Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Osmanlı nüfusunun büyümesi doğal nüfus artışla açıklanamaz bir hızla oldu

"Grubun (Osmanlı beyliği kastediliyor) büyümesi, doğal nüfus artışıyla sağlanamayacak bir hızda gerçekleşti. Gruba eklenenlerin bir kısmı, savaş ve sınır topraklarındaki talan peşinde koşan serüvenci Türkler ve başka Müslümanlardı. Ama hepsi bu kadarla kalmadı. Osmanlı gelenekleri ve tarihi, çekirdek ulusun yeniliklere açık, hoşgörülü ruhunun birleştirici özelliklerini sayısız kez göstermiştir. Bu tutum, din değiştirme, evlenme ve esir alma, en çarpıcı olarak da Hıristiyan nüfusun Osmanlıya katılmasını sağladı ve nüfus hızla büyüdü. Osmanlıların doğu yönündeki fetihleri, Ön Asya'daki bütün Selçuklu Türklerini ve Trabzon Rumları, Ermeniler, Suriyeliler ve daha başka halklar gibi fethedilmiş toprakların Müslümanlığı kabul eden insanlarını birlik ve bütünlüğe yöneltti. Avrupa'daki fetihler ise, bugün bile kökenlerinin izlerini gösteren Bulgar ve Arnavutlar arasından kitleler halinde din değiştirenler çıkmasına yol açtı. Ama Hıristiyan tebaanın içinde pek çok kişi, kendi kökenlerinden tamamen kopacak ölçüde Osmanlılarla kaynaştı ve özdeşleşti. Bütün Güneydoğu Avrupa'dan, Güney Rusya ve Polonya'dan, Kafkasya'dan, Regensburg'tan ve Friule'ye kadar Orta Avrupa'dan, Akdeniz kıyılarından ve adalarından da binlerce, on binlerce tutsak aynı yollarla Osmanlılara katıldı ve bütün bu Batılı katışımın sonucu olarak bugün her ne kadar Türk diye adlandırılıyorsa da, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemen çoğunluğu, Moğol kökeninin fiziksel belirtilerini taşımaz.* Osmanlıların çoğunun damarlarında Tatar kanı yoktu. Geri kalanlar ise, eğer yukarıdaki görüşler sağlam temellere dayanıyorsa, Ön Asya Türkleriyle karışmış Avrupalılardır. Ön Asya Türkleri de eski Hıristiyan nüfus ile Selçuk Türklerinin karışımından oluştu. Selçuk Türklerinin kökenine bakacak olursak, onların da çağlar boyunca sarı ve beyaz ırklar arasındaki ilişkilere uzanan bir karışım olduğunu görürüz. Basit bir hesapla açıklayalım. Osman'ın, Nenuphar veya Nilüfer adında güzel bir Rum kızını esir aldığı ve onu Osmanlı sultanlarının ilki olan oğlu Orhan ile evlendirdiği söylenir (Hammer). O tarihten sonra, sultanların Kafkas ırkından kızlarla evlenmesi töre haline geldi.** Eğer Orhan için saf Moğol soyundan denilebilirse ve gerçeğe çok yakın bir olasılıkla, ondan sonraki bütün sultanların anneleri Türk kanından değilse ve eğer annenin çocuğa katkısı babanınkiyle eş ise, o zaman Orhan'ın yirminci batından doğun torunu olan şimdiki sultanın damarlarındaki Moğol kanının oranı ancak milyonda bir kadardır.***

* Peschel şöyle der (380): "Batı Türklerinde öylesine çok Ari ve Sami kanı vardır ki, asal fiziksel özelliklerinin son izleri de kaybolmuş ve kökenlerini belirten sadece dilleri kalmıştır." Öte yandan (National Geographic Magazine, Sep. 1910, s.767'de) E. Huntington Ön Asya platosunun orta kesiminde yaşayanların "saf Türk ırkından" olduklarını öne sürer. Ancak, bu görüşünün fiziksel özelliklere dayandığını söylemez.

** Keane (Man, Past and Present) Hindistan Moğolları tarafından mutatis mutandis )gerekli değişiklikler yapılmış) olarak aynı törenin sürdürüldüğünü ve bunun Türklerin ataları arasında yabancçılarla evlenme töresinin uzantısı olduğunu belirtir.

*** 1/2 nin yirminci gücü 1/1.148.576'dır. Dahası Orhan'la ilgili tanımlar, onda da Moğol kökenin fiziksel izlerinin olmadığı izlenimini veriyor... Murad 2, Tatar kökenin izlerini daha çok taşıyordu. La Broquere onu şöyle tanımlar (181): Kısa boylu, tıknaz bir adamdır. Tatar fizyonomisini andıran ablak bir yüzü vardır. Oldukça büyük gaga burunlu, ufak gözlüdür. Yüzü çok esmerdir. Yanakları dolgun, sakalı çemberdir."

(Kanuni Sultan Süleyman devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun Yönetimi, Albert Howe Lybyer, Süreç yayınları, sf.22-23)