.


3. Orta Anadolu’nun fethi

1162-1182 arasındaki yirmi yıl boyunca Selçuklu yazgısında çarpıcı dönüşümler oldu. Kılıçarslan, Danişmend Beyliği’ne karşı başarılı bir saldırıda bulundu. 1174-1180 yılları arasında, o zamana kadar sorunsuz bir bölge olan Kızılırmak’ın doğusunu işgal etti. Bu bölge, Sivas ile Kayseri’yi olduğu kadar Malatya ve Fırat’a kadar uzanan bütün güney topraklarını da kapsıyordu. Bu işgali, Kılıçarslan’ın 1176’da, Çardak’ta (Myriokephalon), Manuel’in saldırısını büyük bir zaferle bozguna uğratması izledi. 1182 yılına gelindiğinde ise Kütahya (Kotation) ve Denizli’ye (Laodicea) kadar uzanan bütün kaleleri ele geçirerek Antalya (Adalia) ile Menderes (Meander) Ovası arasındaki Bizans savunma hattını kırmış oldu.

Geniş Orta Anadolu platosu artık kesin bir şekilde Selçukluların eline geçmişti ve sınır yaklaşık 900 metre kadar bir eş yükselti çizgisine karşılık geliyordu. Türklerin eline henüz hiçbir liman kenti geçmemiş olmakla birlikte Türkmen akıncıları sahilde, Antalya ve Kharadros arasındaki bazı noktalara ulaşmış olmalıydılar.

Aşağıdaki tablo, sözü edilen belli başlı şehirlerin değişken yazgılarını özetlemeye çalışmaktadır.

(S=Selçuklu, B=Bizans, D=Danişmendliler)


a) Batı sınırı

Dorylaeum (Eskişehir)  (S). yak. 1081; (B). 1176’ya kadar sınır şehri daha sonra (S).

Amorium (Akçay)         (S). Yak. 1081; (B). 1097: muhtemelen (S) sınır şehri 1116-1175: (B). 1175: (S). 1176 ya da daha sonra.

Polybotos  (Bolvadin)     S. y. 1081: B. 1098: ?S. 1116: B. 1175:S. 1176 ya da daha sonra.

Philomelion (Akşehir)     S. y. 1081: B. 1098: ?S. 1116: B. 1175: S. 1176 ya da daha sonra.

Akronion (A.karahisar)    S. y. 1081: B. 11167dan önce: S. 1176 ya da 1182’ye kadar.

Sozopolis (Uluborlu)       S. y. 1081: B. 1119: S. daha sonra B. 1156’ya kadar: S. 1176 ya da daha sonra.

Kotaion (Kütahya)          1182 ya da daha sonrasına kadar genelde B.

Panasion (Banaz)           1176 ya da daha sonrasına kadar B.

Apamea (Dinayır)           S. 1076-1119: B. 1119 ama kısa bir süre sonra terk edilir.

Laodicea (Denizli)           S. 1081: B. 1098: S. 1118’e kadar B. 1119 S. 1182 ya da daha sonra.

Khonai (Honaz)               S. 1081: B. 1098: S. 1118’e kadar: B. 1119 S. 1182 ya da daha sonra.

Adalia (Antalya)              S. 1081: B. 1098: 1118’den önce ulaşım kesilir: 1119’da açılır: 1180’de kesilir.


b) Kuzey sınırı

Ancyra (Ankara) S. 1116’dan önce: D. y. 1124: B. 1139: S. y. 1143/5.

Gangra (Çankırı)  D. 11247e kadar: B. 1135: S. 1143/5.

Kastamone          D. y. 1090: B. 1130: D. 1131: B. 1132: D. 1134: B. 1135: D. daha sonra S. 1174’te ya da daha önce.

(Osmancık)          D. y. 1090: S. 1174’e kadar.

Nikonia (Çorum)   D. 1100/20: ?S. 1143/45 ya da 1174’ten sonra.


c) Doğu sınırı

Tyana (Niğde)       D. y. 1100/20: S. y. 1143/5.

Ablistene (Elbistan)S. 1111: D. 1160: S. 1174

Melitene (Malatya) D. 1103: S. 1106: D. 1124: S. 1177-80.

Germanicea (Maraş) S. 1149: Suriye 1159-60.

Behesni, Kaysun, Raban S. 1150: Suriye: 1159-61

Ayntab (Antep) ve Dülük  S. 1151: Suriye: 1159-61


4. İmparatorluk ölçeğinde genişleme dönemi (1182/1243)

2.Kılıçarslan’ın zaferleriyle imparatorluk sürekli olarak yeni topraklar kazanmıştı.. Saltanatın, 1188-92 yılları arasında bir düzine kadar oğlu arasında dağılması bile kesintisiz bir genişleme için engel oluşturmadı. Eyaletlerin 1204 yılında yeniden birleşmesinden sonra arka arkaya gelen yetenekli sultanlar Selçuklu iktidarını doruk noktasına çıkardı.

Batıda türkmen akınları, sınırı Dalaman Çayı’na kadar genişletmişti. Antalya, önce 1207’de ve son olarak 1214’te ele geçirildi. Kuzeybatıda yer alan Divriği’ye (Dadybra ?) 1197’de ulaşıldı ve yalnızca dar bir sahil şeridi Bizanslılara bırakıldı. Yine bu dönemde Canik (Samsun yöresi) ve Samsun (Amisos) fethedildi. Sinop’un 1214’te düşmesiyle birlikte Bizans İmparatorluğu’nun Trabzon Rumlarıyla olan bağlantısı kesildi. Trabzon Rumları bundan sonraki elli yıl boyunca Konya Selçukluları’na vergi vermekle yükümlü tutuldu. Ancak İznikli Laskarisler’in (1204-59) gücü, Selçuk iktidarını dengeledi ve bu denge sayesinde iki devlet arasında oldukça sabit bir sınır çizgisi ortaya çıktı. Sınır, Akdeniz’de Dalaman’ın ağzından başlayıp Menderes’in doğusundaki bir noktadan geçerek kuzey-kuzeydoğu doğrultusunda ilerliyor, Kütahya’nın batısından ve Mudurnu’nun doğusundan geçip Ereğli ile Divriği arasından ve Sinop’un batısındaki bir noktadan Karadeniz’e ulaşıyordu.

Güneyde, İsauria ve Kilikya’nın bazı bölgeleri yaklaşık 1221-22 yıllarında Ermeni Krallığı’ndan alınmış ve Alâiye [Alanya] limanı Selçuklular tarafından kurulmuştu. Doğuya doğru, hâlâ orada varlıklarını sürdüren küçük beyliklerin zararına büyük bir genişleme oldu: Erzurum (Selçuklu soyundan gelenlerin yönetimindeydi), Bayburd (Saltuklu yönetimindeydi), Çemişgezek, Harput ve Kâhta (Artuklular’ın yönetimindeydi) ve Ahlat (Eyyubilerin yönetimindeydi) önce vergiye bağlandı sonra hepsi birden Selçuklu topraklarına katıldı. Tell Başir, Urfa, Harran ve Rakka da birkaç yıl içinde imparatorluğa dahil edildi.

1243 yılındaki Moğol istilası ve Erzincan yakınında yapılan Kösedağ Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanması, Selçukluların ani bir yıkıma uğramasına neden oldu. Kısa süre içinde de bütün imparatorluk Moğol imparatorluğunun vasalı durumuna düştü. Daha sonraki Selçuklu sultanlarının yeteneklerine ilişkin bilebildiklerimizden Moğol fethinin zaten kaçınılmaz olan bir düşüşü hızlandırdığı sonucunu çıkarabiliriz. İran İlhanlıları, Kızılırmak’ın doğusunda yer alan ülkenin tümünü denetim altına aldı. Bu arada Anadolu’nun batısında kalmış olan Rum toprakları da giderek büyüyen Türkmen, yörük ve gazi birliklerinin akınına uğradı. Türkmenler, Rum topraklarına yaptıkları akınlarla kalmayıp Selçuklu yurdunda da kargaşa çıkmasına neden oldu. Son Selçuklu sultanları rekabet içinde olan Moğol yöneticilerinin, yerel Türk beylerinin ve onların pervanelerinin (vezirlerinin) hırslarıyla baş edemeyecek kadar güçsüz düşmüşlerdi.

İlk genişleme dönemi (1261-1304)

Konstantinopolis, 1261 yılında Bizanslılar tarafından yeniden ele geçirildikten sonra Bizanslıların Avrupa’daki toprakları (varlıkları) Asya’dakilerden çok daha önem kazandı. Türkler, daha Mikhael Palaeologos döneminde, hızlı bir gelişme göstererek eski Dalaman sınırından Menderes havzasına geçmişlerdi. Daha sonraki Bizans krallarının yönetimi sırasında ise sınırda, göçebe birliklerinin kesintisiz akınlarına karşı koymak güçleşmişti. Bu birliklerin başında, artık bağımsız hanedanlıklar kurabilecek kadar kuvvetli olan komutanlar vardı. Bu komutanların isimleri, erken döneme ilişkin tek orijinal kaynağımız olan Bizans tarihlerinde bile geçmektedir. 1269 yılına gelindiğinde Karya tümüyle Türkleşmişti. 1278’de kuşatılan Aydın, 1282’de Nisa ile birlikte ele geçirildi.

Sözü edilen bu erken dönem beylerinden en güçlüleri Menteşe (Mantakhias) ve Germiyan (Karmanos Alisurios) beylerdi. Menteşe Bey, sahil boyunca Efes’ten Finike’ye kadar egemendi. Germiyan Bey ise iç kısımlarda, hâlâ bir Bizans kenti olan Alaşehir yöresinden doğuya, Ankara ve Kırşehir'e kadar uzanan bir üstünlük kurmuştu (her iki kentte de Germiyan Beyi adına bu ailenin üyeleri yönetimi üstlenmişlerdi. Germiyanoğulları’nın başkenti ise Kütahya idi.)

Yüzyıl bitiminde başka beyler de ortaya çıktı. Köken olarak bir Menteşe komutanı olan Sasan Bey, 1304’te  Efes (Ephesus), Tire (Thyraea), Birgi (Pyrigion), Manisa (Magnesia), Pirene’yi (Pyrene) alarak bağımsızlığını ilan etti. Aydın Bey, Menderes’in kuzey kıyılarını gethettikten sonra tıpkı Sasan Bey gibi başlangıçtaki beyliğinden ayrıldı. İzmir (Smyrna) yakınlarında Saruhan Bey, Misia’ya doğru Karesi Bey ortaya çıktı. Osman Bey ise Bitinya’da iktidarının temelini oluşturuyordu. Sakarya Nehri’nin doğusunda Amurios oğlu Umur Han bulunuyordu.  Umur Han’ın neslinden gelenler, ileride Göynük’ten doğuya doğru yayılacaklardı. Kastamonu, Çandar Ailesi tarafından işgal edilmişti. Sinop ise Gazi Çelebi’nin temsil ettiği Selçuklu hanedanının son sığınağıydı.

Palaeologos sülalesinin, Bizans toprakları genelindeki bu ilerlemeyi durdurma çabası boşunaydı. Ancak 1304-5 yıllarında, Bizans kralının ünlü Katalan ordusunu yardıma çağırmasıyla olayların akışı kısa bir süre için tersine döndü. Roger de Flor, Alaşehir’i kurtardı. Türkleri Efes, Tire ve Birgi’den çıkardı. Doğruluğu kuşkulu olan bir kaynak, Katalan ordusunun Osman Beyi yeni ele geçirdiği Lefke’den kovaladığını iddia etmektedir (Cambridge Medieval History, IV, s. 657). Ancak Muntaner’in, Türklerin doğuya, Kilikya kapılarına kadar sürüldüklerine ilişkin tezi kuşkusuz aşırı bir abartıdır (buna, yazarın Kilikya ve Likya sözcüklerini karıştırmış olması neden olabilir).

İkinci genişleme dönemi (1306-60)

Türkler, kısa bir süre için geri çekilmişti. Bizanslılar, on beş yıl içinde Marmara Denizi sınırlarına doğru geri sürüldüler. Ellerinde yalnızca Hıristiyan yardımıyla bağlantısı artık tümüyle kesilmiş olan Alaşehir ve Ege’deki Foça, Karadeniz’deki Ereğli ile Amasra gibi kuşatılmış sahil kentlerini de kapsayan bir alan kalmıştı. Bu süreğen kargaşa döneminde, yarımadadaki müslüman güçler arasında yaygın olan üç siyasi örgütlenme biçimiyle karşılaşıyoruz.

a) İran’ın Moğol İlhanlıları’nın egemenliği: Gücü ve etkin olduğu bölgeye göre değişkenlik gösteriyordu. Yine de Kızılırmak’ın batısında pek bir varlık gösterdiği söylenemez. İlhanlıların yönetim merkezi genelde Kayseri’deydi. Bu kent, bazı cezalandırma amaçlı seferlerin de çıkış noktası olabiliyordu. Örneğin 1324 yılında Timurtaş, Dündar Beyi öldürmek üzere Eğridir’e buradan hareket etmişti. Ebu Sa’id’in 1335’teki ölümüyle, Rum valisi Eretna Bey bağımsızlığını ilan etmişti.

b) Türk beylerinin kurduğu, sayılan ve önemleri göreli olarak sürekli değişen bağımsız beylikler: Genellikle bu değişim, büyük ölçüde iktidardaki beyin gücüne olduğu kadar sürekli genişleyen sınırlara akın yapan Türkmen beylerinden yararlanma olasılığına da bağlı olarak gerçekleşiyordu. Örneğin Aydın Beyliği, yüzyılın ilk yarısında, topraklarının büyüklüğünü aşan bir oranda önem kazanmıştı. Bunda yalnızca önderlerinin başarılı olunun değil gazilerini birer deniz korsanına dönüştürmekteki becerisinin de rolü vardı. Büyük birer devlet adamı olan Osman ve Orhan Beyler de yeni gelen Türkmen beylerinden kâfir Bizanslıların kalelerini önce kuşatmak sonra da yerle bir etmek üzere yararlandılar. Diğer yandan Menteşeoğulları, Aydınoğulları’nın bütün Menderes havzasına ve Oniki Adalar’daki St. Jean Şövalyeleri’ne hakim olması sonucunda gerilediler. Bu arada Karamanoğulları, Selçuklu sonrası kurulan beylikler arasında ilk sırada yer alıyordu. Ancak güçlü Moğol yöneticilerinin, beyliğe yakın olan Kayseri’de bulunmaları yüzünden sivrilmeleri için bir yüz yıl geçmesi gerekti.

c) Ahiler: Bunlar, loncalar halinde örgütlenmiş olan genç erkek birliklerinin önderleriydi. Askeri kökenli olmamalarına karşın yaygın siyasi kargaşa dönemlerinde bulundukları bölgede sivil halkın güvenliğini ve dengeyi sağlamak için çaba gösteriyorlardı. Beylerin zayıf ve yetersiz olmaları ya da aşırı zorbalık yapmaları durumunda bu ahiler özellikle güçlü oldukları Ankara’da olduğu gibi kentin yönetimini ele geçirip bölgenin güvenliğini sağlamayı üstlenebiliyorlardı. İbn Battuta, yarımadadaki seyahatleri sırasında onlardan çok yardım görmüştü.

Önemli beylikler

 ... Gerçekten de kargaşa dolu bu çağda, son derece güçlü olan bu beylerin savunulabilen bölgelerde birer bağımsızlık dönemi yaşamış olmaları olasıdır.  Aşağıda sıralanan iki düzine kadar beylik en önemlilerinden olup haklarında bilgi mevcuttur. İleride görüleceği gibi 15.yüzyıla kadar varlıklarını sürdürmüş olanların çoğunun topraklarının isimleri o kadar uzun ömürlü olmuştur ki kurucularının kendi isimleri (ya da aynı soydan gelenlerin isimleri) eyaletlerin isimleri olarak da kullanılmıştır. Aydın(-eli), Saruhan, Karasi, Menteşe, Hamid, Teke ve karaman örneklerinde olduğu gibi. Bu kadar sivrilmemiş olan beylikler ise, tek istisna olan Sasan dışında, başkentlerinin isimleri altında sıralanmıştır.

1) Afyon-Karahisar: Son Selçuklular, Karahisar’ı Sahip Ata Fahrüddîn ailesine bıraktı. 14.yüzyılın başında Karahisar, Sandıklı ve Bolvadin’de egemen olan bu aile, yaklaşık 1349’da topraklarını ilhak eden Germiyanoğulları’nın etkisi altına girdi. Beyliğin kuruluşundan sonra başkent Karahisar ya da Sahip olarak tanındı.

2) Alâiye: Bu önemli Selçuklu yerleşimi, Karaman Beyliği ile Teke Beyliği arasında sürekli bir çekişmeye neden oluyordu. İbn Battuta’nın 1333 yılındaki ziyareti sırasında kent, Karaman Beyliği’nin yönetimi altındaydı. Anlaşıldığı kadarıyla 1360’ta bağımsızlığını kazanmış olabilir, ancak 1363’ten sonra kısa bir süre için Kıbrıs’taki Hıristiyan Krallığa vergi vermekle yükümlü kılındı. 15.yüzyılda Selçuk sultanları soyundan geldiğini iddia eden bir ailenin yönetiminde özerk oldu.

3) Ankara: Çoğunlukla bağımsız bir ahi cumhuriyeti olmakla birlikte iyan ailesinin bir üyesi tarafından yönetildiği kısa bir dönem de oldu (1299 tarihli kitabeye göre). Germiyanoğulları’nın düşüşü üzerine Karamanoğulları’nın tehdidi altında kalmış olmalı ki Orhan Bey 1354’te burayı işgal etmeyi gerekli görmüştü. (Evliya Çelebi onun burayı bir Germiyan beyinden aldığını söyler.) Ankara, 1359-60 yılında yine tehlikeye girince yeni tahta geçmiş olan 1.Murad’ın özel olarak düzenlediği bir seferle kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı.

4) Aydın: Başlangıçta Germiyan Beyliği’nin vasalı iken 1307-8’de Samanoğulları’ndan Birgi ve Efes’i alıp bütün Menderes Ovası’nı hızla işgal ederek bağımsızlığını ilan etti. Umur Bey, sayısız korsan seferi düzenleyerek, Ege ve Trakya’da haraç toplayarak ve bazen de rakip Bizans imparatorlarına ücretli asker sağlayarak kısa zamanda denizlerde bir üstünlük kurdu. İzmir, 1344’te, Ayasuluk ise 1365’te bir süreliğine Hıristiyanların eline geçti. Sart (Sardis) ve Nif (Nymphaion) Saruhanlılar ile güney Menderes havzası ve Balat (Miletus) Menteşeoğulları ile çekişmelere neden oldu. 14.yüzyılın ortasından itibaren hızla geriledi. 1390 yılında 1.Bayezid tarafından kolaylıkla alındı. 1402’de tekrar Timur’un eline geçti. Sonunda 1426’da Osmanlı topraklarına katıldı.

5) Beyşehir: Kurucuları 1300’den hemen sonra ölmüş olan Eşrefoğulları’nın kısa ömürlü iktidarının merkeziydi. Oğlu, Akşehir ve Bolvadin’i topraklarına kattı. 1324-25’teki büyük Moğol akını beyliğin sonunu getirdi. Beyşehir, Seydişehir ve Akşehir’i de kapsayan topraklarının büyük bir kısmı 1328’de Hamid tarafından işgal edildi.

6) Bolu: Sakarya Nehri’nin doğusunda küçük bir devlet olan Bolu, başlangıçta Umur Han’ın yönetimi altındayken, 1333’te bağımsızlığını kazandı. Yaklaşık 1354’te Osmanlılar tarafından alındı.

7) Canik: Zaman zaman Kastamonu Beyliği tarafından yönetilen bu topraklar zaman zaman da bağımsız beyler için bir sığınak oldu. 1.Bayezid tarafından fethedildiği sırada, burada aşağıdaki beylikler bulunuyordu:

  Samsun: Kubadoğulları

  Ordu (Katyora) ve Giresun (Kerasus): Emiroğulları

  Merzifon (Phazemon) ve Havza: Taşanoğulları

  Terme (Themiskyra) ve Çarşamba: Taceddinoğulları. Bu aile, Panaretos’un 1379-86 yılları arasındaki Trabzon’un tarihinde söz ettiği Limnia beyleri olsa gerek.

8) Denizli: Germiyanoğulları tarafından 1365’te alınıncaya kadar genelde bağımsız olarak varlığını sürdürdü. İbn Battuta, bölgenin daha 1333 yılında bile Germiyan haydutlarıyla dolup taştığına tanık olmuştu. El-Umarî’ye göre bu beylik, Menderes havzasının bir kısmını denetimi altında tutan güçlü bir devlet idi.

9) Gerede: Bolu ile aşağı yukarı benzer tarihe sahip olan küçük bir devlet idi.

10) Germiyan. En güçlü beyliklerden olan Germiyanoğulları, Alaşehir (Philadelphia) yöresinden Ankara ve Akşehir’e kadar uzanan geniş bir alana egemen oldu. 1306-7’de Simav’ı ele geçirdi. Daha sonra gerilemeye başlayan beylik kargaşa dolu bir dönem yaşadı. Yine de Aydın Bey başarılı bir şekilde bağımsızlığını ilan etti. İbn Battuta, 1333’te buradaki Germiyan eşkıyalarının varlığından bahsetmekle yetinmiş; ancak başkent Kütahya’ya uğramamıştı. Oysa sultanbeylik canlandı; 1349-50’de Afyon-Karahisar ve yaklaşık 1365’te Denizli işgal edildi. Hemen ardından yeni bir gerileme dönemine girdi. Osmanlılar, 1380-81’de, Bey güneybatıda Kula yöresine çekildiği bir sırada, büyük bir zorlukla karşılaşmadan beyliğin büyük bir kısmını ele geçirdi. 1402’de tekrar Timur’un eline geçen beylik, sonunda 1428’de Osmanlı topraklarına katıldı.

11) Göynük: Yüzyıl dönümünde Taraklı ve Mudurnu’yu da işgal etmiş olan Umur Han ailesi tarafından yönetildi. 1331’de Orhan Bey tarafından fethedildi.

12) Hamid: Bu beyliğin ilk başkenti, 1300’de Eğridir yerini alıncaya kadar Uluborlu idi. Dündar Bey, yeni başkentine Felekabad ismini vermişti. Antalya’yı da topraklarına katarak Akdeniz’e kadar egemen oldu. 1324’te Moğollar tarafından öldürüldü, ancak oğlu göller bölgesini yeniden ele geçirdi ve 1328’de Beyşehirli Eşrefoğulları’nın topraklarını da buraya dahil etti. Dündar Bey’in kardeşi Yunus Bey, Antalya’yı Moğol istilasından kurtarmayı başardı ve burada bağımsız bir kol oluşturdu (oğlu İbn Battuta7nın 1333’teki ziyareti sırasında Teke’de iktidardaydı, ancak görünen o ki gezgin, ailenin Hamidoğullarıyla olan bağlantısına ilişkin herhangi bir şey bilmiyordu). Dündar Bey’in diğer bir kardeşi ise, 1333’te Gölhisar’ın ikinci yöneticisiydi. Ancak burası, haritada bu isim altında gösterilen kent olmayıp, Isparta'dan Denizli’ye uzanan daha dolaysız bir yol üzerinde bulunan ve bugün bilinmeyen başka bir yer olmalı. 1.Murad, 1381-86 yılları araısnda beyliğin doğusundaki toprakların üçte ikisini ele geçirdi. Geri kalanı ise, 1390’da Bayezid tarafından fethedildi.

13) Karaman: Karaman Beyliği, daha 1256 yılındayken bile Ermenek ve Larende’de bağımsızdı. Ancak Moğollara yakın konumları nedeniyle yavaş bir gelişim gösterdi. Konya’yı, 1277 ve 1312 yıllarında iki kez ele geçirdi. Moğollar da ilki 1299’da, ikincisi 1319’da olmak üzere iki kez bu yükselen iktidarı ezdi. Karaman Beyliği, çoğunlukla Antalya’da egemen oldu. 1350-60 yılları arasında çok güç kazanarak Osmanlılarla Ankara için mücadele edip bir süre için bütün Eretna topraklarını istila etti (paraları doğuda Erzincan’a kadar uzanan bir bölgede basılıyordu).

14) Karesi: Danişmend kökenlidir. 1300’den çok daha önce ortaya çıktılar ve Katalanlar tarafından yenilgiye uğratıldılar. Bu yenilginin sonrasında Bergama (Pergamum) (1302) ve Balıkesir’de bulunan merkezleriyle çok güç kazandılar. Edremit ve Çanakkale gibi sahil bölgelerini ise yaklaşık 1306’da topraklarına kattılar. Karesi, Ege korsanlarının kalelerinden birisi olmakla birlikte bu beyliğin Marmara sahillerine egemen olduğu söylenemez. İbn Battuta “önemsiz bir insan” dediği sultanı pek de ciddiye almamış olsa gerek. Beyliğin büyük bir kısmı, 1336-1350 yılları arasında Osmanlı topraklarına katıldıysa da Edremit ve Çanakkeli bir süre daha bağımsızlıklarını korudu.

15) Kastamonu: İlk beyliklerden biridir. Yaklaşık 1290’da sonradan Kızılahmedliler ya da İsfendiyaroğulları olarak da adlandırılacak olan Candaroğulları beyliği’nin temellerini atan bir İlhanlı beyi tarafından kuruldu. 1322’de Sinop, 1330’da Canik fethedildi. Çankırı da beyliğe dahil olmalıydı. Anlaşıldığı kadarıyla 1393’te ya da daha sonra bağımsızlığını kazandı.

16) Manavgat: 1360’ta yarı bağımsızdı. 1361’de Kıbrıs’ın eline geçti. Genellikle Karamanoğulları’nın ya da Teke’nin yönetimindeydi.

17) Menteşe: Bu beyliğin başlangıçtaki gücünün sınırlı oluşuna ilişkin nedenlerden daha önce söz ettik. Sasanların iktidardan çekilmesi ve Aydınoğulları’nın yükselişi, Menteşeoğulları’nın genişleme hayallerine büyük bir darbe vurdu. St. John Şövalyeleri’nin yakın adaları ele geçirmiş olmaları da Menteşelerin kayıplarını korsanlık yaparak telafi etmelerini önledi. Menderes Ovası ve 1340’tan önce Balat’ı (Miletus) almış olan ve genelde üstünlüğü elinde bulunduran Aydınoğulları ile aralarında bir çekişmeye neden oldu. Bu arada Teke Beyliği, topraklarını batıda Finike’ye hatta Dalaman’a kadar genişletmişti. Tavas ise, 1333’ten sonra Menteşeoğulları tarafından alındı. 17.yüzyıl coğrafyacısı Kâtib Çelebi, iyice kuzeydoğuda yer alan Feslikan’ın beyliğin topraklarına dahil olduğunu yazıyorsa da burası ancak geçici olarak bu beyliğin bir parçası olmalıdır.  Menteşeoğulları Beyliği, 1390’da 1.Bayezid tarafından fethedildi. Timur’un burayı tekrar ele geçirmesinden sonra, 1427 yılında ya da daha önce Osmanlı topraklarına katıldı.

18) Saruhan: küçük bir Ege beyliği olan Saruhan da tıpkı Aydın ve Karesi beylikleri gibi korsanlıkla güç kazandı. Bizans tarihçileri bu beyliğin akınlarından sık sık söz etmişlerdir. 1300 yılından hemen sonra muhtemelen Germiyanoğulları’nın egemenliğinde ortaya çıktılar. Kısa sürede Katalan yenilgisinin üstesinden gelerek yaklaşık 1313’te Aydın Beyliği ile aralarında uzun zamandır çekişme konusu olan Manisa ve Nif’i aldılar. Zaten Nif ve Sart, Aydın ile aralarında hep sorun yaratmıştı.  Foça’daki (Phocaea) Ceneviz kolonisi Saruhan beyine vergi vermekle yükümlüydü. Beylik, 1390’da 1.Bayezid ve 1405’te 1.Mehmed tarafından fethedildi.

19) Sasan: Yükseliş öyküsü daha önce anlatıldı (bkz.İlk genişleme dönemi). Çöküşü de bir o kadar ani oldu. Sasan Bey, 1307-8 yıllarında Birgi ve Ayasuluk’u Aydın Bey'e kaptırdı ve anlaşılan 1310 yılında Rodos’ta öldürüldüğünde arkasında yerine geçecek birisini bırakmamıştı.

20) Sinop: Gazi Çelebi adında bir Selçuklu tarafından yaklaşık 1300’lerde yönetildi. 1322’de Kastamonu Beyi’nin eline geçti. El-Umarî, beyin burayı tımar olarak elinde tutmasına izin verildiğini ancak İbn Battuta’nın 1333’de sinop’u ziyaretinden önce öldüğünü yazmaktadır.

21) Sivas: Son Rum İlhanlı beyi olan ve yaklaşık 1327’de başa geçen Eretna Bey, 1355’te bağımsızlığını ilan etti. Kayseri, Niğde, Şebin-Karahisar, Erzincan ve Erzurum’u da kapsayan geniş bir alanı <sivas’tan yönetti. Topraklarının bir kısmı 1360’a doğru, Karamanoğulları’nın, 1365-81 arasında ise 1.Bayezid ile anlaşmazlığa düşen Burhaneddîn’in eline geçti.

22) Tavas: 1333’te Menteşeoğulları'na geçinceye kadar bağımsızlığını korudu.

23) Teke: Aynı izim altında bir Türkmen boyu, sonradan iktidar merkezi olan Antalya’yı ele geçirdiğinde kurulmuş olmalı. 1324’teki Moğol istilasına kadar Hamid tarafından bağımsız olarak bu tarihten itibaren de Hamid Ailesinin bir kolu tarafından yönetildi. Topraklarının genişliği sürekli olarak değişmiş, bazen Finike’den ya da daha batıda bir noktadan doğuda Alanya’ya (Alâiye) kadar uzanmış bazen de Antalya ve iç bölgesiyle sınırlı kalmıştı. 1361-73 yılları arasında Antalya kenti Kıbrıs Hıristiyan Krallığı’nca yönetildi. 1386’da 1.Murad, Antalya ve İstanoz dışında bütün beyliği topraklarına kattı ve burası 1391’de 1.Bayezid’in eline geçti. Osmanlılar tarafından son olarak 1427’de fethedildi. (S.48-59)

El-Umarî’nin Anadolusu üzerine bir açıklama:

İbn Battuta bize, yarımadanın 1333 yılındaki resmini kendi gördüklerine dayanarak çizer. Buna karşılık el-Umarî’nin anlatısı, Sivrihisarlı Şeyh Haydar’ın ve Cenovalı Dominic Doria’nın kendisine verdiği bilgiye dayanmaktadır. Yazarın söylediğine göre Haydar, 1333 yılında Anadolu’dan ayrılmıştır. Kitabın içeriğini oluşturan bilgilerden anlatının yaklaşık 1330 yılı için doğru olduğu yargısına varabiliriz. Örneğin, 1327’de yönetime geçen Eretna Bey’den söz etmektedir. Ancak bir yerde Göynük’ün bağımsız olduğunu belirtir. Oysa İbn Battuta, Göynük’ün 1333 yılında, Orhan bey’in elinde olduğunu yazmaktadır. Doria’nın raporlarında pek çok isim daha geçer. Zaten el-Umarî, bu ikisi arasında Doria’nın daha güvenilir olduğunu düşünmektedir. Yine de uzun bir zaman dilimine yayılmış olan anılardan da esinlendiği söylenebilir. Örneğin, İbrahim’in Kastamonu Beyi Süleyman’ın ardından iktidara geldiğini bilir ki bu olay 1324’te öldüğünü duymuştur (s.360’ta yazılanlara bakılırsa Dündar Bey o tarihte hâlâ iktidardadır) ne de Karesi beyliği’nin Osmanlılar tarafından fethedildiğini (s. 365-66’da Karesi’nin hâlâ iki kardeş arasında bölünmüş olduğu bahsi geçer). El-Umarî, asıl hatalarını yön konusunda yapar (ya el-Umarî yanlış aktarmaktadır ya da Quatremere yanlış çevirmiştir). Bursa’yı, Canik’in doğusuna (s.364), Menteşe’yi, Tavas’ın kuzeyine yerleştirirken en büyük şaşkınlığa da karahisar’ın konumunu belirtirken düşer. Kitabın 349. sayfasında yanlışlıkla, Gümüşhane’deki gümüş madenlerinin doğusunda göstediği Şebinkarahisar’ı, daha sonra Beyşehir’deki Eşrefoğulları Beyliği’nin batısına yerleştirir. Yine de genel olarak verdiği ayrıntılar İbn Battuta’nın çizdiği büyük resme şık bir şekilde oturur ve bizim için bir bilmece olan 14.yüzyıl Anadolu haritasında yer alan boşlukları doldurmamıza yardımcı olur.(S.60)

(Donald Edgar Pitcher, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Coğrafyası, YKY:1293, 2.baskı 2001, s.48-60)