Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

Turbe1
Türbe2
Türbe3

 


Abdal Musa türbesinden görüntüler

 

Abdal Musa hakkında bazı bilgiler...

Aşıkpaşazade Tarihi'ne göre  Hacı Bektaş, kardeşiyle birlikte Baba İlyas'a intisap etmişti. Böylece Vefai de olmuştu, işte o, yukarıda belirtildiği üzere, Babailer isyanından sonra* Sulucakaraöyük'e yerleşmiş ve orada hayatını tamamlamıştı. Onun burada herhangi bir tarikat kurduğuna dair hiçbir tarihsel kayıt mevcut olmamakla beraber, Bektaşilik tarikatı adını kendisinden aldığı için öyle zannedilmektedir. Aslında bu tarikatın kurulması için gereken zemini hazırlayan, 14.yüzyılda Sulucakaröyük'teki tekkede yetişip Osmanlı topraklarına gelerek birlikte fetihlere katıldığı Osmanlı gazileri arasında Hacı Bektaş kültünü yayan başka biridir.

Bir anlamda Hacı Bektaş'a yeniden hayat vererek sağlığında yapmadığı işi ölümünden sonra yaptırtmak suretiyle ona şöhret sağlayan kişi, Abdal Musa'dır. Burada bizim için mühim olan, aslında Hacı Bektaş'tan yaklaşık iki yüz yıldan fazla bir zaman sonra, yani 16.yüzyılın başında fiilen Balım Sultan tarafından kurulan Bektaşiliğin bu kanalla hem Rum Abdalları'na, hem de o vasıtayla Babaî çevresine bağlanmış olması, böylece başlangıçta gerek sosyal taban, gerekse inançları açısından Alevilikle aynı ortak zemini paylaşmış bulunmasıdır. Alevilik araştırmalarında çoğu zaman karıştırılan ve iyi kavranamayan bu bağlantı, Irène Mélikoff tarafından son kitabında çok iyi açıklanmış bulunuyor.

(Ahmet Yaşar Ocak, Ortaçağlar Anadolusu'nda İslam'ın Ayak İzleri - Selçuklu dönemi, Kitap Yayınevi)

 

Vilayetname-i Abdal Musa

Yazarı bilinmeyen bu eser, Bektaşi menakıbnamelerinin hacim itibariyle en küçük olanıdır. Abdal Musa, menakıbname sahipleri içinde adı Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrine ve yeniçeriliğin teşkilatlanmasına karışan, dolayısıyla ilk Osmanlı kroniklerine geçen tek şahsiyettir. Âşıkpaşazade'nin belirttiğine göre Sulucakaraöyük'teki Hacı Bektaş tekkesinde ilk defa ortaya çıkan bu zat, fetihlere katılmış, bu sırada Bursa fethinde Orhan Gazi ile birlikte olmuştur. Daha sonra Antalya taraflarına giderek bugün Elmalı yakınında Tekkeköy'de hâlâ mevcut zaviyeyi açmış ve burada yaşamıştır.

14. yüzyılda Batı Anadolu'da ve özellikle Osmanlı Devleti sınırları içinde faaliyet gösteren Rum Abdalları zümresinin ileri gelenlerinden olan Abdal Musa, Bektaşiliğin teşekkülünden sonra en önde gelen evliyadan sayılmış ve bu tarikat içinde çok önemli bir mevki işgal etmiştir.

Vilayetname-i Abdal Musa'nın yazarı gibi yazılış tarihi de belli değildir. Ancak dil özellikleri, 15. yüzyıla ait olduğunu gösteriyor. Eser, Abdal Musa'nın doğumuyla başlamakta, Teke yöresine gelişi ve buradaki çeşitli menkabeleri anlatılmakta, nihayet halifelerine icazet vererek muhtelif yerlere göndermesiyle sona ermektedir. Menkabelerin Teke yöresine inhisar etmesi, Abdal Musa'nın asıl ününü buraya geldikten sonra kazandığını göstermektedir.

(Ahmet Yaşar Ocak, Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri, İletişim yayınları)

 

Abdal Musa

O (Abdal Musa, b.n) Aşıkpaşazade'nin çok açık ve seçik bir ifadeyle kaydettiği üzere, temeli vaktiyle Hacı Bektaş-ı Veli tarafından atılan Sulucakaraöyük (bugünkü Hacıbektaş kasabası) zaviyesinde yetişmiştir. Bu sebeple O, bu zaviyede ve yöresinde kendi zamanına kadar gelişip kök salan Hacı Bektaş kültünü Osmanlı Beyliği arazisine taşıyarak büyük bir tarihi rol oynamıştır.

Abdal Musa'nın hayatı, Fuad Köprülü tarafından geniş bir şekilde incelenmiştir. Bugün için bu mükemmel monografiye eklenecek çok az şey vardır. Abdal Musa Geyikli Baba'nın çağdaşı idi. Sonraki önemi nazara alınacak olursa O, Geyikli Baba dahil bütün Rum Abdalları içinde belki en mühim simadır. Yeniçeriliğin kuruluşuna adının karışması bir yana, yalnızca Hacı Bektaş kültünün yayılmasını sağlayarak ileride Bektaşiliğin teşekkülüne zemin hazırlamış olması bile, onu bu müstesna mevkie yerleştirmeye tek başına kafidir.

Bütün mükemmelliğine rağmen, F.Köprülü'nün incelemesinde de Abdal Musa'nın Kalenderîlikle bağlantısı yeterince vurgulanmamıştır. Oysa Velayetname-i Abdal Musa'nın halifesi Kaygusuz Abdal'ı anlatan Menakıb-ı Baba Kaygusuz'da mevcut ipuçları, Abdal Musa'nın hiç tereddütsüz bir Kalenderî şeyhi, daha açıkçası, Hacı Bektaş'ın zaviyesinde yetişmiş olması sebebiyle, tıpkı onun gibi bir Haydari şeyhi olduğunu göstermektedir. Bu kaynaklar Abdal Musa'yı "saçı, sakalı, kaşı kazınmış bir ışık" olarak takdim ettikten başka, çevresindeki siyasi ve idari otoritelerle de genellikle iyi ilişkiler içinde bulunduğunu göstermektedir. Mesela onun teke beyi ile arasının iyi olmamasına rağmen, Aydınoğlu Gazi Umur Bey ile sıkı dostluk münasebeti kurduğu, menakıbında bilhassa vurgulanır.

Abdal Musa'nın bugün Elmalı-Tekkeköy'deki zaviyesinin, 14. yüzyıl Anadolusu'nda en nüfuzlu Kalenderi zaviyelerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Bu zaviyenin bir önemi de Bektaşiliğin teşekkülünde, doktrin ve edebiyatının meydana gelişinde önemli rolü ve katkısı bulunan Kaygusuz Abdal'ın buradan yetişmiş olmasından kaynaklanmaktadır.

(Osmanlı İmparatorluğu'nda Marjinal Sufilik: Kalenderiler, Ahmet Yaşar Ocak, s.123-124, Timaş yayınları)

 

Abdal Musa Zaviyesi

Tasavvuf yoluna Hacı Bektaş Velî zâviyesinde Hatun Ana'nın müridi olarak bir Haydari dervişi sıfatıyla girip yükseldikten sonra Bursa havalisine gittiği yukarıda söylenmişti. Abdal Musa'nın, oradan ayrıldıktan (yahut ayrılmaya mecbur kaldıktan) sonra Antalya-Elmalı yakınlarında köyde (sonradan Tekkeköy) bir zâviye açarak buraya yerleştiğini ve ölünceye kadar da burada yaşadığını biliyoruz.  Halen yalnızca avlusu ve türbe kısmı ayakta kalan bu binanın, Abdal Musa'nın açtığı son zâviye olduğu ve ölümünden sonra bir müddet Kaygusuz Abdal'ın nezaretinde faaliyetine devam ettiği tahmin edilmektedir. 16.yüzyılda zâviyenin hayli zengin vakıflara sahip olduğu, dervişlerinin geniş çiftlik ve arazilerden elde ettikleri gelirle yaşadıkları, 3.Murad devrine (1574-1595) ait Teke Sancağı tahrir defterinden anlaşılıyor.

Zâviye 17. yüzyılda Evliya Çelebi tarafından geniş bir şekilde tasvir edilmektedir. Onun anlattığına göre, bir dağın eteğinde kurulmuş olup, geniş avlusunda Abdal Musa'nın türbesini de barındıran bu muhteşem "âsitane-i kadîm"in vakıfları arasında bir sürü ev, binden fazla koyun, bir o kadar manda, on katar katır, yine binden ziyade sığır ile yedi yüz kısrak, yedi değirmen ve bir sürü bağ, bahçe ve tarla yer almaktadır. Evliya Çelebi'nin zamanında artık hiç şüphesiz bir Bektaşi tekkesi olup, hem de Bektaşi tekkeleri arasında -bugün de olduğu gibi- en saygınlarından kabul edilen bu zâviye, Abdal Musa tarafından inşa olunduğu zaman, bölgedeki göçebe Yörük ve Türkmenler arasında ilk yerleşme merkezlerinden biri olmuştu. Yapıldıktan kısa bir zaman sonra eklenen ilavelerle hem büyümüş hem de etrafında bugün Tekkeköy adını taşıyan köy meydana gelmişti.

(Osmanlı İmparatorluğu'nda Marjinal Sufilik: Kalenderiler, Ahmet Yaşar Ocak, s.250 Timaş yayınları)