Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Bölüm 2

Bölüm 1            Bölüm 3

 

KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ 2

Sakaların etnik kökeni hakkında “Codex Cumanicus” adlı eserde önemli bilgiler verilmektedir: “İskitlerin (Sakaların) adı çok eski zamanlardan beri kollektif olmuştur. İskit adı verilen kavmin, bir zamanlar Hyperborei denilen bölgelerden, İranî halkların yaşadığı ülkelere kadar geniş bir alana yayılmış olan Turanîler (Türkler) olduğu ortaya çıkmıştır. Pers destanı Şehname’de Turanlılar ile İranlıların çok eski ve kanlı savaşlarının hatırası hala korunmaktadır. Artık belgelerin çokluğu İskitlerin kollektif adının farklı Türk boylarını içerdiğini açıkça göstermektedir. Son zamanlarda Grek yazarları da İskitlerin Türk olduklarını açıkça söylemektedirler.”[22]

Karaçay-Malkar Türklerinde de, Sakalara ait birtakım dil ve kültür unsurları halen yaşamaktadır. Sözgelimi, Herodotos eserinde Sakaların “Tabiti” adında bir ocak tanrıçasını kutsadıklarından bahsetmektedir.[23] Aynı şekilde, Karaçay-Malkar Türklerinin eski pagan inançlarında da “Tabıt~Tabut” adında bir ocak tanrıçası vardır. Karaçay-Malkar Türklerindeki “Tabıt” adındaki ocak tanrıçası inancının Saka kültüründen miras kaldığı aşikardır.

Hippokrates, Sakaların hayat tarzı hakkında bilgi verirken “hippage” denilen bir peynirden bahsetmektedir. Z.V. Togan bunu “kurut” şeklinde açıklamıştır.[24] Fakat bunu kurut yerine, Karaçay-Malkar Türkçesindeki “huppegi” (yoğurt suyu~peynir suyu) sözüyle açıklamak daha isabetli olacaktır. Karaçay-Malkar Türkleri peynir veyahut yoğurt suyundan, bir tür lor peynirine benzeyen, yağsız bir peynir yaparlar ve buna da “huppegi bışlak” adını verirler. Saka dilindeki “hippage” sözü, Karaçay-Malkar Türkçesinde “huppegi” şeklinde bugün bile kullanılmaktadır. Yine bu söz Osetçe’de de (s. 17) “huppag” (inceltilmiş lapa) şeklinde yaşamaktadır.[25]

Sakalar et pişirmek için kapları olmadığı takdirde, önce hayvanın iskeletini ızgara gibi kullanmak üzere itinayla çıkarırlar, sonra da kemiklerinden sıyrılmış etleri bu iskeletin üzerine koyarlar, etlerini sıyırdıkları öteki kemikleri de odun niyetine iskeletin altında koyup ateşe verirlerdi.[26] Sakaların tencere ve oduna ihtiyaç olmaksızın bu pratik et pişirme yönteminin aynısı günümüzde bile Kafkasya meralarında sürülerini otlatan Karaçay-Malkar çobanların uygulanmakta ve bunun çok eski bir Karaçay-Malkar adeti olduğu bilinmektedir.[27]

Herodotos, Sakaların fala ve falcılığa çok meraklı olduklarını anlatır. Buna göre, Sakalar söğüt dallarıyla fal bakarak gelecekten birtakım haberler almaktadırlar.[28] Öte yandan Ammianus Marcellinus bu tip falcılığın Alanlarda da olduğunu söyler.[29] Saka ve Alanların söğüt dallarıyla fal bakma adeti aynı şekilde Karaçay-Malkar Türklerinin kültüründe de muhafaza edilmiştir. Bu şekil fal bakma adeti Sibirya Türklerinde de halen devam etmektedir.[30]

Sonuç olarak burada Karaçay-Malkar Türklerinin doğrudan Kimmerlerin ve Sakaların devamı olduğu ispatlanmaya çalışılmamıştır. Bununla birlikte, Kimmerlerin ve Sakaların tarihin farklı ama birbirini takip eden erken dönemlerinde Kafkasya’ya gelerek bölgede yaşayan kavimlerin etnik ve kültür yapısını oldukça derinden etkiledikleri ve dolayısıyla da Kimmer ve Saka kavimlerinin bugünkü Karaçay-Malkar Türklerinin etnik ve kültür yapısının oluşumundaki izleri çeşitli örneklerle ortaya konulmuştur. 

2. Kafkasya’da Bulgarlar ve Hunlar~Sabirler

Milat öncesi Çin kaynaklarında “Okut” veya “Hokut” şeklinde bir Türk kavim adı geçmektedir. Önceleri bu kavmin Uygurlar olduğu ileri sürülmüş ise de, Uygurlar daha sonraki tarihlerde ortaya çıktıkları için Okut kavminin Ogur Türkleri olması daha kuvvetli bir ihtimaldir.[31] Ogurlar, Hiung-nu’lar (Hunlar) zamanında, onların kuzeyinde yerleşmiş bulunan ve güneybatı Sibirya’da yaşayan, Çinlilerin “Ting-ling” ve daha sonra “Tieh-le” adını verdikleri kavimdir. Türk oldukları kesinlik arz eden Ting-ling kavminin ana yurtlarının Orhon civarı olduğu sanılmaktadır. Bir kısmı da Vusunların batısında yaşayan Ting-ling veya Ogurların İtil-Yayık havzasına ne zaman geldikleri kesin olarak tespit edilememiştir.[32]

Zeki Velidî Togan, Ogurların tarihini çok daha eski çağlara götürmekte ve “Ogur” adının milattan önceki dönemlerde “Türk” sözü yerine kullanıldığını ileri sürmektedir. Ona göre Ogurların esas yayılmaları milattan önceki dönemlerde cereyan etmiştir ve Önasya’daki “Hurriler” ile Ogurlar aynı kavimdir.[33] Sümerler ile de akraba oldukları ileri sürülen Hurriler M.Ö. 5000 yıllarında Türkistan coğrafyasında yaşıyorlardı. Hurrilerin, M.Ö. 4000 bin yıllarında Azerbaycan ve Doğu Anadolu dolaylarında gelip yerleştikleri sanılmaktadır.[34] Gerçekten de Doğu Anadolu’da yapılan arkeoloji çalışmaları sonucu elde edilen bilgiler Z.V. Togan’ın bu görüşünü kuvvetlendirmektedir. M.Ö. 4000 yıllarında, kuzeyde Kafkasya, güneyde Suriye’nin kuzeyi, doğuda Urmiye gölü civarı, batıda Malatya-Elazığ bölgesi arasında kalan geniş bir alanda üstün bir uygarlık ve kültür tesis eden Hurrilerin Asyalı bir kavim oldukları ve dillerinin de Ural-Altay dil ailesine mensup olduğu bilim adamları tarafından kabul edilmektedir.[35]

Bulgar tarihçi B. Simeonov, eski Çin kaynaklarında, M.Ö. 103 yılında ait bir kayıtta “Pu-ku” ve “Bu-gu” şeklinde geçen kavmin Bulgarlar olduğunu ve onlardan Amu-Derya’nın batısı ve Tien-Şan dağlarının kuzeybatısında yaşayan bir kavim olarak bahsedildiğini söylemektedir.[36] Fakat, B. Simeonov’un bahsettiği Pu-ku veya Pu-ku kavmi, herhalde Kök-Türkler döneminde de mühim bir rol oynayan ve Kök-Türklerin idaresinde iken 620’li yıllarda diğer Töles boylarıyla birleşerek “Altı-Bag Bodun”u oluşturarak Kök-Türklere karşı isyan eden “Bu-gu” Türkleri olmalıdır.[37]

Bulgar adına Latin kaynaklarında ilk olarak M.S. 354 yılında rastlamaktayız. Yazarı meçhul olan ve M.S. 354 yılında yazıldığı anlaşılan “Anonim Kronik”te Bulgarlardan “Vulgares” şeklinde bahsedilmektedir.[38] Bizans kaynakları ise M.S. 482 yılında, Avrupa Hun imparatoru Attila’nın küçük oğlu İrnek’in kurmuş olduğu devletin en önemli kabilesi olarak “Bulgar” adını zikrederler.[39] Öte yandan Süryanî Mar-Abas Katina’nın Bulgarlar hakkındaki kayıtları, Latin ve Bizans kayıtlarından daha eskidir. Mar-Abas Katina, Bulgarların daha M.Ö. 149-127 yıllarında Kafkasların kuzeyinde yaşadıklarından bahsetmektedir. Hatta bu kayıt, VII. yüzyıl Ermeni (s. 18) tarihçisi Horenli Musa (Moses Khorenaci) tarafından da nakledilmiştir. Horenli Musa’nın kayıtlarında Bulgarlarla ilgili olarak şöyle denilmektedir: “Val Arşak oğlu I. Arşak zamanında (M.Ö. 149-127) Kafkasya dağları arasındaki Bulgarlar ülkesinde büyük karışıklıklar çıktı. Bunlardan kalabalık bir grup göçüp gelerek Gol’un altında çok verimli ve buğdayı bol ovalara yerleştiler.”[40]

Başta M.İ. Artamonov olmak üzere bazı eski Sovyet ve Avrupalı tarihçiler, Mar-Abas Katina ile Horenli Musa’nın Bulgarlar hakkında milat öncesi döneme ait verdiği bu haberleri anakronik sayarlar.[41] Fakat, V.F. Kahovskiy, K. Patkanov ve Z.V. Togan Bulgarların gerçekten de milattan önceki dönemlerde Kafkasya’da yaşadıklarını ve bunların bir kısmının, Horenli Musa’nın da işaret ettiği tarihlerde Ermenistan dolaylarına göç ettiklerini söylerler. Hatta, V.F. Kahovskiy ve K. Patkanov milat öncesi dönemde Kafkasya ve Ermenistan coğrafyasında Bulgarların yaşadıklarını ve bunun da tarihe uygun olduğu konusunda ısrarlıdırlar.[42]

VI. yüzyıl tarihçisi Zacharias Rhetor ise 569 yılında Bulgarlar hakkında önemli ve güvenilir bilgiler vermektedir: “Bazgun ülkesinden Hazar kapısı (Derbent) ve Hazar denizine kadar olan yerler Hunların toprağıdır. Onların yanında, Hunlardan farklı dilleri ve pagan inançları olan Burgar (Bulgar) adlı barbar bir kavim yaşar. Onların şehirleri vardır. Bu kavmin yakınında yaşayan Alanların da beş tane şehri vardır. Aunagur (Onogur) kavmi çadırlarda yaşar. Bu yerlerde Avgar, Sabir, Burgar (Bulgar), Alan, Kutargar, Avar, Hasar, Dirmar, Sirugur, Bagrasir, Kulas, Abdel ve Heptalit adlarında on üç tane kavim yaşar. Bunların bir kısmı çadırlarda oturur. Bu kavimler hayvan yetiştir ve balıkçılıkla uğraşırlar ve bundan başka yağmacılık yaparlar.”[43] Şiraklı Anan (Anani Şirakaci) da VII. yüzyıla ait “Ermeni Coğrafyası” adlı eserinde, Bulgarlar hakkında şöyle söylemektedir: “Kafkasların kuzeyinde Türk (Hazar) ve Bulgar kavimleri yaşarlar. Bulgar kavmi Kupi-Bulgar, Duçi-Bulkar, Oghondor-B.lkar, Çdar-Bolkar şeklinde dört kabileden teşekkül etmiştir.”[44]

Bilhassa eski Ermeni kayıtlarından Bulgarların aslında Hunlardan çok daha önce Kafkasya’ya gelip yerleştikleri anlaşılmaktadır. Fakat daha çok itibar gören Bizans kaynaklarında ise Bulgarlar daha çok Hunlarla birlikte geçmekte, Attila’nın imparatorluğunun dağılmasından sonra en küçük oğlu İrnek’in kurmuş olduğu devletin en önemli kabilesi olarak anılmaktadır.

Hunlar~Sabirler

Bizanslı Dionius de Charax, Hunların M.S. 330 yıllarda Kafkaslara geldiklerini bildirmektedir.[45] Fakat, Alanları yerinden edecek kadar güçlü bir hareket olan kavimler göçünün başlamasından ve Hunların toplu olarak İtil, Azak ve Kafkasya dolaylarına gelip yerleşmesinden çok daha önce Orta Asya’dan gelip buralara yerleşen Hun kabilelerinin olduğu bilinmektedir. Bu kabileler Hunların toplu göçünden en az 150 yıl önce buralara gelip yerleşmişlerdir.[46]

Orta Asya’dan Avrupa’ya doğru dalgalar halinde akan Balamir Han yönetimindeki Hunlar 355-360 yıllarında İtil ırmağını aştıktan sonra Don ırmağını da geçmişler, Terek ve Koban havzasındaki Alanların ülkesini tamamen hakimiyet altına almışlardı. Fakat Hunlar, Alanların ülkesini ele geçirdikten sonra hemen batıya yönelmemişler, Kafkasya üzerinden 359 yılında İran’a ve 363-373 yılları arasında Ermenistan’a girmişlerdir.[47] Hunlar kısa bir zamanda Hazar denizinden Azak denizine kadar uzanan bütün Kafkasya coğrafyasını kontrol altına almışlardır. Bütün bu tarihi olaylardan sonra Kafkasya ve Azak denizi dolayları artık Hunların gerçek vatanı olarak sayılmıştır.[48]

Eski tarih kaynaklarında “Sabar~Savar~Suvar~Saber~Sabir” vs. şeklinde geçen Sabir Türkleri miladın ilk yıllarında İrtiş havzasında yaşıyorlardı. Bu saha, Sabirlerin burada süre yaşamaları nedeniyle göçlerinden sonra da Sabir yurdu (Saberia~Sibirya) olarak anılmıştır. M.S. II. yüzyılda bu sahada cereyan eden kavimler göçü nedeniyle Sabirler yurtlarından çıkarak Volga ırmağının orta kısımları ile Ural ve Kama ırmağı havzasında gelmişlerdir. 460’lı yıllarda Avarların saldırısı üzerine Sabirler Volga-Kama-Ural havzasını terk ederek Kafkasya’ya doğru kaymışlardır. Sabirler bir müddet bölgedeki diğer Hun ve Ogur kabileleriyle birlik halinde yaşamışlar fakat 506-558 yılları arası bir dönemde Kafkasya’yı hakimiyet altına almışlardır.[49] Sabir Türklerinin VI. yüzyıl ortalarına kadar devam eden Kafkasya hakimiyeti, İran kralı I. Husrev’in 545 yılında yaptığı Kafkasya seferiyle birlikte zayıflamıştır. Bu tarihten sonra dağılma sürecine giren Sabirlerin bazı kabileleri 545-555 yılları arasında Alan, Abhaz ve Zikhlerle komşu haline, merkezi idareden mahrum bir şekilde ve birçok kabile reisleri idaresinde Koban, Terek, Kura ve Rion ırmakları dolaylarında yaşamaya başlamışlardır. Bu dönemde Ermeni kaynakları bunlara Hun adını verirken, Bizans (s. 19) kaynakları ise Sabir demektedir.[50]

Arran Patriği Karduşt’un faaliyetleri sonucu Kafkasya’da yaşayan Hunların bir kısmı 507-508 yıllarında Hıristiyanlığı kabul etmiştir. Hatta Bizanslılar da Karduşt’un bu faaliyetlerine destek vermişler 537 yılında Kafkasya’da bir Piskoposluk bile kurmuşlardır. Piskoposluğun başına geçen Karduşt adlı rahip Hunların dilini öğrenmiş ve yedi yıl süren bir çalışmadan sonra 544 tarihinde İncil’i Hun diline çevirmiştir. Süryani rahibi Zacharias Rhetor’un 555 yılına ait kayıtlarında bahsedilen bu Hıristiyan Hun kavmi Sabir Hunlarıdır. [51]

Bizanslı tarihçi Prokopius 508 yılında Daryal geçidine hakim bir müstahkem mevkide Ambazuk adlı bir beyin idaresinde yaşayan Sabir Hunlarından bahsetmektedir. Prokopius’a göre Kuzey Kafkasya bölgesi 465-556 yılları arasında bu Sabir Hunlarının hakimiyeti altında olmuştur. Prokopius’un anlattıklarına göre Kafkasya’da Alan, Abhaz, Zikh adlı kavimlerin dışında bir de Sabir namında Hun kabileleri yaşamaktadır. Sabirlerin yurdu ise daha çok Koban ırmağı havzası ile biraz kuzeye kadar olan sahayı kapsamaktadır. Yine Prokopius’un kayıtlarında Kafkasya dağlarından Hazar geçitlerine kadar uzanan sahanın Alanların elinde hakimiyetinde olduğu fakat aynı zamanda bu civarda Sabir adı verilen Hun kabilelerinin de yaşadığı söylenmektedir. Ayrıca Prokopius bu Sabir Hunlarından savaş kültürleri ve savaş aletleri çok gelişmiş bir kavim şeklinde bahsetmektedir. Bütün bunlardan Sabirlerin 500-560 yılları arasında Koban ırmağı havzasında yaşadıkları anlaşılmaktadır. VI. yüzyıl sonlarında ise Sabir kabileleri ve Onogurlar birleşerek Utirgur kabile birliğini kurmuşlardır. Bundan sonra Kafkasya’da Sabir ve Onogur adlarının yerine Utirgur adı anılmaya başlanmış ve Hazar Kağanlığına tabi oluncaya kadar da Büyük Bulgarya devletinin temelini bunlar oluşturmuşlardır.[52] Kök-Türklerin baskısıyla 552 yılında İtil-Don-Kafkasya sahasına gelen Avarlardan 558 yılında büyük bir darbe yiyen Sabirlerin adı bundan sonra tarih sahnesinden silinmiştir. Daha sonra bunların büyük bir kısmı Hazar hakimiyetine girerken, bir kısmı da Macarlarla karışmıştır.[53]

Hazar Kağanlığının kalabalık bir kütlesini teşkil ettikleri ve hatta Balancar ve Semender adlı iki büyük Hazar kabilesinin aslında Sabirler olduğu anlaşılmıştır.[54] Bundan dolayı bazı tarih araştırmalarında Sabirler ile Hazarların aynı kavim olduğu öne sürülmüş ise de bu doğru olmasa gerektir. Çünkü Kafkasya’daki Bulgar birliğine dahil iken daha sonra Hazar Kağanlığının hakimiyetine giren Sabir Türklerinin Bulgar ve Hazarlar gibi Lir Türkçesi konuşmadığı, Kaşgarlı Mahmut’un “Suvarın” şeklinde adlandırdığı Sabir dilinden aktardığı birtakım kelime ve cümleler onların Şaz Türkçesi konuşan bir Türk kavmi olduğu ve Hazarlardan ziyade bir Hun kabilesi oldukları görüşü ağırlık kazanmıştır.[55]

Kafkasya’nın siyasi tarihinde önemli rol oynayan Sabirler, Karaçay-Malkar Türklerinin tarih ve kültür araştırmalarında genellikle göz ardı edilmiştir. Karaçay-Malkar Türkçesindeki “alan” (dost, arkadaş, vs.) sözünden hareketle Karaçay-Malkar Türklerinin hiç şüphesiz Alanlardan geldiğini iddia ederek sayfalar dolusu teoriler üretenler her nedense Sabir Türkleri konusuna gereken önemi vermemişlerdir. Halbuki, Karaçay-Malkar Türklerini çok iyi bilen ve Kafkasya’da en yakın komşusu olan Gürcü-Svanlar eskiden Karaçay Türklerine izafeten “Savar” adını, Malkar Türkleri için de “Sabir” adını kullanmışlardır.[56] Elbette ki Gürcü-Svanların Karaçay-Malkar Türkleri için kullandığı “Savar” ve ”Sabir” adlarının tarihteki Sabir Türkleriyle bir ilişkisi olmalıdır. Bunun dışında, Prof. Dr. Kaziy T. Laypan, bazı Sabir kabilelerinin çeşitli Kafkas kavimlerine karıştıklarını söylemektedir. Ona göre Abhaz ve Abazaların (Abazin) eski toplumsal yapısında üst tabakayı oluşturan Açba, Çaçba, Biyberd, Dudaruk~Tutarık ve Kılıç adlı sülaleler Sabir kökenlidir.[57]

 

Büyük Bulgarya

Bizanslı Priskos ve Suidas 463 yılında Şaragur, Ogur ve Onogur adlı kabilelerin Karadeniz kuzeyindeki bozkırlarda ve Tuna ırmağının kolları ile Volga arasındaki bozkırlarda yerleşmiş olduklarını ve daha sonra 482 yılında İrnek’in kurmuş olduğu birliğin en önemli kabilesi olarak “Bulgar” adını zikrederler. Bulgarlar daha sonra Kutirgur ve Utirgur şeklinde iki kabile temelinde bir siyasi birlik oluşturmuşlardır. Bu ilk Bulgar birliğinin merkezi Koban ırmağı civarında bulunuyordu.[58] Avrupa’dan Karadenizin kuzeyindeki bozkırlara ve Kafkasya’ya dönüş yapan Hunlar ile buralarda çok eskiden beri yaşamakta olan Bulgar ve Sabir kabileleri arasında çatışma çıkacağı yerde kısa sürede dostane temaslar neticesinde siyasi birlik oluşmuştu. Bulgar ve Sabirlerin bundan sonra kendileri için “Hun” adını kullanmaları bunun en güzel delilidir. (s. 20) IV. yüzyılda Bulgarların kendilerini Hunlardan sayması bir gurur vesilesi idi.[59] M.İ. Artamonov, V. yüzyılda Kafkasya’nın etnik haritasını şöyle çizmektedir; Dağıstan’ın kuzeyinden Kuma ırmağı ve onun kollarının çevrelediği yerlerde Sabirler ile onların biraz yukarısında Şaragurlar yaşamaktadır. Onların kuzeyinde ve batısında yani bugünkü Adige Ö.C. ve Krasnodar ile Stavrapol çevresinden Azak denizine kadar olan yerler Onogurların ülkesidir. Azak denizinin kuzey kıyılarından doğu ve güneye doğru Şaragurlara kadar olan yerlerde Akatsir~Akaçirler yaşamaktadır. Bugünkü Karaçay-Çerkes Ö.C. ile Kabardey-Balkar Ö.C ve Kuzey Osetya Ö.C. sahalarının tamamı ise Alanların hakimiyeti altındadır.[60]

ADİLHAN ADİLOĞLU 

(Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi-Karaçay-Malkar, Cilt: 22, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002, s. 13-45.)

(önceki sayfa)  Bölüm 1       Bölüm 3 (sonraki sayfa)

Birinci sayfaya dön