Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Dönmeler yönetime, Türkler ticaret, din ve çobanlığa

"İtalyan yazarlarının bu ifadelerine, 1603 dolaylarında Türkiye konusundaki  büyük uzman, İngiliz tarihçisi Richard Knolles'in bir paragrafı da eklenebilir. Knolles, İslamiyet Kurumunu pek tanımıyor ama Yönetim Kurumunu gayet iyi biliyor:

Çok büyük bir imparatorluktaki Osmanlı Yönetimi, efendinin kölesi üzerindeki yönetimine benzer, tıpkı onun gibi zorbacadır. Çünkü imparatorluğunun sınırları içindeki her şeyin, tebaasının ve halkın mutlak hakimi Büyük Sultandır. Kişiler ne kadar yüce makamlarda olursa olsun,kendilerine tebaa değil köle derler. Hiç kimse iradesiyle bir şey yapamaz, oturduğu evin, işlediği toprağın efendisi olamaz. Sadece İstanbul'da yaşayan birkaç aile 2.Mehmet'in İstanbul'u aldığı sırada kendilerine bahşettiği bazı ayrıcalıklara sahiptir. Ne kadar yüksek mevkilere gelirse gelsin veya padişahın gözüne ne kadar girerse girsin, yine de imparatorlukta hiç kimse canından emin olamaz, mevkiini veya servetini güvencede göremez. Bunlar ancak sultanın canı istediği sürece var olabilir. Despot (özgür doğmuş hiç kimsenin kabullenip dayanamayacağı) bu mutlak egemenliği içinde, başlıca iki yoldan kendisini korur. Bunlardan birincisi, silahı doğal tebaasının elinden alıp buna devlet ve hükümetle ilgili tüm yetkileri de katarak Apostata'nın ya da Dönme Hıristiyanların eline vermektir. Bu kişiler, üç, dört veya beş yılda bir (yahut padişahın ihtiyacına göre daha sık olarak) öşüre veya ondalığa bağlı topraklardaki zavallı ailelerinden koparılıp alınan çocuklardır. Sultan bu tutumuyla iki şeyi birden sağlar: Birincisi, en ürktüğü eyaletleri dinamizmden ve güçten yoksun bırakır, çünkü devşirilenler en güçlü, en sağlam, savaşa en uygun yapıdaki çocuklardır. İkincisi, kendi kullarıymış gibi, bu gençlerle ordusunu kurar, devletin güvenliğini onlarla sağlar. Çünkü çocuk yaşta ana babalarının kucağından alınıp, bu amacı gerçekleştirmekle göreli kişilere teslim edilen, onlar tarafından eğitilen gençler, nasıl olduğunun kendileri de farkına varmadan Müslüman olur. Artık anlarını babalarını tanımadıkları için de, sadece Büyük Sultana bağlanırlar. Sultan, onlardan yararlanmak için onları besler, bakar. Çocuklar da her şey için onun eline bakar ve her şey için ona şükran duyar. Hıristiyan ana babalarından böyle koparılıp alınmış çocukların bir kısmı süvari, bir kısmı piyade olur ve zamanla Sultanın Devletinin ve imparatorluğunun, sultandan sonra en güçlü yöneticileri ve kumandanları olurlar. Bu arada anadan doğma Türk olanlar, sadece ticaretle, el sanatlarıyla veya en eski ve doğal görevleri olan çobanlıkla uğraşır, yönetim ve devlet işlerine hiç karışmazlar."

(Kanuni Sultan Süleyman devrinde Osmanlı İmparatorluğu'nun Yönetimi, Albert Howe Lybyer, Süreç yayınları, sf.48-49)