Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

MİLLİYETÇİLİK BAĞLAMINDA HAKAS TÜRKLERİ'NİN SOSYO-POLİTİK, EKONOMİK, DİLSEL DURUMU

TİMUR B.DAVLETOV

1.Kısa bir tarihsel giriş  

1980’lerin ortasından başlayarak eski Sovyetler coğrafyasında esen yeniden yapılanma (perestroyka) rüzgarları, yüzölçümü açısından dünyanın en büyük (buna Sosyalist kampa giren Doğu Avrupa ülkelerini de dahil ederseniz çok daha büyük sayılabilecek) bu devasa alanın dört bir yanında ulusal uyanışın gelişmesine önemli ölçüde katkıda bulunmuştur.

Ulusal hareketlerin gelişmesinde önemli bir katkısı bulunan bu değişim sürecinin etkisiyle, önce Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkeleri çoğunlukla ‘kadife devrimler’ gerçekleştirerek mevcut rejimlerini devirmiş; daha sonra da bizzat Sovyetler Birliği içerisindeki Birlik Cumhuriyetleri (başta Baltık devletleri olmak üzere) birer birer bağımsızlıklarını, Sovyetlerin içerisinde bulunan Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ndeki (RSFSC) idari birimler de egemenliklerini (Tataristan ve Çeçenistan gibi cumhuriyetler ise bunun yanı sıra Rusya’dan ayrılarak tam bağımsızlığın peşinde olduklarını bile) ilan etmeye başlamıştır. Yani, kısaca, sözü edilen coğrafyada, veya daha doğrusu Atatürk’ün daha 29 Ekim 1933 tarihinde (yani, Sovyetlerin dağılmasından neredeyse 60 yıl öncesinde) söylediği gibi tıpkı tarihteki diğer imparatorluklarınkine benzer biçimde parçalanması pek muhtemel olan Sovyetler Birliğinin içerisinde ulusal bilincin yeniden yükselmesinin neticesinde ortaya çıkan egemenlik ve bağımsızlıklar geçidi başlamıştır. Bunun ön-sebeplerinden biri de, anılan bu bölgelerde yaşayan nüfusların etnik açıdan homojenlikten oldukça uzak bir tabloya sahip olmasıdır[1]. Tabi, sosyalist kampın genelde ve Sovyet ekonomisinin özellikle, başta ABD olmak üzere Batı ile özellikle artık ne rekabet edebilirlik düzeyinin en yüksek olduğu bir alan olan silah ve silah teknolojileri  ne de başka konularda yarışamaz hale gelmesine[2] yol açan ekonomik sebeplerin, ve artık bilişim ve iletişim teknolojisinin gelişmesiyle bu alandaki olanakların artık devletlerin sınırlarını zorlayarak (hatta tanımayarak ve dolayısıyla rahatlıkla aşarak) dünyamızı küreselleşmeye doğru iten bilgiyi yayma sürecinin kontrol altında tutulması veya buna karşı tedbirlerin alınmasında yaşanan zorlukların da önemi yadsınamaz elbette. Ancak bununla birlikte, sonuç itibariyle, etnisiteye dayanan ulusçuluğun etkisiyle eskiden SSCB’ye bağlı birer uydu olan veya doğrudan Sovyetler Birliğinin içinde yer alan devletler, bağımsızlıklarını ilan ederek ulus-devletleri kurmanın yoluna gitmiştir.

1.1.Tarihsel gelişim içerisindeki Türk ulusları

Bilindiği gibi tarih boyunca Avrasya coğrafyasında çok sayıda farklı milletler yaşamıştır. Bunların içerisinde en önemli yerlerden birine sahip olan Türk ulusları dünyanın üzerinde en geniş coğrafyaya yayılarak yerleştiğini söylemek yanlış olmasa gerek[3].

XVI-XIX. yüzyıllarda meydana gelen Rus yayılmacılığının neticesinde Türk uluslarının büyük çoğunluğu bağımsızlığını yitirerek Çarlık Rusya’nın boyunduruğu altına girmiştir. Bunun vuku bulmasında en büyük rolü maalesef, bir genel olarak Türk uluslarının dünyadaki ‘kuvvet üstünlüğü’ mücadelesinde öncülüğü diğer uluslara kaptırması ve bu rekabet sürecinde gelişmeye ayak uyduramaması oynamıştır.[4] İşte o tarihlerden beri birçok Türk ulusu (bağımsızlığını hiç kaybetmemiş Türkiye ve  bağımsızlığını ilk önce 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti olarak kazanan, daha sonra ise bunu 1983’ten beri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak devam ettiren Kıbrıs Türkleri[5] ile eskiden Sovyetlerin içinde yer alan ve 1990’ların başında bağımsızlığına yeniden kavuşan Türk devletlerinin dışında[6]) Rusya Federasyonunun dahilinde varlığını sürdürmektedir.[7]  

1.2. Hakas Türklerinin M.Ö.’ki devirden Sovyetlerin çöküşüne kadar ki tarihsel geçmişi

Tarihin kimi nesnel gelişimlerinin sonucunda günümüzde Rusya Federasyonunun içerisinde yaşayan Türk uluslarından biri de Hakaslar’dır[8].

Daha önceleri Abakan Tatarları, Minusinsk Türkleri, Yenisey Kırgızları olarak anılan Hakaslar,* günümüzde yaşadığı toprakların üzerindeki kesin olarak tarihi belgeler ışığında tespit edilen varlığı çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bu bağlamda en son olarak 16-19 Temmuz 2002 tarihlerinde Hakaseli’ni resmi bir ziyaretle onurlandıran Kırgız Cumhurbaşkanı Askar Akayev’in de söylediği gibi[9] Kırgız Türklerinin sahip olduğu devlet geleneği yaklaşık 2200 yıl olup bu halk Orta Asya’da en eski halklardan biri olarak kabul edilmektedir.

Tarihin içerisinde Dinling-Go (M.Ö. IV - III. yüzyıllar), Gyangung-Go** (M.Ö. III - M.S. V. yüzyıllar), Kırgız (VI.-XIII. yüzyıllar)[10], Hongoray (XIV-XVIII. yüzyıllar) gibi devletlerin kurularak meydana getirildiği Hakas topraklarında 1920’lerde Sibirya Türklerinin arasında Güney Sibirya Türk Cumhuriyetinin kurulmasını öngören girişimler de olmuştur. Örneğin Hakas bayları (zenginleri) tarafından Hakaseli, Tıva ve Altay’ı Güney Sibirya Türklerine ait olacak bir devletin çatısı altında birleştirme ülküsüyle 1915’te kurulan “Pirikken Pülgi” (Birleşik Mühür) adlı milliyetçi bir cemiyet faaliyet göstermekteydi[11].

1917 yılında Rusya’da meydana gelen Sosyalist Devrim Hakas topraklarına hemen ulaşamadıysa da Bolşevikler tarafından devrimin hemen ardından Çarlık Rusya’nın toprağını kaçırmadan üzerinde kendi iktidarını kurmak üzere silah zoruyla başlatılan ve fikir babası olan Lenin tarafından “yanımızda olmayan bize karşıdır” sözleriyle çok daha acımasızlaşarak kan ve ölüm kusan “proletarya diktatörlüğü” kampanyasının korkunç dalgaları birkaç yıl içerisinde Hakaseli dahil Güney Sibirya’nın bozkır ve ormanlarına kadar ulaşmıştır. 

Bölgede, tüm Rusya’da olduğu gibi Kızıl ve Beyaz kuvvetlerin arasında kanlı mücadele vardı. Bu savaşta Hakasların çoğu Bolşeviklere karşı savaşan Beyaz kuvvetlerden yana tavır almıştı. Yani 1918 ile 1923 yılları arasında Rusya’da süren iç savaşın içerisinde Hakas Türkleri Beyazların tarafında Komünistlere karşı savaşmıştır.[12] Bunun nedeni kimi bilim adamlarına göre Hakasların arasında aşırı yoksulluğun ve aşırı zenginliğin bulunmamasına bağlı olarak zengin kesimleri devirme ve malvarlıklarına el koyma gibi çağrıların Hakas Türklerinin arasında az destek gördüğüdür. Hakasların Bolşeviklere karşı direnmesindeki ana neden, devrimden önce mevcut ekonomik durumun devrimden sonra Bolşevikler tarafından bozguna uğratılmasıdır. Yani, somut bir gösterge vermek gerekirse, devrim öncesi Hakas toplumunun ekonomik ve sosyal durumuna bakmak yeterlidir. 

Bu durum bize, Hakas toplumunda devrimden önce zenginler (Baylar) ile orta derece varlıklı hanelerin (Ortımaklar) toplam aile işletmelerin içerisinde yüzde 67’sine sahip idi.[13]  Burada şunu da belirtmek gerekir, Ekim 1917 Sosyalist devriminin getirdiği etkilere ve sonuçlara karşı çıkan Hakasların durumu ekonomik bakımdan gerçekten de çok bozulmuş, genel refah düzeyi düşmüş, dışarıdan gelen yabancıların göçün tesiriyle yerli halk olan Hakas Türkler kısa bir sürede azınlık haline düşmüştür, ancak bu bize, devrim 1917’den önce bütün işlerin yerinde ve güzel olduğu anlamını da çıkarmamız için bir vesile oluşturamaz.

Hakaslar, özellikle zor kullanılarak devlet tarafından yürütülen kolektifleştirme (yani, toplu çiftlikler) sürecine çok direnmiştir. Ki bunda da en büyük etken ekonomik çıkarların hiçe sayılarak yürütülen devlet politikasının olumsuz sonuçlarıdır. Yani, burada denilmek istenen şey, Hakasların arasında sözde gelirin adil dağıtımı ve eşitlik adına halkın hepsini birden yoksullaştırılmasına yönelik eylemlerin tepkisine yol açmasıdır. 

Yoksul sayılan bir Hakas hanesi (Çoh-Çoos’lar) ortalama olarak 10’dan fazla, Ortımak’lar (toplumda orta varlıklı kesim) - 41’den fazla ve Bay’lara (zenginler) ortalama olarak 156’dan fazla adet büyük baş hayvana sahipti.[1] Bu rakamlar Hakasların arasında ne 1917 devriminden hemen sonra, ne kolektifleştirme sürecinde, ne de Sovyetlerin en gelişmiş dönemlerinde ulaşılabilmiş değil denilse yanlış olmaz herhalde, çünkü özel mülkiyet yoktu esas olarak. Ama bundan da önemlisi, bu rakamlar bize Hakasların Ekim devriminden önce yoksul da bu devrimin sayesinde ekonomik durumu düzeldi diyenlerin doğruları yansıtmadığını göstermesidir elbette.

1930’larda SSCB’de ulusal idari oluşumlara yönelik olarak artırılan baskıya bir tepki olarak ortaya çıkan bir dalganın içerisinde Hakas Türkleri “Sibirya Türkleri Birliği” adlı milliyetçi bir teşkilat kurarak Hakas Özerk Bölgesinin bir cumhuriyet statüsüne kavuşması için çalışmaktaydı. Ancak bu çalışmalarda yer alan tüm kişiler çeşitli suçlamalarla 1934’te yargılanarak ağır hapislere mahkum edilmişti[2].

XVIII. yüzyılın ilk yarısında Rusya tarafından işgal yoluyla içine alınan Hakas (Kırgız) toprakları, buralardaki ayaklanmaları önlemek amacıyla üç bölgeye ayrılmış ve daha sonraları Tomsk, Yenisey ve Kuznetsk Uyezdlerine dahil edilmiştir[3]. Nedense Hakas tarihinin bu dönemini bilim adamları bir-iki cümleyle geçiştirmek eğilimindedirler. Moğol dönemindeki olayları açıkça istila ve işgal olarak nitelendirilirken Rus dönemi olayları nedense başlangıçta sanki hep bir ağızdan “gönüllülük” çerçevesinde, daha sonra da, özellikle 1990’ların sonrasında “yüzyıldan fazla devam eden karmaşık bir süreç” olarak adlandırılma tercih edilmiştir bilim adamları arasında. Oysa bu çifte standartlı söylem ya da yaklaşım bilimsel alanda kaçınılması gereken bir olaydır, aslında. Kaldı ki, bu iki tarihsel olgunun hangisi daha olumsuz sonuçlara yol açtığı uzun bir tartışma konusu olabilir.

Bununla birlikte Rus işgalinden sonra gelen Sovyetler dönemi de aynı şekilde hem olumlu hem de olumsuz etkileri getirmiştir beraberinde. Hakaslar için başlangıçta Kiril esaslı, daha sonra Latin alfabeli ve 1939’dan itibaren tekrar Kiril harfli yazılı dil oluşturma çalışmaları gerçekleştirilmiştir Sovyetler döneminde. Bu işin görünen olumlu tarafı, ancak yine aynı işin özüne baktığınızda şeklen ulusal ama içerik bakımından sosyalist olan bu girişimlerin amacının gayri Rus halkların sistemin ideolojisine daha sıkı bir şekilde bağlanmasını sağlamak olduğunu görebilirsiniz. Zaten devletin bu istikametteki gayretlerine karşı olanları ya da öyle olabileceklerine dair tamamen gelişi güzel olarak karara varılanları, ve de farklı ya da ulusal bir biçimde düşünenleri Sovyetler rejimi ağır bir biçimde cezalandırmaktaydı.

İnsan hayatı bu dünyada her şeyden daha değerli olduğuna göre Ruslar dahil olmak üzere diğer halklar gibi Hakas Türklerinin de Sovyetler döneminde ödediği fiyat oldukça ağır idi. Nesnellik gereği şunu da belirtmemiz gerekir ki, Ruslar da, özellikle Stalin dönemindeki kıyım makinesinden kaçamayarak ağır kayıplar vermiştir. Ancak zaten sayısı az olan Hakaslar gibi halkların bu gibi toplu kıyımların sonucunda yok edilen ulusal aydınlık kesimi ve kaybedilen nüfus yeniden zor telafi edilebilecek nitelikteydi.

Hakaseli’nın da dahil olduğu Güney Sibirya genelinde bu olaya baktığımız zaman o korkunç 1930’lu yılların kıyımlarına kurban giden Sibiryalı ve Türk kökenli olan Hakas, Şor, Altay vs. yerli halklarına mensup edebiyatçı, öğretmen, yönetim ve ihtisaslı kadro personeli ile kültür alanında çalışan insanların hesaba katıldığı zaman bu bölgede yaşayan halkların daha yeni oluşan aydınlık kesiminin ve tarihsel birikimin bir sonucu  olarak kültür alanındaki genetik fonlarının, yani bir halkın gelişmesini belirleyen o altın değerindeki aydınlık kesimi neredeyse tamamen yok edildiği söylenebilir[4]. 

Bundan önce ise Çarlık Rusyası döneminde adı geçen bu halkların mensuplarına yönelik olarak, zorla Hıristiyanlaştırılma, Ruslaştırılma ve ırksal ayırımcılık düzleminde devlet tarafından zaten açıkça bir “kültürel soykırım”ın[5] yapıldığını da hesaba katarsak Güney Sibirya’daki yerli halkların Rus ve daha sonra Sovyet idaresi altına girmesinin karşılığında ödemek zorunda bırakıldığı fiyatın ne denli ağır ve yıkıcı olduğunu anlayabiliriz.

Peki Rusya’da Ekim 1917’de devrim olmasaydı Sibirya yerlileri nasıl bir gelecek beklemekteydi acaba? Bu soruya yanıt olarak kesin bir cevap verilmesi olanaklı olmaması ile birlikte Sibiryalı halkların geleceğinin, onları asimilasyonun bekleyeceğinden pek parlak olmayacağı söylenebilir. Üstelik, ABD ve Kanada yerlisi olan Kızılderililerin (Native Americans) özgün kültürünü içinde yaşadıkları devletler tarafından kurulan rezervasyon sistemi sayesinde koruyabilirken, Çarlık Rusyası döneminde devletin “inorodets”lerin korunmasına yönelik hiçbir siyasal program mevcut değildi.[6] 

Sovyet döneminde Uyezd (1923), Okrug (1925) ve 1930-1991 yılları arasında da önce Batı-Sibirya, daha sonra ise Krasnoyarsk Krayının içerisinde Özerk Bölge statüsüne sahip olan Hakaseli, 3 Temmuz 1991 tarihinden itibaren RSFSC’nin dahilinde Hakas Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olmuştur[7]. Hakas SSC’nin adı, Hakas Yüksek Konseyinin (Parlamento) 29 Ocak 1992 tarihli kararıyla Hakas Cumhuriyeti (Hakas Respublika - Respublika Hakasiya) olarak değiştirilmiştir[8].

İşin aslına bakıldığında araştırmacılar veya konuya ilgi duyan insanlar gayet doğal olarak merak edebilirler, Hakas Türklerinin yaşadığı Hakas Özerk Bölgesinin zaman içinde statüsünün değiştirerek Hakas Cumhuriyeti halini almasına. İlk bakışta basit gibi görünen bu olayın gerçekte oldukça karmaşık bir konu olduğu söylenebilir.

Şöyle ki, Hakasların eski zamanlardan beri yaşadığı Hakaseli’nın cumhuriyet statüsüne kavuşması mevcut koşulların içerisinde gerçekleşmişse dahi eski Türk döneminden önce ve sonraki dönemden beri süregelen devletin ve devlet geleneğinin yeniden canlandırılması demektir. Bunun farkında olan ve Hakaseli’nde nüfus bakımından ezici çoğunluğu oluşturan etnik Ruslar başta olmak üzere Krasnoyarsk Eyaleti ve Rusya genelinde Ruslar tabi ki Hakasların güçlenmesini istemezdi. Nitekim Hakaseli’nın cumhuriyet olması süreci oldukça çekişmeli idi. Üstelik Hakaseli 1980’lerde hem özerk bir bölgeydi, hem de Krasnoyarsk Eyaletine (ekonomik, idari, vb. alanlarda) bağlı idi. Dolayısıyla Hakaseli’nın hem dahil olduğu Krasnoyarsk Eyaletinden çıkması hem de cumhuriyete kavuşması gerekmekteydi.

Peki, bu nasıl mümkün olabildi? Yani Hakaseli tüm üstte geçen engel olarak nitelendirilebilir durumların üstesinden nasıl gelebildi?

1980’lerde başlayan bu sürecin itici nedenlerinin arasında hem ekonomik olarak her geçen yıl güçlenen Hakaseli’nın artık merkezle ilişkilerinin eyalet üzerinden yürütmek ve bundan doğan olumsuzluklara katlanmak gibi durumdan kurtulma arayışlarına girişmesi gibi bir etken vardır. Buna, Hakaseli’nın artık eyaletin yönetiminden sıyrılarak ekonomik özerkliğin peşine düşmesi de denilebilir. İkinci olarak ise, özellikle 1980’lerin ikinci yarısından sonrasında eski Sovyetlerde yayılan milliyetçiliğin rüzgarı buralara da etki etmiş ve o zamanki Hakas Özerk Bölgesinin yerli halkı olan Hakasların ulusal bilinçlerinin uyanması ve bu bağlamda başta aydın kesimler olmak üzere, Hakasların bölge statüsünden cumhuriyet statüsüne yükseltilmesi için harekete geçmesi olgusu vardır.

Nitekim, Hakas milliyetçileri bu konuda çalışmalara 1980’lerin sonundan başlamış ve bu amaçla 1988’de Hakaseli’nde ulusal bir hareket olan Tun (Öncü) Teşkilatını kurmuştur. Aslında Krasnoyarsk Eyaletinde ve Hakaseli’nde Sovyetler Birliği Komünist Partisine karşı çıkmak oldukça tehlikeli olmasına rağmen Hakas halkının ulusal çıkar ve haklarını korumakla görevli olacağını ve Hakaseli’ni Krasnoyarsk Eyaleti’nden çıkararak egemen bir Hakas Cumhuriyetinin kurulması yönünde çalışacağını açık olarak ilan eden ilk sivil muhalefet olan bu ulusal hareketin başkanı Aleksandr Kostyakov olmuştur.[9]

1990’da Sovyetlerin neden olduğu uzun bir aradan sonra ilk defa toplanan Hakas Halk Kurultayı[10] da bu konudaki, yani üstte anılan amacın doğrultusundaki çalışmalara ilişkin inisiyatifi eline alarak bu yönde ağırlığını koydu. Bunun sonucunda da Hakas Özerk Bölgesi Yüksek Kurulu “Özerk Bölgenin Özer Cumhuriyete Dönüştürülmesine Dair” bir karar alarak bunu Rusya Yüksek Kuruluna (Parlamento) gönderdi. 3 Temmuz 1991 tarihinde de “özerk” tanımlaması kullanılmadan doğrudan cumhuriyet statüsüne kavuşturulmasına ilişkin bir karar çıktı[11].

Daha sonra 1992’de düzenlenen II. Hakas Halk Kurultayı’nda süreklilik esasına göre çalışmaları yürütmekle görevli olacak bir yürütme komitesi olan Çon Çöbi (Halk Kurulu) oluşturuldu ve başkanlığına Valeriy İvandayev seçildi. Kurulduğu andan itibaren Hakas halkının ulusal çıkar ve haklarını korumak üzere harekete geçen bu organ, bu yönde gerçekleştirdiği özverili çalışmalarının neticesinde, 1994’te Hakas Cumhuriyeti Parlamentosu’na “Hakas Halkı Kurultayının Statüsü Hakkında” yasayı kabul ettirmek suretiyle, başlangıçta sivil bir kuruluş olarak varlığını sürdüren Hakas Halk Kurultayını resmi bir statüye kavuşturdu.[12]

Kısaca tüm dezavantajlı durumlara rağmen Hakas Türklerinin, hem zamanlamayı hem de olanaklar dahilinde en uygun yöntemleri doğru kullanarak* hedeflerine ulaşabildikleri söylenebilir. Yani, Hakaseli Krasnoyarsk Eyaletinin içinden hem politik hem de hukuksal olarak çıkarılmış, cumhuriyet artık kurulmuş ve ona adını veren millet de Hakas ulusu olmuştur. Yani, Hakas ulusu kendi kaderini kendince belirleme hakkını kullanarak iradesini cumhuriyetin kurulması yönünde kullanmıştır. Bununla birlikte tabii ki bir bütün olarak bu hareketi ya da sıçramayı olanaklı kılan zamanın (80’lerin ortasından başlayan açıklık sürecinin yarattığı bir dönemin) elverişli olduğunun burada vurgulanması gerekir.

Aynı zamanda da, duyguların olmadığı bir ortamda, yansız bir biçimde  muhakeme etmek gerekirse, bu yönde girişilen hareketin hedefine tam olarak ulaşabildiği; Hakas Türklerinin, nüfus bakımından bir azınlık olmalarını ve bu ülkenin yerli halkı statüsüne sahip bulunmalarını göz önünde tuttuğumuzda kendi durumlarını yasalar düzeyinde sağlama alabildiği pek söylenemez, çünkü Hakas Cumhuriyeti tarihinde bir ilk olan ve 25 Mayıs 1995 tarihinde Yüksek Kurul tarafından kabul edilen Hakas Cumhuriyeti Anayasası gerçekten çok eşitlikçi bir biçimde oluşturulmuş ve cumhuriyetin hem yerli hem de azınlık halkı olan Hakasların lehine, Hakasça’nın Rusça ile eşit derecede resmi dil[13] olmasının anayasal bir biçimde tesis edilmesinin, Hakas Cumhuriyeti’ndeki yerli halkın (yani, Hakasların) ulusal kültürünün korunması alanında yetkinin Hakas Cumhuriyeti’ne ait olduğunun ayrı olarak ifade edilmesinin[14] ve cumhuriyetin dahilinde mahkemelerin işlemlerinin duruma göre ya Rusça ya da Hakasça olarak yürütülebilmesini saptayan hükmün[15] dışında hiçbir norm içermemektedir. 

Kimisine göre, hiçbir etnik nitelik ya da cumhuriyete adını veren halkın lehine hiçbir hüküm içermeyen bu Anayasayı oldukça demokratik bulmakta, kimisi ise bu Anayasada yerli halkın çıkarlarına uygun ve hatta onları koruyan normlara yeterince yer verilmediğini ve çıkarlarının korunması için (örneğin, birinde sandalyelerin yarısının Hakaslar için verileceği bir çift kamaralı parlamento ya da cumhuriyette bir yerli halk   olmasının yanı sıra  azınlık statüsüne de sahip olan Hakasların lehinde olumlu ayırımcılık niteliğinde kollama gibi) elverişli mekanizmaların yer alması gerektiğini düşünmektedir*.  Oysa bu konudaki  durumu daha iyi bir biçimde muhakeme edebilmek amacıyla, bir karşılaştırma örneğinin getirilmesi gerekirse, Hakaseli’nın komşusu Tıva Cumhuriyeti’nin 1993’te Yüksek Kurul tarafından kabul edilen Anayasasına[1] bakılabilir. 

Bu Anayasada Tıva Cumhuriyetinin yerli halkı olan Tıvalara yönelik olumlu ayırımcılık diyebileceğimiz lehte normlara rastlamak olasıdır. Örneğin, Tıva Cumhuriyetinin dışında yaşayan etnik Tıva Türklerinin yurtlarına geri dönmesini ve böylece cumhuriyetin içinde yerli halkın varlığını daha da artmasını sağlamak amacıyla soydaşlarına Tıva vatandaşlığını alma konusunda öncelikli bir hak tanınmıştır.[2] Daha sonra Tıva Cumhuriyeti’nin resmi dili  Tıvaca’dır. Üstelik resmi dil olarak yalnızca Tıvaca gösterilmiştir.[3] Bununla birlikte, Tıva Anayasasında yer alan normlardan belki de en önemlisi, Tıva Cumhuriyeti vatandaşlığını alma düzeninin, Tıva’nın yerli halkı olan Tıvaların toplam nüfusun içerisinde çoğunluğa sahip olma durumunun[4] bozulmaması koşuluyla yürütülmesini öngören bir hükümdür.[5] Bu hükmün etiği veya diğer yönleri çok tartışılabilir, ancak mevcut koşullar içerisinde olaya bir de Tıva Türkleri tarafından yaklaştığınız zaman, Sibirya’daki Türklerin arasında bir istisna oluşturarak kendi yurdunda nüfus çoğunluğuna sahip Tıvaların bu demografik konumlarını koruyabilmeleri çok önemlidir. Bu nüfus oranında bu durumu korumak veya kendi lehinde olacak biçimde artırmak ise, cumhuriyetin içinde hem sosyal-ekonomik hem de siyasal alanında avantaja sahip olmak demektir.*

Gerçi günümüzde Cumhurbaşkanlığı müessesesi kaldırılmış ve yerine Başbakanlık kurumuna bir geçişin yapılmış olmasına rağmen eski haliyle 1993 Anayasası Tıva’da Cumhurbaşkanı adayları için Tıva ve Rus dillerini iyi bilme şartını ortaya koymuştur.[6]

Hakas Cumhuriyeti Anayasasına gelince, bu Anayasa tarafından az sayıda olsa bile Hakaslar ile ilgili sağlama alınan  (daha önce bahsedilen) normların gerçek hayata geçirilmesi yine bir takım engellere takılmakta. Bu engellerin başında, bu normların gerçekleşebilmesi için ekonomik ve mali temele (desteğe) ihtiyaç duyulması gerçeği ile Hakasların bir azınlık durumunda bulunmalarından ve Hakasça’nın, daha önceki dönemlerde resmi dil olarak bir işlev görmemesi nedeniyle devlet işlerinde kullanılabilir olmaktan çok uzakta kalmasından ve de artık devlet işlerinin her alanında Rusça’nın, mevcut gerçeklerin çerçevesinde, bir başatlığa sahip olması ile birlikte onun kullanım cazibesinden ya da kolaylığından kaynaklanan koşullar gelmektedir.  Bütün bunlarla birlikte 1980’lerin ortasından eski Sovyetlerin coğrafyasında başlayan değişimlerin Hakas Türkleri için, Sovyetler zamanına nazaran çok daha fazla derecede özgürlüklerin tanınmasına ve kazanılmasına vesile olduğu söylenebilir.

1. 1990’lardan beri Hakas Cumhuriyeti ve Hakaslar

Rusya Federasyonu içerisinde toplam sayıları 1989 yılı itibariyle 75.500 olan (bkz.: Tablo 1.) Hakas Türkleri, 1925’te bölgedeki yaklaşık 80 bin olan toplam nüfusun içinde neredeyse %75’ini oluşturmaktaydı[7]. Bununla birlikte, eski Sovyetlerde 1989 yılında yapılan genel nüfus sayımına göre Hakas Türklerinin, Hakas Cumhuriyeti’nde yaşayan toplam nüfusun içerisindeki oranı yalnızca % 11,1’dir (bkz.: Tablo 2.). Yani, eski Sovyetler coğrafyasında yaşayan Hakas Türklerinin toplam sayısı 80.328 iken kendi yurdu olan Hakas Cumhuriyeti içerisinde yaşayan Hakasların toplam sayısı ise ancak 62.859’dur (bkz.: Tablo 1 ve 2.). Bu ise Hakasların kendi toprağı olan Hakas Cumhuriyeti sınırlarının içerisinde ulusal bir azınlık durumunda yaşamakta demektir. Bunun sonucunda da oylama, kendi adaylarını ülke yönetimine sokabilme, çıkarlarını savunma vb. alanlarda zorlukların yaşandığını tahmin edilebilir.

Dünyadaki toplam Hakas Türklerinin içerisinde Hakas Cumhuriyetinin dışında olup Rusya’da yaşayan Hakasların oranı % 20 civarında, Rusya’nın dışında olup eski Sovyet cumhuriyetlerinde yaşayan Hakasların oranı ise yaklaşık %  2’dir (bkz.: Tablo 1.). Bu rakam ve oranların konusunda kıyaslama yoluyla bir fikir edinme bakımından Hakaslar ile aynı bölgede yaşayan Tıvalara bakıldığında demografik durumun Hakas Türkleri açısından ne denli güç olduğu anlaşılabilir[8]

Bu değerlendirmeye ilaveten Güney Sibirya Türklerinden Altaylıların demografik oran ve sayılarını[9] da dikkate alındığı takdirde bölgede, yani Güney Sibirya’da cumhuriyete adını veren veya başka bir ifadeyle cumhuriyetin yerli halkı olan Türkler'den kendi halkına mensup insanların kendi yurdunun dışında yaşayan nüfus oran ve sayısı bakımından en dezavantajlı duruma Hakaslar'ın sahip olduğu kolaylıkla  görülebilir. Bu durum Hakas nüfusunun kendi yurdunda yoğun olarak yaşamadığını göstermekte ve bu halkın esas olarak Rusya ve eski Sovyet coğrafyasında dağılmış bir biçimde varlığını sürdürdüğüne ışık tutmaktadır. 

Gerçi her ne kadar bu istatistik veriler günümüze göre eski sayılabilirse dahi, 1989’da yapılan genel nüfus sayımının sonuçları doğru ve dürüstçe yapılmış olduğu varsayımına dayanarak*, bu rakam ve oranların Güney Sibirya için pek değişmediği ve dolayısıyla geçerliliğini sürdürdüğü söylenebilir. Nitekim nüfus istatistiği konusunda Hakas Cumhuriyetinde yukarıdaki durumun aşağı yukarı geçerli olduğu söylenebilir, çünkü nüfusu 1989’da 566.861 kişi olan Hakas Cumhuriyeti’ndeki demografik durum 1994’e kadar bir artış gösterdiyse de bu tarihten sonra cumhuriyette yaşayan toplam nüfus sayısı, doğum oranının ölüm oranından çok düşük olduğu nedeniyle aşağıya doğru bir seyir izlemeye başlamıştır (bkz.: Tablo 3.).

Hakas Türkleri kendi yurdu olan Hakaseli’nde nüfus açısından bir azınlık durumunda bulunduğunu üstte anlatılanlardan çıkarılabilir. Bununla birlikte  Hakaseli’nın içinde yaşayan Hakasların toplam nüfusunun içinde yaklaşık olarak yüzde altmışı kırsal kesimlerde yaşamaktadır[10]. Bu ise halen de geçerli olmak üzere ekonomik darboğaz koşullarında ağırlaşmış yaşam koşullarının en çok kırsal kesimlerde geçerli olduğunu göz önünde bulundurursak Hakas Türklerinin esas olarak köylerde yaşamalarının ne gibi zorluklara maruz kalmalarını daha kolayca tespit etmemize yardımcı olabilir.

Bu zorlukların arasından Hakas kökenli nüfusun içinde yaygın bir işsizliğin varlığı  belirtilmesi gerekir. İş bulamayan Hakas gençliği köylerde kendini içkiye kaptırmaktadır maalesef.

İşsizliğin yaygın olması ise zaten ekonomik olarak zor durumda yaşayan Hakas Türklerinin diğer etnik gruplara yönelik tutumlarını da etkilemektedir. İşte böylece, 1994’te Hakaseli’nde Rusya Bilimler Akademisi Sosyal ve Siyasal Araştırmalar Enstitüsü Etnikler arası İlişkiler Sosyolojisi Merkezinin yönetiminde Hakas Devlet Üniversitesi Kültüroloji Bölümü öğretim üyeleri tarafından gerçekleştirilen sosyolojik bir araştırmanın gösterdiği gibi mülakata alınan Hakasların yüzde 34’ü etnik arası ilişkiler alanında gerginliğin başlıca kaynağı olarak ekonomik durumun kötüye gitmesini göstermiştir[11].

Öte yandan kırsal kesimlerde yaşayıp iş bulamayan Hakas gençliğinin yanı sıra  eğitimini Hakaseli’nın dışında almış Hakas gençleri bile Hakaseli’nde iş bulmakta zorlanmakta ve yine ya işsiz kalmakta ya da Hakaseli’nın dışında iş arama durumuna düşmektedir. Bunun nedenlerine gelince, çoğu Hakas, işe alma ve işten çıkarma konusunda etnik ayırımcılığın yapıldığı kanaatine sahiptir. Etnik temele dayanarak yönetici kadrolardan insanları çıkarılması olayına 1990’dan beri Hakasların yüzde 38’i şahit olmuş. Yönetici kadrolara da aynı temele dayanarak atanmanın yapılması olaylarına Hakasların % 42’si tanık olmuştur. Oysa Ruslarda bu göstergeler %16 ve %38’dir.[12] 

Bu da bize son zamanlarda kötüleşen ekonomik ortamda bir artış gösteren işten çıkarma uygulamalarının daha çok Hakasların aleyhinde yürütüldüğünü gösterir niteliktedir. Bunun temelinde de Hakasların daha çok, ekonomik krizin özellikle ağır olduğu kırsal kesimde yaşaması, ve dolayısıyla kentlerde daha az oranda temsil edilmesi, tanıdık ve bağlantılarının Ruslara nazaran daha kısıtlı olması yatıyor olabilir.  

Sovyetler döneminde “köyleri yaşatalım” ve “gençlik köyde kalsın” gibisinden fikirlerin yaygın bir biçimde gençliğe yönelik olarak propaganda edilmesinin sonucunda Hakas gençliği başta olmak üzere Hakas kökenli nüfusu, günümüzde de Hakaseli’ndeki kentsel kesimlerde son derece düşük bir oranlarla temsil edilmektedir. Gerçi son dönemlerde şehre göç eden Hakasların oranının hızla artmasına rağmen toplam sayı olarak şehirlerde yaşayan Hakasların sayısı oldukça sınırlı ve düşüktür. 

Bu durumun, yani Hakasların çoğunlukla köylerde yaşamasının hem olumlu hem de olumsuz birçok sonucu vardır. Örneğin kırsal kesimde yaşayan Hakasların sayesinde bugün Hakas dili halen varlığını sürdürebilmektedir. Oysa şehirli Hakas gençliği daha çok Rusça’yı tercih etmektedir, ne yazık ki. Bununla birlikte kırsal kesimler dahil olmak üzere genel olarak Hakasça’nın Rusça’nın karşısında zaman tüneli içerisinde (yani, daha da kesin söylemek gerekirse Sovyetlerin içerisinde bulunduğu yılların içerisinde) devamlı olarak erime yönüne eğimli bir seyir izlediğini görebilmekteyiz[13]. Bu erimenin temelinde en esaslı neden olarak Hakasların azınlık halinde yaşamaları ve bundan kaynaklanan birçok dezavantajlı durum (örneğin siyasi yaşama katılabildikleri halde kendi istek ve çıkarlarını savunamamaları ve dolayısıyla hep edilgen pozisyonda kalmaları gibi etkenler) gösterilebilir. 

Bunun dışında da, özellikler 1960’lerden itibaren devlet tarafından kasıtlı olarak sözde enternasyonalleşme fikrine uygun olarak (nedense Rusça hariç, herhalde enternasyonalizmin SSCB’de Rus dili ve kültür üzerine kurulması düşünüldüğünden mi) diğer gayri Rus dilleri gibi Hakasça’nın işlevselliği kullanım alanının daraltılmasıyla azaltıldı, okullarda o tarihlerden itibaren Hakasça eğitimin yapıldığı ulusal okullarda birinci sınıftan itibaren Rusça verilen eğitime kaydırıldı[14] ve dolayısıyla Hakasça destek ve güç kaynağı olan gençlik kuşağından yoksun kesildi.

Bununla birlikte son zamanlarda, Hakasça’ya çok daha fazla derecede ilgi gösterilmektedir. Bu ilginin kaynağı bir taraftan Hakas Cumhuriyeti Parlamentosu, Hükümeti, bir diğer taraftan ise Hakasların kendisidir. Her ne kadar Hakasça’nın günümüzdeki durumu oldukça zayıf olsa dahi Hakaslar yine de bu konuda kaygı duydukları ve bu bağlamda tepki ve endişelerini dile getirdikleri nedeniyle Hakasça’nın korunması ve geliştirilmesi yönünde (şimdilik çoğunlukla kağıt üzerinde kalsa bile) gelişmeler yaşanmaktadır Hakaseli’nde. Yoksa tepki ya da ses olmadığı bir yerde hiç kimse kalkıp da hadi şu diliniz ölmek üzere gelin de onu koruma altına alacak veya işlevini artıracak önlemler alalım demeyeceği herkesçe bilinir.

Ancak başka bir önemli husus, burada Hakas devletinin gerçekten çok büyük imkanları mevcut olmasına karşın, maalesef kendi ülkesinde bir azınlık durumuna düşen  Hakaslar bu yöndeki birçok olanaktan yoksun durumdadır. Gerçi devlet tarafından da Hakasça’nın korunması ve kollanmasına yönelik birçok karar[15] alınmakta, ancak bu kararların hayata geçirilmesi için bir de maddi desteğin gerekli olduğundan bu kararlar yeterince gerçekleştirilememektedir. Bundan da öte Hakas Türklerinin anadili olan Hakasça Kırgız tarihinden sonraki özellikle Rusya’ya işgal yoluyla dahil edilmesinden sonraki dönemde ilk defa yazılı bir biçimde devlet dili statüsüne kavuşmuştur.[16] Bu aslında çok büyük ve önemli bir başarı Hakasça’nın adına, ancak şimdilik Hakaslar ellerine geçmiş bu altın değerinde olanağın pek farkına varamadılar gibi gözükmektedir maalesef.

Öbür taraftan alınan tüm bu tedbir ve kararlar yalnızca Hakasça’nın korunmasına yönelik olmayıp Hakaseli’nde yaşayan diğer halkların dillerini de kapsamaktadır. Bu uygulama olması gereken bir durumdur. Örneğin, Hakaseli’nde Hakas ve Rusların yanı sıra sayı bakımından dikkate değer şu halklar yaşamaktadır: Ukraynalılar, Almanlar, Tatarlar, Belaruslar, Çuvaşlar ve Mordvalar.[17] Aslında Hakaseli ile ilgili anlatımın tam olabilmesi için bu adı geçen halkların da ne biçimde kendi dillerine sahip çıktığını ve dolayısıyla dilsel asimilasyona ne denli uğradıklarını da göstermek gerekir.

Hakaseli’nde yaşayan bu halkların büyük bir çoğunluğu şu veya bu şekilde tablo 5’ten de görülebileceği gibi ana dilleri konusunda oldukça zayıf bir performans sergilemektedirler. Bunun nedenleri arasında ana ülkelerinden uzak yaşamaları, Hakaseli’nde Rus çoğunluğunun karşısında azınlık bir durumda olmaları ve ister istemez başat kültür ve dilden etkilenmeleri, yaşadıkları yerde mensup oldukları halklara ait dillere yönelik koruma ve geliştirme bağlamında hiçbir devlet desteğinin ve genel olarak politikasının bulunmaması gibi nedenler sıralanabilir. 

Ancak şunu da söyleyebiliriz; bu halkların mensubu olan insanlar dil alanında Hakaslar ile bir kıyaslama yapıldığı takdirde daha fazla oranda asimilasyonun etkisi altında kalmıştır.  Ancak Hakaseli’nin dışında yaşayan Hakaslar ile kendi ana ülkeleri dışında olup ta Hakaseli’nde yaşayan bu insanların bulunduğu durum açısından konuya yaklaşıldığında  kendi ana diline sahip çıkma konusunda bir genellemenin yapılması gerektiğinde Hakasların da aslında Rusça’ya dilsel asimilasyon anlamında yenik düştükleri söylenebilir. Bunun şimdilik araştırması olmazsa da Hakaseli’nde yaşayan Hakasların bile Hakasça’yı etkin bir biçimde kullanış oranının bir hayli düşük olmasını dikkate alırsak bu yöndeki tahminde bulunmak hiç de zor olmayacaktır. Hakasların Hakasça’yı anadili olarak kabul etmelerinden öte esas dilin yaşatıldığını gösteren o dilin aktif olarak kullanım oranı Hakaslarda ancak yüzde 60’tir. Yani Hakasların yüzde 40’ı Hakasça bildiği veya bilmediği halde konuşmasında Rusça’yı kullanmaktan yana tercih etmektedir maalesef.[18]

Hakaseli’nde Rusça’nın durumunda gelinde zaten başat bir konuma sahip olan ve her zaman tam kapasite işlenen, kullanılan ve geliştirilen, ve en önemlisi de federasyon düzeyinde korunması ve işlemesi için gerekli tedbirlerin zaten alındığı (örneğin, RF Anayasası’nda m.68/1’de der ki: Rusya Federasyonu ülkesinde devletin resmi dili Rus dilidir.) Rusça’nın az önce anılan dillerin korunmasına yönelik kararların kapsamına dahil edilmesinin hiçbir anlamı olmadığı gibi Hakas Cumhuriyetinde çoğunluğu oluşturan Rusların tepkisini çekmeme gibi bir düşüncenin ürünü olduğuna işaret etmektedir. Yani burada söylenmek istenen: Rusça, Hakasça ve diğer azınlık dillerinden farklı olarak zaten çok etkin bir biçimde hem devlet katında hem de günlük yaşamda kullanıldığı ve yer yüzünden kaybolması sınırında bulunmadığıdır.

Daha önce birkaç kez değinildiği gibi Hakas Türkleri kendi yurdu olan Hakas Cumhuriyeti’nde azınlık halinde yaşamaktadır. Bu durum birçok alanda kendini olumsuz olarak göstermektedir. Bu alanlar ekonomik, sosyal, dilsel, ve siyasal alanlardır. Tabi bu alanlarda Hakasların zayıf kalmasının nedeni hem ülkelerinde azınlık olmaları hem de yaşadıkları devletin bir başka devletin içinde olmasıdır, yani bağımsız olmamasıdır. İşin gerçeği budur. Yani, derecesi tartışılmakla birlikte egemen bir cumhuriyetin Rusya’nın içerisinde kurulması dahi Hakaslar üzerinde müthiş uyandırma ve ulusal bilinçlerini pekiştirme gibi etkiler yaparken düşünün ki bağımsız bir Hakaseli’nın ne gibi etki ve sonuçlara yol açabilir. Tabi bunlar hayal olmakla birlikte ulusal bilinç üzerinde etki bakımından yine de söz edilebilirdi gibi geliyor.

Siyaset alanındaki azınlık olma durumundan kaynaklanan dezavantajın bir sonucu olarak Hakaslar her zaman kendi seslerini ya da görüşlerini (siyasal tercihlerini) ülke düzeyinde yansıtamama tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yani, bugün ülke çapında bir referanduma gidildiğinde Hakaslara bir yerine iki oy hakkı tanınsa dahi ülkede yaşayan nüfusun geri kalanı oyunu başka bir yönde kullandığında demokrasi gereği, çoğunluğun istediği yönde hareket edilecektir ya da karar alınacaktır. Yani çoğunluğun belirlediği kararın uygulandığından Hakaseli’ndeki Türkler kendi tepkilerini göstermedikçe hep edilgen durumunda kalma pozisyonunda bulunmaktadır.

Böyle bir durum Hakaslar ve Hakas cumhuriyeti açısından aslında hayali ya da uzak dönemdeki bir olasılık olmayıp oldukça güncel bir sorundur. Bu da Hakaseli’nın kimi siyasetçiler tarafından referandum yoluyla cumhuriyet statülü devrini kapatarak Krasnoyarsk Eyaletinin içine geri alınması gündemidir. Krasnoyarsk Eyaletindeki siyasetçiler tarafından son zamanlarda özellikle ısrarla gündemde tutulan bu meselenin altında birçok etken yatmaktadır. Bir defa Hakaseli doğal kaynak bakımından oldukça zengin bir ülkedir. İkinci olarak zengin bir tarih ve tarihi anıtlara sahip olup Hakaseli’nın doğası çok güzeldir. Bu ise bölgede turizmin çok iyi bir biçimde geliştirilebileceğine işarettir yeterli yatırımların yapıldığı takdirde.

Bununla birlikte Hakaseli’nde Hakaslar azınlık dahi olsa zaman zaman bunlar kendi potansiyelini gösterebilmektedir. Örneğin 1990’ların başında, daha cumhuriyet yeni kurulmuşken ilk Hakas Cumhuriyeti Yüksek Sovyet’i (Parlamentosu) oluşturulmaktaydı. Bu amaçla yapılan oluşum çalışmalarının sonucunda 29 Ocak 1992 tarihinde Rus asıllı Şavırkin ve takımı Parlamento Başkanlığına seçilmişti (günümüzde bu zat Hakas Cumhuriyeti Hükümet Başkanı Lebed’in yardımcılığına getirilmiş olması da ilginçtir). İşte o zaman Hakas milli hareketi olan Tun ve Hakas Halk Kurultayı, ülkedeki üst düzey yönetim mevkilerin eşitçe paylaşılmadığını, cumhuriyetin kurucu unsuru olan Hakas Halkı'nın çıkarların dikkate alınmadığını ileri sürerek Hakaseli’nde Hakas Türklerinin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde yerli halkın aleyhinde oluşan bu durumu protesto etmek amacıyla toplantılar düzenlemeye girişti. Hakaslar toplu olarak Hakaseli’nin başkenti Abakan’a akın ediyor, ülkede etnik arası gerilim artıyordu. Sonuçta Hakas ulusal hareketi ve milliyetçilerin bu girişimleri başarılı oldu ve ülkede oluşan bu gerilimin daha da artmasının önüne geçebilmek amacıyla adı geçen kişi kendi takımıyla başkanlık koltuğundan inmek zorunda kaldı, yerine ise 4 Şubat 1992 tarihinde Hakas asıllı Vladimir Ştıgaşev getirildi.[19] 

O zamandan beri V. Ştıgaşev, toplam 75 milletvekilinden oluşan parlamentoda Hakas asıllı milletvekilleri çok küçük bir azınlık halinde bulunmasına rağmen (örneğin üçüncü dönem çalışan parlamentonun içerisinde Hakas asıllı milletvekillerinin sayısı ancak 5-6’dır[1]) her parlamento üst kurulu başkanının seçimlerinde hem parlamento hem de üst kurul başkanı olarak seçilmektedir. Bu husus Hakasların gayreti ve Rusların – ki bunu da belirtmek lazım – sağduyusu sayesinde elde edilen başarı olsa dahi bunun her zaman aynı şekilde süreceğini hiç kimse şimdiden garanti edemeyeceği için yine de Hakasların bu konuda oldukça zayıf bir pozisyonda bulundukları söylenebilir.

Hakasların zaman zaman kendi potansiyelini gösterdiklerine ilişkin bir başka örnek de en son Aralık 2000’de Hakas Cumhuriyeti Başbakanlık seçimleridir. Bu seçimlerin yapıldığı zaman esas aday olarak (ikinci bir süre için) seçime katılan ve arkasında sanayi çevrelerin desteğini alan Lebed’e en büyük rakibi olarak yine Hakaslardan genç bir işadamı olan Vasiliy Astanayev çıkmıştır.[2] Yani, ülkedeki toplam seçmen sayısında kasıtlı olarak oynamaların yapıldığı ve seçmen sayısının yüzde 10 daha düşük gösterildiği (bu ise yaklaşık olarak 45 bin seçmen demektir ki Hakasların ülkedeki toplam sayısı zaten 60 kusur bindir ancak)[3] ileri sürülen Lebed’in esas rakibi, ülkedeki nüfusun içinde yalnızca  % 10’nu oluşturan Hakas Türklerinin çıkardığı V. Astanayev olmuştur.

Bir başka örnek de 19 Aralık 1999 tarihinde Hakaseli’nde, Rusya Federasyonu Parlamentosu Alt Kanadı olan Devlet Dumasına  milletvekili seçimlerinin yapıldığında adaylığını koyan 7 adayın içinden en çok oyu alan yine Hakas asıllı Georgiy Maytakov’un toplam oyunu kullanan seçmenin yüzde 42,02’sini alması (bu ise rakam olarak 62339 kişi demektir) ve Hakaseli seçim bölgesinden üçüncü dönemde çalışmak üzere milletvekili olarak Devlet Dumasına gitmesidir. G. Maytakov’un en büyük rakibi olan Nina Pilügina (yine tarihin garip mi yoksa kasıtlı mı bir gelişmesi olarak bu zat halen Hakas Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı olarak görevde bulunmakta) ise oyların % 23,53’ünü ancak alabilmiştir.[4]

Gerçekten de bu örnekler biraz gerçek ötesi gibi geliyor insana ama bu aynı zamanda da Hakasların ortak tercihlerini (ki bu genelde Hakas asıllı adaylar olmaktadır) yapıp oylarını kullanırken tek vücut halinde hareket ettikleri vakit gerçekten de, seçmen kitlesi olarak sayısının aslında ilk bakışta önemsiz gibi gözüken bir oranını oluşturmalarına rağmen seçim sonuçlarının önemli bir belirleyicisi konumunda olduğunu gösterir niteliktedir. Bu ise Hakas Türklerinde, özellikle Hakas Cumhuriyetinin kurulmasından sonra ulusal bilincin geliştiğini ve milliyetçilik duygularının daha da pekiştiğini doğrulamaktadır.

Bazen bu milliyetçilik duyguları başka bir milliyete (Hakaseli’nde bu genel olarak Rus asıllı vatandaşlardır) mensup insanlara açık veya gizli bir nefrete dönüşebilmektedir. Mevcut durum ekonomik sıkıntıların olduğu ve işsizliğin yaygın olması sebebiyle Hakasların genel ekonomik statüsünün aşağıya doğru düşüş izlediği bir ortam ise bu tür duygular daha da artabileceğinden hiç kuşku yoktur. Bu duyguların açık bir şekle dönüşmesinin önünde duran engellerin biri de Hakasların ülkelerinde azınlık halinde yaşamalarıdır. Ancak, daha önceleri de birçok defa olduğu gibi bu durum bile Hakasları sabrın son noktasına geldiklerinde ve aralarında iyi bir organizasyonun yapıldığında tepkilerini açık bir biçimde göstermekten hiç de çelinmemektedir. Bunun en iyi örneği cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarında yaşanan ve burada daha önce değinilen olaylar olmuştur.

Bu dönemden sonra bile, yani 1990’ların ortasında  da, yürütülen araştırmalar ülkede, Hakaseli’nin iki esas halkı olan Hakas ve Rusların arasında etnik arası ilişkiler bağlamında gizli bir gerginliğin yaşanmakta olduğunu gösterdi. Hakaseli’nde yaşayan ulusların arasında etnik arası gerilimin yaşandığına Hakasların % 52’si, Rusların ise ancak  % 28’i inanmaktadır.[5] Bu bize Hakasların arasında etnik-arası ilişkilerin iyi gitmediğine inanan insan oranının daha ağır bastığını göstermekte, dolayısıyla Hakasların arasında, mensubu oldukları milletin haklarının devlet tarafından daha az derecede kollandığına veya en azından mevcut durumdan memnun olmadıklarına ilişkin duyguların Ruslara nazaran daha yaygın olduğuna işaret etmektedir. Yani demek ki Hakaslar, mevcut durumdan hoşnutsuzluk duymakta veya buna sebebiyet verecek durumlara tanık olmaktadır. Böyle bir ortamda Hakasların, tabi ki en uç bir örnek olması ile birlikte, olası bir çatışmanın çıktığı zaman bu durumu değiştirmeye yönelik olarak hareket edebilecekleri tahmin edilebilir.

Nitekim bunu doğrulayan bir başka gösterge de, yine yapılan aynı kamuoyu araştırmalarında Hakasların % 78’nin ülkede yaşayan ulusların arasında çıkabilecek bir çatışma durumunda kendi halkının yanında söz konusu çatışmaya katılabileceğinin belirtilmesidir. Oysa Ruslarda bu oran yalnızca % 37.[6] 

Ancak bu oranlara bakıldığı zaman, Hakaslarda çatışmaya katılmaya hazır olanların oranı çok, Ruslarda ise az diye bir düşünceye varmak yanlıştır, çünkü tüm bu göstergelere ve ülkede yaşanan gizli etnik-arası gerilime rağmen sosyal ve politik istikrar sürmekte ve şuana kadar etnik temelinde herhangi bir çatışma da yaşanmış değildir Hakaseli’nde. Bununla birlikte biraz üstte gösterilen oranlar ülkedeki gizli bir gerilimin mevcudiyetine işaret etmektedir. Gizli bir gerilimin olumsuz yanı da önceden patlama zamanının, yani dışavurumunun tespit edilmesinin ve gelişimi konusunda tahminlerin yürütülmesinin zor olduğudur.

Jeopolitik anlamda da Hakaseli’nın bulunduğu bölge, eskiden Kırgızelini Moğolistan, Çin, Tibet ve Hindistan ile bağlayan ve üzerinden yoğun bir ticaret yapılan İpek Yolunun geçtiği yerlerden birisi olup günümüzde bu önemini koruyarak Kemerova Bölgesi, Krasnoyarsk Eyaleti, Altay Cumhuriyeti ve Tıva Cumhuriyeti ile ortak sınırlara sahiptir. Bu bölgelerin arasında özellikle Altay, Tıva, Dağlık Şorya (Kemerova bölgesi) ve Hakaseli birbirlerine bitişik ve üstelik de Moğolistan ve Çin ile de ortak sınırlarının bulunduğundan her zaman aralarında hem tarihten gelen akrabalık hem de kan ve kültür birliğinin etkisiyle birleşme olasılığı yüksektir. 

Bu ise “birlikten kuvvet doğar” diyen halk bilgeliğine uygun olarak ilk önce bu üç halkın bağlı olduğu Rusya’nın işine gelmez, çünkü o, bu ve içinde tuttuğu diğer halkların kuvvetlenmesini hiçbir zaman istemez. Yani, Gayri Rus halkları güçlendiği, ama bundan da önemlisi aralarında birliği sağladıkları zaman mutlaka Rusya’ya karşı kafa tutacakları (burada mutlaka bağımsızlık anlamında olmamasıyla birlikte bu halkların daha fazla hak istemesi ve merkezkaç süreçlerde ısrarlı olmaları gibi durumlar kastedilmekte) için bu yöndeki her türlü gelişme Rusya tarafından yakından takip edilmekte ve bu halkları daha da parçalayıp ayırmak ne gerekirse elinde gelen her şeyi yapmaya gayret göstermektedir.

Şimdi bu sözlerin sırf duygusallıktan ibaret olmadığını göstermek için Ekim 2002’de düzenlenmesi planlanan (en son ta SSCB zamanında 1989’da yapılan) nüfus sayımına hazırlıklar çerçevesinde düşünülenler gösterilebilir. Bu hazırlıklar ise (garip bir biçimde) Ruslar hariç Rusya’daki diğer tüm gayri Rus halkları, bu halkların ihtiva ettiği alt etnik gruplara ayırarak parçalama ve ufaltma planlarını içermektedir. Bunu gören aydınlar ve Türk asıllı siyasetçiler tepkilerini açık olarak dile getirmektedir.[7] Bunun için örneğin daha önce Rusya’da yaşadığı kabul edilen 128 milletin sayısı 156’ya kadar artırılmış ve aynı zamanda buna ilaveten de 23 alt grup öngörülmüştür. 

Yani, 1989 nüfus sayımında 128 çeşitli millet kabul edilirken bu sayı 2002 sayımı için 28’e artırılmıştır. Aslında hazırlanan bu listeden Amerikalılar, Avusturyalılar, İngilizler, İspanyollar, Fransızlar, Kübalılar vs., daha önceleri “Rusya halkları”nı içerisinde sayılmış olan bu halkları çıkarıldığını da hesaba katarsak bu seferki, yani 2002 nüfus sayımında kullanılacak millet listesindeki artış neredeyse 60’i bulmaktadır.[8] İşte parçalanma böyle yapılırmış dedirten bu uygulama nasıl sağlanmıştır?

Tabi ki mevcut gayri Rus halkların içlerindeki etnik grupların yeni halklar gibiymiş sayımda ayrı gruplar halinde sayılması yoluyla. Bu yeni yaklaşım hazırlanırken de devreye uluslar arası hukuk, Rusya Federasyonu Anayasasına uygun olarak başta az sayılı halkları asimilasyon ve ayırımcılığa karşı korumak gerekliliği gibi gerekçeler sokulmaktadır.  Bu oldukça sinsi ve derinden hazırlanan ve etkilerini zamanla çok daha ağır biçimde hissettirecek olan ve gelecekte muhtemel bir parçalanmaya götürecek bu uygulamadan Hakaslar ne şekilde etkilenecek acaba? 

Daha önce Hakaslar olarak kaydolan Çulım Tatarları bu 2002 sayımında Çulımlılar olarak kayda geçirilecektir. Öte yandan doğrudan hakas Cumhuriyetinde yaşayan hakaslara gelince; Hakas Türklerinin konusunda son ana kadar hiçbir şeyin söylenmediği bir ortamda Rusya çapında 09 Ekim 2002 tarihinden başlamak üzere düzenlenecek genel nüfus sayımına değin bu konuda söz söylemeyen Hakas Cumhuriyeti yönetimi sayıma iki gün kala Hakasların özde yoğun isteği üzerine ulus-altı etnik grupların veya mensup olup belirtmek istedikleri “kabilelerin” isimlerini de yazdırabileceklerini ifade ettiği bilinmektedir[9]

Oysa bu yönde Hakaslardan kaynaklanan hiçbir toplu isteğin varlığına dair belgeden bu açıklamada hiç söz edilmemiştir. Bunun aksine ise bu açıklamanın sahibi olan Hakas cumhuriyeti Başbakanın Basın Sekreteri A. Kostin şöyle konuşmuştur: “1930’da Hakas Bölgesi kurulurken tüm kabile ve boylar Hakaslar olarak kayda geçirilmiştir. Ancak Türk grubuna mensup halkların köklerine ilişkin anılar Türklerde güçlü olduğundan Sağay, Haas ve Kızıllar nüfus sayımı hazırlıkları esnasında sayım mülakatında mensup oldukları kabilelerin orijinal adlarını yazdırmak istediklerini belirtti. Sonuçta hakasların sayısı daha bir azalmış olur, ancak buna rağmen yerli insanların arzuları yerine getirilmiş olacaktır”[1].  Oysa bu yöntemin açıkça bir yönlendirme olduğu ortadadır. Üstelik bu nüfus sayımından önce kendi ulus-altı gruplarının isimlerini yazdırma yönünde hiçbir istekte bulunmayan bu insanların 2002’de birden böyle bir istekte toplu olarak bulunduklarını belirten Hakas Cumhuriyeti yönetiminde yer alan bir resmi görevlinin açıklamaları en azından düşündürücüdür.

Burada devlet tarafından hazırlanan parçalama uygulamasını daha iyi gösterebilmek için komşu Altay Türklerini ve Rusya’daki Tatarları da örnek olarak göstermek gerekir diye düşünüyorum. İşte daha önce hep Tatarların içinde sayılan Kryaşen Tatarları kendilerini Kryaşen olarak belirtirlerse onlar da ayrı bir grup olarak kayda geçirilecekmiş. Tatarların içerisinde yapılması düşünülen parçalamanın başka etkileri de Tatarların alt grupları olarak Mişer ve Astrahan Tatarlarının kaydedileceği biçiminde kendini gösterecektir. Ancak sayı bakımından en ağır darbeyi Altay Türkleri alacaktır. Altaylar bu sayımda birbirinden tamamen ayrı olarak Telengit, Teleüt, Tuba, Kumandin ve Çelkanlar olarak kaydedilecekler. Geride ise sadece Altay Kijiler kalacaktır herhalde. Bu uygulama Türk olmayan diğer gayri Rus halklarını da etkileyecektir, ancak ona burada değinilmeyecektir. Belli olan şu ki, eski Milliyetler Politikası bakanlığını yapmış olan ve halen Rusya Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü Müdürü olan Valeriy Tişkov tarafından açık açık belirttiği gibi bu nüfus sayımında kullanılmak üzere taraflarınca hazırlanan halklar listesinde yer alan az sayılı toplulukların, ya da ulus altı grupların isimleri, biraz daha kabalık halklardan kopartılmak suretiyle yaratılmıştır.[2] Gerçi her ne kadar tüm bu hazırlıkların, daha sonra sayım altına girerek sorulara cevap veren bu ya da şu milliyet mensubu bireylerin tercihlerine göre şekil alacağı söylenebilirse dahi bu biçimde hazırlanan bu listeler yine de hiç etki yapmayacağını hiç kimse garanti edemez.

Sovyetler döneminde gerçekleştirilen 1989 nüfus sayımından sonra Rusya çapında ilk kez düzenlenecek genel nüfus sayımı ve ona hazırlıklar etrafında bunlar cereyan ederken Hakaseli’nde yine Rusya çapında sürdürülen bir başka uygulamanın etkisiyle gerilimler yaşanmaktadır. Bu uygulama eski SSCB tipi pasaportların yeni Rusya Federasyonu pasaportlarına değiştirilmesi sürecinin uygulamaya sokulmasıdır. Aslında doğal olan bu süreç yeni pasaportlarda ta 1934’te Stalin’in koyduğu ve pasaport taşıyıcısının mensup olduğu milliyetin belirtildiği meşhur ‘beşinci satır’ın kaldırılmış olması nedeniyle zaman zaman gayri Rusların tepkilere yol açmaktadır. Bu tepkiler de haksız değildir, çünkü RF Anayasasının 26. Maddesinin 1. Bendinde der ki: “Herkes kendi milliyet mensubiyetini özgürce belirleme ve belirtme hakkına sahiptir.” Oysa bu uygulamaya göre birisi istediğinde milliyetini belirtecek satırı bulamama durumuyla karşılaşabilir. Öte yandan, ilk bakışta ayırımcılığa karşı ve demokrasiye uygun gözüken bu uygulamaya Hakaslar dahil olmak üzere birçok gayri Rusun karşı çıkmasının altında yatan ana neden sayı ve güç bakımından kendilerinden kat kat büyük olan Ruslar tarafından asimile edilme sürecinin daha da hızlanmasına yol açabileceğinden endişe etmeleri gibi görünmektedir.

Yine son gelişmelerin ışığında Hakas Türklerine yaklaştığımızda Krasnoyarsk Eyaletinde ölen Aleksandr Lebed’in yerine yeni vali seçimlerinin hazırlıklarının sürdüğünü görürüz. Aslında bu seçimler, seçim kampanyası esnasında kimi siyasetçiler tarafından Hakaseli’ni Krasnoyarsk Eyaletine geri katalım[3] gibi popülist sloganlar kullanılmasaydı değinmeye bile değer olmazdı. Ancak az önceki sebepten ötürü cumhuriyetin içinde bulundukları demografik durumu hiç dikkate almadan Hakas teşkilatların buna karşı tepkilerini dile getirmekte kararlıdır. Üstelik bu seçimler bir anlamda Hakaseli’ni doğrudan ilgilendirmektedir, çünkü halen Hakas Cumhuriyeti Hükümet Başkanı ölen Lebed’in kardeşi Aleksey Lebed’in de komşu eyaletteki valilik seçimlerine katılma kararı alması ve seçim kampanyasında kendisine sorulduğunda Hakaseli’nın Krasnoyarsk Eyaletiyle birleşmesinde, yani Hakas Cumhuriyetinin dağıtılarak yeniden, ama bu sefer bölge dahi olmadan eyalete geri sokulmasında hiçbir sakınca olmadığı gibi tam tersine birçok yararın olacağını açık açık beyan etmektedir.[4]

Bu bakımdan, yani gelişmiş altyapısı, zengin doğal kaynakları ve oldukça elverişli coğrafi konumu (örneğin Rusya’nın içinden Tıva’ya karadan ulaşım yalnızca Hakaseli’nin üzerinden sağlanabilmekte, havadan ulaşım özellikle Moskova’dan yine ancak Abakan uluslar arası havaalanı üzerinden gerçekleştirilmekte), diğer bölgelere nazaran ülkenin içinde Rusya’nın en güçlü hidro elektrik barajı olan Sayan-Şuş HE Barajının (bunun yanında bir de Mayna HEB var) bulunmasına bağlı olarak  en ucuz enerji tarifelerinin uygulandığı hususu gibi kriterlerin dikkate alındığında Hakaseli Rusya bakımından çok önemli olduğu, hatta kimi konularda[5] stratejik öneme sahip olduğu söylenebilir.  

Yine milliyetçilik bağlamına geri dönersek Hakaseli’nde daha önce de değinildiği gibi etnikler arası gizli bir gerilimin yaşandığı belirtilmişti. Bu gerilimin temelinde her iki taraftan da, yani hem Hakas hem de Ruslarca mevcut durumdan duyulan hoşnutsuzluktur. Bu hoşnutsuzluğa sebep veren durumun nedenleri çok geniş bir yelpazeye yayılabileceği ile birlikte esas olarak onlar sosyo-ekonomik ve politik olarak gruplaştırılabilir. Kısmen de olsa daha evvelki kısımlarda değinilen bu nedenler varlıklarını halen de sürdürmektedir.

Aslında Hakaseli’nde 1990’lardan beri Hakaslar açısından fazla bir şey değişmedi denilebilir. Sadece son yıllarda yenilenen ve başkanlığına Vasiliy Çaptıkov’un seçilen Çon Çöbi (Halk Kurulu) daha aktif biçimde çalışmaya başladı ve artık pek duyulmayan Hakas Ulusal Hareketi “TUN”un yerine yine Hakas milliyetçi gençlikten oluşan Hakas Gençlik “Bars” Teşkilatı (Başkanı Mihayil Çertıkov) da bu yöndeki çalışmalarda oldukça önemli görevler üstlenmektedir. Esas olarak üniversitede hukuk ve ekonomi öğrencileri ile genç avukatlardan oluşan Bars teşkilatı çok yeni olmasına rağmen çok kısa bir zaman içerisinde adını Hakaseli’nde milliyetçi ve Hakas Türklerinin çıkarlarını korumaya aday bir oluşum olarak adını tescil ettirmeye başarabilmiştir.

Örneğin bu teşkilat başından beri Lebed’e karşı bir tavır aldığını açıkça belirterek bu yönde çalışmalara girişmiştir. Kimi çevreler bunun altında Krasnoyarsk seçimlerinde küçük Lebed’in rakiplerinin parmağını arasalar da bu gerçeği asla yansıtmamakta, çünkü Hakasların bu hareketi ağabeyi Lebed’in öldüğü kazanın meydana geldiği Nisan ayından çok daha öncelerinden bu yöndeki çalışmalarında başlamış ve Hakasların haklarının Hakaseli’nde tam olarak savunulmadığını ileri sürerek mevcut durumun içerisinde arayışlara  girişmiştir.

Hakaslar Hakaseli’nde bir yerli halk olmasına rağmen ülkede hala da yerli halkın durumunu belirleyen bir yasanın kabul edilmediği nedeniyle Bars Teşkilatı Çon Çöbi ile birlikte, taraflarınca hazırlanan adı geçen kanunun yasallaşması için Hakas Parlamento’ya baskıda bulunmaktadır.

Hakas Halk Kurultayı Aralık 2001’de olağanüstü toplanarak, Aralık 2000 seçimlerini ve dolayısıyla Lebed’in seçilmişliğinin yasallığını kabul etmeme kararı almıştır. Daha önce seçimlere hile karıştırıldığı gerekçeyle seçim sonuçlarının geçersiz sayılması için Hakas Cumhuriyeti Yüksek Mahkemesinde dava açan Hakas Halk Kurultayı istediği sonucu alamayınca, bu sefer davayı Rusya Yüksek Mahkemesinde açmıştır. Aynı zamanda da olağanüstü toplanan Kurultay’da Lebed’in hükümet başkanlığı koltuğunda ikinci süre görevde bulunma yolunu açan seçim sonuçlarının iptal edilmesi için Rusya Federasyonu Genel Savcısı, Rusya Devlet Başkanı, Devlet Duması ve Rusya Federasyonu Merkezi Seçim Komitesine müracaatta bulunma kararlarını benimsemiştir.[6]

Hakas Halk Kurultayı yürütme organı olan Çon Çöbi ile Hakas Ulusal Hareketi TUN arasındaki işbirliği ve organik bağlantı bu sefer Çon Çöbi (Halk Kurulu) ile Hakas gençlik Teşkilatı Bars ile devam etmekte olduğu gözlemlenebilir. Her iki teşkilatın başkanı Çon Çöbi’nin Üst Kuruluna üyedir. Her ikisinin de hem kendileri hem de başkanlık yaptıkları oluşumlar gençtir, dolayısıyla dinamiktir. Ve tabi ki her ikisi de faaliyetlerini Hakas halkının çıkarlarını korumaya yönelik olarak yürütmektedir. Yalnız burada Bars’ın şu farklılığı vardır. Bu teşkilat hem zamanın tabi ki etkisiyle daha geniş ölçüde çağdaş teknolojinin sağladığı olanaklardan (örneğin: belgegeçer, bilgisayar, internet ve elektronik posta) yararlanmakta ve bundan ötürü sesini daha da geniş kitlelere hem Hakaseli'nde hem de yurt dışında duyurabilmekte, daha hızlı ve az maliyetli iletişim kurabilmektedir.

Hakas ulusal gelenek ve kültürün yaşatılmasına etkin bir biçimde katkıda bulunan Bars Teşkilatı, halkın daha önce katılımının bu denli yoğun olmadığı bir biçimde büyük bir organizasyon yaparak 2002’de, Türklerin ortak Yeni Yıl bayramı Çıl Pazı (Yıl Başı) kutlamalarını gerçekleştirdi. Ancak bu bayrama bile Hakas milliyetçiler ile ülkenin yönetimi arasında yaşanan gerginlik yansımış, gazetelerin yazdığına göre bayramı eskisinden farklı olarak şehrin göbeğinde kutlanmasına izin vermeyerek şehrin dışına taşınmasına karar verilmiştir. 

Güvenlik sorunu nedeniyle yoğun FSB ve MVD (İçişleri Bakanlığı) mensuplarının nöbet tuttuğu bu Yıl Başı bayramında sahneye, ülke yönetiminden yer alan zevatın içinde ancak Lebed çıkabilme cesaretini gösterebilmiş, o da çelik yelek giydikten sonra. Bunun altında yatan neden ise, yine Hakas Cumhuriyetinin başkenti Abakan’da Hakas milliyetçilerin bu bayramı fırsat bilerek ülke hükümetine sosyal-ekonomik ve hatta politik bir takım taleplerini ileteceklerini ve de milliyetçilik bağlamında bir gövde gösterisinde bulunacaklarına dair yayılan söylentilerdir.[1] 

Ancak her ne kadar önemsi bir detay gibi gözükse de bu husus Hakas Cumhuriyetinde esas kurucu halk olan Hakasların milliyetçiliğinin ne gibi gelişmelere (gerçek veya asılsız temelde) yol açabildiğini göstermek açısından çok önemlidir. Üstelik Afganistan’da savaş deneyimine sahip bulunan ve kendisi de ağabeyi gibi asker olan Aleksey Lebed’in çelik yelek giymesi, ki bu durum çekilen fotoğraflarla tespit edilmiş, ve bu durumun gazetelerde haber olarak yer alması en azından Hakaseli’nde Hakas milliyetçilerine kulak astıklarını göstermektedir. Bu bağlamda başka bir örnek daha verilebilir. Üçüncü dönem parlamentoda yeniden parlamento üst kurulu başkanlığına adaylığını koyan Hakas asıllı Vladimir Ştıgaşev oylamanın birinci turunu başa baş bitirmiş, ancak devreye yine Hakas milliyetçileri olan Hakas Halk Kurultayı Yürütme Komitesi Çon Çöbi girince ikinci turu ezici bir çoğunlukla kazanarak parlamento başkanı seçilmiştir.

Yani söylenebilir ki, Hakas milliyetçileri Hakas Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu içerisinde mevcut siyasi konjonktürden ve ellerindeki imkanlardan azami ölçüde istifade etmek zorundalar kendi siyasi kararlarını ya da taktiklerini belirlerken. Bu meseleyle onlar mevcut koşullar içerisinde başarılı bir biçimde başa çıkmaktadırlar denilebilir. Örneğin, 1996’daki Hakas Cumhuriyeti Hükümet Başkanı seçimlerinde arkasında Rusya çapında güçlü bir sanayi şirketler grubu olan “Rus Alüminyum”un durduğu Aleksey Lebed’e karşı rakip aday olarak Hakas asıllı Vasiliy Astanayev çıkmış ve Hakas milliyetçileri “büyük politikaya” uygun biçimde hareket etmeye karar vererek onu desteklediler. Oysa Vasiliy Astanayev Rusya Federasyonu Olağanüstü Durum ve Affetler (MÇS) Bakanı Tıva asıllı Sergey Şoygu’nun çok yakın arkadaşı olup RF MÇS Bakanlığı Departman Başkanı görevinde bulunmaktadır.[2] 

Bundan da öte Şoygu, Kremlin tarafından kurulan ve hem Yeltsin hem de Putin tarafından desteklenen “Yedinstvo” (Birlik) siyasi partisinin lideriydi o zamanlar. Üstelik bilindiği gibi Lebed’in ağabeyi Aleksandr Lebed, 1996 Rusya Devlet başkanlığı seçimlerinde Yeltsin’e karşı adaylığını koymuş idi, bu ise küçük kardeşine yönelik Yeltsin’in ardılı olan Putin’in tutumu üzerinde etkili olabilirdi. 

Yani, bu zincirin daha da uzamasına gitmeden şu söylenebilir, 2001 Hakas Cumhuriyeti Başbakanlığı seçimlerinin sonuçlarının farklı çıkmasında (tabii burada bu sonuçları doğuran seçimlerin dürüst yapıldığı varsayımı üzerine konuşulmakta, yoksa mahkeme tarafından bu seçimlere hile karıştırıldığı hükmen tespit edildiğinde durum ve yorum köklü bir biçimde değişebilir) etkili olmamışsa da  bu yukarıda verilen küçük örnek Hakas milliyetçilerin zaman zaman Hakaseli’nde siyasi rotalarını belirlerken Rusya genelinde mevcut siyasi konjonktürü de (amaçlarına uygunluğu ölçüde tabii ki) dikkate almak suretiyle hareket edebildiklerini göstermektedir. 

Bu tür biraz Niccolo Machiavelli[3] tarzı oynamayı andırsa dahi mevcut durumdan azami biçimde yararlanabilme kapasite ve kabiliyeti Hakas milliyetçilerine, belirledikleri amaca ulaşma yolunda tartışılmaz bir biçimde yardımcı ve yararlı olduğu ortadadır denilebilir. Veya başka bir ifadeyle buna, karşı tarafı bir bütün olarak değil de içerisinde çeşitli aykırılıklar ile parçalanmışlıkların mevcut olduğu bir şey olarak algılayabilme ve bunu amacına ulaşma yolunda doğru bir biçimde kullanabilme potansiyeli Hakas Türkleri gibi azınlık halinde bulundan Rusya’daki diğer Türk halkları için de son derece önemlidir. 

Bununla birlikte, karşı tarafı bu şekilde algılarken, karşı tarafın da bu tür uygulamalara veya kasıtlı olarak bütünlüğün parçalanmasına yol açabilecek yöntemleri kullanabileceğini her zaman bir ihtimal olarak nazarda tutmak ve ona karşı tedbirli davranmak gerektiğinin burada altını çizmek faydalı olacağının kanaatindeyim. Hakas milliyetçiliğinin geleceği anlamında Hakas Toplumsal Gençlik “Bars” Teşkilatı, aslında çok umut vericidir. 

Öte yandan da bu durum, Hakas Türklerinde milliyetçilik akımlarının, yeniden yapılanma dönemi olan 1980’lilerde başlayıp özellikle Putin’in iktidara geldiği ve federasyon ruhuna aykırı bir biçimde merkeziyetçi söylemin ağırlık kazandığı ve çoğu gayri-Rus federe cumhuriyetlerin birer birer bunun karşısında tavizler vererek (Tıva’daki cumhurbaşkanlığı müessesesinin kaldırılması ve anayasasının revizyona uğratılması, Altay’da ise Altay Türklerinin açık açık parçalanması, Altay, Hakas ve Saha’da devlet ve hükümet başkanlıklarına Rus asıllı kişilerin seçilmesi, aynı zamanda federe birimlerin önderleri olan senatörlerin yerine Rusya parlamentosu üst kanadı Federasyon Konseyinde atanmış temsilcilerin işbaşına getirilmesi, daha doğrusu senatörlerin uzaklaştırılması, Rusya’nın yedi bölgeye ayrılarak her birinin başına devlet başkanı temsilcilerinin atanması, farklı seslerin veya rejim tarafından yürütülen siyasete karşı eleştiri seslerinin çıkmasını engellemek amacıyla girişilen basın özgürlüğünün kısıtlanması kampanyası, ve başka birçok diğer oluşan durumun hakim olduğu bir ortamda) geri adım atmak zorunda olduğu bir dönemde dahi sönmeden halen de devam ettiğini göstermek bakımından da son derece önemlidir.

Bu ise daha evvel defalarca örneklerinin verildiği mevcut oldukça zor koşullarda[4] Hakas halkının kendi hak ve çıkarlarını bugün ve yarın ne biçimde koruyacağı ve sesini nasıl duyuracağı konusunda değim yerindeyse hayati bir önem taşımaktadır. Dolayısıyla, burada, eski Türk medeniyetinin halen de yaşatılmaya çalışıldığı Hakaseli’nde milliyetçilik bağlamında Hakas Türklerinin, zaman zaman komşu diğer Türk halklarıyla bir karşılaştırmanın yapıldığı ölçüde sosyo-ekonomik, politik ve dilsel alandaki durumuna ilişkin tablo, buna dayanarak geleceğe dair yapılabilecek projeksiyonlara malzeme olabilecek biçimde sunulmaya çalışılmıştır.

Tablo 1. Hakaslar’ın 1989 İtibariyle Nüfus Dağılımı

SSCB (Bugün ise BDT ve diğer eski Sovyet devletleri)

RSFSC (Bugün ise Rusya Federasyonu) 

Hakas Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (Bugün ise Hakas Cumhuriyeti)

80.328

78.500

62.859

% 100 (% 2.28)

% 97.72 (% 19.93)

% 78.25

--

% 100

% 80.07

Kaynak: Çislennost Naseleniya i Nekotorıye Sotsialno-Demografiçeskiye Harakteristiki Natsionalnostey i Narodov RSFSR / İstatistik Rehber/, RSFSC Devlet İstatistik Komitesi, Moskova, 1991.

 

Tablo 2. 1989 İtibariyle Hakas Cumhuriyeti’nin Etnik İçeriği

Toplam Nüfus        

Hakaslar                    

Ruslar

Ukraynalılar

Almanlar

Tatarlar

Belaruslar

Çuvaşlar

Mordvalar

Şorlar

Diğer milliyetler

566.861

62.859

450.430

13.223

11.250

4.721

3.947

3.433

3.166

1.207

12.625

% 100,0

% 11,1

% 79,5

% 2,3

% 2,0

% 0,8

% 0,7

% 0,6

% 0,6

% 0,2

% 2,2

Kaynak: Çislennost Naseleniya i Nekotorıye Sotsialno-Demografiçeskiye Harakteristiki Natsionalnostey i Narodov RSFSR / İstatistik Rehber/, RSFSC Devlet İstatistik Komitesi, Moskova, 1991.

 

Tablo 3. 1985-1997 Yıllarında Hakas Cumhuriyetinin Toplam Nüfus Durumu

(Bin kişi)

1985

541,7

1989

566,8

1990

575,3

1995

584,0

1996

583,1

1997

582,4

2000

581,2

Kaynak:

1.Çislennost Naseleniya i Nekotorıye Sotsialno-Demografiçeskiye Harakteristiki Natsionalnostey i Narodov RSFSR / İstatistik Rehber/, RSFSC Devlet İstatistik Komitesi, Moskova, 1991.

2. [http://khakasia.ru/khakasia/demography/]

 

Tablo 4. Hakas Türkleri’nin Anadili Olan Hakasça’nın Durumundaki Yıllara Göre Değişim

 

Yıllar

Hakasça’yı anadili olarak kabul edenlerin oranı

Rusça’yı anadili olarak kabul edenlerin oranı

1926

1979

1989

% 96

% 81 / % 86,6§

% 76 / % 83§

% 4

% 19 / % 13,4§

% 24 / % 17§

Kaynak: Gosudarstvennaya Programma Sohraneniya i Razvitiya Yazıkov Narodov Respubliki Hakasiya na 1994-2000 g.g., Abakan, 1994;

 

 

Tablo 5. Hakas Cumhuriyeti’nde yaşayan diğer ulusların ana dilleri ile ilgili durum

 

 

Milliyeti

Mensubu olduğu milliyetin dilini ana dili olarak kabul eden

Ana dili olarak Rusça’yı kabul eden

Kişi sayısı

İlgili halkın toplan nüfusunun içindeki oranı

Kişi sayısı

İlgili halkın toplan nüfusunun içindeki oranı

Ukraynalılar

Almanlar

Tatarlar

Belaruslar

Çuvaşlar

Mordvalar

6057

4285

2656

1378

1736

1368

45,8

38,1

56,3,

34,9

50,6

43,2

7143

6930

2045

2556

1684

1792

54,0

61,6

43,1

64,7

49,3

56,5

Kaynak: Gosudarstvennaya Programma Sohraneniya i Razvitiya Yazıkov Narodov Respubliki Hakasiya na 1994-2000 g.g., Abakan, 1994;

DİPNOTLAR: [1] Kimi bilim adamları, genel olarak dünyadaki devletlerin sadece %10’unun etnik homojenliğe sahip olduğunu ileri sürmektedir (Bkz.: Charles W. Jr. Kegley, (1995), Controversies in International Relations Theory., St. Martin’s Press., New York, s.232;)

[2] Buna örnek olarak Sovyetler Birliğinin ABD’ye karşı sürdürdüğü silah yarışını 1987’de kaybettiğini resmi olarak o zamanki SSCB Başkanı M. Gorbaçöv tarafından ilan edilmesi yaşanan bu sürecin içerisinde en belirgin örnektir..

[3] Muzzafer Özdağ, “Türk Dünyası Gerçeği” (11-13 Nisan 1997 tarihinde İstanbul’da toplanan V. Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayına Sunulan Bildiri) s.9;

[4] Muzzafer Özdağ, a.g.y., s.10 ve devamı;

[5] Hüseyin Pazarcı, Uluslar arası Hukuk Dersleri, II. Kitap, 3. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara, 1993, ss.99-100;

[6] Bunlar: Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan. Aslında nüfuslarının büyük bir kısmı veya tamamı Rusya’nın dışında yaşayan daha nice Türk boyu vardır; bunlar: Uygurlar (Doğu Türkistan), Orta Asyanın çeşitli ülkelerinde (Afganistan, Pakistan, İran, vs.) yaşayan Azeri, Özbek, Kırgız, Türkmen ve Ahıska Türkleri de bunlardan bazılarıdır.

[7] Bugün itibariyle Rusya Federasyonu (RF) içerisinde yaklaşık olarak 40 Türk halk ve etnik grubu (topluluğu) yaşamaktadır. Bu ise nüfus olarak 15 milyon kişi demektir. Bunun yanı sıra Rusya’da iki milyon civarında Azeri, Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek, Ahıska Türkü, Uygur vd. Türk uluslarına mensup insan yaşamaktadır. (Bkz.: Jizn Natsionalnostey 3-4.1998, “Türk Dünyası: Geçmişi ve Bugünü” RF Bölge ve Miliyetler Politikası Bakan Yardımcısı A.A. Tomtosov ile yapılan söyleşi, ss. 26-32) RF’de yaşayan 40 Türk ulusundan 10’u yaşadığı topraklar üzerinde kurulan cumhuriyetlere “ad veren” ulus konumuna sahiptir: Altay, Başkurdistan, Dağıstan [Kumuk ve Nogaylar], Kabardin-Balkarya, Karaçay-Çerkesya, Tataristan, Tıva, Saha (Yakutistan), Hakaseli, Çuvaşistan (Bkz.: RF Anayasası, 3. Bölüm “Federatif Düzen” Madde 65/1.). Rusya’daki diğer 18 Türk ulusunun içerisinde 10’u, yaşadığı toprak üzerinde kurulan ulusal idari birime (Türk asıllı uluslardan Türk dünyasının en kuzeyinde yaşayan Dolganlar Dolgan-Nenets Özerk Dairesine “ad veren” ulus konumuna sahiptir. Bkz.: RF Anayasası,  Madde 65/1., paragraf 7.) sahiptir. 

[8] Gerçek adı Kırgız olan Hakas etnonimi Çin Tang sülalesi dönemindeki okunuşu olan Hyagaz’dan gelmektedir. Aslında bu okunuş Çarlık Rusyasındaki bilim literatürüne XIX. Yüzyılın başında giren bu okunuş yanlış olup Kırgız etnonimin Çince’deki esas okunuşunun Syatzyas olması gerektiğini söyler S.Ye. Yahontov gibi kimi bilim adamları. (Bkz.: Yu.S. Hudyakov Kırgızskiy Kaganat: Diskussiya Ob Etnonime “Kırgız” Kırgızı: İstoçniki, İstoriya, Etnografiya Derl.: O. Karayev, K. Jusupov, Soros Kırgızistan Vakfı, Bişkek, 1996, ss.166-242 )

* Burada Hakaslar adının kullanımı ataları Kırgız Türklerini de kapsamaktadır. Yani Hakas ve Kırgızlar, tarihsel perspektiften yaklaşıldığında günümüz itibariyle iki farklı devlette yaşayan geçmişi bir olan Türk soylu halklardır. Hakas adı ise eski Çin döneminde Kırgız adının “Hyagaz” olarak geçmesinden kaynaklanmaktadır.

[9] Askar Akayev’in, Kırgızların eski yurdu olan  Hakas Cumhuriyetini ziyareti esnasında 18 Temmuz 2002 tarihli konuşması. (19.07.2002 Hakas Cumhuriyeti Parlamentosu Basın Merkezi) Bkz.: [http://www.volgainform.ru/allnews/43159/];

** Burada kullanılan “Go” eki devlet anlamına geldiği ve son bilimsel gelişmelerin ışığında Çin’deki kaynaklardan teyit edildiğinden Kırgız (Hakas) devlet geleneğinin millattan önce III. yüzyıldan başlayıp günümüze kadar tam yirmi iki asır kattetiği söylenebilir. Bu konuda bkz.: Askar Akayev’in, Kırgızların eski yurdu olan  Hakas Cumhuriyetini ziyareti esnasında 18 Temmuz 2002 tarihli konuşması. (Kaynak: 19.07.2002 Hakas Cumhuriyeti Parlamentosu Basın Merkezi) Bkz.: [http://www.volgainform.ru/allnews/43159/];

[10] Eski Kırgız devleti ile daha önce mevcut olan Gyangung-Go devletlerinin arasında organik bir devamlılığın mevcudiyetine ilişkin bilgi X.-XI. Yüzyıllara ait “Tang Shu” yıllıklarında “Kırgız eski bir Gyangung devletidir” biçiminde yer almaktadır. Bu konuda bkz.: İstoriya Hakasiyi s Drevneyşih Vremön Do 1917 Goda., (Ed.: L.R. Kızlasov), Moskova, 1993, ss.35-43; ve N.V. Küner, “Kitayskiye İzvestiya o Narodah Yujnoy Sibiri, Sentralnoy Aziyi i Dalnego Vostoka” adlı (Moskova, 1961) kitaptan alıntı olarak verilen “Kırgızı: İstoçniki, İstoriya, Etnografiya” adlı kitapta (derl: O. Karayev, K. Jusupov), Bişkek, 1996, ss: 15-20;

[11] V.Ya. Butanayev, Hakassko-Russkiy İstoriko-Etnografiçeskiy Slovar, Abakan, 1999, s.89; Ayrıca, Hakas Türklerinde milliyetçilik ve Turancılık konularında Bkz.: Dr. Atilla Ömeroğlu “Sovyet Döneminde Hakaslarda Turancılık” Türk Diplomatik gazetesi, Yıl:3, Sayı:33, Eylül 1997, s.22;

[12] Ellsworth Raymond (New York Univ.), Encyclopedia Americana, Vol. 16, Hakaslar ile ilgili kısım (s. 389), Grolier Incorp., ABD, 1982;

[13] V.Ya. Butanayev, Sotsialno-Ekonomiçeskaya İstoriya Hongoraya (Hakasiyi), Abakan, 2002, ss. 118, 145;

[14] V.Ya. Butanayev, a.g.e., s.119;

[15] V.N. Tugujekova “İz İstoriyi Stanovleniya Respubliki Hakasiyi” Cumhuriyet çapında düzenlenen “Rusya Federasyonunun Bir Üyesi Olarak Hakas Cumhuriyeti: Deneyim, Sorun ve Perspektifler ” konulu Birinci bilim ve uygulama konferansında sunulan bildiriler kitabı, Abakan, 2000, ss. 50-55;

[16] Hakas Türkleri hem sayı hem de askeri teknik ve silah bakımından çok gerilerde bulunduğu bir ortama rağmen, batıdan savaşla gelen Ruslara karşı yurtlarının bağımsızlığını savunmak uğruna bir yüzyıldan fazla bir zaman boyunca başarılı bir mukavemet göstermişse de netice itibariyle işgalcilere boyun eğmek zorunda bırakılmıştır. 

[17]  G.G. Kotojekov, Kultura Narodov Sayano-Altayskogo Nagorya,  Abakan, Hakas Kitabevi, 1992, s: 123;

[18] G.G. Kotojekov, a.g.e., s: 103;

[19]  G.G. Kotojekov, a.g.e., s.: 153;

[20] V.M. Torosov “K Voprosu O Preimuşçestvah Novogo Statusa Hakasiyi” Cumhuriyet çapında düzenlenen “Rusya Federasyonunun Bir Üyesi Olarak Hakas Cumhuriyeti: Deneyim, Sorun ve Perspektifler ” konulu Birinci bilim ve uygulama konferansında sunulan bildiriler kitabı, Abakan, 2000, ss. 25-32;

[21] aynı bildiriler kitabının önsözü, s.3;

[22] Maksim Çaptıkov “Dlya “Tuna” net vrajeskih narodov” (10let assotsiatsiyi Hakaskogo naroda “Tun”), Hakasya gazetesi, 14 Nisan 1998, s.4; (aktaran: V. Ulugbaşev, “Hakas Cumhuriyeti’nin Statüsü” yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2001, s.72;)

[23] Aslında Hakas Halk Kurultayı başlangıcını ta 1916’dan almakta olup o tarihten beri Sovyetler dönemi hariç düzenli olarak toplanmaktadır. Resmi bir niteliğe sahip olan Hakas Halk Kurultayı’nda temsil düzeni her 500 veya 1000 Hakas asıllı kişiyi bir delegenin temsil edeceği biçimde oluşturulmuştur.

Bu konuda bkz.: [http://www.strana.ru/stories/02/03/28/2641/126694.html];

[24] “Delege Olmayı Reddeden Ştıgaşev” (A. Şçerbakov’un Vladimir Ştıgaşev ile yaptığı söyleşi), Rossiyskaya Federatsiya dergisi, No: 17/1995, ss: 24-27;

[25] Zakon Respubliki Hakasiya “O statuse syezda Hakasskogo naroda”, Abakan, 1994, (aktaran: V. Ulugbaşev, “Hakas Cumhuriyeti’nin Statüsü” yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2001, s.73;)

* Örneğin, o zamanki bölgenin içerisinde çoğunluğa sahip Ruslara da cumhuriyetin bölge statüsünden farklı olarak hem ekonomik hem de idari bakımdan ne gibi getirilerin olacağını geniş bir biçimde anlatma, Rus asıllı ve diğer etnik gruplara ait aydınların bir araya getirildiği yuvarlak masa ve konferanslar düzenleme, bv. gibi yol izlenmiştir bu hedefe ulaşma yolunda.

[26] Hakas Cumhuriyeti Anayasası, madde 69; Bu maddenin birinci paragrafında şöyle denilmektedir, “Hakas Cumhuriyeti’nin devlet [resmi] dilleri Hakasça ve Rusça dilleridir.”

[27] Hakas Cumhuriyeti Anayasası, madde 60/c;

[28] Hakas Cumhuriyeti Anayasası, madde 118;

* Aslında Hakaslar, Hakas Cumhuriyetinin içerisinde çoğunluk ya da en azından bugün bir çoğunluğu oluşturan Ruslar ile nüfus bakımından eşit bir orana sahip oldukları takdirde bu gibi konular daha az derecede hayati önem taşırdı. Ancak bu hayali durumda bile, olaya Rusya çapında yaklaşıldığında Hakasların yine de oldukça küçük bir azınlığı oluşturacağından bu konudaki Hakasların lehine olacak tedbir veya mekanizmaların kurulması önemini kaybetmezdi.

[29] Gerçi bu Anayasa’ya değişiklikler de yapılmış olabilir, ancak en azından kabul edildiği biçimiyle kabul edildiği zaman için geçerliliği tartışılmazdır.

[30] Tıva Cumhuriyeti Anayasası, madde 31, bent 5;

[31] “Ulusların arasında bir iletişim dili olan” Rusça Tıva’da (Rusya) Federasyonunun resmi bir dili olarak geçerlidir. Bkz.: Tıva Cumhuriyeti Anayasası, madde 33;

[32] Tıva Türklerinin Tıva Cumhuriyeti’ndeki oranı, toplam sayısı 308.557 olan nüfusun içinde yüzde 64.3’üne tekabül ederken, Ruslar yalnızca % 32’lik bir orana sahipti 1989 yılı itibariyle. Bkz.: Çislennost Naseleniya i Nekotorıye Sotsialno-Demografiçeskiye Harakteristiki Natsionalnostey i Narodov RSFSR / İstatistik Rehber/, RSFSC Devlet İstatistik Komitesi, Moskova, 1991, ss.33;

[33] Tıva Cumhuriyeti Anayasası, m. 31, b. 3;

* Hakas milliyetçileri de Hakas Cumhuriyetinin kurulmasıyla Hakaseli’ne göçün, ülkedeki zaten az olan yerli halkın nüfus içindeki oranının daha da düşmesinin önüne geçebilmek amacıyla kontrol altına alınmasını savunmaktaydı, ancak diğer pek çok istek ve fikirlerin amacına ulaşamadığı gibi bu görüşler de somutlaşamadı maalesef.

[34] Tıva Cumhuriyeti Anayasası, m.69, b. 4; Bu hüküm, aslında Tıvalar için bir garantidir,çünkü buna uygun olarak hareket edildiği vakit seçilecek cumhurbaşkanı ya köken olarak Tıva olacak ya da Tıvaca’yı ve Rusça’yı çok iyi bilen Rus olacak. Ama her iki durumda da seçilen yeni cumhurbaşkanın Tıva kültürüne, Rus olup da Tıvaca’ya hakim olmayandan çok daha yakın olacağı tahmin edilebilir. Bununla birlikte başkent Kızıl’ın halk tarafından seçilen Büyükşehir Belediyesi Başkanının (başkent idaresinin başkanı) da bu göreve seçilebilmesi için de çok iyi Tıva ve Rusça  bilme koşulu getirilmiştir. Bkz.: Tıva Cumhuriyeti Anayasası (1993), madde 111.;

[35] V.N. Tugujekova “İz İstoriyi Stanovleniya Respubliki Hakasiyi” Cumhuriyet çapında düzenlenen “Rusya Federasyonunun Bir Üyesi Olarak Hakas Cumhuriyeti: Deneyim, Sorun ve Perspektifler ” konulu Birinci bilim ve uygulama konferansında sunulan bildiriler kitabı, Abakan, 2000, ss. 50-55;

[36] Örneğin bu oran ve sayılar, 1989 nüfus sayımı istatistiklerine göre diğer Sibirya Türkleri olan Tıvalarda şöyledir:  eski Sovyetler  Birliğinde yaşayan Tıva Türkleri 206.629 kişidir; Rusya’da 206.160 Tıvalı yaşıyor, bu ise toplam Tıva nüfusunun içinde % 99,77 oranına eşittir. Tıva’da yaşayan Tıva Türkleri 198.448 kişidir, bu da dünyadaki toplam Tıva nüfusunun içerisinde yaklaşık olarak %96,04 demektir. Yani, Tıva’nın dışında yaşayan Tıva Türklerinin oranı sadece % 3,96 olup sayısı 8.181 kişidir. (Bkz.: Çislennost Naseleniya i Nekotorıye Sotsialno-Demografiçeskiye Harakteristiki Natsionalnostey i Narodov RSFSR / İstatistik Rehber/, RSFSC Devlet İstatistik Komitesi, Moskova, 1991, ss.23-25);

[37] Eski Sovyetler Birliğinde yaşayan Altay Türkleri 70.777 kişidir; Rusya’da 69.409 Altaylı yaşıyor, bu ise toplam Altay Türklerinin nüfusu içinde % 98,01’dır. Altay Cumhuriyetinde yaşayan Altaylıların sayısı 59.130 kişidir, bu ise dünyadaki toplam Altaylı nüfusunun içerisinde % 83,54’e eşittir. Yani, Altay Cumhuriyetinin dışında yaşayan Altay Türklerinin oranı sadece % 11,46’dır (11.647 kişi). Bkz.: Çislennost Naseleniya i Nekotorıye Sotsialno-Demografiçeskiye Harakteristiki Natsionalnostey i Narodov RSFSR / İstatistik Rehber/, RSFSC Devlet İstatistik Komitesi, Moskova, 1991, ss.23-25;

*  Böyle bir varsayıma, bu 1989 tarihli genel nüfus sayımının, dışarıdan hiç kimsenin gözlemci olarak katılmasına izin verilmediği Sovyetler Birliği gibi kapalı kutu koşullarında yapıldığından ötürü gereksinim duyulmuştur. Bu tarihten sonra 10’dan fazla yılın geçmesine rağmen Rusya’da hala genel bir nüfus sayımının yapılması düşündürücüdür. Neyse ki 2002’de Rusya’da genel nüfus sayımı yapılacaktır, ama burada da yurt dışından bağımsız gözlemciler katılabilseler çok yararlı olacaktır sayımın objektifliğinin ispatı bakımından. - TBD.

[38] T.G. Borgoyakova, “Sotsialnıy Status i Funktsionirovaniye Hakasskogo Yazıka” Cumhuriyet çapında düzenlenen “Rusya Federasyonunun Bir Üyesi Olarak Hakas Cumhuriyeti: Deneyim, Sorun ve Perspektifler ” konulu Birinci bilim ve uygulama konferansında sunulan bildiriler kitabı, Abakan, 2000, ss. 16-24;

[39] Rusların bu konudaki görüşe sahip çıkanların oranı daha da fazla olup yüzde 41’e tekabül etmektedir. Bkz.: “Jiteli Hakasiyi o Svoyey Jizni” [Hakaseli Sakinleri Yaşamları Üzerine] Hakas Cumhuriyetinde Etniklerarası İlişkilerin Durumu konulu sosyolojik araştırmanın sonuçları. Hakas Kitabevi, Moskova-Abakan, 1994, s.59;

[40] a.g.e., s: 59;

[41] Bunun için bkz.: Tablo 4.      

[42] Gosudarstvennaya Programma Sohraneniya i Razvitiya Yazıkov Narodov Respubliki Hakasiya na 1994-2000 g.g., Abakan, 1994, s.6;

[43] Örneğin, Hakas asıllı Vladimir Ştıgaşev’in başında bulunduğu Hakas Cumhuriyeti Parlamentosunca 21 Ekim 1994 tarihinde “Hakas Cumhuriyeti’ndeki Halkların Dilleri Hakkında” (20 Ekim 1992 tarihli) (7. Madde) ve “Eğitim Hakkında” (23 Aralık 1992 tarihli) Hakas Cumhuriyeti kanunlarınca dil politikaları konusunda çizilen çerçeveye uygun olarak kabul edilen “1994-2000 yılları için Hakas Cumhuriyeti’ndeki Halkların Dillerinin Korunması ve Gelişmesine İlişkin Devlet Programı Hakkında” 21.10.94 gün ve 342-14 sayılı bir karar.

[44] Hakas Cumhuriyeti Anayasası madde 69;

[45] Bunların Hakaseli’ndeki toplam nüfusun içerisindeki sahip oldukları oranlar için bkz.: Tablo 2.

[46] Gosudarstvennaya Programma Sohraneniya i Razvitiya Yazıkov Narodov Respubliki Hakasiya na 1994-2000 g.g., Abakan, 1994, s.4;

[47] M. Çaptıkov  “Dlya “Tuna” net vrajeskih narodov” (10let assotsiatsiyi Hakaskogo naroda “Tun”), Hakasya gazetesi, 14 Nisan 1998, s.4; (aktaran: V. Ulugbaşev, “Hakas Cumhuriyeti’nin Statüsü” yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2001, s.75;)

[48] Bu sayı aslında Hakasların parlamento içerisinde devamlı bir zayıflama içerisinde bulunduklarına bir işaret. Örneğin birinci dönem parlamento’da Hakas milletvekillerin sayısı 13 iken halen, yani üçüncü dönem parlamentoda bu sayı 5’e düşmüştür. Bu konuda bkz.: [http://vskhakasia.ru/spisok_soziv.php?soziv_id=1] ve

[http://vskhakasia.ru/spisok_soziv.php?soziv_id=3]

[49] Bkz.: Республика Хакасия. Общественная организация хакасов не поддержит Алексея Лебедя на выборах в губернаторы Красноярского края. [Hakas Cumhuriyeti. Hakasların Toplumsal Teşkilatı Krasnoyarsk Eyaleti Valisi Seçimlerinde Aleksey Lebed’i Desteklemeyecektir.]

 [http://www.regions.ru/newsarticle/news/id/768765.html]

[50] Bkz.: Народ Хакасии решил избавиться от Лебедя [Hakas Halkı Lebed’ten Kurtulmaya Karar Vedi]

[http://www.rambler.ru/db/news/msg.html?mid=2107751]

[51] Bu ve diğer seçimler ile ilgili bilgiler konusunda bkz.: [http://www.hakasia.intergrad.ru/vlast_vibori.html];

[52] “Jiteli Hakasiyi o Svoyey Jizni” [Hakaseli Sakinleri Yaşamları Üzerine] Hakas Cumhuriyetinde Etniklerarası İlişkilerin Durumu konulu sosyolojik araştırmanın sonuçları. Hakas Kitabevi, Moskova-Abakan, 1994, s.59;

[53] a.g.e., s.23;

[54] Örneğin Rusya Federasyonu Parlamentosu alt kanadı olan devlet Duması milletvekili F. Safiullin bu biçimde yapılması düşünülen genel nüfus sayımının “halkları, daha sonra asimile etmek üzere parçalamak” gibi planları içerdiğini savunmaktadır. Bu konuda bkz.: (eski Rusya Milliyetler Politikası Bakanı ve halen, bu sayım için Rusya’daki halkların listesini hazırlayan Rusya Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Ensitüsü Müdürü) Valery Tişkov’un kendi görüşleriyle paylaştığı 22 Ocak 2002 tarihli “Privoljye Gotovitsya k Perepisi” makaleye [http://strana.ru/stories/02/03/19/2606/104615.html];

[55] a.g.m.;

[56] Bkz.: [http://www.regions.ru/newsarticle/news/id/870601.html];

[57] Bkz.: [http://www.regions.ru/newsarticle/news/id/870601.html];

[58] Bkz.: (eski Rusya Milliyetler Politikası Bakanı ve halen, bu sayım için Rusya’daki halkların listesini hazırlayan Rusya Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Ensitüsü Müdürü) Valery Tişkov’un kendi görüşleriyle paylaştığı 22 Ocak 2002 tarihli “Privoljye Gotovitsya k Perepisi” makaleye [http://strana.ru/stories/02/03/19/2606/104615.html];

[59] “Vozvraşçay Je Zemlitsu Hakasiyu, Vozvraşçay Rodimuyu Nazad” (Öz Toprağımız Olan Hakaseli  Ülkesini İade Etsene) 18.04.2002 tarihli Haftalık Vzglyad gazetesi, Abakan’da çıkmaktadır.

[60] “Taymırskiy Telegraf” Haber Ajansının 07.04.02 tarihli haberine Volga İnform Haber Ajansı yer vermiştir. Bu konuda bkz.: [http://www.volgainform.ru/expnews/40644]

[61] Örneğin 1990 yılında Hakaseli’ndeki üretilmiş Molibdeniyum konsantresinin Rusyanın toplam üretiminin yüzde 45’ine tekabül etmekteydi, yine aynı dönemde Hakaseli’nde üretilen alüminyum Rusya’nın toplam üretiminin % 10’nu oluşturmaktaydı. Veya 1999 yılınde Hakaseli’nde üretilen kömür Rusya’nın içinde % 2,2 ve yine aynı yıl zarfında üretilen enerji Rusya’nın ürettiği toplam enerjinin yüzde 2,4’üne tekabül etmekteydi. Oysa Hakaseli’nde yaşayan nüfus Rusya’nın toplam nüfusunun ancak yüzde 0,4’una eşittir. Bu konuda bkz.: [http://www.gov.khakassia.ru/short/index4.htm];

[62] Bu konularda bkz.: Народ Хакасии решил избавиться от Лебедя (Hakas Halkı Lebed’ten Kurtulmaya Karar Vedi) [http://www.rambler.ru/db/news/msg.html?mid=2107751] ve Республика Хакасия. Общественная организация хакасов не поддержит Алексея Лебедя на выборах в губернаторы Красноярского края.

(Hakas Cumhuriyeti. Hakasların Toplumsal Teşkilatı Krasnoyarsk Eyaleti Valisi Seçimlerinde Aleksey Lebed’i Desteklemeyecektir.) [http://www.regions.ru/newsarticle/news/id/768765.html];

[63] Argumentı i Faktı Gazetesi, 17.04.2002, (Tüm Rusya’da toplam 2,5 milyon tiraja sahip olan bir yayın organıdır – T.B.D.)

[64] [http://www.penza.yabloko.ru/SMI/PR_OBZ/15_11_1.html]

[65] 1469-1527 yıllarında yaşamış İtalyan tarihçi, devlet adamı ve siyasal düşünür olan Machiavelli’nin geliştirdiği kurama göre bir siyasetçi amacına ulaşmada etik gibi boyutlarla sınırlı kalmamalıdır ve dolayısıyla tüm olanaklardan istifade etmelidir.

[66] Hakas milliyetçilerin Sibirya’da yürüttüğü mücadelenin ne denli zor ve eşitsiz bir ortamda geçtiğini daha iyi kavranabilmesi için örnek olarak şu rakamların verilmesinde (hiçbir karşılaştırma yapmadan veya yorum katmadan) fayda olacağı düşüncesindeyim: Türkiye’de 3 Kasım 2002 tarihinde yapılacak milletvekili seçimlerine katılacak 30 partinin toplam 45 bin adayı, her bir adayın en az 10 bin dolar (kimilerine göre ise kişisel harcamaların tavanı 50 bin doları bulabilir) harcayacağı hesaba katıldığında 45 bin adayın toplam harcaması 450 milyon dolara kadar çıkacaktır. Ki bu genel seçimlerde milletvekilleri tarafından harcanacak para miktarıdır. Öbür taraftan 3 Kasım 2002 tarihli seçimlerin harcamalarını ve partilere seçim yardımı için ödemek üzere devletin kesesinden 150 trilyon TL (yaklaşık $90,9 milyon) çıkacağı söylenmektedir Maliye Bakanı Sümer Oral tarafından. Şimdi ise, 2003 ve 2004’te Rusya’da parlamento ve devlet başkanlığı seçimleri devlet hazinesine toplam 8,4 milyar Ruble’ye (yaklaşık $270 milyon) mal olacağı beklenirken Rusya’nın 89 idari biriminden yalnızca biri olan Krasnoyarsk Eyaleti Valilik seçimlerinden (düzenlenme tarihi 08 Eylül 2002) önce seçildikten sonra kendi çıkarlarını kollayacak olan adayların arkasında duran Krasnoyarsk’taki büyük ve nüfuzlu sanayi çevrelerden gelen zenginlerin (oligarchs) bu seçimlerde destekleyecekleri adayların tüm seçim giderlerini karşılamak üzere aralarında kişi başına 30-35’er milyon dolardan birleştirdiklerine dair söylentiler mevcuttur. Öte yandan Krasnoyarsk Valisi koltuğunun fiyatı kimilerine göre 5-10 milyon dolar arasında değişmektedir. Oysa tüm bu rakamlara karşın seçim komisyonundan seçime aday olarak katılabilir belgesini alan adayların her birinin seçim esnasında resmi olarak 20’şer milyon Ruble (645 bin dolar civarında) harcaması tavan olarak belirlenmiştir seçim kanunu tarafından. Bu ise sözü edilen bu seçimlerin ne kadar çekişmeli geçeceğini ve çıkarlarının korunması ya da sağlama alınması bakımından ilgili sanayi çevreler için ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte Krasnoyarsk Eyaleti’nde valilik seçimlerinin düzenlenmesi için Krasnoyarsk Eyaleti Seçim Komisyonu’na devletten toplam 95,4 milyon Ruble (yaklaşık 3 küsür milyon dolar) ödenecekmiş. Bu, Lebed’in ölümü nedeniyle erken düzenlenen seçimlere katılmaya niyetini belirten 32 adaydan şimdilik Krasnoyarsk Seçim Komisyonunda kaydını yaptırabilen aday sayısı 13’tü, ancak son gelişme ışığında 06.08.2002 itibariyle Aleksey Lebed’in kendi isteğiyle seçim yarışmasından çekildiği öğrenilmiştir.. Bu konularda bkz.: Erdoğan Süzer “Milletvekili Adayları 450 milyon $ Harcayacak” Star Gazetesi, 06 Ağustos 2002, s. 9; Nikolay Ogorodnikov “Дешевые политики обходятся особенно дорого” (Ucuz Politikacılar Özellikle Daha Sonra Çok Pahalıya Maloluyor) Hakasiya  Gazetesi, 02.07.2002 [http://www.gov.khakassia.ru/gazeta/archiv/l02.07_1.htm]; Парламентские и президентские выборы подорожают на 30% (Parlamento ve Devlet Başkanlığı Seçimleri %30 Daha Pahalılaşacaktır) [http://www.rtr-vesti.ru/news.html?id=8706] (25.06.2002); Olga Şirkovets “Vıbornaya Goryaçka Progressiruyet”, Abakan Gazetesi, [№ 69 (1925) - 28/06/2002] (http://meria.abakan.ru/gazeta/index.php?num=69&aticle=654); Boris İvanov, Rosbalt Haber Ajansı [http://www.rosbalt.ru/2002/08/06/59264.html]; Yekaterina Lıkova “Kandidat-Otkaznik”, Pravda.Ru, [http://pravda.ru/politics/2002/08/06/45279.html]; ve Milliyet Gazetesi, Çarşamba, 07 Ağustos 2002, s.17)