Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

KAMLIĞIN EN ESKİ TEMELLERİ

A.İ. KOTOJEKOV (ÇAPRAY)

G.S.TABASTAYEV

 

Çev.: TİMUR B.DAVLETOV

 

Günümüzde bilimsel çevrelerde kadim Gök-Tanrı inancının kaynaklarını koruyan ve içinde binlerce yılın tecrübesini taşıyan ruhsal bir deneyim olarak Kam inancına yönelik ilgi giderek artmaktadır. Hakas Türklerinin Kam inancından söz ederken Gök (Tengri – Teer – Tegir) – Ata kültüne değinmeden geçmek olanaksızdır. V.V.Radloff, G.N.Potanin, A.A.Potapov gibi halk kültürünün tanınmış araştırmacıları zamanında Hakasların ruhsal kültüründe varlığını devam ettiren Gök kültünün (Tengricilik) altını çizmekte idiler.

Sözü edilen bu kültün kaynaklarının kökleri M.Ö. IV. Binyılın sonu III. Binyılın başını kapsayan bir döneme kadar uzanmaktadır. Çağdaş dünyada bulunan arkeolojik harikalardan biri sayılan ve ‘Okunev’ kaya anıtları diye anılan taşlar birçok araştırmacıya göre (örn. L.R.Kızlasov) IV. Binyılın sonu ile III. Binyılın başını kapsayan döneme aittir. Arkeolojide mevcut bilmecelerden biri olan kaya resimleri (petrogliphs – T.D.), yapı, grafiği bakımından eski Sümer ile Mısır’da yaşamış kabilelerin yaratmış olduğu güneş kayıklarının bulunduğu resimlere benzer bir şekilde güneş kayıklarını içermektedir.

Binlerce kilometre uzaklarında hiç deniz bulunmayan Soyan dağlarının eteklerinde, Hakas bozkırlarında güneş kayıkları fikri nereden doğmuş olabilir acaba?

Günümüzde tespit edildiği gibi güneş kayıklarının semantiği hayatın sonsuz dönüşümü fikrini taşımaktadır. Mısır’da ise bu üzerinden Güneş Tanrısı (Ra)’nın güneş kayığı ile dolaştığı Gökteki Nil, Yerüstündeki Nil ve Yeraltındaki Nil fikridir. Sümerler’de ise Güneş Tanrısı (Utu) aynı kayıkla Tiamat nehri sularınca Gök üstünden, Yer-altı sulardan kendi dönüşümünü gerçekleştirerek Yeryüzünü dolaşmaktadır.

Bu Mısır ve Sümer resimlerinin semantiğinden yola çıkarak resimlerin izomorfizmi yoluyla semantiklerinin izomorfizmini ortaya çıkarmak mümkündür. Üstelik, Okunev anıtlarının üzerindeki yosun şeklindeki çizgiler her zaman güneş ışınlarının taca benzer görünümünü meydana getiren daireyi oluşturmaktadır. Böylece de Okunev yosunlarının ovali, değişmeyen döngünün bütünlüğü ve birlikteliğini simgeler. Sümer mitlerine başvurduğumuzda Tiamat nehri kendi içinde kendi zıtlığı olan (Kadimlerin düalizmi) -–Apsu adlı koyuluğu barındırmakta olduğunu görürüz. Tiamat ile Apsu birlikte Duku adlı balçık yığınını yaratmaktadır. Ve bu Duku yığınını (Yokur – alacalı) Tiamat’ın ve kocası Apsu’nun oğlu Enlil (Hakasça – Een Çil) ortasından yarmaktadır. Nlil, Duku’yu yardıktan sonra üst kısmından Göğü yaratıp, onu Anu(Hakasça – Ayan)’nun hakimiyeti altında bulunan topraklara teslim eder, alt kısmından ise Yeri yaratır ve Enku(Hakasçası – Een Küs)’ya verirmiş. Kendisi ise bu ikisinin arasında hakimiyetini sürdürmeye başlarmış. Okunev yosunlarının oluşturduğu oval, içinde yatay çizgilerle üç kısma ayrılırmış.

Gök olarak nitelendirilebilir üst kısımda üç göz çizilmiştir. Orta kısımda burun bulunur (Hava Dünyası – Een Çil). Sümer geleneğince Yerin sahibi olan Enku’ya verilmiş bulunan alt kısımda ise ağız vardır.

Eğer Sümer geleneği bütünlüğü bir daire olarak 360 dereceye, bir yıldaki gün sayısına bölmekte ise, Okunev dönemine ait yosun çizgilerinde sözü edilen bu bütünlük 360 dereceye değil, dörde, yani yılın dört mevsimine, yirmi dört saatin(günün) dört bölümüne (Sabah, gündüz, akşam, gece – T.D.), eşyanın dört haline (sıvı, katı, gaz, ateş – T.D.), vs., bölünmüştür.

Bir bölümün dört parçasından söz ederken atalarımızın düalizmine de değinmemiz gerekir. Herhangi bir bütünlük içinde iki başlangıç barındırır. Bunlar erkek ve kadın başlangıçları. Aynı şekilde Okunev yosunlarının ovali de bir bütünlük olarak iki başlangıçtan oluşmaktadır. İlki – Purunnar, ki bu Hakasça “Başlangıştakiler”  demektir. İkinci başlangıç ise – Amırattar olup Hakasça bu “Yatıştırıcılar” anlamına gelir. Purunnar bir enerji gücü (Een Küs) olup potensiyallerin aralığını (farkını) teşkil etmektedir. Bu ise değişimlerin farkı, atmosferdeki değişimlerden doğan basıncın farkı, çekilmiş ve bastırılmış lastiğin sahip olduğu olanakların farkı demektir. Örneğin, saatler bir bütünlük olarak iki parçadan meydana gelir. Mekanik saatlerin enerjisi (Purunnar), spiral şekline sokulmuş ve tam tersine açılmış bir çelik yayın sahip olduğu gücün farkı (aralığı)dır. Bir çelik yayın spiral şeklinde sıkıştırılmışlığı ile açılmışlığı, aynı çelik yayın düalist zıtlıklarıdır. Bunlar aslında onun olanakları (potensiyalleri)dir.  Bu olanakların aralığı, onun enerjisi, onun gücüdür. Sarkaçlı saatin mekanizması ise saatin ikinci oluşturucusu olan Amırattar, yani ‘yatıştırıcılar’dır. Spiral şekle sokulmuş yay, sarkacın gidişatı ile yatıştırılarak kendi zıtlığına geçmektedir. Burada yatıştırıcıların (Amırattar) rolü belirleyicidir.

Başlangıçtakiler (Purunnar) olarak, sıkıştırılmış ile açılmışın doğurduğu buharın olanaklarını ele aldığımız takdirde bu ‘purunnar’ın özü ‘yatıştırıcılar’a bağlı olacaktır. Eğer sıkıştırılmış buharbuharlı motor şartlarında açılmış buhar haline geçiyor ise, bu durumda buharın enerjisi ( onun sıkıştırılmış ve açılmış hallerindeki olanaklarının farkı) mekanik bir çalışmayı meydana getirir. Ama sıkıştırılmış buhar açılmış buhar haline ıslık şartlarında geçmekte ise, o (buhar – T.D.) ıslığı (hava titreşimi) yaratır. Burada buharlı motorun veya ıslığın şartları ‘yatıştırıcı’ (Amırat)dır.

Bu örneklerden görüldüğü gibi Purunnar, içinde düalist olanaklar barındırmaktadır. Yay olayında spiral hale sokulmuş ve açılmış olma olanağı, buhar örneğinde ise sıkıştırılmış ve boşaltılmış olma olanağı barındırılmaktadır. Bu iki olanak Purunnar’da sade ve güçlü veya Hakasça ‘Ah’ ile ‘Küs’ olarak belirtilir idi. Böylece Purunnar, Purunah ile Purunküs olmak üzere iki Purun’dur.

Purunnar (Başlangıçtaki Ak) Parnak şeklinde alaca karanlığı, günün sonunu, işin bitimini, dünyanın ucunu, görüşün kenarını, ve olanakların sınırını belirtir idi.

Amırattar da iki parçaya bölünmektedir. Bunlar şart ile sonuç olarak belirtilebilir. Islığın vücudu ıslık değildir, o sadece şarttır. Islık ise ıslığın vücudu olmayıp sadece bu vücudun sonucudur.

İşte üstteki bütünlük algılayışlarından biri olan söz konusu bu bütünlük, iki Purun ile iki Amırat olmak üzere dört parçaya ayrılmaktadır. Okunev yosun çizgilerinde bu bütünlük ovalinin üst kısmının uçlarında bulunan iki göz Purunnar’dır, ortasındaki göz ile ağız ise Amırattar’dır. Bu şekildeki kompozisyon belirgin bir şekilde Hakas Yöre Bilimi Müzesinde korma altında bulunan granit taşlardan yapılmış ilk yumurta modelinde (veya balçık topu – Duku) görünmektedir. Bunlarda yosunun uçlarındaki iki gözü grafiki olarak el halteri şeklindeki projeksiyon tarafından birleştirilmiş, ortadaki göz ile ağız ise halter biçiminde bir başka projeksiyonla birleştirilmiştir. Ortadaki göz ile ağız bir de dünya ağacı resmi tarafından birleştirilmiş haldedir.

Böylece oval (bütünlük kavramı) dört parçadan oluşmakta idi : Purunah (çocuklar – içtepi – başlangıç), Amırat – Ah Puğa (olgunluk – zirve – gelişme), Purunkü (yaşlılık – sınır – sonuç) ve Amırat – Kök Puğa (ölüm ve doğum – içtepinin yokluğu – sonucun başlangıca dönüşmesi).

Aynı bütünlük kavramı dünya ve onun parçalarının devri gelişmesini belirlemiştir ki, bu Türk sayılarının semantiği tarafından da doğrulanır niteliktedir.

Bu algılayışlar ta M.Ö.III. Binyılda Hakas Türklerinin yaşadığı topraklarda oluşmuştur. M.Ö.III. Binyılına ait diye değerlendirilen onlarca yosunlu taş balbalların bulunması da bunu doğrulamaktadır. Ve M.Ö. XVIII – XVI. Yüzyıllarda Kama nehrinin havzasının dahilinde bulunan Ural dağlarından gelen kesme kültürü devrindeki kavimler, Çin’de ilk devlet olan Şan-İn Çinini kurdukları Huan-He nehrinin başlarına ulaştıklarında, oraya beraberinde Gök kültü ile Pangu mitini getirmişlerdir. Bunu doğrulayıcıların arasında : Andronov Devrine ait Hakas bronzu ile benzerlik içinde olan Şan-İn bronzu ile Şan-İn Çini’nden Hakas ülkesi üzerinden Ural’daki Kama nehrin havzasına kadar uzanan Soyan nefritinin ticareti yapıldığı Nefrit Yolu vardır. İlerleyen bu kavimler M.Ö. XVI. Yüzyılda Hint’in başlarına ulaştı ve Hind – Ari topluluğunu kurdu. Purunnar (Varuna), Amırat (Mitra), Imay (Maya), Salproşe (Puruşa), vs., gibi kavramlar (algılayışlar) da yine oralara taşınmış oldu.

M.Ö. XIX. Yüzyılda Yılan (Çin kaynaklarına göre Dinlan, Dinlin) yada Gökteki Yılanlar olarak adlandırılan kavimler Gök ile Yerin arasındaki aracılar olarak Purunnar (A Puğa Oğul, Kö Puğa Oğul, May vediğerleri) hakkında Gök kanununu yayarak bu kanunlarını Avrasya bozkırlarına taşıdılar. Ulaştıkları ve oldukları her yerde, yılanlara karşı mücadele destanları yayılmıştır.

Ordos’tan Kara Denize kadar yayılmış bir alanda bulunan Karasuğ bronz eşyaları bu gerçekleri doğrulayan maddi bulgulardır.

Çin’den Yunanistan’a kadar yaşayan Avrasya halklarında dünyanın üçlü yatay ayırımı ile ilgili benzer bir inancın bulunmasının nedeni hiç kimse için şaşırtıcı gelmemektedir. Aynı şekilde, Çin’den Yunanistan’a kadar dünyanın dört katmandan veya ortamdan oluştuğu; yine Çin’den Yunanistan’a kadar en üst başlangıcın Dao, Tay, Div, Deus, Teo, vs., gibi adları taşıdığı; Perun’un (Purun) bir ad olarak Avrasya kıtasında yaygın olduğu; ve krala Çin’den Yunanistan’a kadar Van, Hvan, Vanteka gibi aynı isimlerin verildiği hiç kimse için şaşırtıcı değildir.

Bütün bunların nedeni ise (günümüzde Kam veya Şaman inancı olarak adlandırılan ızığ inancına yönelik temsili bir yorum olarak) Karasuğ döneminde yaşamış Yılan kavimlerinin Avrasya’daki tüm inançlara hayat vermiş bulunan Izığ (şamanistik) inancıdır denilebilir.