Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Bulgarlar kimdir?

“Bulgarlar, beşinci yüzyılda tarih sahnesinde görülen bir Türk halkıdır. Kimi yazarlar, Bulgarları Slav gösterir. Ancak Arap yazar Mesudi’nin anlattıklarına göre, Halife Muktedir zamanında hacca gelen Bulgarlar kendilerini Slavlarla Türkler’in karışımı bir halk olarak tanıtmışlardır. Günümüzde Bulgarlar’ın Türk oldukları kesinleşmiştir.

Bulgarlar üzerine en eski yazılı belge, üçüncü yüzyılda Suriyeli Mar-Abas-Katinu’dan kalmıştır. Ona göre, Bulgarlar, İ.Ö. 149-127 yıllarında Kafkaslar’ın kuzeyinde bulunurlar. Tataristan’da yapılan kazılarda Bulgarlar’ın en eski bağlantılar, Orta Asya’daki Usunlar’a dek çıkar. Usunlar, İ.Ö. üçüncü yüzyıl sonlarında Tanrı Dağları eteklerinde yaşamıştır. Büyük olasılıkla Türk soylu halklardandır.

Büyük Hun (Hiyung-nu) Devleti’nin çöküşüyle birlikte İ.Ö. birinci yüzyılda birtakım boylar batıya doğru kaymıştır. Bulgarlar’ın da bu boylar arasında oldukları anlaşılmaktadır. Attila’nın kurduğu Büyük Hun İmparatorluğu’na bağlıyken, Bulgarlar’ın Karadeniz’in kuzeyi ve doğusunda bulundukları sanılır. Attila’nın 453 yılında ölümünden sonra yerine geçen küçük oğlu, babasının oymaklar üzerinde kurduğu egemenliği kısa bir süre devam ettirebilir. Hun birliği, Attila’nın ardından kısa sürede çözülüp dağılır. Bu Hun Devleti, dağıldıktan sonra iki boya ayrılır. Bizans tarihçileri, 463 yılında Onogur adlı Hun oymaklarının Karadeniz’in kuzeyinde, Tuna boyları ile Volga arasındaki bozkırlara yerleştiklerini bildirir. Bizans tarihçileri, yirmi yıl sonra ise Hun birliğinin en önemli oymağının Bulgarlar olduğunu söyler. Bu, Bulgar adının tarihte ilk anılışıdır (482). Bulgar birliği, Kafkas Dağları’nın kuzeybatısındaki Kuban bozkırlarını kapsar. Bulgar birliği, iki büyük koldan oluşur. Kuturgurlar ile Uturgurlar. Kuturgurlar birliğin batı kesimine, Uturgurlar ise doğu bölümüne yerleşmişlerdir. Birliğin merkezi, büyük olasılıkla doğuda Kuban Irmağı kıyılarıdır.

Kuturgurlar, Dinyeper yatağından Tuna’ya dek uzanan alana yayılmışlardır. Aralıklarla Bizans’a akınlar düzenlerler. Bizanslılar, imparatorluğun Balkan sınırlarını güvence altına almak için Kuturgurlar’la Uturgurlar’ı birbirine kışkırtır. Bu savaşta yenik düşen Kuturgurlar’dan iki yüz aileyi 482 yılında Trakya’ya yerleştirir. Bizans siyasası sonucu, 482 yılında Tuna kıyılarına yakın bir yerde Kuturgurlar Bizans hizmetine girer. Böylece, Böylece Bizans kaynaklarında ilk kez anılırlar.

Hunların ardılı olan Hun-Bulgar Devleti, altıncı yüzyıl ortalarında Doğu ve Batı olmak üzere ikiyi ayrıldı. Azak Yarımadası’nın doğusundaki kesim Uturgurlar’ın, batısındaki bölüm ise Kuturgurlar’ın yönetiminde bulunuyordu. Bu iki Bulgar Devleti, Göktürkler’den kaçan Avarlar’ın boyunduruğuna girdi. Avarlar, Göktürk baskısından bir türlü kurtulamıyordu. Bu yüzden daha batıya, Balkanlar’a, Avrupa içlerine doğru ilerleme zorunluluğunu duydu. 567’de bugünkü Macaristan’ı ele geçirip merkez yaptılar. Avarlar, bu göçlerde Kuturgurları da birlikte sürüklediler. Avar hanının, Dalmaçya’ya on bin Kuturgur savaşçısı yolladığı bilinir. Bu sayı, Avar Ordusu’ndaki Bulgar sayısının yüksekliğini göstermektedir. Hatta, Avar yurdundaki Kuturgurlar, 630 yılında anayurttaki akrabalarına uyarak Avarlara karşı bir ayaklanma girişiminde bulunmuşlardır.”

(Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları, S.46)

Bulgarlar’ın kökenine ilişkin ne biliyoruz?

“Kimi araştırmacılar, Bulgarlar’ın geçmişini İ.Ö. 210-174 yıllarına Mete dönemine dek götürür. Bizans kaynakları, ilk kez 482 yılında Bizans İmparatoru Zenon’un Doğu Gotlar’a karşı Bulgarları yardıma çağırışı nedeniyle onlardan söz eder. Bulgar adı bulgamak sözcüğündendir. Günümüzde bulamak biçiminde kullanılan eylemdir. Eyleme –re eki eklenerek yapılmıştır. ‘Karışık, kırışmış’ anlamındadır.

Büyük Bulgar Devleti’nde On-Ogurlar’ın çoğunluğu oluşturdukları sanılır. Çin kaynaklarına göre On-Ogurlar, İ.Ö. üçüncü yüzyıl sonlarında Asya Büyük Hun İmparatorluğu’nun batı kanadını oluştururlar. Adlarında ortak Türkçe’nin z ünsüzü bulunur. Türkçe’deki bu ses olayının İ.Ö. üçüncü yüzyılda kesin biçim aldığı anlaşılır. r ünsüzünü koruyan Batı Türk lehçelerinde z sesini koruyan Doğu Türk lehçelerine göre daha az yaygınlıkta bir dizi ses değişimi daha gerçekleşir.”

(Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları, S.51)