Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Türkleştirilen ve Müslümanlaştırılanlar imparatorluğun insan temelini oluşturdu

"Selçuk Türkleri zaten karışık bir ırktı ve ataları gibi onların da yeni insanların kendi soylarına katılmasına itirazları yoktu. Bu topraklara Türk ordusu olarak gelmişler, arkalarından Türkmen göçebeler sökün etmişti. Askerler ülkenin kadınlarıyla evlendi, erkeklerini ve çocuklarını hizmetlerine aldılar. Göçebeler de uzun ve çetin yolculukta kırılan karıları ile çocuklarının yerlerini, geldikleri bu toprakların kadın ve çocuklarıyla doldurdu. Serbest bırakılan yetişkin Anadolulular, Muhammed'in yolunu seçmekte bin türlü yarar gördü. Üstelik Müslümanlığın basit ve avutucu doktrini, Anadoluluların mizacına da, koşullarına da uygun geliyordu. Hıristiyanlık bu kişilerin çoğunda büyük izler bırakmamıştı. Müslümanlığın da aynı şekilde yüzeysel olarak benimsendiği söylenebilir, çünkü bugünkü (yazar 1913'ü kastediyor) Ön Asya Müslümanları arasında Hıristiyanlık, hatta Hıristiyanlık öncesi inanışlar ve uygulamalar görülmektedir. O zamanlar Müslüman olmak demek, bugün de süregittiği gibi, Türk olmak demekti. Üç yüz yıl içinde yerleşim ve din değiştirme süreci tamamlandı. Ön Asya platosunun hemen tamamı Müslüman ve Türk oldu. İstilacı Türkler ile din değiştiren Hıristiyanların oranını belirleyecek herhangi bir istatistiki  veri yoktur. Türk istilalarının yapısına, steplerden başlayan yolculuğun uzunluğuna ve zorluğuna bakarak ileri sürülen olasılıklar dışarıdan gelip yerleşen Türk sayısının oldukça az olduğunu göstermektedir. Ne var ki bu çifte karışık insanlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun en karakteristik Türkleri sayılan kesimini oluşturdu."

(Kanuni Sultan Süleyman devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun Yönetimi, Albert Howe Lybyer, Süreç yayınları, sf.21-22)