Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Bir Kuman ölürse...

“XI-XIII. Yüzyıllarda Kumanlar’ın ölü gömme törenleri hakkında elimizde biraz daha fazla bilgi vardır. Gözlem yeteneğini bildiğimiz G.Rubruquis, Kuman mezarlarının klasik bir tasvirini çizmiştir:

‘Kumanlar, ölünün üzerine büyük bir tümsek yaparlar ve bunun üzerine yüzü doğuya dönük, elinde göbeğinin hizasında bir bardak bulunan bir heykel dikerler.

Kumanlar, zenginler için ehramlar, yani sivri binalar yaparlar. Bazı yerlerde tuğladan büyük kuleler, bazı yerlerde de taştan evler  yapıldığını gördüm. Halbuki bu ülkede taş yoktur.

Yeni ölen birinin mezarına, her yöne dörder tane olmak üzere, uzun sırıklara on altı at derisi astıklarını ve önüne içmek için kımız, yemek için de et koyduklarını gördüm.

Bu ölünün tanassur ettiğini söylüyorlardı. Doğu yönünde başka mezarlar da gözüme çarptı. Yuvarlak ve dört köşe taşlarla örtülmüş olan bu alan, dört yöne yöneltilmiş doört uzun taşla sarılmıştır.

Biri hasta düştüğü zaman yatağına girer ve hiç kimsenin gelmemesi için evine bir işaret koyar. Bundan dolayı, hastayı hizmetkarlarından başka hiç kimse ziyaret etmez.

Büyük saraylara mensup biri hastalandığı taktirde, sarayın etrafında bekçiler bekler ve hiç kimsenin girmesine izin vermezler.

Çünkü ziyaretçi ile kötü ruhların veya rüzgarın girmesinden korkarlar. Falcıları papaz gibi telakki ederler.’

Son satırlarından anlaşıldığına göre, Kumanlar arasında Şamanizm hakimdi. Bu tasvirin ilk bölümünde G.Rubruquis taş heykellerden söz etmiştir. Arkeologların bildikleri gibi, heykellere Kuman bozkırlarında XI-XIII. Yüzyıllardan kalma zengin göçebe mezarlarında rastlanır.

Sonra Orta Asya’da, özellikle Kazakistan’da bulunan heykellerin çoğu daha eski devirlere çıkar. “Taş baba” adı da verilen bu heykeller (bu anlamda balbal tabiri de kullanılmıştır) bulundukları mezara gömülen ölüyü değil, ölünün hayatta iken öldürdüğü düşmanları tasvir ederdi.”

(A.Yu.Yakubovskiy, Altın Ordu ve Çöküşü, S.14)