Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

DİNLERİN KARŞILIKLI İLİŞKİLERİ IŞIĞINDA SİBİRYA TÜRKLERİ'NDEN 

HAKASLAR'IN İNANÇ YAŞAMININ DÜNÜ VE BUGÜNÜ

TİMUR B.DAVLETOV 

Bugün itibariyle bakıldığında Hakas Türklerinin yaşadığı Güney Sibirya’da sayısal çoğunluğa sahip olan bir inanç olarak önde Hıristiyanlık dininin Rus Ortodoks mezhebi yer almaktadır. Bu durum, yani Rus Ortodoks Hıristiyanlığının başatlığı bölgeye Rusların akın etmesiyle ortaya çıkmaya başlamıştır. Bununla birlikte, bu inancın başatlık durumu ancak XX. yüzyılda sağlanabilmiştir. Bunun birkaç nedeni mevcuttur. Birincisi, Çarlık zamanında devletçe desteklenen Rus Ortodoks Kilisesi tarafından yürütülen yoğun misyonerlik ve vaftizlik faaliyetleri. 

İkincisi, Çarlık döneminde uygulanan ülkenin batısından Sibirya’ya nüfusun akımını sağlama yoluyla buradaki yerli halkları azınlık haline düşürme ve hatta tamamen asimile olmalarına kadar götürüp yok olmalarını sağlayıcı politikaların izlenmesi. 

Üçüncüsü, Sovyetler döneminde bastırılmış olan Kilisenin ve Rus devletinin Çarlık döneminde yaptığı gibi Sibirya’ya yönelik nüfus ve göç politikaların Sovyetler rejimi tarafından da devam ettirilmesi. 

Dördüncüsü, Sovyetler döneminde izlenmiş olan bu nüfus politikaların neticesinde ortaya çıkan yerli/yerli olmayan halklarının arasında Rusların lehine olan nüfus orantısızlığı. 

Beşincisi, 1990’ların başında çöken Sovyetler rejiminin ardından Rus Ortodoks Kilisesinin bir yükselme trendini yakalaması ve yine daha önce arkasına aldığı devlet desteği ile misyonerlik faaliyetlerine yeniden girişmesi.

Tarihsel kısa bir özet

Ancak, Hakas Türklerinin inanç yaşamında ve genel olarak bölgede bugün mevcut dini durumun tahliline geçmeden önce gerilere yönelik yüzyıllar öncesine gitmekte fayda vardır. Bu amaçla bildirimizi günümüzden çok eski zamanlardan itibaren başlatmak gerekir.

Bugünkü Hakas elinin dahil olduğu ve Güney Sibirya olarak bilindiği coğrafi bölgenin geçmişi çok eskilere dayanır. Bu topraklarda insanın ön-atalarının yerleşim tarihi bundan 300 bin yıl kadar öncesine dayanmaktadır. Bununla birlikte çok daha sonra çıkan modern insanın atası olan Homo Sapiens’ler (yani, Akıllı İnsanlar) tarafından zamanına göre oldukça yüksek bir kültür düzeyi kurulmuştur. Onlara ait en eski topluca yerleşim yerlerinin, yapılan radyo-karbon tahlillerin sonucunda en az 34 bin yıl öncesine ait olduğu tespit edilmiştir. Ortaya çıkartılan bu yerleşim yerlerinde gün ışığına çıkartılan birçok buluntunun yanı sıra, bir müzik çalgısı olan kaval ve üzerinde çeşitli resimlerin çizilmiş olduğu çakıl taşları bulunmuştur[1].

Güney Sibirya genelde ve Hakas ülkesi özelde inanç tarihi bakımından çok zengin bir geçmişe sahiptir. Bu topraklarda yerli halk olan Hakas Türklerinin esas inancı Kamlığın yanı sıra, Maniheyizm (V yy’dan beri), Hıristiyanlık dinine ait erken bir mezhep olan Nasturilik (bu dinin XIII yy. Orta Asya’da yaygın olmasından Fransız asıllı bir misyoner ve seyahat yazarı olan ve bu bölgeleri XIII. yy’da gezen Giliom de Rubruk, ya da William von Rubruk bahsetmiştir), yaşanmış Budizm’in Lamaizm (XIV yy’dan itibaren XVII. yy’a kadar) mezhebi ile İslam’ın (Arap tüccar ve mollaları aracılığıyla) yayılmaya çalıştığı tarihi belgelerden bilinmektedir[2]. Bu inançların kimilerinin ardından bıraktığı çeşitli kalıntılar (gömme kurganlar ya da höyükler, kaya resimleri, çeşitli balballar, tapınaklar, folklor veya inançlarda vs.) şeklindeki izler kalmıştır Hakas elinde.

Nitekim, Hakas elinin bazı bölgelerinde ise çeşitli inançların karşı karşıya geldiği ve bölgenin içerisinde yaşayan nüfusun üzerinde ruhsal bir egemenlik kurabilmek amacıyla giriştiği mücadeleyi yansıtan resimlere kayaların üzerinde rastlamak mümkündür. 

Örneğin Hakas elinin Askiz Bölgesindeki Kazanovka köyünün yanında bulunan dağın eteğinde bir kayanın üzerinde Budizm’in simgesi olan üç yapraklı Lotos resminin yanında elinde davul tutan bir şamanın resmi çizilmiştir. Bu resim aslında çok önemli olup bugün dünyadaki dinlerin arasında devam eden (örneğin, Balkanlarda veyahut ta Kuzey İrlanda’da olduğu gibi) mücadelenin eskiden de Asya’nın merkezinde de cereyan ettiğine dair ışık tutmaktadır. 

Bu dinler arası münasebetler yaklaşık olarak 18. Yüzyıla kadar Hakas Türklerinin inandığı Şamanlığın lehine olarak süregelmekteydi. Ancak 17. Yüzyılın başında Hakasların o zamanki topraklarının Batı sınırlarına dayanan Rusların getirdiği Ortodoks Hıristiyanlık dinini çeşitli yollarla yaymaya girişilmesi ile dinler arası münasebetlerdeki bu zamana kadar bölgede başatlığa sahip Şamanlığın aleyhine değişmeye başladığı söylenebilir. 

Bu zaman dilimlerinin dışında da bölgede çok eski dönemlerden beri çeşitli inanç ve ideolojilerin mevcut olduğu ve söz konusu bu topraklara daha sonraki dönemlerde çok sayıda farklı dinlerin geldiği bilim adamlarınca tespit edilmektedir. 

Bunların arasında inancın mevcut olduğuna dair en eski kanıtlar Hakas elinin içerisinde arkeologlar tarafından yürütülen kazı çalışmalarının sonucunda ortaya çıkarılan günümüzden yaklaşık 16 bin yıl önce (yani, Milattan on dört bin yıl öncesinde) yapıldığı radyo-karbon tahlil yöntemiyle tespit edilen insan figürüdür.  Erken paleolit çağına ait olan seramikten yapılmış bu insan figürü Kuzey Asya’da bu türden ilk buluntu olup eski Sovyetler coğrafyasında en eski ateşte yakılmak suretiyle yapılan insan figürüdür[3]

Bu kendi çapında emsalsiz olan figürün yapılış nedeninin inançla ilgili olması pek muhtemeldir, çünkü başka kullanma alanları için bu ürün pek elverişli değildir. Üstelik bir insan şeklinin verilmiş olması ve insanların o eski zamanlardaki yerleşim yerindeki (erken Paleolit insanının bu yerleşim yeri Hakas elinin Doğusunda Mayna adlı köyün civarında bulunmuş) evlerin kalıntılarında bulunmuş olması bu figürün o dönemlerde dini amaçlarla ortaya çıkarılmış olması düşüncesini destekler niteliktedir. Üretim amacı ne olursa olsun bu insan figürü tartışılmaz bir biçimde, üretim zamanı da dikkate alınırsa, bir yüksek sanat eseri olduğu söylenebilir.  

Daha sonra geç Neolit (yani, M.Ö. III. binyılın başı) döneminde Orta Yenisey havzasında (günümüzdeki Hakas ülkesi) burada yaşayan Moğoloid insanların yanı sıra antropologların bilgilerine göre ilk defa Güney veya Batıdan gelen Avrupoid tipli insanların geldiği tespit edilmektedir. Dolayısıyla etnik olarak büyük bir çeşitlilik gösteren bu bölgede farklı ırk ve kültürlerin teması ve kaçınılmaz olarak da karşılıklı etkileşimi söz konusu olduğu için bu topraklarda o zamanlar mevcut ideoloji ve inançların oldukça karmaşıklık ve zenginlik gösterdiği söylenebilir Hakas arkeolog, Moskova Devlet Üniversitesi profesörü Leonid Kızlasov’a göre[4].

Nitekim, Hakas topraklarından geçen Yenisey ırmağının orta havzasında yapılan arkeolojik kazıların neticesinde bu bölgede çok eski dönemlerde yaşanmış inançlara ışık tutan birçok buluntuya rastlanmıştır. Mezar taşları, mezarın dışında dikilen dönemin ustaları olan heykeltıraşların çalışmasına ait insan, tanrı ve çeşitli hayvan biçiminde yapılmış balballar (menhirler), taş balbalların bulunduğu kutsal mekan ya da tapınakları gün ışığına çıkartılmıştır. Bölgede eskiden yaşamış insanlara ait bütün bu maddi ve manevi buluntular (Geç Neolitik döneminin içerisindeki M.Ö. 3. Bin yılın başı) Asya kıtasında en eski taş balballar kültürlerinden Tazmin kültür arkeolojik dönem olarak bilinmektedir.[5]  

Bu dönemde yapılan ve dikilen balballar, tapınaklar, kızıl renk bir boyayla taşlar ve kayaların üzerinde çizilen (ve binlerce yıllık zamana ve doğal koşullara meydan okurcasına günümüzde de belirgin bir şekilde varlığını koruyabilen) tanrı ve kutların resimleri, aslında bizim için o dönemdeki insanın o müthiş sanatı, manevi yaşamına bakabilme ve fikir edinme olanağını tanımakta ve klasik arkeologlar ile astro-arkeologlar* başta olmak üzere bilim adamları için geniş bir bilimsel araştırma alanını teşkil etmektedir.

Bunun yanı sıra Hakas elinde Kuzey Asya’da yüksek kültürü düzeyini temsil eden ve arkasından bıraktığı anıtları görenleri halen de hayran bırakan Tazmin kültür dönemine ait içerisinde balbalların bulunduğu tapınaklar bulunmuştur. Bu tapınakların içerisinde totemlerin yanı sıra günümüze kadar korunmuş boyayla (ya da bir boyacı maddeyle) çizilen ruh ve hayvanların kaya resimleri (petroglyths - Haya xoostarı) mevcuttur[6]. Bu dönemde yaratan Doğa ve Güneş kültü ile evrenin üç katmanlı yapısına (yani, üst, orta ve alt dünya biçimine) ilişkin inancın yaygın olduğu bu döneme ait tanrı şekli verilmiş totem, balbal ve çeşitli kaya resimlerinin yaygınlığı göstermektedir.

Burada altı çizilmesi gereken ve ilgi çekeceği düşünülen bir nokta var, o da, bu döneme ait balbalların üzerinde kült amaçla çizilen dört ya da iki tekerlekli at arabalarını ve güneş gemilerini ifade eden  resimlerin M.Ö. IV-III. binyılın başında Mezopotamya bölgesinde ortaya çıkan resimleri biçim olarak andırmasıdır[7].

Daha sonra da Hakas ülkesinde ilk erken metal kültürü olan Afanasyev kültürü ortaya çıkmıştır. M.Ö. III. binyılın başında ortaya çıkan bu kültür döneminde yaşayan insanların bölgesi, Kuzey Asya’da en eski tarımcılık merkezi ve tüm Kuzey ile Doğu  Asya’da en eski metal (bronz) işleme merkezi olarak bilim adamları tarafından nitelendirilmektedir. Bir kıyaslamanın yapılması gerekirse, Çin’deki çok gelişmiş tarımla uğraşan kabileler bile metal (bronz) işine ancak M.Ö. XVIII-XVII. yy. vakıf olabildikleri hususu örnek olarak gösterilebilir[8].

Afanasyev insanlarının zamanında toplumda artık ataerkil bir düzen başatlık kazanmıştır. Bunun nedenlerinden arasında gelişen ekonomide (gerek avcılıkta gerekse metal işlemeciliğinde) erkeklerin daha da ön plana çıkması ve kadınların, avcılıktan uzak kalmaları ile ağır olan, dolayısıyla güç isteyen bir uğraş olan metal işlemecilik için yeterli formasyon sahibi olmamalarından ötürü daha geri planlara düşmesi hususu yer almış olabilir. Bu dönemde meydana gelen bu durumu, en yaşlı insanların, daha doğrusu aksakalların mezarlıklarda merkezi bir yerde gömülmeleri gerçeği teyit eder niteliktedir[9].

Bu dönemde de öbür dünyaya ilişkin inancın varlığına dair bilgi, mezarlara ölünün yanına evcil ve yabani hayvanlara ait etlerin konulduğuna ilişkin buluntuların (örneğin, hayvanların kemikleri gibi) yardımıyla elde edilmiştir arkeologlar tarafından. Güneş ve ateş kültüne inandıkları sanılan Afanasyev insanları Gök ve Tanrılara kutsal kurban mahiyetinde hayvanlar sunarlardı. Türkçe Adak olan bu merasimin, yani kurban sunma yada adakta bulunma adetinin eski Türk döneminde de varlığını sürdürdüğü “Idık” (Hakasça - Izıh) kavramından anlaşılabilir.

Konuya daha genel yaklaşıldığında Gök, Güneş, Atalar ve iyi ile kötü ruhların varlığına ve evrenin üç dünyadan oluştuğuna ilişkin inanç Afanasyevo kültüründe olduğu gibi daha sonra gelen dönemlerde ve XIX.yy.da da ve hatta günümüzde devam ettiği söylenebilir. Ancak bununla birlikte o uzak dönemlerde bu bölgedeki insanları Bronz çağına girdiğini gösteren Okunev kültürü (M.Ö. III. binyılın sonu – II. Binyılın başı) bu zincirde bir istisnadır, çünkü Okunev insanları taştan balballar dikmediği ve onlara tapmadığı gibi daha önce Tazmin ve Afanasyev döneminde dikilen balbal ve figürleri kırmakta ve inşaatları için malzeme olarak kullanmaktaydı.  Ancak bu dönemde dahi Güneş kültünün devam ettiği arkeologlar tarafından bulunan nesnelerden anlaşılmaktadır. Örneğin bu döneme ait tütsüleme için kullanılan kaselerin dibinde güneşin resmi vardır[10].

M.Ö. XVI-XIV.yy.da (yani, günümüzden yaklaşık olarak 3600 yıl önce) Hakas-Minusinsk bölgesine bilimadamlarına göre Batıdan Andronov kültürü gelmiş olup bu dönemde yerleşik bir hayat tarzı süren insanlar yine ölüm sonrası yaşama inandığından olsa gerek ölülerin yanına yiyecekleri de gömerlerdi.

Tunç çağının sonunda, yani M.Ö. II. Binyılın sonunda Güney Sibirya’da Bronz çağının en parlak dönemi olan Karasuk kültürü (M.Ö. XIII-VIII. yy) ortaya çıkmıştır[11]. Bu döneme ait inanç konusunda arkeolojik buluntulardan yola çıkarsak şunlar söylenebilir; ölüler bu dönemde, iyi ve kötü ruhların varlığına inanan Karasuk insanları tarafından taş kayalardan yapılmış sandıklar içerisinde kafaları Kuzey-Doğuya bakacak biçimde sırtüstü gömülürmüş, ölünün yanında öbür dünyada kullanılması için sıvı yiyecek, et ve bronzdan yapılmış bir bıçak konulurmuş[12].

Erken Demir çağında Güney Sibirya’da tarımcılıkla uğraşan insanların meydana getirdiği Tagar kültürü (M.Ö. VII-III.yy) oluşmaktadır. Hakas-Minusinsk vadisinde Dinlinler olarak bilinen İskitlerin yaşadığı ve Çin kaynaklarına göre M.Ö. IV-III. yy.da varlığını sürdürmüş bir Dinlin-Go, yani Dinlinlerin devletini kurduğu bu dönemde insanların dağ, hayvan, gök kültü ile iyi ve kötü ruhların varlığına dayanan Şamanlık (Kamlık) inancında oldukları bilinmektedir. 

Dağ kültünün bir yansıması olarak yüksekliği 30 metreye kadar varan (her katı 3 m. olarak düşünüldüğünde toplam yüksekliği on katlı bir apartmanla kıyaslanabilir) bu döneme ait etrafı her birinin ağırlığı 60 tona varan taş kayalardan oluşan duvarın toplam uzunluğu yarım kilometreyi bulan başta ünlü Salbık (Hak.- Salbıh - Kar erimesinden sonra ortaya çıkan su birikintisi)[13] kurganı olmak üzere bu döneme ait diğer büyük ve devasa kurganlar Sibirya piramitleri olarak nitelendirilmektedir. 

Salbık kurganı gibi büyük bir mezarlıkta yalnızca 70 yaşında bir ihtiyarın gömülmüş olması bu kurganın Tagar döneminde yaşamış bir Han’ın gömüldüğü bir kurgan olması yönündeki düşüncelere yol açmaktadır. Dolayısıyla, Hakas elinin içinde bulunan bu Salbık kurganının içinde Dinlin-Go devletinin Hanlarından birinin gömülmüş olabileceği düşünülmektedir[14].

Kamlık geleneğini daha önceki dönemlerden alan ve devam ettirerek kendinden sonraki dönemlere aktaran Tagar kültür zamanında Şamanlar (Kamlar) insanlar ile ruhlar alemi arasında bir tür aracılık görevini üstlenmekteydi. Bu görevi Kamlar, Taştık (M.Ö. I yy-M.S. V.yy), eski Kırgız (VI.-XIII. yy), Hongoray (XIV-XVIII.yy) ve Rus işgalinden sonraki dönemlerde de, yani XVIII. yy.dan beri devam ettirmektedir. Gerçi XX. yy.da Sovyetler Birliği’nde diğer dinlerin baskı ve zulme uğradığı gibi Kamlık da o dönemdeki korkunç yıkım makinesinden kurtulamamış ve yeniden ihyası son derece zor ve hatta belki de mümkün olmayan ağır zararlar almıştır.

XX.yy.da Sovyet imparatorluğu coğrafyasında Şamanlığın başına gelenleri, daha önceki, örneğin “milletlerin hapishanesi” olan Rusya imparatorluğu döneminde meydana gelen olumsuzluklardan  ayıran şey, Kamlığın Sovyetlerde tamamen yok edilmeye amaçlanmış olmasıdır. 

Yani, Çarlık Rusyası’nda Rus Ortodoks Kilisesi tarafından yürütülen çeşitli misyonerlik faaliyetlerinin aksine Sovyetler zamanında Kamlar fiziki olarak yok edilmekte, Kamlık inancı da topyekün bir baskı altına alınmaktaydı. 

Bunun nedeni ise Kamlığın, Rusya’da iktidara gelen rejim tarafından diğer dinler kadar tehlikeli ve sakıncalı sınıfına sokulmasıdır. Çünkü Kamlık, diğer dinler gibi Sovyetler tarafından insanlara empoze edilen materyalist ve son derece pozitivist bir dünya görüşüne ters düşen maneviyat ağırlıklı bir dünya algılamasını arz etmekteydi. Hatta Kamlık bunların yanı sıra insanlara fizik ötesi konularda da kapıları aralamaktaydı, bu ise maddeci ve maddenin bilinci şekillendirdiğine inanan Sovyet rejimine temelden aykırıydı.

Dinler Arası İlişkiler Işığında Hakas Türklerinin İnanç Yaşamı 

Hakas Türklerinin çeşitli yollarla girdiği bu Ortodoks Hıristiyanlık dinine gelince, bu inanç da zaman içerisinde (örneğin, Sovyetlerin yıkıldığı yılların ardından açılan sınırlardan Batıdan ülkeye yönelen Hıristiyan mezhepleri) diğer din mensupları tarafından girişilen misyonerlik çalışmalarla ve Sovyetler döneminde zaten oldukça yıpranmış pozisyonunu diğer dinlerle (Hıristiyan veya diğer dinler olsun) paylaşmak durumuyla karşı karşıya kaldığı görülmektedir.

Oysa daha önceki devirlerde, yani çok eski zamanlardan Hakas elinin Ruslarca işgal edildiği XVIII.yüzyıla kadar Kamlık inancı kendi bölgesinde, yani Hakas elinde oldukça güçlü bir pozisyona sahip olup dışarıdan gelen Maniheyizm[15], Budizm ve İslam gibi dinlere karşı özgünlüğünü ve başatlığını koruyarak varlığını devam ettirmiştir.

Bölgeye dışarıdan gelen dinler ile temasları olan Kamlık inancı, sözü edilen o dönemlerde hep üstün çıkmayı başarmaktaydı. Bunun temelinde Kamlığın resmi bir inanç olarak arkasında desteğini aldığı güçlü devlet ve toplumun varlığı yatmaktadır. Ancak ne zaman ki Kırgız devleti ilk önce Moğollara ve daha sonra da Ruslara karşı zayıf düşünce Kamlığın sahip olduğu durum sarsıntıya uğramış olduğu gözlemlenebilmektedir bölgenin tarihsel gelişim sürecinde.

Ruslar bölgeye ilk geldikleri XVII. yüzyılda Hakasların ataları olan Yenisey Kırgızları çoğunlukla Kamlık inancını yaşatmaktaydı. Daha birkaç asır öncesinde güçlü bir biçimde yaşanan Moğol etkisiyle bölgede yayılmaya çalışan Budizm inancı yine de oldukça sınırlı kalarak Moğol yönetiminin sona erdiği XV. asırda yerini Şamanlığa kaptırmıştır. Ancak Müslüman mollalar ile Budist Lamalar bu dönemde yine de misyonerlik amacıyla bölgeye sık sık uğradığı Rus belgelerinden izlenebilmektedir[16]. Yine aynı döneme denk gelen Rus istilası başladığından esir düşen Kırgızlar Rus Ortodoks papazları tarafından zorla vaftiz edilmeye çalışılmıştır[17].

XVIII. yy’dan XX. yy’ın başlarına kadar Rus Ortodoks Kilisesinin baskısına maruz kalan Hakas Kamlık inancı 1917’den sonra Sovyetlerdeki diğer dinlerin olduğu gibi baskı altına alınmış olup yok edilmeye çalışılmıştır devlet tarafından. Dinlerin baskı altına alınmasının nedeni ise ülkedeki inançların o dönemde ülkede tesis edilen resmi ideolojiye (din tanımaz Sosyalizm) rekabet oluşturarak insan kitlelerini çekme olasılığının önüne geçebilmektir. Yani, kitle aklının yalnızca Sosyalist ideallere yönelik olarak çalışması ve insanların bu istikamette başka ideolojiler ile uğraşmaması istenmekteydi devlet tarafından.

Bu Sovyet döneminde uygulanan baskı, aslında Kamlık inancının sönmesine yol açmış olmanın yanı sıra Rus Ortodoks Hıristiyanlığının Sovyet öncesi dönemde her geçen yıl artan baskı ve misyonerlik çalışmalarını da amacına ulaşmadan sekteye uğratmıştır. Belki de bunun sayesinde bugün, Sibirya’daki Türk ve diğer halklarda olduğu gibi Hakas Türklerinde de Kamlık inancı yaşatılmaktadır.

Hakas Türklerinin geleneksel inancı olan Kamlık da 1990’lardan itibaren canlanmaya başladı ve zamanla, eskiden Hakas toplumunda sahip olduğu pozisyonuna geri dönmeye yüz tuttu. Bu bağlamda Hakasların arasında kamların (Şamanlar) ortaya çıkma olayları arttı ve halk bu inanç üzerinden gelenek, örf ve adetlerini öğrenerek kendi geçmişiyle bir zamanlar tarihin olumsuz fırtınaların sonucunda kaybettiği o bütünlük köprüyü yeniden kurmaya girişti. 

Bu süreçte, en büyük rolü, belki de bir önceki dönemde (yani, Sovyetler zamanında) hiç beklenmeyecek şekilde, bilim adamlarından oluşan Hakasların aydın kesiminin etkin bir biçimde yerine getirdiği söylenebilir. Aydınlık kesim daha önceleri yasak olan konulara yoğunlaşarak derin araştırmalara girişti. 

Yaşlı insanlar bulunup onlardan eski gelenekler konusunda bilgi toplandı. Müze ve arşivlerdeki fonlara girilerek kaynak taramaları yapıldı ve kütüphanelerdeki konuyla ilgili tüm literatür incelendi, bunların sonucunda en önemlisi de  kitaplar yazıldı, kitle iletişim araçlarında yayınlar gerçekleştirildi ve konuya ilişkin olarak çeşitli etkinlikler düzenlendi. 

Kısaca, Hakas aydınları, metafizik ve bilimsel esaslardan uzak türünden gerekçelerle işi yokuşa sürmeden Şamanlık ile ilgili olarak oldukça esaslı çalışmalara girişti ve bu inancın Hakas toplumundaki eski yerinin yeniden tesis edilmesi yönünde büyük katkılarda bulundu. Bunun nedeni ise 1990’larda esmeye başlayan değişim rüzgarların etkisiyle meydana gelen ulusal uyanışın ve etnik değerlere ya da başka bir ifadeyle özüne dönüş sürecidir.

Hakas Türklerinin geleneksel inancı alanında anılan bu canlanış süreci esnasında Hakasya’da geleneksel Şaman inancı merkezleri, dernekleri, kamların (şamanlar) insanları kabul edip tedavi ettiği bir tür poliklinikler niyetindeki iş yerleri açılmaya başlandı. 

Hakas Türkleri ise (ki, aslında bakılırsa Sibirya’daki tüm yerli halklar buna dahildir) Sovyetlerden sonra ilk kez rahat bir biçimde ve baskının olmadığı bir ortamda geleneksel ibadetlerini (ayinleri, ritüelleri, gelenekleri, vs.) yerine getirmek için olanak buldular. 

Hatta bu süreç o kadar yayıldı ki, şamanlar ile bio-enerji uzmanları, hipnoz, otacılık vb. işlerle uğraşanların sayısı eski Sovyetler coğrafyasında çığ gibi büyümeye başladı. Doğal olarak bu sürecin içinde hem gerçeklik hem de kötüye kullanma durumları söz konusuydu.

Peki Kamlık inancı neden 1990’lardan sonraki dönemlerde canlanmaya başladı? Bunun birkaç nedeni vardır. İlkin; 1990’lı yıllar eski Sovyet ideolojisinin revizyona uğramaya başlaması ve böyle bir ortamda insanların diğer, o zamana kadar tartışılmaz bir dogma gibi kabul edilen ideolojiye alternatif düşünce alanları ve felsefe akımlarına yönelmeye ve yoğunlaşmaya başladığı bir dönemdir. Bu alternatif arayışları o kadar büyüdü ki ortaya hem tıpta hem de maneviyatta inanç çeşitliliği yoluyla zenginleşme ortaya çıkmıştır.

Tedavi alanında klasik tıp yöntemlerine paralel olarak halk bilgisinden gelen az önce bahsedilen iyileştirme yöntemleri yaygınlaşmaya başladı. İnsanlar da klasik tıbbın yanında geleneksel tedavi yöntemlerine başvurmaya başladı. Maneviyat alanında ise Sovyet döneminden zaten başat olan Rus Ortodoks dininin yanı sıra Budizm, Musevilik, İslam, Sibirya’da ise Şamanlık yeniden hayat kazanmaya veya gün ışığına çıkmaya başlamıştır. Bundan da öte yurt dışından,  başta Hıristiyanlığın çeşitli mezhepleri (Protestanlık, Katoliklik, İsveç Kilisesi, vb.) olmak üzere belki de daha önce hiç tanınmayan veya o kadar yaygın olmayan inanç türleri de Rusya’da yayılmaya başladı.

Yine Sovyet zamanında bastırılmış inançların yeniden öne çıkmasındaki etkenlerden biri de bu coğrafyada yaşayan halkların etnik anlamda kendi öz kimliklerini yeniden aramaya koyulmasıdır. Yani, Rusya’da yaşayan halklarda etnik kimlik bilinci artarken bu süreç doğal olarak bu kimlikle ilgili ne kadar husus varsa hepsini de dikkat alanının içine alacaktır ki etnik uyanış tam olabilsin. 

Örneğin Hakas Türkleri 1990’lardan beri etnik uyanış yaşarken bu etnik bilincin temelini oluşturan etkenlerden biri de Hakas Şamanlığı olacağı için bu inancın canlanması kaçınılmazdı. Bu sürecin gelişmesi ise tamamen doğaldı, çünkü hiç kimse şunu yeniden ihya edin de size para vereyim dememiştir, insanlar kendi köklerine ve bu kökleri ile ilgili ne kadar husus varsa (etnik inanç, sanat, müzik, dil, vs.) hepsine yönelik ilgi duymaya başladı. Bu arada Hakas Türklerinden başka dinlere yönelenler de vardı. Zaten maneviyat alanında bu kadar yoğun olarak yaşanan sürecin içerisinde insanların özgürce istediği inanca girme hakkının olması son derece normaldir.

Tabii ki burada tüm bunların yaşanmasına süreklilik kazandıran hukuki çerçeveyi de unutmamak gerekir. Bu çerçeve ise 12 Aralık 1993 tarihinde halk oylamasına sunulan ve kabul edilen Rusya Federasyonu Anayasasının insanlara inanç özgürlüğünü tanıyan ve bu özgürlüğü garanti altına alan 28. Maddesidir. Hakas Cumhuriyeti’nde ise inanç özgürlüğünü sağlayan ve devlet tarafından garanti altına alınan hukuki çerçeve, 25 Mayıs 1995 tarihinde halk oylamasına sunulan ve kabul edilen Hakas Cumhuriyeti Anayasasının 24. Maddesinde çizilmiştir. 

Sözü edilen her iki Anayasadaki maddelerde, inanç özgürlüğünün yanı sıra bireylere inandıkları dini yayma özgürlüğü de tanınmıştır. Ancak gerçek hayatta bu her zaman böyle olmayabilmektedir. Örneğin Rus Ortodoks Kilisesi ülkedeki diğer dinlerle eşit hak ve özgürlüklere sahip olsa dahi yine de belli bir takım etkenlerden dolayı her zaman daha ön planda durmaktadır.

Bununla birlikte Hakas elinde inanç alanında çeşitlilik mevcuttur denilebilir. Çeşitli dini akımlar örgütlenebilmektedir. Hakas elinde faaliyet gösteren dini kuruluşlar şunlardır: “Baptist (ya da vaftiz) Hıristiyanların Kilisesi”, “Yahova Şahitleri Yerel Dini Teşkilatı”, “Yedinci Gün Adventist Hıristiyanların Yerel Dini Teşkilatı”, “Roma Katolik Dini Birlik”, “Hakas Şamanlığı Merkezi”, “Rus Ortodoks Kilisesi Abakan ve Kızıl Yeparkileri (Yerel Piskoposluk Bölgeleri)”, “İncil Okulu”, “Abakan Şehri Müslümanların Yerel Dini Teşkilatı”, “Abakan Şehri Yeni Apostol (Havari) Cemaati”, “HAN TİGİR Hakas Halkının Geleneksel İnanç Teşkilatı”, “Kurtarıcı İsa Kilisesi”, ve saire[18].

Hakas Türklerinin yurdu olan Hakas Cumhuriyeti’nde daha önceleri sözü edilen  süreçlerin (1980’li yılların ortasından eski SSCB’de başlayan demokratikleşme ve devlet ideolojisi tekelinden görüş ve düşünce düzleminde çoğulculuğa doğru bir geçişin başlatılması gibi süreçlerin) etkisiyle  meydana gelen etnik bilinci ile kültürün pekişmesi gibi olumlu değişikliklerin yaşanmasına bağlı olarak günümüzde Kamlık inancının sahip olduğu pozisyonunun daha da pekişmesi görülebilmektedir.

Doğal olarak Hakas Türklerinin özellikle maneviyat alanında  eski öz inanç ve buna bağlı geleneklere geri dönüş süreci Hakasların Rus Ortodoks Hıristiyanlıktan kopması ile devam etmektedir. Ve bu durum, yani Hakasların kendi Kamlık inancına sahip çıkması kimi Rus bilim adamlarınca “dünya görüşünde bir gerileme, kendi güncelliğini kaybetmiş ve insan ile doğanın karşılıklı ilişkilerine dayanan çok eski ve ilkel ideoloji kurma yapılarının üzerine kurulu daha aşağı düzeydeki bir olaya iniş” gibi nitelemeler yakıştırmaktadır[19].

Hakaslar'da etnik canlanış süreci 1991’de Hakas Özerk Bölgesinin yerine Hakas Cumhuriyetinin kurulması ile daha da ivme kazanmıştır. Bununla birlikte, Hakasların arasında etnik kültürün tüm baskılara ve sayısının azlığına rağmen korunmasındaki başarının temelinde belki de Hakasların XX. yy’ın sonunda dahi çoğunlukla (yaklaşık %60) kırsal kesimde yaşamaya devam etmesidir. Kırsal kesim ise bilindiği gibi şehirdekilerin tersine daha muhafazakar ve kendi öz değerlerine çok daha sadık kalmaktadır[20].

Sovyet zamanında (şekil olarak değil de içerik itibariyle) tamamen göz ardı edilmiş ve bastırılmış olan etnik kültür de çok önemlidir ulusal geleneksel inancın yeniden güçlenmesi sürecinde, çünkü yüzyıllar boyunca oluşan etnik kültür bir halkın hayatta kalması ve gelişmesini öğreten (örneğin, doğayla barışık yaşama inancı, aşırıya kaçmama, hayatı ölüm ve yaşamın bir birini izlediği sonsuz bir süreç olarak algılama, her şeyin orantılısını yapma vb. gibi) katmanları taşımaktadır. Yani, Hakas Profesör Larisa Anjiganova’nın dediği gibi “Etnik kültürde, bir halkın zaman içinde varlığını devam ettirmesine yardımcı olan hayatta kalabilme ve gelişme değerleri üretilmekte ve ilerletilmektedir”[21].

Bununla birlikte Hakas Cumhuriyeti’nde daha önce de değinildiği gibi başat inanç olarak Rus Ortodoks Kilisesi vardır. Ve Hakas Türklerinin bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Üstelik Rus Ortodoks Hıristiyan Kilisesinin bu başatlık konumunu daha da pekiştirmek uğruna genel olarak Rusya’da mevcut hukukun çiğnenmesi pahasına dahi olsa devlet tarafından elinden gelen yapılmaktadır.

Örneğin bir dini kuruluşun veya cemaatin var olabilmesi için mutlaka Rusya Federasyonu Adalet Bakanlığının yerel şubelerinde kayıt yaptırmak zorundadır. İşte tüm zorluğun çıkartılmaya ve ayırımcılığın yapılmaya başladığı nokta burasıdır. Neden mi? Çünkü  Eylül 1997 yılında Rusya’da Vicdan ve Dini Teşkilatları Hakkında Kanun kabul edildi ve bu kanunun 27.maddesinin 3. Fıkrasında bir dini teşkilatın kayıt yaptırabilmesi için söz konusu o teşkilatın Rusya’da en az 15 yıllık geçmişine sahip olması gibi bir sınırlandırma getirildi[22]

Böylece bu süre, yani bir dini teşkilatın kayıt yaptırıp yaptıramayacağı hususunda 15 yıllık gibi bir belirleyici limit dini özgürlüğün öne geçirilmiş oluyor Rusya Federasyonu kanunuyla. Oysa bu kanun hem RF Anayasasına[23] hem de diğer uluslar arası insan hak ve temel özgürlüklerine tamamen aykırı olup dini özgürlükler alanında devlet destekli ayırımcılığa yol açmakta olduğu açıktır. 

Bu durumda bu kanun mağdurlarının başvuracakları mahkemeler belli; Rusya Yüksek Mahkemesi, Rusya Anayasa Mahkemesi ve Rusya’nın, onayladığı Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu gereğince kararlarına teorik olarak uyması gereken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesidir. Ancak sözünü ettiğimiz bu yeni kanunun içerdiği Rusya Anayasasına açıkça aykırılık durumu, garip gelse de Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesince alınan 23 Kasım 1999 tarihli 16-P sayılı kararıyla da yasal olarak nitelendirilmiştir[24].

Nitekim Sovyetler dönemi yüzünden Roma Katolik Kilisesi, İngiliz kilisesi, Lutheran Kilisesi vs. dini oluşumların Rusya’daki mevcudiyeti sekteye uğradığından bunların yeniden kayıt tarihleri çoğunlukla 1990’lardan itibaren yapılmıştır. Dolayısıyla bu dini oluşumlar yine sözü edilen kanunun ayırımcı etkisine uğramaktadır. Yani, Rus Ortodoks Kilisesinin dışındaki dini tüzel kişiliklerin kayıt tarihleri 1990’ların ötesine geçemediğinden bu yasanın amacını saptayabilmek çok daha kolay olmaktadır.

Bu 1997 Dini Teşkilatlar hakkındaki kanun çıkar çıkmaz Hakas Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı Ekim 1997’de Hakas elindeki Lutheran Kilisesinin kayıt yaptırmasını engelledi. Yani Hakas elindeki Lüteran kilisesi bu yeni kanunun ilk kurbanıydı denilebilir, ancak özellikle uluslar arası alanda Rusya’daki bu haksız uygulamaya yönelik olarak gösterilen büyük tepkilerden çekinerek kayıt yaptırmama ve dolayısıyla da tüzel kişiliğin iptali ile ilgili verilen bu karar hızlı bir şekilde geri alınmıştır[25].

Gerçi herkes istediği inancı seçme özgürlüğüne sahiptir, ancak Hakaslar diğer inanç sistemlerine geçtiği zaman kendi etnik ve geleneksel çerçevesinden çıkmış oluyorlar aynı zamanda. Öbür taraftan da Hakas elinin içinde bir azınlık halinde yaşayan Hakas Türkleri maneviyat alanında kendi inançlarını korumaları önemli olması ile birlikte bu süreçte diğer inançlar ile karşılıklı etkileşim de söz konusu olabilir. 

Örneğin Hakas Türklerinin, bölgeye gelen Rusların mensup olduğu Ortodoks dinine zorla dahil edilmiş olsalar dahi son 300 yıl gibi bir zaman içerisinde bu dinden de kimi unsurları taşımışlardır Kamlık inancına ya da Hıristiyanlığa geçerken kendi geleneksel inancın içerdiği kavramları da korumuşlar. Bu da, yani karşılıklı etkileşim olayı kaçınılmazdı, çünkü bu yöndeki uygulamalar devlet tarafından desteklenmekte olup sürekli bir nitelik taşımaktaydı. 

Kısaca işin etkileşim düzeyinde kalması iyi bir netice sayılabilir, çünkü Hakas Türklerinin kendi Kamlıktan tamamen kopması da söz konusu olabilirdi, ki nitekim bu yöndeki eğilimler oldukça güçlüydü. Üstelik Hakas elinde Hakasların durumu bir azınlık durumu olduğundan Hakaslar hem etnik hem de dini hem de dilsel bir azınlığı temsil etmektedir. Bundan kaynaklanan, özellikle inanç alanındaki zorlukları daha iyi anlaşılır bir şekilde göstermek amacıyla şu örnekleri göstermek isterim. 

Hakas elinde çoğunluk Rus Ortodoks Kilisesine ait olduğundan hem devlet hem de özel kuruluşlar bu inanca mensup insanların ve kilisenin gözünde iyi görünmek durumundadır. Nitekim Hakas Cumhuriyeti’nde en büyük sanayi kuruluş olan Sayan Alüminyum Fabrikası 2002’de Hakas başkenti Abakan ve Sayanogorsk şehirlerinde iki Ortodoks kilisesinin inşaatı için yaklaşık 28 milyon Ruble (yaklaşık bir milyon ABD doları) tutarında finansman sağlamıştır[26]

Öbür taraftan Rus Ortodoks Kilisesi siparişi üzerine Hakas elinde çocuklar için Hakasça olarak Hıristiyanlığın tüm hususlarının anlatıldığı “Tanrı Kaidesi” adlı kitabın yayımlanması için hazırlık çalışmaları sürmektedir[27]. Bu gösterdiğim örneklerin inanç özgürlüğü bakımından hiçbir aykırı tarafı olmamakla birlikte göstermemin amacı Hakas Türklerinin kendi geleneksel inancına sahip çıkmaya çalıştığı ortamı daha yakından anlayabilmek için Hakas elindeki durumları ve bunların karşısında Hakasların güç  durumunu gösterebilmektir.

1996’da Hakas elinde yürütülen bir araştırma, Hakas Türklerinin ancak yüzde 26’sının kendini Şamanist olarak nitelendirdiğini ortaya çıkarmıştır. Araştırmanın kapsamında mülakat edilen Hakasların yüzde 50’si ise kendini Ortodoks Hıristiyanı olarak tanımlamıştır[28]. Bu sonuçların ortaya çıkmasında 1990’larda başlayan inanç modası olarak ülkede genelde ve Hakas elinde özelde Rus Ortodoks Hıristiyanlığın öne çıkmış olması ve daha önce insanların bastırılmış inançlı olma ihtiyacını karşılamada (İslam ya da Budizm Hakas elinde oldukça sınırlıdır) neredeyse tek seçenek olması hususu etkili olmuştur. 

Ancak bu durumda bile Hakas Türklerinin tam anlamıyla maneviyat alanında asimilasyona uğramış olduğundan söz edilemez.. Bunu gösteren ise, Hakasların ancak yüzde 8’inin Hakas halkının tamamen Rus Ortodoks Hıristiyanlığına mensup bir halka dönüşeceği olasılığına ihtimal tanımaktadır[29]

Üstelik Hıristiyan olma Hakaslarda, mensup oldukları halkın geleneksel inancı ile bir arada gayet iyi yaşayabilmektedir. Yani, araştırma kapsamında soru yöneltilen toplam sayının içerisinde yüzde 50’si kendini Hıristiyan olarak tanımlayan Hakas Türkleri, kendilerine ruhun insanın ölümünden sonrasındaki durumuna ilişkin bir soruya ilişkin olarak ise şu biçimde yanıt vermiştir. 

Araştırmada sorulan Hakasların ancak yüzde 11’i insan öldükten sonra ruhunun sonsuza kadar ya cennet ya da cehennemde kalacağını bildirmiştir. Burada da Hıristiyanlığın dünya görüşü çerçevesinde ruhun ölümden sonra reinkarnasyonuna inanmayan ve sonsuza kadar ya cennet ya da cehennem ortamında kalacağına inanan Hakasların oranı yalnızca % 11 ile sınırlı kalmıştır[30]. Bu ise bize yine Hakas Türklerinin her ne kadar kendilerini Hıristiyan olarak tanımlamışsa da çoğunlukla geleneksel inancın temelini oluşturan hayatın sonsuzluğu kavramına (ruhun reinkarnasyonu durumu) inandığını göstermektedir.

Bununla birlikte Şamanlık inancı yine de yaşam gücünü artık ispatlamıştır, çünkü ta Paleolitik döneme kadar dayanan bir ortaya çıkış tarihine sahip Kamlık inancı  binlerce yıllık bir zaman süreci içerisinde kendini koruyabilmiştir[31]

Bu ise Kamlığın bundan sonra da varlığını devam ettirebileceğine dair umut vermektedir. Kamlığın insanı şaşırtacak derecede dünyanın her tarafında bu inancı yaşayan ve yaşatan halkların arasında çoğunlukla hiçbir yazılı kaynağının, iletişimin bulunmamasına rağmen benzerlik göstermesinden dolayı Kamlık inancını doğal bir inanç olarak niteleyen bilim adamları vardır. 

Bundan yola çıkıldığında ise Kamlığın evrensel bir inanç olduğu söylenebilir. Üstelik çağımız modern iletişim teknolojileri çağı olduğundan Kamlık ile ilgili bilgiler çok kısa bir yoldan tüm dünyayı dolaşabilmektedir. Daha fazla sayıda insan Şamanlığı öğrenebilmekte ve tanıyabilmektedir. 

Dünyadaki ekolojik sorunların artması yine insanoğlunun en eski inanç sistemi olan Şamanizm’in bilgeliğine başvurmaya zorlamaktadır insanları. Daha birçok etkenlerin yanı sıra Şamanlığın son zamanlarda bir tür moda halini de almaya başladığı gözlemlenebilir, bu ise, diğer etkenlerle birlikte bu eski inancın gelecekte daha da güçlü bir biçimde yaşayacağına dair umutların güçlenmesine yol açmakta, Hakas Türklerinin örneğinde ise bu süreç günümüzde fiili olarak yaşanmaktadır.

 

* Timur B.DAVLETOV Hakas Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Türkiye Temsilcisi

E-posta: aronxakas@yahoo.com, timurdavletov@hotmail.com

http://home.talkcity.com/AquariusAve/khanberk

(1) “İstoriya Hakasiyi S Drevneyşih Vremön Do 1917 Goda” (Baş Ed. L.R. Kızlasov ), Nauka Yayımcılığı,  Moskova, 1993, s.10;

(2) S.G. Skobelev “Etnokonfessionalnıye Protsessı U Korennıh Narodov Sibiri: İstoriçeskoye Naslediye i Sovremennost (Na Primere Hakasiyi)” Bkz.: []http://www.gf.nsu.ru/rizhsky/skobelev/];

(3) “İstoriya Hakasiyi S Drevneyşih Vremön Do 1917 Goda” (Baş Ed. L.R. Kızlasov ), Nauka Yayımcılığı,  Moskova, 1993, ss.12-13;

(4) a.g.y., s.17;

(5) “İstoriya Hakasiyi S Drevneyşih Vremön Do 1917 Goda” (Baş Ed. L.R. Lızlasov ), Nauka Yayımcılığı,  Moskova, 1993, s.17;

* Astro-Arkeologlar klasik arkeologlardan farklı olarak kazıdan ziyade kaya resimleri ile tapınak, mağara, uzay gözetleme yerleri gibi Hakas elinde bulunan diğer tarihsel anıtların, uzayla ilişkilendirmek suretiyle analizini yapan bilim adamlarıdır.

(6) “İstoriya Hakasiyi S Drevneyşih Vremön Do 1917 Goda” (Baş Ed. L.R. Lızlasov ), Nauka Yayımcılığı,  Moskova, 1993, s.17;

(7) a.g,y., s.17;

(8) a.g.y., s.20;

(9) a.g.y., s.20;

(10) a.g.y., s.22;

(11) Petr İ. Çebodayev, İstoriya Hakasiyi (s drevneyşih Vremön do Kontsa XIX v.), Hakas Kitap Yayıncılığı, Abakan, 1992, s. 21;

(12) a.g.y., s.22;

(13) Viktor Ya. Butanayev, Hakassko-Russkiy İstoriko-Etnografiçeskiy Slovar, Abakan, 1999, s.106;

(14) Petr İ. Çebodayev, İstoriya Hakasiyi (s drevneyşih Vremön do Kontsa XIX v.), Hakas Kitap Yayıncılığı, Abakan, 1992, s.30;

(15) Ön Asya’da ortaya çıktıktan sonra İran’da güçlenen bu dini öğreti Orta Asya üzerinden eski Kırgız devletine kadar ulaşmıştır. Ancak IX.yüzyılda Uygurların etkisiyle Kırgız devletinde yayılabilen Mani dini daha sonra yerini yeniden Kamlığa kaptırmaktadır. Bu konuda bkz.: “İstoriya Hakasiyi S Drevneyşih Vremön Do 1917 Goda” (Baş Ed. L.R. Kızlasov ), Nauka Yayımcılığı,  Moskova, 1993, ss.104-113;

(16) “İstoriya Hakasiyi S Drevneyşih Vremön Do 1917 Goda” (Baş Ed. L.R. Kızlasov ), Nauka Yayımcılığı,  Moskova, 1993, s.168;

(17) a.g.y., s.168;

(18) Bkz.: [http://www.abakan.ru/abakan/city/soc/religious.jsp]

(19) Örneğin; S.G. Skobelev “Etnokonfessionalnıye Protsessı U Korennıh Narodov Sibiri: İstoriçeskoye Naslediye i Sovremennost (Na Primere Hakasiyi)” Bkz.: [http://www.gf.nsu.ru/rizhsky/skobelev/];

(20) L.V. Anjiganova, Traditsionnoye Mirovozrenniye Hakasov, Abakan, 1997, s.10;

(21)  L.V. Anjiganova “Etniçeskaya Kultura Kak Tselostnost: İstoriko-Evolutsionnıy Analiz ” Sayan-Altay’daki Halkların Dil, Kültür ve Tarihinin Korunma ve Geliştirmesinin Güncel Sorunları konulu Uluslar arası Bilimsel Konferansın Bildiri kitapçığı (20-23 Eylül 2001), Abakan, 2001, ss. 150-162;

(22) Galina Krılova’nın “Dini Özgürlük ve Yeni Binyıl” konulu Uluslar arası Dini Özgürlük için Uluslar arası Koalisyon Konferansında sunduğu  “The Unconstitutionality of Russia’s New Law on Religion and Its Applications” adlı bildirisi. (Washington DC, Nisan 17-19, 1998) Bkz.: [http://www.religiousfreedom.com/Conference/Dc/krylova.htm]

(23) Örneğin; RF Anayasasının inanç özgürlüğünü tanıyan 28.maddesi ve bireyin inandığı ya da mensubu olduğu dine bakılmaksızın insan hakları ve temel özgürlükleri alanında devlet garantisini getirilmesini öngören 19.maddesi ile herkesin serbestçe örgütlenme hakkını veren 30/1 madde.

(24) 

(25) Galina Krılova’nın “Dini Özgürlük ve Yeni Binyıl” konulu Uluslar arası Dini Özgürlük için Uluslar arası Koalisyon Konferansında sunduğu  “The Unconstitutionality of Russia’s New Law on Religion and Its Applications” adlı bildirisi. (Washington DC, Nisan 17-19, 1998) Bkz.: [http://www.religiousfreedom.com/Conference/Dc/krylova.htm]

(26)

(27)

(28) L.V. Anjiganova, “Mirovozreniye Hakasov v Kontse XX v. Traditsionnoye i Sovremennoye”. Rossiya i Hakasiya: 290 Let Sovmestnogo Razvitiya kitabı, Abakan, 1998, ss. 173-181;

(29) a.g.y. s. 173;

(30) a.g.y., s. 174;

(31) Bunun temelinde ise Kamlığın etkinliği yatmaktadır. Örneğin günümüzde bilim adamlarınca yapılan ampirik araştırmaların sonucunda Kamların tedavi hususunda oldukça başarılı bir performans sergiledikleri ortaya çıkarılmıştır. Şöyle ki, araştırma esnasında mülakata alınan bir şekilde Kamlara başvuran 57 kişiden 49’u Kamlarda tedavi gördükten sonra sağlığında veya genel durumunda iyileşmenin ortaya çıktığını söylemiştir. Yani bu durumda kamların etkinlik oranı yaklaşık  %86 olup bu oran oldukça iyidir. Bu konuda bkz.: S.İ. Vaynşteyn, N.P. Moskalenko, “Problemı Tuvinskogo Şamanizma” Şamanizm i Ranniye Religioznıye Predstavleniya” kitabında, Moskova, 1995, 69; (aktaran L.V. Anjiganova “Etniçeskaya Kultura Kak Tselostnost: İstoriko-Evolutsionnıy Analiz ” Sayan-Altay’daki Halkların Dil, Kültür ve Tarihinin Korunma ve Geliştirmesinin Güncel Sorunları konulu Uluslar arası Bilimsel Konferansın Bildiri kitapçığı (20-23 Eylül 2001), Abakan, 2001, s. 86;)