Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

IV. Yüzyıl Constantinopolis Kilisesi’nde Aryanizm’in Yükselişi ve Düşüşü

Turhan Kaçar*

 

Giriş

Hıristiyanlığı Roma İmparatorluğu’nun meşru dinleri arasına dahil ederek, bu dinin Akdeniz dünyasını köklü olarak dönüştürmesinde anahtar bir role sahip olan Constantinus öldüğü zaman, Roma dünyasına taze kan getirmesi için desteklediği Hıristiyan kilisenin liderleri birbirleriyle kıyasıya mücadele ediyorlardı. 320li yılların başında İskenderiye’de papaz Arius’un yol açtığı ilâhiyat tartışması, zamanla piskoposluklar arası mücadeleye de dönüşmüştü. Gündemine Aryanizm krizini de alarak 325 yılında İznik’te toplanan I. Genel konsil, bu ilâhiyatı mahkûm ederek, başta Arius olmak üzere, bazı ileri gelen temsilcilerini sürgüne gönderdi. Ancak, Arius ve taraftarları kısa süre içerisinde sürgünden geri dönüp, kaybettikleri makamlarını geri kazandılar. Bu dönemde Arius’un en güçlü destekçisi Nicomedia (İzmit) piskoposu Eusebius idi. Onun çizdiği stratejiye göre, Aryanizm taraftarları Constantinus’un sağlığında yeni bir ilâhiyat tartışması açmayacaklar, bunun yerine İznik itikadının sıkı savunucusu piskoposları (yani Aryanizm muhaliflerini) görevlerinden uzaklaştıracaklardı. Aryanist kilise partisinin hedefleri arasında yer alan piskoposluklardan birisi de, 11 Mayıs 330 da resmî açılışı yapılan yeni başkent Constantinopolis’in (İstanbul) piskoposluğu idi. Aslında kentin müstakil bir piskoposluğa dönüşmesi, Constantinus tarafından başkent yapılmasına paralel bir gelişmedir, çünkü, Constantinopolis’un yerini aldığı eski Byzantium kenti Hıristiyanlarının, o zamana kadar Heraclae (Marmara Ereğlisi) piskoposluğuna bağlı oldukları zannedilmektedir.[1] Yeni başkentte toplanan ilk kilise meclisi Arius’u tekrar kiliseye kabul etmek istiyordu, ancak Constantinopolis piskoposunun buna muhalefet etmesi ve bunda (Arius’un beklenmedik ölümü sayesinde) başarılı olması, kilise politikalarına yön vermek isteyen piskoposların gözünden kaçmamıştı. Constantinopolis piskoposluğunu kontrol ederek imparatora yakın olmak, kilise politikalarını yönlendirmede anahtar olacaktı.

Bu çalışma, Aryanist gruba mensup piskoposların, başkent piskoposluğunu nasıl kontrol altına aldıklarını ve yaklaşık kırk yıl süresince (337-380) nasıl ellerinde tuttuklarını, özellikle imparator ile kurdukları ilişkiyi ve Roma imparatorluğu’nun genelinde ve Constantinopolis’de kontrolü nasıl kaybettiklerini, Athanasius, Socrates, Sozomenus, Theodorethus, gibi çağdaş kilise yazarlarının eserlerine dayanarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede, dönemin imparatorlarının (Constantius, Julianus, Jovianus, Valens ve Theodosius) izledikleri din politikaları da yeri geldikçe ele alınacak ve ayrıca Aryanizm’in Roma dünyasında hakimiyetini sürekli hale getiremeyişinin nedenleri üzerinde de durulacaktır.

Uluslararası akademik Çevrelerde, Constantinopolis Kilisesi’nin IV. yüzyıl tarihini ele alan çok fazla çalışma mevcut değil ise de, IV. yüzyıl kilise tarihine ilişkin yazılan eserlerde, devrin kilise politikalarında oynadıkları rollere paralel olarak bu kiliseyi yönetenler de makul bir oranda yer almaktadırlar. Modern literatürde doğrudan Constantinopolis Kilisesi’nin IV. yüzyılına ilişkin konuları ele alan en kapsamlı çalışma, G. Dagron’un ilk kez 1974’de basılan ve daha sonra 1984’de ikinci baskısı yapılan Naissance d’une capitale, Constantinople et ses institutions de 330 à 451 adlı eseridir. Bu eser, kentin kuruluşundan başkent oluşuna kadar sahip olduğu seküler kurumları incelemekte ve son bölümünde (s. 367-541) yine kuruluşundan 451’deki Kadıköy konsiline kadar Constantinopolis Kilisesi’nin tarihini, hem IV. Yüzyıl içerisinde karşı karşıya kaldığı din tartışmaları, hem de toplumla kurduğu ilişkiler çerçevesinde incelemektedir. IV. Yüzyıl kilise tarihinin en önemli konusu olan Arius tartışması ve paralelinde ortaya çıkan siyasal-dinsel oluşumları ele alan, R.PC. Hanson’un The Search for the Christian Doctrine of God, The Arian Controversy, 318-381, adlı eseri ve özellikle T.D. Barnes’ın Constantius dönemi din politikası konusunda önemli bi yere sahip olan çalışması Athanasius and Constantius, Theology and Politics in the Constantinian Empire, zikredilmelidir. Bunların yanı sıra H.C. Brennecke’nin Studien zur Geschichte der Homöer, Der Osten bis zum Ende der homöischen Reichkirche adlı eseri Aryanizm’in yaşadığı kırılmaları ve Roma dünyasında düşüş sürecini ele alan önemli bir çalışmadır. İncelediğimiz dönemin (337-380), Constantinopolis piskoposları arasında sadece Paulus’un hayatı müstakil bir çalışmaya konu olmuştur ki, W. Telfer’in bundan yarım yüzyıl önce yayınlanan hacimli makalesi “Paul of Constantinople”, değerini hâlâ muhafaza etmektedir.

Constantinopolis Kilisesinin Aryanizm’in Kontrolüne Girişi

Beşinci yüzyıl yazarlarından Socrates ve Sozomenus’un naklettikleri bir hikayeye göre, yaşlı piskopos Alexander ölüm döşeğindeyken, yerine kimin geçeceği kendisine sorulduğu zaman, “şayet dindar ve öğretici bir piskopos istiyorsanız Paulus’u seçin; ama karizmatik ve politikacı bir lider arıyorsanız Macedonius’u seçin” diye tavsiyede bulunur.[2] Paulus taraftarlarınca anlatılan bu hikaye, tam olarak ne zaman icad edildi bilmiyoruz.[3] Fakat hikaye, Constantinopolis Kilisesi için yapılacak olan ilk piskopos seçiminin sert ve trajik rekabetini açıklamaya yetmektedir.[4] Paulus, dönemin kilise teamüllerine biraz aykırı biçimde (çünkü Paulus, İznik’te benimsenen “Çevre piskoposların onayı” ilkesine uygun davranmadı)[5], Irene  (Aya İrini = Kutsal Barış) kilisesinde ‘Constantinopolis için seçilen ilk piskopos’ oldu.[6]

Paulus’un piskoposluğa getirilmesi, tam da Constantinus’un ölümü ve oğullarının imparatorluğun idarî sorumluluk alanlarını paylaşımı esnasında gerçekleşmişti. Paylaşım sorunu çözümlenince, Doğu’nun augustusu olan Constantius, başkent kilisesine ilişkin planlarını uygulamaya koydu. İmparatorun amacı oldukça açıktı: İznik itikadının yatıştıramadığı doğu kiliseleri için yeni itikat arayışı tartışmalarında, başkenti yönlendirici konuma getirmek istiyordu. Dolayısıyla kentin piskoposunun teolojik ve politik meselelerde etkili birisi olması gerekiyordu. Halbuki, seçimi tartışmalı ve İznik itikadı taraftarı olan Paulus bu iş için uygun birisi değildi. Paulus aleyhine ilk şikayet rakibi Macedonius’tan geldi. Suçlama ortaya çıkınca yargılama kaçınılmazdı. Bir piskoposun yargılanabilmesi için, kilise konsili toplanması gerekiyordu. Bunun üzerine, Bithynia eyaleti piskoposlarının katılımıyla toplanan bir konsil, Paulus’u yargıladı ve azletti.[7] Konsilin kararlarını uygulamaya koyan imparator, seçimi tartışmalı Paulus’u, Pontus’a sürgüne gönderdi.[8] Ancak, Paulus’un yerine Macedonius seçilmedi. Bithynialı piskoposlar, başkent kilisesi için Arius ve taraftarlarının ünlü hamisi Nicomedia piskoposu Eusebius’u atadılar.[9] Bityhnia metropolitinin başkente nakli, Constantius’un başkent kilisesini emin bir ele teslim etmek istemesi kadar, yeni kurulan Constantinopolis kilisesinin prestijini arttırma hamlesi olarak görülmelidir. Eusebius, Roma İmparatorluğu’nda kilise politikalarının imparatorun gölgesi olmadan yürümeyeceğini biliyordu. İznik itikadına alternatif üretmek ve  İznik itikadı taraftarı olan piskoposların yerine kendi grubunu getirmek için imparatorun desteği şarttı, zira imparatorun sağlayacağı kolluk gücü yaptırımı olmadan, piskoposların aforoz ve azil çözümleri genellikle ayrılıkçılık ile sonuçlanıyordu.

Eusebius (ö.341) erken kilise tarihi içinde, iniş çıkışlarla dolu hayatında hep ayakta kalmayı ve makamını korumayı başaran ilginç şahsiyetlerden birisidir. Kariyerine Beyrut piskoposu olarak başlayan Eusebius, daha sonra hızlı bir sıçrama ile imparatorluğun doğu kanadının başkenti olan Nicomedia piskoposluğuna yükseldi ve Licinius’un iktidarı döneminde onun adeta kilise işlerinden sorumlu danışmanı oldu.[10] Constantinus’un 324 yılında kazandığı Chrysopolis (Üsküdar) savaşından sonra, Licinius’un hayatının bağışlanması için oluşturulan heyette de yer alan Eusebius, sadece imparatorluk ailesi ile değil, aynı zamanda kilise içi politik işlerde de çok deneyimliydi.[11] İskenderiye’den sürülen Arius’u Nicomedia’da topladığı kilise meclisinde tekrar kiliseye kabul eden Eusebius, aynı zamanda Arius lehine etkili bir mektuplu propoganda kampanyası da başlatmıştı.[12] Eusebius’un, Arius ile tanışıklığı, Antiochea’daki (Antakya) eğitimleri sırasında ortak hocaları olan papaz Lucianus’a kadar geri gitmektedir.[13] Eusebius, Hıristiyanlığın ilk büyük konsilinin Ancyra (bugün Ankara) yerine İznik’te toplanmasında da etkili olmuştur. Konsil’de Arius’u savunan ve onunla ortak itikat metni kaleme alan Eusebius, İznik konsilinde alınan kararlara imza atmış olmasına rağmen Arius’un sürgün edilmesine karşı çıkmıştır.[14] Konsilden bir müddet sonra Mısır’da ortaya çıkan ayrılıkçı Meletianus grubunu destekleyen Eusebius, Constantinus tarafından Gallia’ya sürgüne gönderilmişse de, 327 yılında geri çağrılmış ve diğer Aryanistlerle birlikte affedilerek eski görevine iade edilmiştir.[15] Constantinus döneminin tamamında Nicomedia piskoposu olan Eusebius, gerçekte İznik itikadını benimsememesine rağmen, imparatorun tepkisinden çekindiği için, itikat metnini değiştirmek yerine, savunucularını kilise politikalarından uzaklaştırmak için girişimlerde bulunmuş ve daha Constantinus’un sağlığında, İskenderiye ve Antiochea gibi Hıristiyan doğu dünyasının iki büyük merkezindeki İznik yanlısı piskoposları görevlerinden uzaklaştırmayı başarmıştır.[16] Kendisini sürgüne gönderen imparator Constantinus’u ölüm döşeğinde vaftiz etmek, kaderin garip bir cilvesi olarak Eusebius’a kısmet olmuştur.[17]

Eusebius, Constantinopolis piskoposu olarak, yüksek organizasyon yetenekleri sayesinde, önce ıskenderiye piskoposu Athanasius etrafında kenetlenen İznik itikadı taraftarlarını, toplattığı kilise meclisleri ve İmparatorluğun askeri desteği sayesinde dağıtmayı başarmıştır. Eusebius’un girişimiyle 338 yılında Antiochea’da toplanan bir kilise meclisi (sinod), Constantinus’un ölümüyle birlikte sürgünden dönen İskenderiye piskoposu Athanasius’u bir kez daha azlederek, kentten kaçmaya zorlamış ve yerine Gregorius adlı birisini getirmiştir.[18] Bu ittifakın dağılması İznik itikadına alternatif bir metnin hazırlanmasını kolaylaştırmıştır. Nihayet 341’de Eusebius’un yönlendirmesiyle, Antiochea’da toplanan bir başka konsil, yeni bir itikat metni kabul etmiştir.[19]

Eusebius, Constantinopolis piskoposu olarak, misyonerlik çalışmalarına da ağırlık vermiştir. Döneminde Armenia bölgesi ve Basra körfeziyle çeşitli bağlantılar kurulduğu gibi, Gotlar arasında yaşayan Ulfilas adlı Cappadocia kökenli bir Hıristiyanı Got misyonuyla görevlendirilmiştir. İncil’i Got diline de çeviren Ulfilas, Gotların Hıristiyanlığı kabulünde anahtar bir rol oynamıştır.[20] Ulfilas’ın, Constantinopolis ile bağlantısı sonraki dönemlerde de devam etmiş ve hatta 360 yılında Constantinopolis’te toplanan konsile ve 381 toplanan II. Genel konsile katılmıştır.[21]

Constantinopolis Kilisesi’nde İznik itikadı karşıtı geleneğin kurucusu Eusebius, 341 yılı sonunda öldü. Sâsânilerle olan sınır  problemlerinden dolayı Antiochea’da bulunan İmparator Constantius’un başkentte olmamasını fırsat olarak gören sürgündeki eski piskopos Paulus,  İznik itikadı yanlısı grubun önde gelenlerinden Filistin’deki Gaza kentinin piskoposu Asclepius ile birlikte Constantinopolis’e geri döndü ve taraftarları onu Irene kilisesinde tekrar piskoposluk makamına getirdiler.[22] Bu arada, Paulus’un muhalifleri, Macedonius’u Bithynia ve Europa eyaletinden (Trakya’nın güneydoğu bölümü) gelen piskoposların katılımıyla piskopos seçtiler.[23] Constantius, başkentte Paulus’un piskopos seçildiğini öğrendiği zaman, onu kentten kovmak için süvari birlikleri komutanı (magister equitum) Hermogenes’i görevlendirdi. Fakat bu general Paulus’u kentten çıkaramadığı gibi, piskoposun heyecanlı taraftarlarınca linç edilerek öldürüldü.[24] Bu olay, cemaati ile her gün yüzyüze olan bir piskoposun Roma kentlerinde sahip olduğu gücü göstermesi bakımından önemlidir. Hermogenes’in öldürüldüğü haberini alan Constantius hızla başkente gelerek, Paulus’u kentten sürdü ve yerine istemeyerek de olsa Macedonius’u piskopos olarak bıraktı.[25]

Paulus mücadeleyi bırakmadı. 341 yılında toplanan Antiochea konsilinin ortaya sürdüğü yeni itikad metni ve yarattığı tartışmalar Batı’da da yankı buldu. Roma’daki piskopos Julius’un ve Batı augustusu Constans’ın da dahil olmasıyla Serdica’da (Bulgaristan’da Sofya) Latin ve Yunan dünyasından gelen piskoposlarca oluşturulacak, geniş katılımlı yeni bir genel konsil toplanması kararlaştırıldı. Konsil tam anlamıyla fiyasko ile sonuçlandı. Constantius’un yönettiği Doğu dünyasının, Yunan kökenli İznik karşıtı piskoposları, daha önce azlettikleri Paulus ve Athanasius gibi İznik yanlısı piskoposların, Latin kiliselerin temsilcileriyle bir arada olmasını protesto ederek, konsilin bir çatı altında toplanmasını engellediler.[26] Öbür yandan batılı piskoposlar da politik manevra olarak, İznik yanlısı piskoposların görevlerine iadesi konusunda Constans’ın siyasî desteğini sağladılar. Bu süreçte Paulus’un da şansı döndü. Roma piskoposu Julius’un ve Batı’daki İmparator Constans’ın desteğini sağlayan Paulus (ve sürgündeki diğer İznik itikadı yanlısı piskoposlar) 344’de makamını tekrar elde etti. Constantius buna tepki göstererek, praefectus Philippus’u görevlendirip Paulus’u memleketi Selanik’e sürdü.[27] Constantius bu hareketiyle Batı’daki imparatorun Doğu’nun içişlerine karışmasını engellemeye çalışıyordu.

Paulus son bir hamle olarak, 345 yılında İskenderiye piskoposu Athanasius ile birlikte  bizzat Constans’ın huzuruna çıkarak, onun desteğini sağladı. Constans’ın baskısı sonuç verdi ve Paulus 345 sonlarında veya 346’da Constantinopolis Kilisesi’ne son kez yerleşti. Bu defa yerini biraz daha uzunca süre koruyabilen Paulus, hem Hermogenes’in öldürülmesinden itibaren yarattığı rahatsızlıklar ve hem de Doğu ve Batı arasında oluşan siyasî gerilim yüzünden, Constantius’u öfkelendiriyordu. Constantius aynı zamanda, Paulus’un Batı imparatoru Constans’ın ajanı olabileceğinden şüpheleniyor olmalıdır.[28] Ne varki, Mezopotamya’daki sınır sorunları yüzünden 345/6-49 arasında Constantinopolis ile hiç ilgilenemeyen Constantius, bu süre içerisinde Paulus’un piskoposluğuna göz yummak zorunda kalmıştır.[29] Sasanî sorununu geçici olarak yatıştıran Constantius, şartların kendi lehine dönmeye başlamasıyla birlikte harekete geçti. 349 yılında Antiochea’da toplanan bir kilise konsilin kararı çerçevesinde, başkent praefectusu Philippus’un polisiye müdahalesiyle, Paulus aynı yıl görevden alındı. Tutuklanıp prangaya vurulan Paulus, Singara’da (Mezopotamya’da Sinjar) bulunan Constantius’un yanına gönderildi.[30] Buradan karargahla birlikte Emesa’ya (Suriye’de Humus) getirilen Paulus, sorgusu tamamlandıktan sonra, Cappadocia’daki Cucusus’a sürüldü. Bu sürgünde hayatını kaybeden Paulus’un sonuna ilişkin, elimizde Athanasius’tan başka kaynak yoktur. Athanasius’un verdiği bilgilere dayanarak, kilise tarihçileri, Paulus’un 350 yılının sonlarına doğru boğdurulduğunu yazmaktadırlar.[31] Bu arada, Paulus’un batıdaki koruyucusu imparator Constans’ın, 350 yılı Ocak ayında kendi generallerinden Magnentius’un darbesi sonucu öldürülmesi, Doğu augustusu Constantius açısından olası bir yeni siyasal kriz ihtimalini de ortadan kaldırmıştı. Cucusus’ta öldürülen ve buraya defnedilen Paulus’un cesedi, daha sonra I. Theodosius zamanında başkente getirilmiş ve  adına inşa edilen bir kiliseye defnedilmiştir.[32]

Constantius’un sürekli olarak Paulus’u Constantinopolis’ten uzak tutmaya çalışmasının temel nedeni, bu piskoposun İmparatorun düşündüğü kilise vizyonuna uymamasıydı, çünkü İznik itikadının doğulu piskoposları nasıl böldüğünü gören Constantius alternatif bir uzlaşma zemini arayışı içindeydi. Constantius ayrıca, Hermogenes’in linç edilmesinde Paulus’un oynadığı provoke edici rolü ve batıdaki İmparator Constans’ın desteğini kazanarak, İmparatorluğun iki yakasında yarattığı siyasal krizlerdeki sorumluluğunu da unutmamış olmalıdır.

Paulus’un 349 yılında düşüşüne müteakip boşalan Constantinopolis piskoposluğu, tekrar Macedonius’un kontrolü altına girmiştir. Tarihçi Socrates, Macedonius’un ilk işlerinden birisi olarak başkentteki farklı kilise gruplarına karşı giriştiği mücadeleyi not etmektedir. Constantinopolis’deki Novatian grubun kiliselerine el koyan ve bir dizi kanlı çatışmaları tetikleyen Macedonius, bu grubun çok güçlü olduğu Paphlagonia bölgesinde, (Batı Karadeniz) imparatorluk askeri birlikleri ile Novatian mezhebi mensupları arasındaki kanlı çatışmaları kışkırtmıştır.[33] Kökeni III. Yüzyıla dayanan Novatian mezhebi, İznik konsilinde ayrı bir grup olarak temsil edilmişler ve ayrı bir grup olarak varlıklarını sürdürmelerine rağmen, bu konsilin belirlediği itikat metnini kabul etmişlerdi.

Macedonius ayrıca, başkentin nüfuz alanını genişletmek için Eleusius adlı birisini Cyzicus piskoposluğuna ve kendi diyakozu Marathonius’u Nicomedia piskoposluğuna getirmiştir.[34] Aslında Macedonius’un, bu girişimleri hukukî dayanaktan yoksun idi, Çünkü ıznik konsili, Constantinopolis Kilisesi iÇin herhangi bir adlî bölge belirlememişti.[35] Dolayısıyla, adlî bölgesi belli olmayan -dahası ıznik konsilinde temsil edilip edilmediği bile bilinmeyen- Constantinopolis Kilisesi’nin bu tür girişimleri bir yandan da ciddî tepki toplamıştır. Socrates ve onu izleyen Sozomenus gibi yazarlar, Macedonius’un Constantinopolis civarında, kendisi ile aynı itikadı paylaşanları kapsayan bir manastır organizasyonu kurduğunu aktarmaktadırlar.[36]

Macedonius döneminde, bir önceki piskopos Eusebius’un tersine, Constantinopolis Kilisesi din politikalarının yönlendiricisi olamamıştır. Bunun önemli bir nedeni, Macedonius’un aktif bir Aryanist olmamasıdır. Hakikaten, bu bölümün başında ilk piskopos Alexander’a atfedilen hikaye, Paulus ile Macedonius arasında bir inanç ayrımı yapmamaktadır. Diğer yandan, Macedonius, Constantius’un etrafındaki aktif Aryanist grup içerisinde fazla ön plana çıkan bir şahsiyet değildir. İlaveten, ileride de değinileceği gibi, 360 yılında Macedonius görevden alındığı zaman, onun atadığı piskoposlar da (mesela Cyzicus piskoposu Eleusius) görevden alınmıştı. İmparatorun kilise politikalarındaki rolü noktasında ise, Macedonius’un piskopos olduğu 350li yıllarda, imparator Constantius’un iÇ ve dış siyasal sorunlardan dolayı, Batı’da meşgul idi. Onun iÇin, dönemin kilise politikalarının Çekim noktası da başta Sirmium (eski Yugoslavya’da Sremska Mitrovica) olmak üzere imparatorun ikamet ettiği kentlere taşınmıştır. GerÇekten de bu dönemde Mediolanum (Milano) ve Sirmium’da toplanan bir dizi kilise meclisi süre giden politik ve teolojik tartışmaları daha da alevlendirmiş ve İznik itikadına muhalefet ve çeşitli politik kaygılar temelinde bir araya gelen Doğulu piskoposlar arasında bölünmeler başlamıştır. Bu dönemde özellikle Antiochea piskoposu Eudoxius ve Ancyra piskoposu Basileus arasında başlayan rekabette, Filistin Caesarea piskoposu Acacius, Antiochea piskoposu ile birlikte hareket ederken, Constantinopolis piskoposu Macedonius, 350li yılların neredeyse sonuna kadar İmparator Constantius’un gözdesi olan Ancyralı Basileus ile birlikteydi. Bu dönemde Sirmium’da (351, 357 ve 358 tarihlerinde), 353’de Arelate’de (Fransa’da Arles), 355 yılında Medialonum’da ve Ariminum’da (İtalya’da Rimini 359) kilise konsilleri toplandı.[37] Bu konsillerin temel problemlerinden birisi İskenderiye piskoposu Athanasius’un kiliseden uzaklaştırılmasına batı kiliselerinin de onayını almaktı. 355 yılında Medialonum konsili sonrasında, Roma piskoposu Liberius, Demophilus’un da müdahalesiyle Athanasius’un aforozunu onayladığı zaman, problemlerden birisi çözümlenmişti.[38] İkinci problem ilâhiyat metni konusundaydı. Doğu dünyasının piskoposları Constantinus döneminde, İznik konsiline kerhen imza atmışlardı ama konsilin ilâhiyat metnini içlerine sindirebilmiş değillerdi. Onun için 340lı yıllardan itibaren sürekli alternatif metin arayışı içerisindeydiler. Fakat üzerinde anlaştıkları bir metin de yoktu. Dolayısıyla, 357 yılından itibaren ortaya sürülen ilâhiyat metinlerindeki anahtar kavramların etrafında yeni grıuplaşmalar ortaya çıktı. Bu dönemde ortaya atılan kavramlar şunlardı: Aetius adlı bir papazın formüle ettiği ve Hz. İsa’nın tabiatının Baba Tanrı’dan farklı olduğunu ·ÌüÏÔÈÔÚ (Anhomoios) terimiyle ifade eden bu grup, bir ara Eudoxius tarafından da desteklenmiş, ancak Constantius’un tepkisinden korkan Eudoxius, kısa süre sonra gruptan desteğini geri çekmişti. Hz. İsa’nın tabiatının Baba Tanrı’nın tabiatı gibi olduğunu savunan ve Homoios ‘_______ terimi etrafında birleşen bu gruba, Filistin Caesarea piskoposu Acacius liderlik ediyordu. Homoiousios (‘__________) partisi veya Basileus grubu ise, Hz. İsa’nın tabiatının Baba Tanrı’ya benzer olduğunu savunuyordu.[39] Bu konsillerin hiç birisinde Macedonius’un, etkin bir rolüne rastlamıyoruz. Hatta  359 yılında Ariminum ve Seleucia’da (bugün Silifke) toplanan ikiz konsillerde, doğulu piskoposlar Seleucia’da bir araya gelmişti. Macedonius kendisine karşı yöneltilecek suçlamaları tahmin ettiği için olsa gerek, Seleucia toplantısına bizzat katılmayarak, konsilin gidişatını kent dışından izlemişti.[40] Macedonius’a yöneltilen suçlamalar; Paulus ve Novatiancılarla mücadeleye girişerek hizip çatışmalarını kışkırtması ve çok sayıda insanın ölümüne yol açması ve zina yapmış bir diyakonun göreve getirilmesi olarak özetlenmektedir.[41] Basileus’a da benzer suçlamalar yöneltildi ve bu grup  360 yılında Constantinopolis’te toplanan bir konsilde görevlerinden uzaklaştırıldılar.[42] Macedonius’un bundan sonraki hayatı hakkında bilgimiz Çok zayıftır.[43] Tarihçi Socrates’in aktardığına göre, Macedonius, teslis içerisinde kutsal ruhun tanrısallığını reddeden π____________ (Pneumatomachoi=Ruh SavaşÇıları) kilise grubunun kurucusudur. Bunun nedeni, adı geçen Ruh Savaşçıları grubunun, en etkili lideri olan eski Cyzicus piskoposu Eleusius’un bu göreve Macedonius tarafından  atanmış olmasıdır.[44] 

Macedonius’un azledilmesinden sonra, Constantinopolis piskoposluğuna homoios Aryanist partinin liderlerinden, ihtiraslı Antiochea piskoposu Eudoxius (ö.370) getirilmiştir. Eudoxius’un atanması, yapımına Constantinus tarafından başlanan ve ancak oğlu II. Constantius’un son yılında bitirilen, ilk Ayasofya Kilisesi’nin resmî açılışıyla aynı zamana denk gelmiştir.[45]Piskoposluğunun ilk yıllarında imparatorluk tahtında sık yaşanan değişiklikler (361-364 arasında Constantius, Julianus, Jovianus, Valentinianus ve Valens), Eudoxius’un devlet gücünü kullanmasını engellemişse de, 364 yılında imparatorluğun doğu bölgeleri Aryanist eğilimlere sahip Valens’in (364-78) idaresi altına girdiği zaman, daha etkin olmaya başlamıştır. Eudoxius, piskoposluk kariyerine Germenicea’da (Maraş?) başlamış ve Antiochea piskoposu Leontius, 358 yılında öldüğü zaman, onun yerini almıştır.[46] Bir ara Constantius tarafından sürgüne gönderilmişse de, mensubu olduğu homoios parti, 359 yılının ikiz konsilleri neticesinde (Ariminum [İtalya’da Rimini] ve Seleucia [Silifke]) yeniden imparatorun gözdesi olunca, azledilen Macedonius’un yerini Eudoxius almıştır.[47] Constantinopolis kilisesinin, Antiochea’dan daha cazip olmasının temel nedeni, kilise politikalarının yürütülmesinde imparator ve bürokrasinin desteğinin belirleyici olmasıdır. 

 

İmparator ve Kilise: Constantius’dan Valens’e

Burada ara bir bölüm açarak İmparator Constantius’un din politikasını değerlendirmek yerinde olacaktır, çünkü İmparator Constantius, 337’den 361’e kadar 24 yıl İmparatorluğun önce doğusunu, son on yılında ise tamamını yönetmesine rağmen, modern Eskiçağ Hıristiyanlık literatüründe genellikle selefi ve halefinin ön plana çıkan dinsel özellikleri arasına sıkışmış silik bir şahıs olarak tasvir edilmektedir.[48] Halbuki, Constantius’un iktidarı Hıristiyanlık tarihi açısından en az babası Constantinus’un dönemi kadar önemlidir, çünkü Constantinus’un başlattığı Hıristiyan yanlısı politikalar, Constantius döneminde bu dinin zaferini geri dönülemez bir düzeye getirmiştir. Constantius döneminin yoğun Hıristiyanlaştırma politikaları, (meselâ devlet imkanlarını sonuna kadar kilisenin emrine tahsis etmesi ve neredeyse savaş halindeyken bile piskoposların problemleriyle bizzat meşgul olması) halefi Julianus’un paganizmi canlandırma girişimlerinin başarısızlığının hazırlayıcısı olmuştur. 

Constantius, babasının sağlığında Doğu’da caesar olarak görev yapıyordu ve bu sırada İznik itikadının doğulu piskoposlar arasında ne ölçüde memnuniyetsizlik yarattığını görmüştü. Onun için Constantius, hem İznik itikadının yerini alacak, hem de Hıristiyan liderler arasında, geniş tabanlı bir konsensus sağlayacak yeni itikad arayışlarına öyle büyük destek verdi ki, bu politika, cursus publicusun (İmparatorluk posta sistemi) piskoposlara peşkeş çekildiğini yazan, çağdaşı tarihçi Ammianus Marcellinus’u kıskandıracak boyuttaydı.[49] Döneminde toplanan kilise konsillerinde sürekli alternatif itikat metni arayışı vardı ki, bu arayış, ilâhiyat bağlamında bir karmaşayı da beraberinde getirmiştir.[50] Onun döneminde, İznik itikadının yerini alacak on civarında alternatif itikat metni hazırlanmış[51] ve bundan dolayı da, Constantius, özellikle İznik yanlısı piskoposlar tarafından, Arius ve izleyicilerini destekleyen bir imparator olarak sunulmuştur.[52] Bu sunum, büyük oranda Constantius’un çağdaşı ve siyasî kaderini İznik itikadı ile birleştiren, azılı muarrızı İskenderiye piskoposu Athanasius’un propogandasıdır. Halbuki İmparator bir inancı zorla dayatmadan ziyade, bir uyum arayışı içerisindeydi.[53] Athanasius ve çevresiyle yıldızı hiç barışmayan Constantius’un, bu çevreyi kilise politikalarından uzak tutmaya çalışmasının gerisinde, Athanasius’un kilise politikalarına mafyavari şiddeti bulaştırmasıydı.[54] İmparator Athanasius’un entelektüel kapasitesinden çok, İskenderiye’de sahip olduğu siyasal gücünden ürküyordu. V. yüzyılda yazan Socrates, Sozomenus ve Theodoretus gibi kilise tarihçileri IV. Yüzyıla ilişkin anlatımlarını çoğunlukla Athanasius’un yazıları üzerine kurdukları için, bize aktardıkları Constantius portresi de, Athanasius’un tasvir ettiği portredir. Athanasius, 355 yılında toplanan Mediolanum konsili  sırasında, Constantius’un piskoposlara “ne istiyorsam bu mutlaka kanun olmalıdır” diye hitabettiğini not etmektedir.[55] Aynı Athanasius, yazıları arasında bulunan ve Cordoba  (İspanya’da Kurtuba) piskoposu Ossius’a ait olduğu ifade edilen bir mektupta, yaşlı Ossius’un Constantius’a kilise işlerine karışmamasını ve babasının yaptığı gibi kilise işlerini piskoposlara bırakmasını tavsiye eden ifadelere yer vermektedir.[56] Athanasius’un Constantius karşıtı propogandasının amacı, muhataplarını, Aryanist kilise politikalarının tek belirleyicisinin imparator olduğuna inandırmaktır. Constantius’un kilise politikalarının yönlendirilmesinde etkili olduğu doğru olmakla birlikte, selefi (ve babası) Constantinus da kilise politikalarında çok etkiliydi. Halbuki Athanasius aynı propogandayı Constantinus’a karşı yapmamaktadır. Diğer yandan, Suriye’den Balkanlar’a bütün önemli kentlerde, İznik itikadı (ve Athanasius) karşıtı piskoposların iş başında olduğunu gören Constantius genellikle, çevresinde bulunan bu piskoposların belirlediği politikaları uygulamaya koymuştur. Bunun en bariz örneği, Constantius’un iktidarda kaldığı yaklaşık çeyrek yüzyıl içerisinde (337-361) toplanan onlarca kilise konsili ve bu toplantılarda ortaya çıkan farklı itikat metinleri ve farklı piskopos gruplarının İmparatorun desteğini kazanmayı başarmış olmalarıdır. Constantius döneminde doğu dünyasının Hıristiyan liderlerinin itikat arayışları İmparatorun aradığı geniş tabanlı konsensusu başaramamış, bilakis piskoposlar arası yeni kırılmalar ve gruplaşmaların doğmasına yol açmıştır.

Bu noktada, Constantius sonrası imparatorların Kilise sorunlarına yaklaşımından kısa da olsa söz etmek uygun olacaktır. Constantius’tan sonra tahta geçen Julianus (361-63), paganizmi yeniden canlandırmaya çalışmıştır. Julianus, çok zekice bir politika izleyerek, doğrudan piskoposlara karşı baskı politikası izlemek yerine, Constantius döneminde sürgüne gönderilen diğer piskoposları da serbest bırakarak, kentlerine dönmelerini sağlamıştır. Sağladığı özgürlük ortamıyla Julianus, Hıristiyanların daha fazla birbirine düşmesini amaçlıyordu ve bu amacına kısmen de olsa ulaşmıştır.[57] Julianus’un iktidarı on sekiz aydan biraz daha fazla sürmüş ve yerini Jovianus almıştır. İznik itikadı yanlısı sıkı bir Hıristiyan olduğu ifade edilen bu imparatorun ömrü Constantinopolis’i bile görmeye yetmemiştir. Jovianus, Roma ordusunu Mezopotamya’dan başkente doğru getirirken yolda ölmüştür. Jovianus’tan sonra İmparator olan Valens, aşağıda da görüleceği gibi, çoğunlukla Constantius’un 359 yılındaki Ariminum konsili sonrasında benimsediği üÏÔÈÔÚ grubun çizgisinde Aryanist bir kilise politikası izlemiştir.[58] Kendi rızası hilafına, İznik yanlılarının piskopos seçme, konsil toplama girişimlerini, yerine göre çok sert bir biçimde bastırmıştır.[59] Aryanist politikalardan vazgeçmeyen Valens’in, sadece hayatının sonlarına doğru, çevresinden aldığı telkinlere göre veya siyasal şartlara parallel olarak, İznik yanlılarına da müsamaha gösterdiği -tartışmalı olmakla birlikte- not edilmektedir.[60]

 

Constantinopolis’te Homoios Aryanizm’i: Eudoxius ve Demophilus

Constantius’un son döneminde ortaya konulan homoios itikat metnini, bütün kiliseler için mecburî hale getiren Eudoxius, bir yandan, Aryanist olmayan piskoposların kilise konsillerinde örgütlenmelerini engellerken, diğer yandan da muhaliflerin tekrar sürgüne gönderilmesini sağlayarak, Aryanist grubun iktidarını istikrara kavuşturmaya çalışmıştır.[61] Constantinopolis kilisesine seçildiği 360 yılının başı ile, hamisi İmparator Constantius’un öldüğü 3 Kasım 361 arasındaki yaklaşık iki yılda Constantinopolis kilisesinde önemli gelişmeler oldu. Eudoxius bir yandan selefi Macedonius tarafından atanmış olan Cyzicus piskoposu Eleusius’u ve Aryanist olduğu düşünülerek yanlışlıkla Antiochea piskoposluğuna getirilen Meletius’u görevlerinden azlettirerek sürgüne göndertmeyi başarmış, diğer yandan ise Ariminum-Seleucia itikadını sımsıkı koruyarak, Constantinopolis Kilisesi için geçerli ilâhiyat doktrinin, İznik itikadı değil, ona alternatif olarak 360 yılında Constantinopolis’te toplanan bir konsilde son şeklini alan itikat metninin olduğunu ilân etmiştir. Bu itikadın önemi, doğrudan Constantinopolis kilisesi tarafından sahip çıkılan ilk ilâhiyat metni olmasıdır. Bu metin ilk olarak 22 Mayıs 359 yılında İmparator Constantius’un huzurunda hazırlanmıştır.[62] Daha sonra aynı yıl içinde toplanan ikiz konsillerde (Ariminum-Seleucia) kabul edilen bu itikad, nihayet Acacius’un önderliğinde Constantinopolis’te toplanan Bithynialı piskoposlar tarafından Roma dünyası Hıristiyanlarının resmî itikadı olarak ilân edilmiştir. Bu itikad metni ilân edildiği zaman, Eusebius Hieronymus “bütün dünya Aryanist oldu” diye hayıflanmıştır.[63]

Kilise tarihçilerinin aktardıklarına göre, Eudoxius, Constantinopolis piskoposu olarak, sadece İznik itikadı yanlılarına değil, ilân edilen itikadı benimsemeyen bütün gruplara karşı sert bir tutum takınmıştır. Özellikle, İznik itikadı ve Aryanist itikad arasında orta yol tutturmaya çalışan, Basileus-Macedonius grubu kiliselerden sürülmüş, bunun yanı sıra, Eudoxius’un eski akıl hocaları Aetius ve Eunomius gibi ilâhiyatçıların başını çektiği, “Oğul’un Baba’ya benzemediğini savunan” ·ÌüÏÔÈÔÚ grup da yasadışı ilân edilmiştir.[64] Eudoxius ayrıca, Constantinopolis piskoposluğundaki selefi Macedonius’un üzerlerinde baskı kurduğu Novatiancıları da kiliselerinden çıkarmıştır.[65] Yine bu dönemde, İskenderiye kilisesinin işlerine de el atılmış ve İskenderiye piskoposu Athanasius, bu dönemde son bir kez daha sürgüne gönderilmiştir. Eudoxius, başkente imparatorla görüşmek için gelen piskoposları bir ön denetlemeden geçirerek, rakiplerinin İmparatora ulaşmasını engellemiştir. Kilise tarihçisi Theodoretus, Eudoksius’un bu başarısının gerisinde, imparatorluk ailesi ile kurduğu yakın ilişkiyi görmektedir.[66]

Constantinopolis piskoposluğu yaklaşık on yıl süren Eudoxius, 370 yılında öldüğü zaman, başkentteki mutad seÇim kargaşası tekrar ortaya Çıktı. ıznik itikadı mensupları, Evagrius adlı birisini piskoposluğa getirdiler, ancak Valens bu seÇimi kabul etmediği gibi, hem Evagrius’u hem de onu seçenleri sürgüne gönderdi.[67] Constantinopolis’teki seçim kargaşası, Aryanist grubun Makedonya’nın Beroea kenti piskoposu Demophilus’u, başkente getirtip piskopos olarak seçmesiyle son buldu. Kilise kaynakları, Demophilus’un, Aryanist grup çevresinde uzun süreden beri bulunduğunu hatta önde gelen bir lider olduğunu yazmaktadırlar. Demophilus’un adı ilk olarak 344’de Antiochea’da toplanan bir konsilin akabinde Batı imparatoru Constans’a gönderilmek için oluşturulan bir heyetin üyeleri arasında geçmektedir.[68] 350’li yıllarda Batı’da ortaya çıkan ilâhiyat tartışmalarında Aryanist grubun aktif bir mensubu olan Demophilus’un 355 yılında Mediolanum’da toplanan bir konsile katıldığı bilinmektedir. Bu konsil sonrası Demophilus’un gözetimine gönderilen Roma piskoposu Liberius’un, onun telkinleri sonucu Aryanist piskoposların hem politik arzularına [Athanasius’un mahkûm edilmesi] ve hem de teolojik taleplerine boyun eğmişti. Demophilus’un bu başarısı, onun Aryanist piskoposlar arasındaki önemine ve etkinliğine işaret etmektedir. 359 yılında toplanan Ariminum konsilinde de Aryanist partinin aktif bir üyesi olan Demophilus, konsilde Arius’un aforozunu engellemeye çalışmış ancak bunu başaramamış ve kendisi de, konsil tarafından aforoz edilmiştir.[69] Bu aforoz herhangi bir kıymet ifade etmeyecektir, çünkü, Ariminum konsilinin çoğunluğunun temsilcilerini (yani kendisini aforoz edenleri) İmparatorun huzurunda ikna etmeyi başaranlar arasında Demophilus da vardı.[70]

Constantinopolis’e nakledilene kadar Beroea piskoposluğu görevini sürdürmüş olan Demophilus, Constantinopolis Kilisesi’nde Aryanist bir gelenek oluşturmaya çalışan Valens için, mükemmel bir tercihti. Piskoposların rotasyonu (ve hatta kendi adlî alanları dışına çıkmaları) İznik konsilinde yasaklandıysa da, söz konusu Constantinopolis kilisesi olduğu zaman bu göz ardı ediliyordu. Daha önce Eusebius ve Eudoxius’un başkente nakledilmelerinde olduğu gibi, Demophilus’un piskoposluğa getirilmesinde de İmparatorun desteği sağlandığı için, konsillerde benimsenen prensipler kolayca terkedilebiliyordu. 370li yılların neredeyse tamamında, Constantinopolis piskoposu olarak kalan Demophilus’un, İmparatorluk kilise politikalarında ne kadar yönlendirici olduğunu bilemiyoruz, çünkü, Socrates Sozomenus ve Theodoretus gibi kilise tarihçileri, eserlerinde, Demophilus’a fazla yer vermemektedirler. Demophilus’un isminin, Constantinopolis piskoposluğu döneminde kilise tarihçilerinin eserlerinde çok fazla ön plana çıkmamasının diğer nedeni, İmparator Valens’in başkentten uzak kalmasıdır. 371 yılından itibaren ortaya çıkan Sasanî tehdidi nedeniyle, İmparator Valens, karargahını Antiochea’ya nakletmiş ve dolayısıyla daha çok imparatorun çevresiyle ilgilenen kilise tarihçileri de, gözlerini bu kente kaydırmışlardır. 370li yılların Aryanist politikalarının oluşturulmasında ve uygulanmasında, Antiochea piskoposu Euzoius, daha etkin bir rol oynamıştır. İznik itikadının yılmaz savunucusu İskenderiye piskoposu Athanasius öldüğü zaman, yerine seçilen Petrus, Euzoius’un girişimiyle, Roma’ya kaçmaya zorlanmış ve İskenderiye Aryanist Lucius’un kontrolü altına girmiştir.[71] Aryanist kilise tarihçisi Philostorgius, Demophilus’un, ·ÌüÏÔÈÔÚ grubun liderlerine fazla sempati beslemediğini ve daha önce Eudoxius tarafından Cyzicus piskoposluğuna getirilen Eunomius’un, Demophilus’un tavsiyesiyle, muhtemelen 370 lerin başında, İmparator Valens tarafından Naxos adasına sürüldüğünü yazmaktadır.[72]

 

Sonuç: Constantinopolis’te Aryanizm’in Sonu

Aryanizmin hem Constantinopolis’te hem de Roma dünyası sathında düşüşü, dönemin siyasal gelişmelerine paraleldir.[73] 375 yılından itibaren, zaten sorunlu olan Tuna sınırı, Hun faktörünün belirmesiyle birlikte, tekrar kaynamaya başlamıştır. Kendi aralarındaki bölünmelerin de etkisiyle, Hunlarla yaptıkları savaşları kaybeden Gotlar, mülteci olarak Roma sınırlarına dayanmışlardır. İmparator Valens 376 yılında, Gotların Hıristiyan olmaları şartıyla mülteci olarak sınırdan içeri alınmalarını kabul etmiştir.[74] Ancak, mülteci Got savaşçıların çıkardığı isyanı bastırmak için, Edirne’de onların karşısına çıkan Valens 9 Ağustos 378’de, Ammianus Marcellinus’un ifadesiyle Roma’nın M.Ö. 216’da Hannibal karşısında aldığı yenilgiden sonra, yaşadığı en feci felakette, hayatını kaybetmiştir.[75] Batı’da augustus olan Gratianus, Valens’in yerine, İspanyol asıllı İznik itikadı yanlısı Theodosius’u atadı. İznik itikadı özellikle İspanya’da kök salmış olmalıdır, çünkü adı geçen itikad metninin yazarlarından birisi de, devrin Cordoba piskoposu Ossius idi. Theodosius hükümdar olduğu zaman, din politikasını, Roma ve İskenderiye çizgisinde sürdüreceğini ilân etmiştir.[76] Ne var ki, bu politika da uzun sürmeyecek ve Theodosius kısa süre sonra Anticohea çizgisinde bir din politikası izleyecektir ki, bunun en somut ifadesi Antiochea piskoposluğu kontrolünde toplanacak olan II. Genel konsildir.[77] 24 Kasım 380’de Constantinopolis’e giren Theodosius, İznik itikadını kabul etmesini teklif ettiği zaman, Demophilus, İmparatorun teklifini geri çevirmiştir. Etrafındakilere İncil’de geçen “size bir şehirde zulmettikleri zaman başka bir şehre gidin” (Matta:10.23) emrini hatırlatan Demophilus, beraberinde İskenderiye’den kovulan Aryanist piskopos Lucius ile, kent surları dışında Aryanist toplumu yönetmeye devam etmiştir.[78] Kilise tarihçileri Demophilus’un Kudüs piskoposu Cyrillus ile aynı dönemde 385 veya 386 yılında öldüğünü belirtmektedirler.[79]

Aryanizm mezhebi kurumsal olarak Constantinopolis kilisesini bir daha kontrol edemediyse de, halk arasında uzun süre var olmaya devam etmiştir. 381 yılı yazında II. Genel konsile katılmak için Constantinopolis’e gelen Kapadokyalı Gregorius, sokakta herkesin Aryanizm içerikli ilâhiyat problemleriyle meşgul olduğunu gözlemlemiştir.[80] IV. Yüzyılın sonunda Constantinopolis piskoposluğuna getirilen Antiochea kökenli Ioannes Chrysostomus, kentte Aryanist cemaatin ilahili gece yürüyüşlerine alternatif olarak kendisi de bir başka yürüyüşü organize etmiştir.[81] Bu iki veri, İmparatorluk emirnamelerinin, kilise kadrolarını değiştirebilmesine rağmen, halkın inancını değiştiremediğini göstermektedir.

Son söz olarak şu noktaya dikkat çekmekte yarar vardır. IV. yüzyıl İmparator-Kilise ilişkilerinde varılacak sonuçlar çoğunlukla malûmu ilâmdır: İmparator Kilise işlerinin nihai otoritesidir. Ancak bu niçin böyledir diye sorulduğu zaman, durum sadece İmparatorun mutlak otoritesi ile açıklanacak kadar basit değildir. Bu noktada göz önünde tutulması gereken bazı gerçekler vardır. Birincisi, IV. yüzyılda kilise politikalarına yön vermek isteyen piskoposlar bizzat İmparatorun desteğini aramışlardır. Başka türlüsü mümkün de değildi, çünkü o dönemde Hıristiyanların ruhani temsilcilerini bir arada toplayacak bir kilise otoritesi yoktu. Ancak İmparatorlar da sadece keyfi otorite arayışına da girmemişlerdir. İmparatorlar genellikle çoğunluğu oluşturan piskoposlar grubunun kararlarını askerî yaptırımla destekleyerek fiiliyata geçirmişlerdir. Bu durum yukarıda anlatılan Aryanizmin Constantinopolis Kilisesi’nde yükselişi ve düşüşü sırasında gelişen imparator-kilise ilişkilerine de bire bir uygulanabilmektedir. Aryanist piskoposlar grubu Constantinus’un ölümüyle birlikte, Constantinopolis Kilisesi’ni (ve genel olarak İmparatorluğun doğu yarısını) kontrol altına almış olmalarına rağmen, kendi aralarında mutabık oldukları bir itikat metni olmadığı için, kısa sürede farklı gruplara ayrılmışlardır. Aryanistlerin yeniden gruplaşması, aynı zamanda küçülmelerine de yol açmıştır. Bu küçülmeden Constantinopolis Kilisesi doğrudan etkilenmiştir. Parçalanan Aryanist piskoposların bir kısmı zamanla İznikçilere yaklaşmışlar ve Antiochea Kilisesi’nin önderliğinde yeni bir blok oluşmuştur ki, bu bloğu oluşturan piskoposlar daha önceleri Aryanistler arasında yer alıyorlardı. Theodosius 380 yılında iktidarının başında Roma-İskenderiye ekseninde bir din politikası izleyeceğini duyurmasına rağmen, kısa süre sonra din politikasını İznik itikadının yeniden yorumlanmasını savunan Antiochea Kilisesinin çizgisine getirmiştir, çünkü Roma dünyasında İmparator, yöneteceği bölgenin hakim dinî eğilimlerini göz ardı edemiyordu. Geçmişte Constantius gibi, Theodosius da, din politikasını yöneteceği bölgenin çoğunluğunun itikat çizgisine çekmiştir ki, Constantinopolis piskoposu bu çizgiye yakın durmadığı için, İmparator onu başkentten uzaklaştırmıştır. Dolayısıyla, Aryanist partinin Constantinopolis piskoposluğunu kontrol ederken sağladığı imparatorluk desteğini devamlı hale getirecek bir yapı oluşturamadığı için, sadece başkent Constantinopolis’te değil, Roma dünyasının geri kalan kısmında da iktidarı kaybetmiştir.

 

* Doç. Dr., Balıkesir Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü. E-mail: turhankacar@gmail.com

Teşekkür: “Constantinus’tan Justinianus’a Patrikhane” başlıklı projemin bir parçası olan bu makalenin bibliyografya çalışması, 2005 yılı yaz döneminde Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TUBA) sağladığı finansal destekle, İngiltere’de Exeter Üniversitesi’nde yürütülmüştür. Bu finansal destekten dolayı, Türkiye Bilimler Akademisi’ne (TUBA) şükranlarımı sunmayı ve sağladığı misafirperver ortamdan ve kolaylıklardan dolayı ise Exeter Üniversitesi (İngiltere) Eskiçağ Tarihi Bölümü’ne ve Bölüm Başkanı Prof. S. Mitchell’e, teşekkür etmeyi, zevkli bir görev kabul ediyorum.

Metin içerisinde geçen şahıs ve yer adları genellikle Latince olarak yazılmış ve yer adlarının modern karşılıkları parantez içinde verilmiştir. Ancak İskenderiye ve İznik gibi bir kaç yer ismini Türkçe haliyle yazmayı tercih ettim.

 


 

Teşekkür: “Constantinus’tan Justinianus’a Patrikhane” başlıklı projemin bir parçası olan bu makalenin bibliyografya çalışması, 2005 yılı yaz döneminde Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TUBA) sağladığı finansal destekle, İngiltere’de Exeter Üniversitesi’nde yürütülmüştür. Bu finansal destekten dolayı, Türkiye Bilimler Akademisi’ne (TUBA) şükranlarımı sunmayı ve sağladığı misafirperver ortamdan ve kolaylıklardan dolayı ise Exeter Üniversitesi (İngiltere) Eskiçağ Tarihi Bölümü’ne ve Bölüm Başkanı Prof. S. Mitchell’e, teşekkür etmeyi, zevkli bir görev kabul ediyorum.

Metin içerisinde geçen şahıs ve yer adları genellikle Latince olarak yazılmış ve yer adlarının modern karşılıkları parantez içinde verilmiştir. Ancak İskenderiye ve İznik gibi bir kaç yer ismini Türkçe haliyle yazmayı tercih ettim.

[1]Procopius, Buildings  (Peri Ktismaton), 4.9.14 [Procopius, Buildings, (Peri Ktismaton), (Loeb Classical Library, H.B. Dewing) (Harvard University Press: Londra & Mass. 2002)];  F.L. Cross, The Oxford Dictionary of Christian Church, (Oxford 1957), s. 335; ayrıca bakınız A.H.M. Jones, Cities of the Eastern Roman Provinces, (Oxford 1971), s. 24-5. 

[2] Socrates, HE, II.6 [Socrates, HE. =Socrates, Church History, From AD. 305-439, Nicene and Post Nicene Fathers-2. seri, cilt II içinde, (Edinburgh 1989)]; Sozomenus, HE,  III.3 [Sozomenus, HE. =Sozomenus, Church History From AD. 323-425, Nicene and Post Nicene Fathers 2. Seri, cilt II içinde, (Edinburgh 1989)]. Bu iki kaynak, Alexander’ın öldüğü zaman 93 veya 98 yaşında olduğunu belirtmektedirler. Buradan itibaren dipnotlarda kullanılan HE (Historia Ecclesiastica = Kilise Tarihi)  kısaltması, Eusebius ile başlayan ve Rufinus, Socrates, Sozomenus ve Theodoretus gibi yazarlarla devam eden kilise tarih yazarlarının eserlerinin geleneksel kısaltma biçimidir.

[3] Sozomenus, HE, III.3’de, hikayenin bizzat Macedonius yanlıları tarafından teyit edildiğini, ancak politikacının Paulus, dindar karakterin ise Macedonius olduğunu iddia ettiklerini yazmaktadır.

[4] Alexander, Byzantium kilisesi için seçilmişti, fakat kent onun görev süresi içerisinde yenilenerek Constantinopolis’e dönüştü.

[5] İznik Konsili, piskopos seçiminde eyalet piskoposlarının katılımı ve onayını şart olarak koymuştu. Kanon 4 için bak. E.J. Jonkers, Acta et Symbola Conciliorum Quae Saeculo Quarto Habita Sunt, (Leiden 1954), s. 40.  

[6] Socrates, HE, II.6; Sozomenus, HE, III.3; Theodoret, HE, II.4 [Theodoret, HE. =Theodoret, The Ecclesiastical History, Nicene and Post Nicene Fathers 2. Seri, cilt III içinde, (Edinburgh 1996)]. Paulus’un ilk kez ne zaman piskopos seçildiği tartışmalıdır. Bazı yazarlar (mesela biyografisini yazan W. Telfer, “Paul of Constantinople” Harvard Theological Review 43 (1950), s. 49-56), Paulus’un 330 ların başında piskopos seçildiğini, Barnes, Athanasius and Constantius, s. 212-17’de 337 yılında seçildiğini savunmaktadır ki, kilise tarihçilerinin olay dizimine göre, Paulus, Constantinus’un ölümünden hemen sonra yani 337 de piskopos seçilmiş olmalıdır.

[7] Athanasius, Historia Arianorum, 7.1 [Dipnotlarda Athanasius’a yapılan bütün atıflarda şu eser kullanılmıştır: Athanasius, Selected Writings and Letters, Nicene and Post Nicene Fathers 2. Seri, cilt IV, (Edinburgh 1991); Socrates, HE, II.7. Paulus’a yönelik suçlamanın Macedonius tarafından ortaya atıldığını (ve bu suçlama sırasında Athanasius kendisin de hazır olduğunu) yazmasına rağmen suçlamanın mahiyeti hakkında herhangi bir şey belirtmemektedir.

[8] Paulus’un kariyerine ilişkin daha geniş detaylar için bak. Telfer, “Paul of Constantinople” s. 30-92; R. Klein, Constantius II  Und Die Christliche Kirche, (Darmstadt 1977), s. 71-77 (Paul ile Constantius’un ilişkisinin imparatorluk politikaları açısından analitik bir izahı.); T.D. Barnes, Athanasius and Constantius, Theology and Politics in the Constantinian Empire, (Harvard University Press: Londra & Mass. 1993), s. 212-17 (Kısa fakat mükemmel bir kronoloji). 

[9] Athanasius, Historia Arianorum, 7; Socrates HE, 1.6; R.P.C. Hanson, The Search for the Christian Doctrine of God, (T & T Clark: Edinburgh 1988), s. 268.

[10] Eusebius, Licinius’un praefectus praetoriası Julius Julianus ile akrabaydı, muhtemelen bu akrabalık ilişkisi Eusebius’un Nicomedia’ya naklinde ve İmparatora’a yakın olmasında etkiliydi. A.H.M. Jones, J.R. Martindale, J. Morris, The Prosopography of the Later Roman Empire, vol. 1 A.D. 260-395, (University Press: Cambridge 1971), (Julius Julianus 35), s.478-79; T.D. Barnes, Constantine and Eusebius, (Harvard University Press: Mass. & Londra 1981), s. 70; Hanson, Christian Doctrine of God, s. 28.

[11] Socrates, HE, I.25; Sozomenus, HE, II.27; Rufinus, HE, X12 [Rufinus of Aquileia, Church History -10 ve 11. Kitaplar-, (İngilizce çev. P. R. Amidon), (Oxford University Press: Oxford 1997)]; Philostorgius, HE, I.9 [Philostorgius, HE. = Philostorgius, Kirchengeschichte, Mit Dem Leben Des Lucian Von Antiochien Und Den Fragmenten Eines Arianischen Historiographen, von J. Bidez & F. Winkelmann (Berlin 1972)].

[12] Böylesi mektuplardan birisi, Theodoret tarafından yayınlanmaktadır. Theodoret, HE, 1.5.

[13] Arius’un mektubunun metni için bak. Theodoret, HE, 1.4; H.-G. Opitz, Athanasius Werke,  Urkunden Zur Geschichte Des Arianischen Streites, 318-328, (Walter De Gruyter & co: Berlin und Leipzig 1934), Urkunde 8.

[14] Wallace-Hadrill, Eusebius’un İznik itikadını benimsemesini, kariyerini Arius gibi bir papa için tehlikeye atmaya gerek görmediği şeklinde yorumlamaktadır. D. S. Wallace-Hadrill, Christian Antioch, A Study of early Christian Thought in the East, (University Press: Cambridge 1982), s. 86; C. Luibheid, “The Arianizm of Eusebius of Nicomedia” Irish Theological Quarterly 43 (1976), s. 3-23.

[15] Socrates, HE, I.14; Sozomenus, HE, II.16; Barnes, Constantine and Eusebius, s. 229.

[16] Eusebius’un bu tür politik girişimleri, modern kilise tarih literatüründe, onun negatif sıfatlarla anılmasına yol açmıştır. H. Gwatkin, The Arian Controversy, (Longmans, Gren: Londra 1903), s. 21’de Eusebius’u “saray politikacısı”;  A. Harnack, History of Dogma IV. s. 57-58’de (http://www.ccel.org/ccel/harnack/dogma4.pdf), “prensipsiz, din adamından çok, politikacı” olarak nitelemektedir. 

[17] Eusebius, VC. 4.62 [Eusebius, Vita Constantini (=The Life of Constantine), Nicene and Post Nicene Fathers 2. Seri, I. cilt (içinde), (Edinburgh  1991)]; Socrates, HE, 1.39, 40.

[18] Athanasius, Apologia Contra Arianos, 30; Barnes, Athanasius and Constantiuıs, s. 46. 

[19] Bu konsilde dört farklı itikat metni kabul etmiştir. Metinler ve incelemeleri için bak. Jonkers, Acta et Symbola Conciliorum s. 57-61; J.N.D. Kelly, Early Eastern Creeds, (Longman: Londra 1972), s. 263-74.

[20] Socrates, HE, II.7; Sozomenus, HE, II.4; T.D. Barnes, “The Consecration of Ulfila”, Journal of Theological Studies 41, (1990), s. 541-45; R. Klein, Constantius II und Christliche Kirche, s. 175-77, 218-20, 255-57. 

[21] Sozomenus, HE, VI.37.

[22] Socrates, HE, II.12; Sozomenus, HE, III.9.

[23] Macedonius’un piskopos seçildiği kiliseyi Paulus’a adanmış bir kilise yazmaktadır ki, bu muhtemelen Havariler Kilisesi (Apostoleion) olmalıdır. Socrates, HE, II.12; Bu kilise hakkında ayrıca bak. J. Freely, A.S. Çakmak, İstanbul’un Bizans Anıtları, (çev. G. Tanman) (YKY: İstanbul 2005), s. 28-29.  G.T. Armstrong, “Imperial Church Building and Church-State Relations, A.D. 313-363”, Church History 36/1 (1967), s. 3-17.

[24] Athanasius, Historia Acephala (Introduction), II; Socrates, HE, II.13; Sozomenus, HE, III.7; Telfer, “Paul of Constantinople” s. 77-83; Jones, Martindale & Morris, Prosopography of the Later Roman Empire, vol. 1, s. 422-23 (Hermogenes 1).

[25] Socrates, HE,  II. 12, 13; Klein, Constantius II und Christliche Kirche, s. 71-77; Barnes, Athanasius and Constantius, s. 213; Telfer, “Paul of Constantinople” s. 77-83. Constantius bu kent içi kargaşadan dolayı başkent halkını da cezalandırarak, günlük 80.000 modii olan bedava ekmek tahsisini yarı yarıya keserek 40.000’e düşürmüştür. Klein, s. 73. 

[26] T. Kaçar, “The Parting of the Ways: The East and the West at the Council of Serdica A.D. 343”, Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Dergisi XIX/1 (2002), s. 139-151.

[27] Socrates, HE, 2.22; Sozomenus, HE, III.9; Paulus’un bu sürgün hikayesini detaylı olarak anlatmaktadır. Hermogenes’in başına gelenlerden ders almış olan Philippus doğrudan Paulus’a karşı harekete geçmeyerek, başkente geldiği zaman bütün kent ileri gelenlerini (ve Paulus’u da) Zeuxippus hamamında resepsiyona davet eder, Paulus içeri girdiği zaman, Philippus hemen sürgün kararını gösteren İmparatorluk emirnamesini çıkararak Paulus’u tutuklattırır ve gizli bir geçitten deniz kıyısına götürterek oradan Selanik’e gönderir. Paulus’un kökeni konusunda bak. Telfer, “Paul of Constantinople” s. 45-46. Philippus’un kariyeri için bak. Jones, Martindale & Morris, Prosopography of the Later Roman Empire, c. 1, (Flavius Philippus 7), s. 696-97.

[28] Klein, Constantius II und Christliche Kirche, s. 76-77.

[29] Barnes, Athanasius and Constantius, s. 219-224.

[30] Kilise tarihlerinden olayların akış sırasını her zaman doğru olarak çıkarmak mümkün olmuyor. Buna paralel olarak A.H.M. Jones, yarım asır önce Paulus’u tutuklayan Philippus üzerine yazdığı bir makalesinde piskoposun Singara’ya 342 yılında yani Hermogenes’in linç edilip öldürülmesinin akabinde gönderildiğini savunmuştu. A.H.M. Jones, “The Career of Flavius Philippus” Historia IV, (1955), s.229-33.  Socrates, HE, II.26, Paulus’un sürgüne gönderilmesi ve idam edilmesini, Batı’daki koruyucusu İmparator Constans’ın öldürülmesinin hemen arkasından gerçekleştiğini yazmaktadır. 

[31] Athanasius, Apologia de Fugo, 3; Historia Arianorum, 7;  Socrates, HE, II.26; Sozomenus, HE, IV.2; Telfer, “Paul of Constantinople” s. 86-90; Barnes, Athanasius and Constantius, s. 214 vd. Sozomenus, Paulus’un nasıl öldüğünün tam olarak bilinmediğini  ama, Macedonius taraftarlarınca boğdurulmuş olabileceğini belirtmektedir.

[32] Socrates, HE, V.9; Sozomenus, HE, VIII.10. 

[33] Socrates, HE, 2.27; Sozomenus, HE, 4.20. Socrates’in bu çatışmayı ayrıntılı olarak naklederek, negatif bir Macedonius portresi yaratmasının nedeni, kendisinin de Novatian mezhebine mensup olmasıdır. T. Urbainczyk, Socrates of Constantinople, Historian of Church and State, (The University of Michigan Press: Ann Arbor 1997), s. 26-28’de Socrates’in Novatian mezhebine mensubiyetini kabul etmiyor ama sempati beslediğini savunuyor.

[34] Socrates, HE, 2.27; Sozomenus, HE, 4.21.

[35] İznik konsilinin yasaları arasında altıncı yasada sadece İskenderiye, Roma ve Antiochea’nın eski geleneklere göre adlî alanları üzerinde otorite sahibi oldukları belirtilmektedir. Jonkers, Acta et Symbola Conciliorum, s. 41-42.

[36] Socrates, HE, 2.38; Sozomenus, HE, 4.21. 

[37] Bu konsiller hakkında bak. Barnes, Athanasius and Constantius, s. 109-120; Hanson, Christian Doctrine of God, s. 325-357; T. Kaçar, “Cilician Bishops and Fourth Century Church Politics”, Olba VIII (2003), s. 109-128.

[38] Hanson, age. 334-343; Barnes, age. 118-119.

[39] Bu grubun politik ve teolojik konumunun analizi için bak. W. A., Löhr, “A Sense of Tradition: The Homoiousian Church Party” şurada: Arianism After Arius, Essays on the Development of the Fourth Century Trinitarian Conflicts, (ed. by Michel R. Barnes & Daniel H. Williams, Edinburgh 1993), s. 81-100.

[40] Sozomenus, HE, 4.22; Epiphanius, Panarion, 73.23.4, 27.6 [Epiphanius, The Panarion, selected passages, (İng. çev. ve edisyon P. R. Amidon) (Oxford 1990)].

[41] Socrates, HE, II.42.

[42] T.D. Barnes, “Crimes of Basil of Ancyra”, Journal of Theological Studies XLVII/2, (1996), s. 550-54.

[43] Sozomenus, HE, IV.26’da Macedonius’un başkent civarında yaşamaya devam ettiğini ve burada öldüğünü yazmaktadır.

[44] Socrates, HE, II.45. Eleusius bu grubun lideri olarak otuzaltı piskopos arkadaşı ile birlikte II. Genel Konsil’e (381) katılmış ancak konsil sonuçlanmadan İstanbul’u terk etmişti. Socrates, HE, V.8.

[45] Constantinopolis ile ilgili konulara geniş yer veren Chronicon Paschale yazarı, Eudoxius’un piskoposluğa atanmasında hazır bulunan çevre piskoposların tamamının ismini nakletmektedir. Chronicon Paschale 284-628 AD. (İngilizce çev. Notlar ve giriş M. Whitby & M. Whitby), (Liverpool University Press: Liverpool 1989), s. 34-35; Dagron, Naissance D’une Capitale, s. 436-42.

[46] Theodoret, HE, II.20’de Eudoxius’un ilk piskoposluk yaptığı Germanicia kentinin Euphratisia eyaletinde ve Cilicia, Cappadocia ve Suriye arasında olduğunu yazmaktadır.

[47] H.C. Brennecke, Studien zur Geschichte der Homöer, Der Osten bis zum Ende der homoöischen Reichskirche,  (Tübingen 1988)s. 40 vd.

[48] Avrupa’nın Hıristiyanlaşmasının en önemli mimarı Constantinus (306-337) ve eski pagan dinin son şampiyonu, sadece on sekiz ay imparatorluk yapan Julianus (361-63), modern tarih yazıcılığında çok detaylı olarak incelenmesine rağmen, II. Constantius’un neredeyse çeyrek yüzyılı bulan iktidarı bu iki dönem arasında neredeyse kerhen anlatılmaktadır. Meselâ, Cambridge Ancient History serisinin 13. cildinin son bölümü Constantinus’a ve 14. cildinin 2. bölümü Julianus’un onsekiz ayına ayrılmış olmasına rağmen, Constantius’un ismi bu seride ayrı bir başlık olarak yer almamaktadır. Constantius’a ilgisizlik, A. H. M. Jones, The Later Roman Empire (Londra 1964); A. Cameron, The Later Roman Empire (Londra 1993), gibi eserlerde ve bu alana ilişkin diğer çalışmalarda da gözlenmektedir. Constantius dönemini işleyen İngiliz ve Alman tarih literatüründe sadece birer monografın bulunması ilgisizliğin bir başka kanutıdır. Bak. T.D. Barnes, Athanasius and Constantius, R. Klein, Constantius II und die Christliche Kirche.

[49] Ammianus Marcellinus 21.16.18 [Ammianus Marcellinus Res Gestae (Loeb Classical Library, İngilizce çev. John C. Rolfe),  (Harvard University Press: Londra & Cambridge 1944-47)]

[50] Hanson, Christian Doctrine of God, 341-360 yılları arasını karmaşa dönemi olarak nitelemektedir.

[51] Constantius dönemi itikad metinlerinin ayrıntılı bir incelemesi için bak. Kelly, Early Christian Creeds, s. 263-331.

[52] M. Michaels-Mudd, “The Arian Policy of Constantius II and its Impact on Church-State Relations in the Fourth-Century Roman Empire” Byzantine Studies/Études Byzantines, 6 (1979), s. 95-111. 

[53] Dönemin din politikasını denge arayışı çerçevesinde değerlendiren bir çalışma için bak. J. W. Leedom, “Constantius II: Three Revisions” Byzantion 48 (1978), s. 132-145, özellikle s. 136-141.

[54] H.I. Bell,  Jews and Christians in Egypt, (Oxford 1924), papirus 1914, s. 53 vd ; T. Kaçar, “Eskiçağ İskenderiye Kilisesinde Politik Bir Araç Olarak fiiddet” Tarih İncelemeleri Dergisi, XVII/2 (2002), s. 17-37. 

[55] Hanson, Christian Doctrine of God, 849. Athanasius, Historia Arianorum, 33

[56] Athanasius, Historia Arianorum, 44.

[57] Anticohea’da sürgünden dönen Meletius ile kentin diğer İznik yanlıları arasında ayrılıkçılık sorunu ortaya çıkmış ve bu yaklaşık yarım yüzyıl devam etmiştir.

[58] Valens’in ¸ÏÔÈÔÚ kilise politikası, Brennecke tarafından kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Brennecke, Studien zur Geschichte der Homöer, s. 181-242.

[59]Kaynaklar, Valens’in bir ara sayıları sekseni bulan İznik yanlısı din adamlarını, bir gemiye doldurup Batı Karadeniz kıyılarında yaktırdığını yazmaktadırlar.  Bu din adamları muhtemelen, Eudoxius öldüğü zaman, yerine Evagrius’u seçmeye çalışan piskoposlar ve maiyetleriydi. Socrates, HE, IV.16; Sozomenus, HE, VI.14; Theodoret, HE, IV.21.

[60] Rufinus, HE, XI.13; Valens’in değişen politikalarına ilişkin bak. R. Snee, “Valens’ Recall of the Nicene Exiles and Anti-Arian Propoganda” Grek Roman and Byzantine Studies XXVI/4 (1985), s. 395-419, özellikle bakınız s. 413-19; Buna karşılık, T.D. Barnes, “The Collapse of the Homoeans in the East”, Studia Patristica XXIX (editör E.A. Livingstone), (Leuven 1997), s. 3-16’da Valens’in herhangi bir politika değiştirmediğini savunmaktadır.  

[61] C. J. Hefele, A History of the Counsils of the Church, c. II, (Edinburgh 1876), s. 283.

[62] Brennecke, Studien zur Geschichte der Homöer, s. 5 vd.

[63] Jerome, The Dialogue Against the Luciferians, 19 [Jerome, Against the Luciferians Nicene and Post Nicene Fathers 2. Seri, cilt III içinde, (Edinburgh 1996)].

[64] Socrates, HE, IV.13.

[65] Socrates, HE, IV.4; Sozomenus, HE, VI.10; Dagron, Naissance D’une Capitale, s. 247-50; Brennecke, Studien zur Geschichte der Homöer, s. 210-224. 

[66] Theodoret, HE, IV.11.

[67] Socrates, HE, IV.15. Kilise tarihçileri, imparatorun  bir sonraki pasajda Valens’in seksen İznik itikadı yanlısı din adamını bir gemi içinde yaktırdığını yazmaktadır. Bu hadise İmparatorun izni olmaksızın Evagrius’un seçilmesiyle ilgili olabilir. 

[68] Athanasius, De Synodis, 26.1; Barnes, Athanasius and Constantius, s. 88.

[69] Athanasius, Ad Afros, 3; De Synodis, 9; Theodoret, HE, II.18.

[70] Brennecke, Studien zur Geschichte der Homöer, s. 224-26; Athanasius, To The Bishops of Egypt, 7; Hilary, Against Valens and Ursacius, 2.3.4 (=L.R. Wickham, Hilary of Poitiers, Conflicts of Conscience and Law in the Fourth-Century Church, Liverpool University Press 1997, s.73); Socrates HE, 2.37; Sozomenus HE, 4.17.

[71] Socrates, HE, IV.21; Sozomenus, HE, VI.19.

[72] Philostorgius, HE, IX.13, 14; Hanson, Christian Doctrine of God, s. 616.

[73] Barnes, “The Collapse of the Homoeans in the East”, Homoios Aryanizmin genelde Roma dünyasında düşüşüne ilişkin en kapsamlı çalışmalardan birisidir; ayrıca bak. Dagron, Naissance D’une Capitale, s.  442-53.

[74] Theodoret, HE, IV.33’de Valens döneminde Gotların topluca Hıristiyanlığa geçişlerini Eudoxius’un girişimiyle olduğunu yazıyor  ise de, bunu teyit edecek başka kaynak yoktur, çünkü Gotların Hun baskısı sonucunda, Roma sınırlarına kabul edilirken Hıristiyanlığı benimseme şartı 375-76 yılları ile alakalı bir olgudur ve bu tarihte Eudoxius çoktan ölmüştü. Socrates, HE, IV.33-35; Sozomenus, HE, VI.37

[75] Ammianus Marcellinus 31.13.14

[76] fiubat 380 tarihli ‘Cunctos Populos’ diye bilinen ve Constantinopolis halkına gönderilen ünlü ferman, Codex Theodosianus, 16.1-2’de yer almaktadır. Bu fermanın Latince metni için bak. N.Q., King, The Emperor Theodosius and the Establishment of Christianity, (London 1961), s. 28, not 1; A.M., Ritter, Das Konzil von Konstantinopel und Sein Symbol, (Göttingen  1965), s. 29 n. 1; P.R. Coleman-Norton, Roman State & Christian Church, A Collection of Legal Documents to A.D. 535, c. I, (SPCK: Londra 1966), s. 353-56.

[77] Antiochea piskoposu Meletius’un 381 yılının hemen başında gizlice Constantinopolis’e gelerek Theodosius’u ikna ettiği kaynaklar tarafından ifade edilmektedir. Hanson, Christian Doctrine of God, s. 805. Theodosius’un 10 Ocak 381’de yayınladığı ve Nullis haereticis adlı ferman bunun sonucu olsa gerektir. Codex Theodosianus, XVI.5.6; King, Theodosius the Great, s. 34, not 1.

[78] Socrates HE, V.7; Sozomenus, HE, VII.5. Hem Socrates hem de Sozomenus bu pasajlarda, Demophilus’un 385 veya 386 yılında öldüğünü ve yerini önce Trakyalı Marinus’un ve kısa bir süre sonra da, Antiochea’lı Dorotheus’un aldığını yazmaktadırlar. Chronicon Paschale yazarı, Demophilus’un cemaati olan Aryanistleri, kent surları dışındaki Exokionion adı verilen bir sütunun etrafında toplandıkları için Exokioniteler olarak adlandırmaktadır. Chronicon Paschale, s. 50, not 157.

[79] Socrates, HE,V.12; Sozomenus, HE, VII.14.

[80] Nyssalı Gregorius, De Deitate Filii et Spiritus Sancti (PG 46: 557)’den nakleden, Hanson, Christian Doctrine of God, s. 806.

[81] Socrates, HE, VI.8; Sozomenus, HE, VIII.8.