Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Rumlar

Rumlar, Avrupa Türkiyesi’nin en kalabalık nüfusunu oluşturur, bu bölgelerin kentlerinde e özellikle de köylerinde yaşayanların büyük bölümünü Rumlar oluşturur ve kendi ayinlerini sürdürürler. Onlar için İstanbul patriği evrensel kilisenin önderidir* ve onlar papadan ve bütün Latinlerden nefret eder.

Katolik Rumların sayısı fazla değildir, bununla birlikte Osmanlı Devleti’nin her tarafına dağılmışlardır ve misyonerlerin propagandaları desteğinde dinlerinin gereğini yerine getirirler bulundukları yerde. Naksos’ta bir başpiskopos ve Sico, Scyros, Tine ve Santorini’de piskoposlar görev yapıyor. İstanbul in partibus başpiskoposluk unvanıyla patrik vekilliği. Pera ve Galata setlerinde Fransiskenler, Dominikenler ve Lazaristler ve de Türkler’den hiç tepki görmeden, tam bir özgürlük içinde Katolik kiliselerine hizmet eden Latin ayininden birçok özgür papaz var.

Bir zamanlar bilim ve sanat alanında  onurlarıyla çok önemli eserler yaratan ve kilisenin ilk yıllarında birçok bilim adamı yetiştiren Rum ulusu bugün,, tek tük piskopos, Athos dağındaki keşişler ve bir süredir kendilerini edebiyata adamış bazi laikler dışında tam bir cehalet içinde.

Rumlar ticarette kurnaz, becerikli ve çok dikkatliler. Deniz ticareti neredeyse tümüyle onların elinde ve özellikle adalar ve İstanbul adaları arasında bütün ticareti onlar yönlendiriyor. İçlerinde çok zengin ve büyük işler yapan tüccarlar var. Bunların tanınmışları Moldavya (Boğdan) ve eflak prenslerinin Osmanlı Devleti nezdindeki temsilcileri. Rumlar deniz ticareti dışında kara ticareti de yapıyor: Moskova’dan yatak çarşafı, kumaş, kürk getirip satıyorlar.

Türkler Rumları hor görüyor ve onlara doğal düşmanları gibi bakıyor; çünkü Türklere göre İstanbulu ve Bizans İmparatorluğunu kendi güçleri gibi gören bu insanların lanetlenmeleri gerekiyor, bütün uluslardan daha kötü muamele ediyorlar onlara. En ünlü Rumlar bile Türkler karşısında eğiliyor ve küçülüyorlar, imparatorların soyundan geldiklerini iddia eden Rumlar dahil hepsi, kendilerini çoğu zaman aşağılayan sıradan bir Müslümanın üstünlüğünü tanımak zorunda.

İstanbul’da çok seçkin Rum aileler yaşıyor, padişah bunlar arasından Moldavya ve Eflak hospodarlarını, divan ve sadrazam tercümanlarını, bahriye tercümanını seçerdi. Sıkıntılı olmasına rağmen herkesin göz diktiği makamlardı bunlar ve en çok parayı verenin sahip olduğu görevlerdi. Bu görevlerde bulunan insanların ayakları çoğu zaman en yakınları tarafından kaydırılabilirdi. Bunların divana yaptıkları iğrenç ihbarlarla birbirlerini suçlamalarını anlamak mümkün değildi. Bir hospodar daha atanır atanmaz rakipleri çeşit çeşit iftiralar uydurur, ona iftiralar atılması hatta görevden alınması için büyük paralar harcayabilirlerdi. Hatta bu görevlere gelebilmek için birçok Rum borç batağında saplanmış, buna rağmen amaçlarına ulaşamamış, borçlarını ödeyememiş ve daha göreve başlayamadan da azledildiklerini öğrenmişlerdir. Anlamsız nedenlerle yaşamını yitirenler de vardır.  Bütün bu tehlikelere rağmen bu mevkiler yönetimin adaletsizliğinin ve despotizminin kurbanı olmuş ailelerin göz diktikleri mevkiler olmuştur.

Din adamları sınıfı için de aynı şey söz konusudur: cehalet ve boş inançlar, açgözlülük, doymak bilmez bir para düşkünlüğü ve ölçüsüz hırslar.  Hırslı bir papaz amacına ulaşabilmek için her yola başvurarak para bulur. Patriklikte gözü olan entrikacı bir piskopos kesesini doldurmak için diyosezinde her türlü adaletsizliği, her türlü suistimali yapar, armağanlar dağıtarak sarayda koruyucular bulur, rakiplerini ve görevdeki patriği uzaklaştırmayı başarır. Kısa süre sora Patrik Kyrillos’un yerini alan Patrik Kaliniko bu göreve sultanın istediği yüklü parayı vererek gelebilmiştir. Rum papazlar sadaka istemekten bile utanmazlar. Bir Rum mahallesi olan Fener’deki kiliseyi görmeye gittiğimizde kiliseden çıkarken bir papaz yaklaştı yanımıza, kendisiyle uzun uzun konuştuk, bizden bir şey istiyormuş ya da bekliyormuş gibi bir hali vardı. Halk Rumcasını çok iyi bilen ve bu gibi olaylara daha önce de tanık olmuş arkadaşlarımdan biri bu konuda hassas olmadıklarını söyleyince çok şaşırdım. Elli kuruş yetti de arttı bu papaza ve bu tavrıyla alçaldığını ve küçüldüğünü hiç düşünmedi. Rumların en önemli metropolünün papazlarının yüzleri kızarmadan sadaka dilenmeleri olacak şey midir? Şaşırdım, utandım, üzüldüm. Yunan kilisesinin ihtişamla parladığı o dönemler nerede kaldı, dedim kendi kendime! Bir zamanlar Yunanistan'ı onurlandıran bu din adamları nasıl bu duruma düştü!

Rumlarda Hıristiyanlığa boş inançlar egemen olmuş günümüzde ve çoğu cahil olan papazların yönettiği dışarıdan görülen ibadet gösterişten, şandan, törenden, süsten ibaret ve bunlara tamamen sadık kalınmış.

* 381’de İstanbul’da imparator Theodosius’un himayesinde toplanan İstanbul Konsili, İstanbul piskoposunun Roma piskoposundan sonra en önemli mevkie sahip olduğunu karara bağlanmıştır, çünkü İstanbul yeni Roma idi.

(İstanbul’a Seyahat Guillaume Martin, İstiklal Kitabevi, 2007, s.155-158)