Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Bulgarlar’ın Dili

“Bugarlar’ın dilleri konusunda yeterli bilgi bulunmaz. Bilim adamlarının çoğu, Bulgarları en eski Türk boylarından sayar. Çuvaşlar ile aralarında bağlantı kurar. Bulgarlar’ın Hun birliği içinde yer aldıkları bilinir. Macar Türkoloğu Nemeth’in dil incelemelerine göre , Bulgarlar’ın Türk oldukları kesindir. Çuvaşca Uzmanı Aşmarin, Bulgarca olduğu söylenen gereçleri beş bölümde toplar:

1.Hunlar’dan kalmış kimi sözler

2.Tuna Bulgarları hanları dizinindeki sözler,

3.Bizans kaynaklarındaki Bulgar han adları,

4.Rus kaynaklarındaki kimi Bulgarca sözler,

5.Volga Bulgarları mezar taşı yazıtları.

Tuna Bulgarları’ndan ilk belge, Omurtag Han’dan kalan on bir yazıttır. Onlardan kalan yirmi dokuz belgede olduğu gibi, bunlar da Yunanca yazılmıştır. İçine serpiştirilmiş durumda çeşitli Türkçe sözler bulunur. 1905 yılında Bulgaristan’ın Çatallar Köyü’nde Bulgarlar’dan kimi belgeler ele geçer. 16.yüzyıldan kalan bir dergide, Yunanca yazılmış Tuna Bulgarları hanları dizini bulunur. Dizin, 765 yılına dek uzanan bir tarihsel sırayı içerir.Her hanın hükümdarlık süresi, kaç yıl yaşadığı, atası, soyu belirtilir. Bu belgedeki verilerden Mikkola, on iki hayvanlı Türk takviminin kimi bölümlerini tamamlamayı başarır. Bulgularını 1930’da Türk Yurdu dergisinde (Sayı 20) yayımlar. Mikkola’nın doğru saptadığı sözcükler şunlardır:

Şegor ‘sığır’                       İkinci yılın adı

Davanş ‘tavşan’                 Dördüncü yılın adı

Dilom ‘yılan’                       Altıncı yılın adı

Toh ‘tavuk’                       Onuncu yılın adı

Dohs ‘domuz’                     On ikinci yılın adı

Mor ‘at’ <Mo.morin?            Yedinci yılın adı

Kuçi ‘koyun’<Mo.husa?        Sekizinci yılın adı

Takvimin on birinci yılı olan it yılı, hanlar dizininde bulunmaz. Üç yıl dışında dokuz hayvan adı dizinde geçer. On iki hayvanlı Türk Takviminin tamamı şöyledir:

Sıçan yılı                 birinci yılın adı

Öküz yılı                 ikinci yılın adı

Pars yılı                  üçüncü yılın adı

Tavşan yılı              dördüncü yılın adı

Ejderha yılı              beşinci yılın adı

Yılan yılı                  altıncı yılın adı

At yılı                     yedinci yılın adı

Koyun yılı                sekizinci yılın adı

Maymun yılı             dokuzuncu yılın adı

Tavuk yılı                onuncu yılın adı

Köpek yılı                on birinci yılın adı

Domuz yılı               on ikinci yılın adı                                  

Ay adları sayılarla anlatılır. Ay adları ise şöyledir:

Alem’birinci’ < al ‘ilk’ + -m              Birinci ayın adı

Veçem ‘üçüncü’ < veç ‘ü璠           Üçüncü ayın adı

Tutom ‘dördüncü’ < tut ‘dört’         Dördüncü ayın adı

Altom ‘altıncı’ < alta ‘altı’               Altıncı ayın adı

Şehtem ‘sekizinci’ < şeh ‘sekiz’       Sekizinci ayın adı

Tvirem ‘dokuzuncu < tver ‘dokuz’    Dokuzuncu ayın adı

On iki hayvanlı yıl bilgisi, Çin kökenli olmasına karşın, Türkleri derinden etkilemiştir. Avarlar aracılığıyla Ukrayna bozkırlarına gelmiştir. Yedinci yüzyıl başlarında Bulgarlarca kullanılmıştır. On iki hayvanlı yıl bilgisi, on iki aylı bir çevrime dayanır. Bu çevrimde her yıl, her ay, her gün ve her saat başka bir hayvan adıyla anılır.

13-14.yüzyılda Volga Bulgarları’ndan kalan mezar taşı yazıtları Bulgarca için önemli belgelerdir. Bu belgeler, Bulgarca’nın kişiliğini çağımıza yansıtır. Yazıtlarda yaklaşık tüm sayı, ay, gün ve yıl adları bulunur. Bu sözcükler Çuvaşça’yı andırır. Çuvaşça’nın dil özelliklerini yansıtır. Kimi sözcüklerin değişik yazıldığı olur. Nedeni, bu yazıtların Altınordu Hanlığı döneminden kalmasıdır. O dönemde Bulgar Hanlığı, Altınordu’nun bir ili durumundadır. Yazıtların dili, Altınordu yazın Türkçesi’nin etkisi altındadır. Bu yazın dili, Orta Asya yazın Türkçesi’nin bağımsız bir kolu gibidir. Böylece yızatlar güçlü biçimde yeni lehçelerin de etkisindedir. Karışık bir yazın dili özelliği gösterir.  Yazıtlar Arap yazısıyladır. Arapça ve Türkçe yazılmışlardır. Yazı dilinde Arapça’nın etkileri görülür. Aşmarin, mezar taşlarının dili ile Çuvaşça’yı karşılaştırır.

Arap tarihçiler, Volga Bulgarları’nı (Büyük Bulgarlar, İdil Bulgarları) Hazarlar ile kardeş gibi gösterirler. Onuncu yüzyıldan sonra Volga Bulgarları üzerine bilgi verirler. Ancak, bu bilgiler yetersizdir. Bulgarlar’ın dil ve kültürleri konusunda bildiklerimiz sikke, mezar taşı yazıtı türünde az sayıda sınırlı belgeye dayanır.

Bulgarca’da genellikle büyük ünlü uyumu egemendir. Yalnız, eldeki gereçlerin sınırlı oluşu nedeniyle, kesin bir görüş bildirmek zordur. Ayrıca kimi kuraldışı örneklerle de karşılaşılır.

awli ‘oğlu’                xır-i ‘kızı’

ayxi ‘ayı’                 altı-şi ‘altıncı’

bacne ‘başında’        şıvne ‘suyuna’

bal-ti ‘oldu’             

İlk seslemdeki uzun e ünlüsü Volga Bulgarcası’nda genellikle ie ile yazılmıştır.

bielim ‘beşinci’ cieti ‘yedi’

Uzun ö ünlüsü öe ile kullanılır olmuştur.

töwetim ‘dördüncü’             kövelci ‘göçmek’

Ana Bulgarca’daki kimi gerçek uzun ünlülerin Volga Bulgarcası’nda kısaldığı varsayılır. Eski Türkçe’deki ây biçimindeki ay sözü Volga Bulgarcası’nda ayxi biçimindedir. Sözcük Çuvaşça’da uyuh olarak geçer.

olmak karşılığı bal-tuwi sözcüğü vardır. Bu örnek Çuvaşça’da pul- biçimindedir. Talat Tekin bu ses olayına bir dizi örnek verir.

bir-im ‘birinci’ Çu. Pire, pire           bélic ‘beşinci’

eki ‘iki’ Çu. İki                    céti ‘yedi’ Çu. siççi

cür ‘yüz’ Çu. sir                           cal ‘yıl’ Çu. sul

kün ‘gün’ Çu. kun                        wan ‘on’ Çu. vun

cirém ‘yirmi’

Bulgarca’da ünlü düzleşmesi olayı vardır. Genel Türkçe’deki yuvarlak ünlülerin düz ünlülerle karşılandığında bir dizi örnek vardır. Bu bağlamda şu dönüşümleri örnek gösterebiliriz:

İlk seslemde o ünlüsünün a ünlüsüne dönüştüğü olur:

awli ‘oğlu’                bal- ‘olmak’

wan ‘on’

u ünlüsünün ı ile karşılandığı izlenir:

sıv ‘şu’          dinya-ran ‘dünyadan’

ü ünlüsünün e ile karşılandığı olur:

weçim ‘üçüncü’                  töwetim ‘dördüncü’

köwelçi- ‘göçmek’              küwen ‘gün’

ö ünlüsünün e ünlüsüne dönüştüğüne de örnek vardır:

wel- ‘ölmek’

Volga Bulgarcası’nda kimi ünlülerin yittiği izlenir:

awli ‘oğlu’                ayxi ‘ayı’

işne ‘içinde’             bacne ‘başında’

cirem ‘yirmi’

Birtakım sözcüklerde ise ünlü üremesi olmuştur:

türükmen ‘Türkmen’            marihum ‘merhum’

xırık ‘kırk’                          kövelçi ‘göçmek’

küwen ‘gün’

Genel Türkçe’nin içte ve sondaki ş ünsüzü Bulgarca’da l ünsüzü ile karşılanır:

biel ‘beş’

Bulgarca’da Türkçe’nin b- önsesi genellikle korunmuştur:

beka ‘kurbağa’ < bâga         bélyeg ‘işaret’ < belge

boryu ‘dana’ < buzağı         borşo ‘burçak’

buza ‘buğday’                    bölscö ‘beşik’

Genel Türkçe’deki ç ünsüzü  genellikle ş ünsüzüne dönüşmüştür:

altış ‘altıncı’             işne ‘içinde’

ciyermiş “yirminci”    baç “baş”

Eski Türkçe’de son sesteki g ünsüzünün Bulgarca’da w ünsüzü ile karşılandığı olur:

belüw ‘mezar taşı’

Türkçe’nin q-, -k ünsüzü Bulgarca’da x-, -h gibi ünsüzlere dönüşmüştür:

xan < ET qan ‘kan’                       xırıx/qırq ‘kırk’

toxur < DLT toquzon ‘dokuz’ toxci < ET taqıgu ‘tavuk’

xır < ET qız “kız”

Türkçe ç önsesi, Macarca’daki Bulgarca ödünç sözlerde genellikle cs ile karşılanır:

csiger ‘şarap’ < çakır csipa ‘çapak’

Türkçe’nin y- önsesi Macarca’ya geçmiş Bulgarca sözcüklerde gy ile karşılanır. Bu ses olayının Macarca’dan mı geliştiği, yoksa tüm Bulgarca’yı mı kapsadığı gereç yetersizliği yüzünden bilinmez:

gyarlo ‘hasta, arık’             gyümölcs ‘yemiş’

gyürü “yüzük”

Türkçe’deki k- önsesi, Bulgarca’da genellikle korunmuştur:

kiçi ‘küçük’              köç ‘göçmek’

küwen ‘gün’

Macarca’ya geçmiş sözcüklerde ise şu örnekler vardır:

karo ‘kazık’              kék ‘mavi, gök’

Genel Türkçe’nin s- önsesi genellikle korunmuştur. Türkçe’den Macarca’ya geçmiş sözcüklerde, bu ses olayına şu örnekleri saptıyoruz:

sarga ‘sarı’                        szur- ‘süzmek’

szaru ‘kiriş, sırık’                seper ‘süpürmek’

saru ‘ayakkabı’ < çaruk       szam ‘sayı’

Yalnız Tuna Hanları dizininde sığır yılı için şegor sözü kullanılır. Belki de birtakım sözlerde söz konusu ses değişimi vardır.

Günümüz Türkiye Türkçesi’nde bir bölümü d- sesine dönüşen, Eski Türkçe’nin t- önsesi de genellikle korunmuştur:

tenger ‘deniz’                    tilo ‘tokaç’

tino ‘tosun’ < tana             tuzok ‘toy kuşu’ < togdak

tyuk ‘tavuk’

Macarca’daki Bulgarca sözlerde bu ses olayına bir aykırı örnek vardır:

dizno ‘domuz’ < ET toñuz

Genel Türkçe y- önsesinin Bulgarca’da kurallı biçimde c-sesine dönüştüğüne tanık oluruz:

câl ‘yıl’                   ciyeti ‘yedi’

cür ‘yüz’ (100)         cirem, ciyerme ‘yirmi’

Bunlar Macarca’da varlığı kesin Bulgarca sözlerdir. Birkaç kuşkulu önek daha vardır. Macarca’daki Türkçe öğelerde şu ses olayları saptanır:

Genel Türkçe’nin içte ve sondaki z sesi Bulgarca’da r ünsüzü ile karşılanır. Aynı ses olayı Çuvaşça’da da bulunur. Bu ses olayına Volga Bulgarları’ndan kalan yazıtlarda birkaç örnek vardır:

cür ‘yüz’                 hır ‘kız’

tohur ‘dokuz’           wotur ‘otuz’

sekir ‘sekiz’

Bulgarca’dan Macarca’ya girmiş birtakım sözcükler vardır. Bunlara şu örnekleri gösterebiliriz:

gyürü ‘yüzük’                    iker ‘ikiz’

ır- ‘yazmak’                       ökör ‘öküz’

szur- ‘süzmek’                   tenger ‘deniz’

tar ‘kel’ < taz ‘dazlak’          karo ‘kazık’

Kaşgarlı Mahmut’un Divan’da Bulgarlar üzerine verdiği bilgiler karışık ve yetersizdir. Kaşgarlı’nın Bulgarca için verdiği örneklerde z sesi yerine r sesi bulunmaz. Oysa Macarca’ya girmiş Türkçe sözcüklerden, o çağda bu ses değişiminin tamamlandığı anlaşılır. Bu durumda söz konusu çelişki nereden gelir? Macarca’ya bu sözler Peçenekler’den girmiş olabilir. Macarca’daki Türkçe ödünç sözler çoğunlukla tarım ve çiftçilikle ilgilidir. 12. Yüzyıla değin Macarlar’ın Peçenekler’le ilişkisi olmamıştır. Peçenekler, 12.yüzyılda Macarlar’la kaynaşmaya başlamışlar, 13. yüzyılda da tümden Macarlar’ın arasında erimişlerdir. Sonuçta, Macarlar’la Peçenekler’in ilişkileri Peçenekler’in erime sürecine girdikleri bir döneme rastlar. Macarlar’ın bu sözleri, 11.yüzyıldan sonra erimekte olan bir halkın dilinden almaları inandırıcı olamaz. Macarlar söz konusu sözleri, 817 yılında Volga boylarındaki yurtlarından ayrılmadan Bulgarlar’dan almışlardır.

Kaşgarlı, Bulgarca’da ayak sözcüğünün azak biçiminde kullanıldığını bildirir. Bu durumda, Eski Türkçe’de d sesinin Bulgarca’da z biçiminde kullanılması gerekir. D<r değişimi gerçekleşmemiştir.

Alman Türkoloğu Prof. Dr. Doerfer, Kaşgarlı’daki bu çelişkiyi şöyle açıklar:

Bulgarca’da r sesi rz biçiminde söyleniyor olmalıdır. Arap yazısında başka olanak olmadığı için Kaşgarlı rz yerine, z yazmak zorunda kalmıştır. 14-15.yüzyıldan sonra rz sesi tümden r sesine dönüşmüştür.

Bir iki örnekte ise, Genel Türkçe’de d ya da t sesi ile karşılanan durumlarda Bulgarca’da r ünsüzünün kullanıldığı görülür:

köc-rüwi ‘göçtü’                tan-ruwi ‘yaptı’

dünyâ-ran ‘dünyadan’         hicrat-ran ‘hicretten’

Türkçe’deki bu ünlü ses olayının koşutu durumundaki l sesine dönüşme de Bulgarca’da gerçekleşmiştir. Genel Türkçe’nin içte ve sondaki ş sesi, Bulgarca’da l ünsüzü ile karşılanır. Bu değişimde de Bulgarca ile Çuvaşça koşutluk gösterir.

15-16. yüzyıllarda, Kazan Hanlığı döneminde, Bulgarca’dan Volga Fincesi’ne birtakım sözler girmiştir. Bu sözler ise şunlardır:

xırzi ‘kıyı’                 belüv ‘belli’

cieti ‘yedi’               cürz ‘yer’

bol- ‘olmak’             van ‘on’

altış ‘altı’                 sâl ‘yaş’

ayıx ‘ay’                  ciermişi ‘yirmi’

erni küön ‘cuma’       -eti ‘imek, idi’

Böylece Volga Bulgarcası’ndan Çuvaşça’ya bir çizgi uzanır. Kimi zaman eldeki gereçler azdır. Ama zaman şeridi kesintiye uğramaz. 15-16.yüzyılda Çuvaşça’dan Çeremisçe’ye birtakım sözcükler geçmiştir.

Bulgarca, Altay dillerinin akrabalığı sorununa kimi yaklaşımlar getirir. Ortak Türkçe’deki z sesleri Bulgarca’da r ile karşılanır. Moğolca, Tunguzca ve Çuvaşça’daki örnekler de Bulgarca’ya koşuttur. Ramstedt ve Poppe gibi Altay dil birliğini savunan bilginlere göre bu, Altay dillerinin akraba olduğuna kanıttır. Altayca’nın r ünsüzü Moğol, Tunguz ve Bulgarca’da r, Ortak Türkçe’de z ile karşılanır olmuştur. Tüm bu konumu ile Bulgarca, Türk Dili açısından büyük önem taşır.”

(Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları, S.52)