Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Hızlı erişim için tıklayabilirsiniz

Vi

Wad

Xa

Ya....Yec....Yunt

Za....Zül

V

Vad’ı Haml: Doğum yapmak. (kuranikerim.com)

Vâdi-yi Urene: Arafât ovasında bulunan bir vâdi. (kuranikerim.com)

Vahy (Vahiy): Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını, peygamberlerine melek vâsıtasıyla veya vâsıtasız olarak bildirmesi. (kuranikerim.com)

Valens : Beşinci Bizans İmparatoru. (364 - 378) (G.Ostrogorsky)

Vallâhî: Allahü teâlâya yemin ederim mânâsına, bir sözün, niyetin, bir işi yapmak veya yapmamak arzûsunun kuvvetli olduğunu gösteren, söylendiği şeye aykırı hareket edildiğinde, yemin kefâreti lâzım gelen sözlerden birisi. (kuranikerim.com)

Vanant : Vega yıldızının meleği. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Var veya Uar : Hionitler’in komşuları. Ogur grubuna dahil bir kabile. (Gumilev)

Varappe : Kayalar üzerine tırmanma hareketine verilen ad. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Varvaliz :  Uar-Hunlar’ın bugünkü Kunduz civarında, Kuzey Afganistan’daki başkentidir. (Czegledy)

Vasa Yarışması : Her yıl İsveç'te 8000 yarışmacıyı bir araya getiren, tanınmış yer kayağı yarışmasıdır. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Vedâ Haccı: Hicretin onuncu senesinde Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem yüz bin kişiden fazla sahâbinin katılmasıyla yaptığı son haccı. (kuranikerim.com)

Vedîa: Güvenilen kimseye saklamak için verilen mal. Emânet. (kuranikerim.com)

Vehhâbîlik: Sapık bir fırka. On sekizinci yüzyıl ortalarında Arabistan yarımadasında Necd bölgesinde ortaya çıkan, Muhammed bin Abdülvehhâb tarafından kurulan dînî ve siyâsî bir yol. Bu yolda olana Vehhâbî denir. Vehhâbîliğin kökü hicrî dördüncü asırlara uzanır. Bu sırada, Hanbelî mezhebinden, dolayısıyla Ehl-i sünnetten ayrılan bâzı kimseler, müteşâbih (mânâsı kapalı) âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîflere zâhirî (görünen) mânâlarına yapışarak, kendi akıllarına göre yanlış mânâ verdiler. Teşbih ve tecsim (Allahü teâlâyı mahlûkuna benzetme)gibi bozuk bir inanışın içine düştüler. Sözlerine inandırabilmek için selef-i sâlihînin (Eshâb-ı kirâm ve Tâbiînin) yolunda olduklarını söyleyerek, kendilerine selefîler adını verdiler. Hanbelî mezhebinde olan Ebül-Ferec İbn-ül-Cevzî ve diğer Ehl-i sünnet âlimleri onların selef-i sâlihîn yolunda olmadıklarını, bozuk mücessime fırkasından olduklarını bildirerek bu fitnenin yayılmasını önlediler. Hicrî yedinci asırda İbn-i Teymiyye aynı fitneyi tekrar alevlendirdi. Bu bozuk yol, İbn-i Teymiyye'nin talebesi İbn-i Kayyım el-Cevziyye ve başkaları ile devâm etti. Nihâyet hicrî on ikinci asırda (mîlâdî on sekizinci yüzyıl ortalarında) İbn-i Teymiyye'nin kitablarını okuy arak te'sirinde kalan ve İngilizlere aldanan Muhammed bin Abdülvehhâb ile tekrar ortaya çıkarıldı. Muhammed bin Abdülvehhâb, Vehhâbîlik denilen fikirlerini 1744 senesinde Necd bölgesinde yaymaya başladı. Bu bölgenin ileri gelenlerinden Muhammed bin Suûd ona yardımcı oldu. Bu sırada Ehl-i sünnet âlimleri Vehhâbîlik’in bozukluğuna dâir eserler yazdılar. Buna rağmen vehhâbîler, Hicâz ve Irak taraflarını da hâkimiyetleri altına alınca, Sultan İkinci Mahmûd Han zamânındaki Osmanlı Devleti'nin Mısır vâlisi olan Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve oğlu Ahmed Tosun Paşa tarafından mağlup edilerek, Mekke ve Medîne'den çıkarıldılar ve büyük bir darbe yediler. Daha sonra Osmanlı Devleti'nin zayıflaması üzerine yirminci yüzyılın başlarında tekrar ortaya çıkan vehhâbîler, 1932'de Suûdi krallığını kurdular. Vehhâbî inanışını yaymak için çalışmaktadırlar. (M. Sıddîk Gümüş)
Vehhâbîlik’in belli başlı husûsiyetleri şunlardır: Amel, ibâdet, îmânın parçasıdır. Farzı yapmayan meselâ farz olduğuna inandığı hâlde bir namazı kılmayan dinden çıkar. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde bildirilen sıfatları ile el, yüz v.b. ifâdeleri t e'vîl etmezler, zâhirî (görünen) mânâlariyle anlarlar. Bunun için teşbih ve tecsîme (Allahü teâlâyı yarattıklarına benzetme inancına) düşerler. Onlara göre Allahü teâlâdan başkasından şefâat (yardım) istemek şirktir (Allahü teâlâya ortak koşmaktır). Peygamberlerin aleyhimüsselâm ve evliyânın rûhlarından şefâat isteyen onların mezarlarını ziyâret edip, onların hürmetine diye vesîle ederek duâ eden İslâmiyet'ten çıkar. Tasavvuf yoluna girmek bid'attir, sapıklıktır. Kur'ân-ı kerîm ve sünnet-i seniyyeden başka kaynak kabûl etmezler. İcmâ ve kıyâsı ve dört hak mezhebden birine bağlanmayı red ederler. Peygamber efendimizin hırka ve sakal-ı şerîflerinin ziyâret edilmesini şirk sayarlar. Amelde Hanbelî, îtikâdda selefî olduklarını söylerler. (Ahmed Zeynî Dahlân, Ebû Hâmid bin Merzûk, Hamdullah Decvî.) (kuranikerim.com)

Vehm: İnsanın kalbinde bir şey hakkında iki ihtimâlden az, zayıf olanı. (kuranikerim.com)

Vekâhet: Hayâsızlık, utanmazlık, edepsizlik, yüzsüzlük. (kuranikerim.com)

Veled-i Zinâ: Nikâhsız evlenmeden meydana gelen çocuk. (kuranikerim.com)

Velîme: Düğün yemeği. (kuranikerim.com)

Vendidad : Avesta ciltlerinden biri. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Verâ-ül-Verâ: Ötelerin ötesi. Nasıl ve ne şekilde olduğu bilinmeyen. Allahü teâlânın nasıl olduğunun bilinemeyeceğini ve akıl ile anlaşılamayacağını, idrâk olunamayacağını ifâde eden dînî bir terim. (kuranikerim.com)

Veseniyye: Putperestlik, puta tapma inancı. Taştan yapılmış heykellere tapınma. Taştan yapılmış heykele vesen, bu heykele tapana vesenî denir. (kuranikerim.com)

Vesk: Bir deve yükü miktârında bir hacim ölçeği. (kuranikerim.com)

Vicarius : Diocesis yöneticisi.

Viminacium : Kostolac.

Vinekh : Altıncı Bulgar Kralı. (756 - 762) (G.Ostrogorsky)

Vispa Humata : İyi düşünce, iyi söz, iyi davranışı içeren Khorda Avesta'da küçük bir dua. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Visperad : Avesta'nın ciltlerinden biri. Ahura Mazda'ya adanan ayine ait dua. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Viştasp (Key Viştasp) : İran dînî geleneğinde ve İran Destanı’nda, Zerdüşt taraftarı Keyani kralıdır. Oğullarından biri olan İsfendiyar İran Destanı’nın büyük kahramanı idi, diğer oğlu Pişdadiyan Destan’da ve İran dînî geleneğinde mesih tipindedir. (Bkz. Pişdadiyan). Viştasp adının yeni Farsça kaynaklarındaki son şekli Guştasp’dır. (Czegledy)

Viştasp : Bkz. Key Viştasp. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Vladimir : Yirminci Bulgar Kralı. (889 - 893) (G.Ostrogorsky)

Vlastimir : Birinci Sırp Kralı (9.yy. ortalarında) (G.Ostrogorsky)

Vohuman : İyi zihin, üstün ruhlardan biri, Zerdüşt dini takviminde ayın 2.gününün adı. Ayrıca 11.ayın adı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Vohu Menah : Bkz. Vohuman.

Vomitorium : Seyircilerin tiyatroya giriş çıkışını sağlayan üstü kapalı geçit. (G. Bean)

Vourukasha : Birçok körfezin olduğu mitolojik okyanus. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Vukan : On ikinci Sırp Kralı. (yakl.1083 - yakl.1114) (G.Ostrogorsky)

Vukaşin : Yirmi dördüncü Sırp Kralı. (1365 - 1371) (G.Ostrogorsky)

Vusun : Önceleri Tienşan’ın doğu uçlarında Barköl Gölü civarında yaşayan, Çin kaynaklarında Tienşan’ın batı bölümünde, Kuça’nın kuzeyindeki vadilerde yaşayan kavmin adıdır. Kaynaklarımız Vusunlar’ı M.Ö. 2yüzyıldaki Tohar göçüyle ilişkili olarak da anmaktadır. Daha sonra Kangkü ve Vusunlar’ın savaşlarını ve M.S.91’de Hiung-nu kökenli Yüepan boyunun Vusun sahasının kuzey bölümünde yerleştiklerini duyuyoruz. (Czegledy)

 

W

Wad : Rüzgar, rüzgarın üzerinde hakimiyeti olan meleğin adı. Zerdüşt dini takviminde ayın 22. gününün adı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Wahişt : Cennet. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Wahiştohişt : Gatha'nın adı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Wang : Çince’dir. “Kral” anlamına gelir. Orta Asya’da ong olarak geçer. (J.P.Roux)

Wang : Zhou hanedanı’ndan hükümdarın ünvanıydı; sonradan bu ünvan feodal eyaletlerin hükümdarları tarafından kullanılmaya başlanmış ve daha sonralarıysa prensler tarafından da kullanılmıştır. (W. Eberhard)

Warasyo : Kılları ayinlerde kullanılan kutsanmış beyaz boğa. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Warharan : Zafer. Bir meleğin adı. Zoroastrian dini takviminde ayın 20. gününün adı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Wašukanni : Mitanni Devleti’nin merkezi. (S. Alp)

Waššizil : Hatti tanrılarından biri. (S. Alp)

Wašu : Luwice “iyi” anlamına gelir. (S. Alp)

Waşu : Palaca “iyi” anlamına gelir. (S. Alp)

Wei Liu : M.S. 253 civarındaki olayları kaydeden ve 4. yüzyıla ait bir tarih yazarının eserinde alıntıların muhafaza edildiği kayıp Çince tarihi eser. (Czegledy)

Wei Shu : Kuzey Wei Hanedanı’nın tiribinden bahseden Çince dinastik tarihi eserdir. Orijinal metni 6. yüzyılda hazırlanmıştır. Batıdaki ülkelerden söz eden kayıp bölümünü daha sonra Bey-shih’den ikmal etmişlerdir. (Czegledy)

Wen ch’eng : Kuzey Wei İmparatoru. (Czegledy)

Wete : Hititçe “inşa etmek” anlamına gelir. (S. Alp)

Wite : Palaca “inşa etmek” anlamına gelir. (S. Alp)

Wiyana : Hititçe’de şarap anlamına gelir. (Latince vinum, İngilizce wine, Almanca wein, Fransızca vin, Yunanca oinos.) (S. Alp)

Wohukhşathra : Dördüncü Gatha'nın adı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Wurumkatte : Hatti tanrılarından biri. (S. Alp)

X

Xamıyax : Sahalar’da “kaşık” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Xallaan : Sahalar’da “gökyüzü” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Xallaan Siige : Sahalar’da “Samanyolu” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Xappıısta : Sahalar’da “lahana” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Xarax : Sahalar’da “göz” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Xaraxxan Toyon : Sahalar’da “Kahramanın adı”dır. (Saha Halk Edebiyatı)

Xatın : Sahalar’da “kayın ağacı” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Xayıhar : Sahalar’da “kayak” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Xilonen : Taze mısır tanrıçası. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Xipe Totec: Aztekler’in Kuyumcular Tanrısı. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Xochitl: Çiçek. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Xochipilli: Çiçekler Prensi, Aztekler'de Çiçek tanrısı. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Xochiquetzal : Aztekler’de etki alanı dokumacılara ve saray nedimelerine kadar uzanan tanrı.  (Aztekler, Jacques Soustelle)

Xocotl uetzi (meyve düşüyor): Xiuhtecuhtli, (Aztekler'de) Ateş Tanrısı. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Xolotl : Aztekler’de Venüs Gezegeni tanrısı. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Xomus : Sahalar’da “flüt” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Xotuuna : Sahalar’da “kız adı”dır. (Saha Halk Edebiyatı)

 

Y

Yabgu : Hakan yardımcısı. (Gumilev)

Yabgu : İsim olarak da kullanılır. Bir rütbedir, hakan vekili demektir. İş yapmak, himaye etmek, örtmek anlamlarına da gelir. (A. Erol)

Yabgu: Göktürkler'de kağan ailesine verilen unvanlardan biri. Yabgu hakan yardımcısıdır. (Türklerin Dili, Fuat Bozkurt)

Yadık : Kazak hanlarından birinin adıdır. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yağmalar : Telesa kabilesi, Çincesi Yan’an. (Gumilev)

Yahyâ Alehhisselâm: İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Zekeriyyâ aleyhisselâmın oğludur. Annesinin ismi Elîsa olup, hazret-i Meryem'in kız kardeşi ve İmrân'ın kızı idi. Dâvûd aleyhisselâmın neslinden olan Yahyâ aleyhisselâm, hazret-i Meryem'in teyzesinin oğludur. (kuranikerim.com)

Yâkub Aleyhisselâm: Ken'an diyârındaki (Fenike denilen Sayda, Sur ve Beyrut ile Filistin ve Sûriye'nin bir kısmından ibâret olan eski bir memleket) insanlara gönderilmiş olan peygamber. İshâk aleyhisselâmın oğlu, Yûsuf aleyhisselâmın babasıdır. Yâkûb, İbrânice bir isim olup, "Allahü teâlânın saf ve temiz kıldığı kul" mânâsına gelmektedir. İkiz kardeşi Iys ondan önce doğduğu için Arabça "tâkib etmek" mânâsına Yâkûb denildiği de rivâyet edilir. Bir adı da İsrâil olup, onun on iki oğlunun neslinden gelenlere İsrâiloğulları adı verilmiştir. (kuranikerim.com)

Yalavaçi : Urunggeçili Hurumşi ailesinden müslüman bir Türk, sonraları Cung-du valisi. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Yalduz : Yaldız demektir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yalgım, Yalgın : Serap, alev demektir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yang-mo : Çinliler’in Yağmalar’a verdikleri isim. Dokuzoğuz kabilelerinin bir koludur. (Özkan İzgi)

Yapança : 23 Ağustos 1552 tarihinde, Rus askerleri Kazan’ı dört bir yandan sardığında, dışarıda düşmanı hırpalayan kuvvetlerin başbuğunun adı: Yapança Bey.  İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yargan, Yarkan : Yüksek devlet mahkemesi demektir. Cellat, hafiye anlamlarına da gelir. Etrafı sıldırımlı (yalçın, sarp) derin ve büyük dere anlamını da içerir (Azerbaycan’da isim olarak kullanılır.) (A. Erol)

Yarkın : Şimşek demektir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yaruk : Işık demektir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yasak : Moğolca’dır. “İzin olmayan” anlamına gelir. Cengiz Han tarafından kurulan Moğol yasası. (J.P.Roux)

Yasavul : Koruyucu demektir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yasna : Avesta'nın ciltlerinden biri. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Yaşın : Çakın, şimşek demektir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yaşt : Çeşitli ruhani varlıkları onore etmek için okunan Avesta ilahilerinden biri. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Yatha ahu vairyo : Ahunwar duasının ilk dizesi. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Yatuk : "Oğuzlar'ın bir bölümü vardır ki, şehirden dışarı çıkmaz ve savaş yapmaz. Onun için, bunlara yatuk denir. Bu söz, tembeller ve bir tarafa atılmışlar demektir." (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Yavsı : İğneli bir cins çekirge demektir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yaylak : "Türkçe'de yaylak veya yayla denince ilk hatıra, hayvanların otladığı yüksek yerler ve dağlar gelir. Aslında ise, yaylak sözü, kışlak deyiminin bir karşılığıdır. Yani 'yazın oturulan yer' manasına gelir... Eski Anadolu metinlerinde yay evi, yazla evi, yaz evi gibi aynı kökten gelen değişik deyişlere rastlanır. Eski Orhun yazıtlarında da yaylag, yazla oturulan yer masana gelirdi. Yayladım, yaylayur, yaylayurmen gibi 'yaylaya çıkmak, yazlığa gitmek ve yazlamak' anlayışları ile ilgili eski fiil köklerine de rastlıyoruz." (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Yaz : "Yaz sözü hem yaz ayları hem de ilkbahar manasına geliyordu. Mesela eski Türkçe'de 'Ol koyın yaylagda yazlattı' dendiği zaman, hem bahar ve hem de yaz ayları söylenmek isteniyordu. 'Ol yaylagda küzedi' derken de 'o yaylada güzledi, sonbaharı geçirdi' denmek isteniyordu. (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Yazad : Yaratılmış ruhani varlık. Melek, övgüye ve onurlandırılmaya değer varlık. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Yazdegird : Son Sasani kıralı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Yazı : Peçenekler’in Keban uruğunun adı. (860 - 880). İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yazır : 24 Oğuz boyundan birinin adıdır. Çok ülkeye hâkim anlamına gelir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Ye'cûc ve Me'cûc: Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan zararlı ve bozguncu iki kötü kavim. (kuranikerim.com)

Yed: Kelime mânâsı "el" demek olup, Allahü teâlâ hakkında kudret, gücü yetmek mânâsı verilen lafız, söz. (kuranikerim.com)

Yed-i Beydâ: Parlak el. Mûsâ aleyhisselâmın mûcize olarak gösterdiği ve koynundan çıkardığında gözleri kamaştıran ve güneş ziyâsı saçan eli. (kuranikerim.com)

Yedi : Kırgız reislerinden. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Yehova Şahitleri: Amerika Birleşik Devletleri'nde Ch. Şarl Russel tarafından 1872'de kurulan, 1931 senesinden sonra kendilerini bu adla tanıtmaya çalışan mezheb ve misyoner teşkîlâtına verilen ad. Yehova şâhidleri, Tevrât'ın, Yehova adını verdikleri tanrının kelâmı olduğunu, kendilerinin hazret-i Âdem'in oğlu olan Hâbil'den, hazret-i Îsâ'ya kadar süregelen uzun devredeki şâhidlerin son temsilcileri olduklarını, Îsâ krallığının 144.000 uyruklu yeni bir dünyâ olacağını ileri sürerler. Propagandalarını çeşitli yazılar, broşürler ve sloganlarla yaparlar. Asker olmayı ve bayrağı selâmlamayı reddederler. Bunların hahamları yoktur. Gezici vâizleri vardır. Toplanma yerleri New York'tadır. İstatistiklere göre özellikle anglosakson olmak üzere sayıları 900.000'e varmaktadır. Mezheb 1945'ten beri Batı Avrupa'da yayılmıştır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi) (kuranikerim.com)

Yemîn-i Gâmûs: Günâha ve Cehennem'e sokan yemin. Geçmişteki bir şey için, bile bile yalan söyleyerek, yemin etmek. (kuranikerim.com)

Yemîn-i Lağv: Boş yere yemîn. Geçmiş bir şey için zan ile yanlış yemîn etmek. Bunda günah ve keffâret yoktur. (kuranikerim.com)

Yen : Emba Nehri’nin yukarı akış bölgesinde, Ural Dağları’nın güney uzantısındaki bir bozkır ülkesinin adıdır. Yen ülkesi ve onunla birlikte sözü edilen Liao, M.Ö.1.yy.da ve daha sonra kürkleri ile ünlenmişti. (Czegledy)

Yeni Farsça : Arap fetihleri (M.S.636) zamanından günümüze değin kullanılan Fars dili. (Czegledy)

Yeni Platonculuk : İskenderiyeli düşünür Plotinos (204-270) tarafından kurulmuştur. Savlarına göre, bütün oluşumların en süt düzeyinde, tanımlanamayan, son ilke "Bir" vardır. İnsanın ideali en alttaki madde düzeyinden kurtulup "Bir"e erişmektir.

Yenghe hatam : Zarathusthra dininin en kutsal dualarından biri. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Yentsai : M.Ö. 2. ve M.S. 3. yüzyıllar arasında Çin kaynaklarında geçen ve Güney Kazakistan’da Sir Derya deltasında bulunan İranî göçebelerin ülkesidir. Toprakları, batısında bulunan Yen ve Liao (Liu) ülkesinin topraklarıyla beraber batıya doğru yayılıyordu ve Karadeniz civarındaki ülkelerle komşu idi. Yunan-Latin kaynakları bu sahada önceleri Aors boy birliğinin bulunduğuna işaret eder. M.S.50’den sonra her üç ülkenin toprakları yani Sir Derya deltasından Don’a ve Kafkasya’ya kadar yayılan bozkır, Alan boylarının hakimiyeti altına girmişti. (Czegledy)

Yerdeş : "Oğuzlar aynı yerde oturanlar, yani hemşehri için yerdeş deyimini kullanırdı. Bu deyiş, yerleşik Anadolu'da da devam etmiştir. Bunun yanında aynı deyiş Kırgız göçebelerinde de cerdeş şeklinde yaşamaktadır. (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Yerlemek: "Göktürk yazıtlarında yer alan ve 'yerledim' yani 'yerleştim, yer tuttum' anlamına gelen bir söz." (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Yerlik : "Eski Türkçe'de 'yerli'ye, yani devamlı olarak bir yerde oturanlara yerlik veya yerlig denirdi. Bunun Moğolca karşılığı gaçarlig deyişidir." (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Yersinmek : "Karahanlılar çağında yersinmek veya yirsinmek yani 'bir yeri yurt edinmek'" anlamında kullanılan bir sözcük. Ancak bu sözcük yüzde yüz "bir şehre veya köye yerleşmek" anlamına gelmez.

Yeti : Himalaya'nın en ücra yüksekliklerinde yaşayan bir tür maymun adama Tibetli ve Nepalliler'in verdiği addır. Fransızlar, onu "korkunç kar adamı" olarak adlandırmışlardır. 1951'de, Eric Shipton, Nepal'de bir buzulda yeti izleri olduğuna inandığı bir şeklin fotoğrafını çekti. Aslında, yeti denilen varlık gerçekten de var mıdır? Her ne olursa olsun, yeti, Herge'nin "Tenten tibet'te" yapıtındaki kişilerden biri olarak ününe ün kattı. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Yevm-i Nahr: Kurban kesme günü. Zilhicce ayının onuncu yâni kurban bayramının birinci günü. On birinci ve on ikinci günleri de kurban kesme günü olduğundan hepsine birden eyyâm-ı nahr denildi. (kuranikerim.com)

Yevm-i Şek: Şüpheli gün. Havanın bulutlu olup, Ramazan ayı hilâlinin görülmemesi sebebiyle Şâbân ayının otuzuncu günü mü, yoksa Ramazân-ı şerîfin ilk günü mü olduğu bilinmeyen, Şâbân'ın yirmi dokuzundan sonra gelen gün. (kuranikerim.com)

Yezîdîler: Hazret-i Ali'ye düşman olan ve şeytana tapan kimselerin mensûb olduğu bozuk fırka. İbâdiyye fırkasının kurucusu Abdullah bin İbâd'ın adamlarından Yezîd bin Enîse'ye uydukları için bu adı almışlardır. Emevî halîfelerinden Yezîd'in bunlarla hiçbir ilgi si yoktur. Hâricîler yedi fırkadır. Bunlardan İbâdiyye fırkası, Abdullah bin İbâd adındaki kimsenin adamlarıdır. İbâdiyye fırkası dörde ayrıldı. Bunlardan Yezîd bin Enîse'nin adamlarına Yezîdî denildi. Yezîdîlere göre; Acemden bir peygamber gelecek, kendisine g ökte yazılmış bir kitâb inecek, Muhammed aleyhisselâmın dîninden çıkacak, Sâbiiyye olacak yâni yıldızlara tapınacaktır. Küçük ve büyük her günâhı işleyen kimse kâfir olmaktadır. (Seyid Şerîf Cürcânî)
İleri sürdükleri bozuk fikirlerden dolayı tâkibe uğrayan Yezîdîler, on ikinci asırda Kuzey Irak'taki Lâdeş vâdisine sığındılar. Âdî adlı birinin etrâfında toplanıp inanışlarını bölgedeki halk arasında yaydılar. Âdî'nin ölümünden sonra yerine kardeşin in oğlu ikinci Âdî geçti ve daha sonra da oğlu Şeyh Hasan reis oldu. Gün geçtikçe sayıları artan Yezîdîler üzerine Musul emiri İmâdüddîn Zengî kuvvet göndererek onları dağıttı. Âdî ve Yezîd bin Enîse'nin insan üstü varlıklar olduğunu kabûl eden ve müslümanlıkla hıristiyanlık karışımı bir inanca sâhib olan Yezîdîler, Osmanlılar zamânında da tâkibâta uğradılar. Osmanlı şeyhülislâmları, kendilerine müslüman adı verdikleri hâlde, helâle haram diyen, güneşe tapınan, iblise (şeytana) tâzim gösteren ülü'l-emre yâni devlet başkanına karşı isyân eden Yezîdîlerin bulundukları yerin dâr-ül-harb olduğuna ve İslâm askerinin bunlarla harb edeceğine dâir fetvâ verdiler. Irak, Sûriye, Yemen, Âzerbaycan, Türkiye ve Hindistan gibi yerlere dağılmış olan Yezîd îler bugün de mevcûddurlar. (M. Sıddîk Gümüş, Abbâs Azzâvî)
Yezîdîler, Arabî ve kürtçe yazılmış olan Kitâb-ül-Celve adlı kitâba çok önem verirler. Bu kitap, Maksimilyan Bütner tarafından Almanca'ya tercüme edilmiştir. Yezîdîler, iblise melek ve tâvûs derler. Şeytana söğeni öldürürler. Derdleri, belâları iblis yaratır derler. Lâdeş vâdisindeki Baadır köyünde bulunan ölülerini gidip dolaşmaya hac derler. Her gün güneş doğarken ona karşı dururlar. Sabah ilk ışık gelen toprağı öperler. Güneş batarken de ona yalvarırlar. Bu yaptıklarına namaz kılmak, ibâdet etmek derler. Ocak ayında üç gün oruç tutan Yezîdîlerin okuma-yazma öğrenmesi ve sakal bırakması büyük günahtır. (M. Sıddîk Gümüş) (kuranikerim.com)

Yicateucuhtli : Aztekler’de kervanların koruyucusu, tüccarlar tanrısı. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Yima : Bkz. Cemşid. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Yisun Buka : Çuçi Buka’nın en küçük oğlunun adıdır. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yog : Türkçe’dir. “Cenaze törenleri ve zamanla genişleyerek her tür toplantı” anlamlarını kazandı. (J.P.Roux)

Yoga : Hinduizm'de birlik anlamına gelir (L.Renou)

Yohannes Vladimir : Sekizinci Sırp Kralı. (10.yy.sonu) (G.Ostrogorsky)

Yolanda Moses: (1946 - ....) Kadınların antropolojide etkin bir şekilde çalışma geleneği halen sürüyor. Hatta 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana yaklaşık on iki bin üyeli Amerikan Antropoloji Derneği'ne başkanlık yapanların yarısı kadındır.  1996'da başkanlığa getirilen ilk Afrika kökenli Amerikalı kadın Yolanda Moses'tir. Kültürel çeşitlilik uzmanı olan Moses, Alaska , Karayipler ve Doğu Afrika'da alan çalışmaları yapmıştır. 1976'da Kaliforniya Üniversitesi'nden doktora derecesini aldığından beri çeşitli üniversitelerde dersler vermiştir. 1993 yılında City College of New York'un rektörlüğünü yapmış , sonra üç yıl boyunca Amerikan Yüksek Öğrenim Derneği'nin başkanlığını üstlenmiştir.  Sayısız uluslararası derneğin ve kuruluşun yönetim kurulunda adı geçen Moses, aynı zamanda çeşitli bilimsel dergilerin yayın kurulunda çalışıyor. Kültürel çoğulculuk, ırk ve ve eitimde çeşitlilik gibi konularda  halkın eğitilmesi için antropologları yapabileceği çok şey olduğunu düşünüyor. (Kültürel Antropoloji, William A.Haviland, Harald E.L.Prins, Dana Walbrath, Bunny McBride, Kaknüs Yayınları)

Yozdathregar : Bareşnum arınma törenini yöneten din adamı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Yörük : Çabuk ve iyi yürüyen, iyi yol alan, bir yerde durmayıp yürüyen halk, göçebe anlamlarına gelir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yue : Çince “ay” anlamına gelir. (W. Eberhard)

Yuhanna: 1. İsa aleyhisselâma îmân eden on iki havârîden biri. İbrânî dilinde Yahyâ demektir.Rumca'da Yohannes, İngilizce'de Can, Fransızca'da Jan denir. Dört İncîl'i yazanlardan biridir. Îsâ aleyhisselâmın teyzesinin oğlu idi. Yüz senesinde Efes'te öldü. Hıristiyanlar, on ikinci ayın yirmi yedisinde yortusunu yaparlar.
2. Dört İncîl'den biri. Hıristiyanların dinlerinin esâsı olan ve İncîl dedikleri dört kitâb, Allahü teâlânın Cebrâil aleyhisselâm ile gönderdiği asıl İncîl-i şerîf değildir. Bu dört kitab, Îsâ aleyhisselâm semâya çıkarıldıktan sonra dört kimse tarafından yazılmış birer târi h kitabıdırlar. Bunlardan birincisi Matta olup, ahbablarının arzû ve ısrarları üzerine gördüklerini ve işittiklerini bildirmek için Îsâ aleyhisselâm semâya çıkarıldıktan on iki sene sonra yazmıştır. İkincisi Markos olup havârîlerden işittiklerini yirmi sekiz sene sonra yazmıştır. Üçüncüsü Luka olup, otuz iki sene sonra işittiklerini bildirmek için İskenderiyye'de bir târih yazmıştır. Dördüncüsü Yuhanna olup, Îsâ aleyhisselâm semâya çıkarıldıktan kırk beş sene sonra yazmıştır. Bu dört İncîl birbi rine uymayan ihtilaflarla doludur.Halbuki asıl İncîl, Îsâ aleyhisselâma indirilmiş olup, tek bir kitab idi. İçinde birbirlerine uymayan, hâdiselere ters düşen bir şey olmadığı muhakkak idi. Kur'ân-ı kerîmin bildirdiği Allah kelâmı olan bu İncîl'in bu dört târih kitabından başka olduğu anlaşılmaktadır. (Abdullah Abdi bin Destân Mustafa.) (kuranikerim.com)

Yula : Peçenekler’in üç asıl boyundan birinin adıdır. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yunan ağırlık birimleri : (Eski) Yunanistan'da ağırlık birimleri ile para birimlerinin adı aynıdır (çünkü para birimleri metalin ağırlığını belirtir.) Para birimleri doğal ürünleri ve kişinin bedensel gücünü temel alırdı, dolayısıyla bir talanton bir adamın taşıyabileceği yükü simgeler, bir gümüş obolos'un ağırlığının 12 arpa tanesi çektiği düşünülürdü. Parada olduğu gibi ağırlık içinde de standartlar yere ve zamana göre değişir ama birimler arası orantı aynı kalırdı.
Attika-Euboia standardı denilen standardın kullanıldığı Atina'da 1 mina 431 gram, obolos 0,72 gram gelmekteydi. Bir diğer ağırlık birimi ise iki drakhme'ye eşit olan stater'di.
Yunanistan'da üzerine şekil basılı belirli ağırlıkta metal parçaları anlamında paranın ilk kez M.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu'da kullanıldığı bugün genellikle kabul edilmektedir. Bu ilk sikkeler Lydia akarsu yataklarında bulunan doğal bir altın gümüş karışımı olan elektrondan yapılmaydı ve aşağı yukarı düz küçük çakıl taşları biçimindeydi. M.Ö. 6. yüzyılda Lydia ve bazı Yunan kent devletleri elektron sikkeler bastırıyordu. Yunanistan'da para basan ilk kent devletinin hangisi olduğu tartışma konusudur ama bunun M.Ö. 595 dolaylarında Aigina olması mümkündür. Aigina'yı herhalde M.Ö. 575 dolaylarında Atina, onun hemen ardından Korinthos izledi. M.Ö. 6. yüzyıl sonunda sikke kullanımı benimseyen Yunan devletleri çoğunluktaydı. Gümüş sikkelerin basılması M.Ö. 6. yüzyılın son çeyreğine rastlar, bu arada sikkeler için elektron kullanımına devam edildi.
Gerçek anlamda sikkelerden önce Yunanların demirden kebap şişini, obelos'u temel alan ilkel bir para sistemi vardı. Yunan gümüş sikkelerinin adları ve bunların ederi obelos sözcüğünden türemedir. Gümüş sikkelerin en küçüğü obolos bir şiş değerindeydi, altı obolos bir drakhme (bir avuç) yapıyordu, bu bağlamda bir drakhme'nin değeri altı kabul edilen insanın elinde tutabileceği şiş sayısı kadardı. (Yunan devletlerinin sikkeyi benimsemesinden sonra yalnızca Sparta'da uzun süre para olarak sadece şişlerin kullanılmasına izin verildi). Dolaşımda bulunan diğer sikkelerin taşıdığı değer bir drakhme'nin katlarıydı, örneğin iki drakhme'lik ya da dört drakhmelik sikkeler vardı, bunlara didrakhmon ya da tetradrakhmon denirdi. Yunan dünyasında dolaşımda bulunan bir diğer geçerli para Lydia stater'iydi, "ağırlık" ya da ölçü birimi anlamına gelen stater (İbranicede şekel) gümüştü ve genellikle iki (kimi zaman üç) drakhme değerindeydi. Yüksek tutarlar tartıya göre gümüşle ifade edilirdi. Yunan ağırlık ölçülerinde standartlar kentten kente az çok değişiyordu. (Atina ve Korinthos'un benimsediği) Euboia ve Aigina ağırlık sistemleri en önemlileriydi. Ancak, para birimlerinin göreceli değerleri sabit kalmaktaydı. una göre, yüz drakhme bir gümüş mina'ya, altmış mina bir talanton'a denk geliyordu. Stater, mina, talanton terimleri yerine göre kendi ağırlıklarına denk ağırlıkta ama parasal değeri daha yüksek olan altını da belirtebilirdi.
Yunan sikkelerin parasal değerleri şöyleydi:
12 kalkhos = 1 obolos
6 obolos = 1 drakhme
(1 stater = 2 ya da 3 drakhme)
100 drakhme = 1 mina
60 mina = 1 talanton
(Oxford Antikçağ Sözlüğü, M.C.Howason, Kitapyayınevi)

Yunan dini : Yunan dini ne Hıristiyanların kilisesi gibi hiyerarşik ve bütüncül bir teşkilata, ne sıkı sıkıya tanımlanmış zorlayıcı bir inanca, ne de Kutsal Kitap veya Kuran gibi temel bir kitaba sahiptir. Din görevlileri aslında, ayinleri düzenlemek ve törenlerin geleneğe uygun olarak yapılmasını sağlamakla yükümlü yüksek memurlardır. Yunanlar tanrılarının sayısını, oluşan düşünce değişikliğine bağlı olarak birçok kez artırmışlardır. Ayinler, bayramlar zamana ve yöreye göre değişir, ama başlıca tanrılar, mitler, tapınaklar ve kurbanlar hepsinde ortaktır. Tanrılar her yerde hazırdır, her şeyi bilirler, kendilerini simgelerle belli eder ve birçok işlevleri vardır. Çok güçlüdürler. doğa olaylarından sorumludurlar, insanların eylemlerine yön verirler. ne ki, doğrudan doğruya onlar da belirsiz, kaygılandırıcı Kader karşısında boyun eğmek zorundadırlar.
Yunanlar özellikle kendi sitelerini ve oturdukları yeri koruyan tanrıya bağlıdır. Aynı tanrı hesabına her biri şu ya da bu biçimde bir betimleme veya işlevi kutsar. Tanrılar kişinin yaşamına karıştıkları gibi sitenin de yaşamına karışır. Onlarla ayin ve dua ile ilişki kurulur, cevapları da rüya ve kehanetten beklenir.
Felsefenin gelişmesi ve bilimin ilerlemesi ile aydın insanlar giderek tanrıların varlığından kuşkulanırlar. Kimileri mitolojik anlatımları uydurma ve usdışı sayarak alaya alır. Büyücülük önemlidir, büyüden, bedduadan ve hortlaktan korkulur.
(Estin-Laporte)

Yunan uzunluk birimleri : Bunlar öncelikle insan bedeni uzuvlarına dayanıyordu ve temel birim ayaktı. Ağırlıklarda olduğu gibi standartlar yere ve zamana göre değişir ama birimler arası oran orantı her zaman aynı kalırdı. Ayağın bölümleri ve uzunluğu biraz daha az birkaç ölçü aşağıdaki gibi parmakla tanımlanırdı:
2 parmak = 1 kondylos (parmağın orta eklemi)
4 parmak = 1 palaiste ya da palaste (aya, avuç içi)
12 parmak = 1 spithame (karış)
16 parmak = 1 pus (ayak)
18 parmak = 1 pygme (kısa arış, dirsek ile elle parmakları birleştiren eklemler arası)
20 parmak = 1 pygon (kısa arış, dirsek ile birinci parmak eklemleri arası)
24 parmak = 1 pekhus (arış dirsek ile parmak uçları arası)
27 parmak = 1 haşmetli arış

2,5 ayak = 1 bema (adım)
6 ayak = 1 orgyia (iki kol arası açıklık, kulaç)
100 ayak = 1 plethron
100 ayak karelik bir alana, Yunanistan'da bir günde sürülebilecek araziyi belirten Yunan dönümüne yine plethron denirdi. Sonradan çıkan Yunan birimi stadion 600 Yunan ayağına denktir, 30 stadion içeren parasanges ise Persler'den alınmadır. Bir Mısır yer ölçüsü olan skhoinos ise Herodotos'a göre 60 stadion'a eşitti.

Yapı işlerinde kullanılan Yunan ayağı 294-296 mm. ve Olympia'daki pistte kullanılan Olympia ayağı 320 mm. uzunluğundaydı (çağdaş ayak 305 mm. gelir). Dolayısıyla bir stadion'un 192 m uzunlukta olduğu düşünülebilir.
(Oxford Antikçağ Sözlüğü, M.C.Howason, Kitapyayınevi)

Yunanistan: Tarih öncesinin bitiminde, M.Ö. 3100 ile 2400 arasında Anadolu'dan gelen istilacılar Yunanistan'a yerleşir. Beraberlerinde tuncu getiren ve Kikladlar'a egemen olan bu insanlara Yunanlar Pelasglar der. M.Ö. 1950'lere doğru Tuna'dan gelen Hint-Avrupalı yeni bir boylar dalgası kendini gösterir. Kimileri Küçük Asya'dan geçer, bunlar İonyalılar'dır. Bu halklar ve bunlardan Teselya'ya yerleşen Eolisliler, ki ilk Yunanlar'la bir tutulurlar, M.Ö. 8. yüzyıla doğru kendilerine Helenler diyecekler. Grek sözcüğü daha sonraları Latinler tarafından ortaya atılmıştır. Mykenai uygarlığı (M.Ö. 1600'lerden itibaren), Homeros'un Akhalar dediği yeni istilacılara bağlanacaktır. M.Ö. 1220'lere doğru sıra başka Hint Avrupalılar'a yani Dorlar'a gelir. Dorlar demiri getirir ve savaşçı bir toplum oluştururlar. Başta Zeus ile Apollon, tanrılar tanrıçaların yerini alır. Bir Yunan mitine göre bu halklar ilk insanların, Pyrrha ile Deukalion'un soyundandır. (Estin-Laporte)

Yunt : Hergele ile gezen, terbiye görmemiş yarı yabani kısrak anlamına gelir. Kuyruksalan kuşunun bir türüdür. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yûnus Aleyhisselâm: Musul yakınındaki Nineve (Ninova) ahâlisine gönderilen peygamber. Babasının ismi Metâ'dır. Yûnus aleyhisselâm Âsûr Devleti'nin başşehri ve önemli bir ticâret merkezi olan Nineve şehrinde doğdu. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Muhakkak Yûnus (bin Metâ aleyhisselâm) da peygamberlerdendir. (Sâffât sûresi: 139)
Biz Yûnus'un (aleyhisselâm) duâsına icâbet edip, onu gamdan (gecenin, denizin ve balığın karnındaki karanlıktan) halâs eyledik (kurtardık) . Bunun gibi biz mü'minleri halâs ederiz. (Enbiyâ sûresi: 88)
Balığın karnındayken Yûnus'un (aleyhisselâm) yaptığı duâ "Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn" idi. Müslüman kişi bu duâyı her ne şey için okursa, Allahü teâlâ elbette kabûl eder. (Hadîs-i şerîf-Rûh-ul-Beyân)
Yûnus aleyhisselâmın babası olan Metâ sâlih bir kimseydi. Allahü teâlâdan sâlih bir evlâd ihsân etmesi için duâ etti. Allahü teâlâ ona Yûnus'u (aleyhisselâm) ihsân etti. Kavmi içinde emîn, yalan söylemeyen, yardımsever bir kişi olarak meşhûr oldu. Ot uz yaşına gelince, Nineve ahâlisine peygamber olduğu bildirildi. Yûnus aleyhisselâm senelerce kavmini îmâna dâvet etti. Putlara, heykellere tapan Nineve ehli onu dinlemediler. Heykellere tapmaktan vazgeçmediler. Yûnus aleyhisselâm üzüldü. Dicle nehri kenarına geldi. Gemiye bindi. Hâlbuki Allahü teâlâ böyle emir vermemişti. Gemi yürümedi. Kur'a çektiler. Yûnus aleyhisselâma isâbet etti. Suçlu benim buyurdu. Denize attılar. Balık yuttu. Tövbe etti. Balık bunu bir kenâra çıkardı. Ölüm hâlinde idi. Tekrar kuvvet buldu. Yeniden Nineve'ye gitmesi emrolundu. Yûnus aleyhisselâm gelmeden önce hava kararmış, her yeri kara duman kaplamıştı. Kavmi korkup, tövbe etmiş, tövbeleri kabûl olup azâb geri alınmıştı. Yûnus aleyhisselâm gelince, onun sözlerini dinlediler. Kavmi mes'ûd ve iyilik üzere yıllarca yaşadı. Şarkta Midyalılar, Bâbil'de Keldânîler meydana geldi. Yûnus aleyhisselâm seksen üç yaşında iken, Nineve'de vefât etti. (Nişâbûrî, Nişancızâde, Taberî.) (kuranikerim.com)

Yurt : Türkçe’dir. “Ülke. Kampın kurulduğu yer” anlamlarına gelir. Yanlış olarak Ruslar bunun yuvarlak planda kurulan ve çan biçimini andıran konutlar olduğunu düşünmüşlerdir ve biz de onların izinden gitmişiz. (Aslında gerçek adı ker/ger’dir.) (J.P.Roux)

Yurt : "Yurt sözünün manasında da sonradan epey değişiklikler olmuştur. Eski Anadolu metinlerinde bu deyiş, 'yurt' ve 'oturulan yer' manasına gelir. Bunun yanında yurtluk ise, ıkta yolu ile verilen bir arazi parçasını ifade ederdi. Yurtluk hem bir otlak ve hem de ekilen bir ziraat bölgesi veya köyler olabilirdi... Yurt sözü ile çadırların kurulmuş olduğu oba bölgesi de kastedilmiştir. Mesela Dede Korkut'taki şu cümle bu anlayış üzerine kullanılmıştır: 'Gördi kim uçarda kuzgun tazı tolaşmış, yurtda kalmış...yurdilen haberleşmiş...' Kaşgarlı Mahmud'un verdiği bir şiirdeki son satır da şöyledir: 'Yurtı kalıp ağlayu'. Brockelmann buradaki yurt deyişini 'vatan, heimat' olarak tercüme etmiştir. Vatan denince hatıra büyük bir bölge, bir otlak veya bir yayla gelir. Bunun yanında, çadırların bulunduğu obanın söz konusu edilmesi de düşünülebilirdi. Eski Türkçe'de yurt sözü, harabe ve yıkıntıya da denirdi. Görülüyor ki bu kelimeyi kesin olarak manalandırmak doğru değildir. Harezmşahlar çağındaki sözlükler, Moğolca nutuk sözünü Türkçe yurt sözü ile karşılamışlardır. Nutuk Moğol göçebelerinin gezindikleri b.elirli bir otlak veya bölgeyi gösteen bir sözdür. Codex Comanicus'ta ise yurt sözü 'oturulan ev' karşılığı olarak kullanılmıştır." (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Yûsuf Aleyhisselâm: Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Mısır ahâlisine gönderilen peygamber. Yâkûb aleyhisselâmın oğludur. Yâkûb aleyhisselâmın neslinden gelen ilk peygamberdir. Allahü teâlâ ona rüyâ tâbiri ilmini öğretti. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Yûsuf (aleyhisselâm) ve kardeşlerinin kıssasında, ondan suâl edenler (ve başkaları) için, Allahü teâlânın kudret ve hikmetine (veya Muhammed aleyhisselâmın peygamberliğine) deliller vardır. (Yûsuf sûresi: 7)
Yûsuf (aleyhisselâm) onların (kardeşlerinin) zahîre yüklerini hazırladı. Uşaklarına da " (Zahîre için verdikleri) sermâyelerini yüklerinin içine koyuverin. Olur ki, âilelerine döndükleri zaman bunun farkına varırlar da belki yine (kardeşleri Bünyâmin ile berâber buraya) dönerler" dedi. (Yûsuf sûresi: 62)
Abdurrahîm Dehlevî şöyle anlattı: "Kardeşim Yûsuf benden sabîh (güzel) ben ise ondan daha melihim (sevimliyim) " hadîs-i şerîfinin mânâsını kavrayamamıştım. Bir gün rüyâmda Resûlullah efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem gördüm. Bu mes'eleyi arz ett im. Resûlullah efendimiz şöyle buyurdular: "Allahü teâlâ benim cemâlimi (güzelliğimi) insanlardan gizledi. Şâyet insanlar benim cemâlimi görselerdi, Yûsuf'u gördükleri zaman yaptıklarından daha fazlasını yaparlardı. Ellerini değil, yüreklerini keserl erdi de haberleri olmazdı."
Yüzünün ve ahlâkının güzelliği ile meşhûr olan Yûsuf aleyhisselâmı, babası Yâkûb aleyhisselâm diğer kardeşlerinden çok severdi. Babasının sevmesi, kardeşlerinin onu kıskanmalarına sebeb oldu. Onu götürüp kuyuya attılar. Babalarına dönüp kardeşimiz Yû suf'u kurt yedi dediler. Allahü teâlâ Yûsuf aleyhisselâmı korudu. Kuyunun yanından geçen bir kervanda bulunan kimseler onu kuyudan çıkarıp Mısır'a götürdüler ve köle diye sattılar. Mısır azîzi (mâliye nâzırı, bakanı) onu satın aldı. Azîzin hanımı Zül eyhâ (Zelîha)nın iftirâsı netîcesinde zindana atıldı. Uzun zaman zindanda kaldıktan sonra, suçsuzluğu anlaşılıp zindandan çıktı. Ölen Mısır mâliye nâzırının yerine mâliye nâzırı oldu. Azîzin hanımı Züleyhâ ile evlendi. Babasını ve kardeşlerini Mısır'a getirdi. Orada yıllarca berâber yaşadılar. Babası Mısır'da vefât etti. Kardeşleri de orada yerleştiler. Kur'ân-ı kerîmde kıssası ve başına gelen hâdiseler geniş olarak bildirilmiş olan Yûsuf aleyhisselâm, Mısır ahâlisine peygamber gönderildi. İnsanları Allahü teâlânın dînine uymaya dâvet etti. Yâkûb aleyhisselâmın vefâtından bir müddet sonra Yûsuf aleyhisselâm da vefât etti. Mısır'da herkes Yûsuf aleyhisselâmı kendi mahallesine defn etmek istiyordu. İş kavgaya kadar yaklaştı. Sonunda mermer bi r sandukaya koyup Nil nehri kıyısına (veya Nil nehrinin ortasına) defn ettiler. Bir rivâyete göre ondan dört yüz sene sonra gelen Mûsâ aleyhisselâm kabrini bulup, mübârek cesedini oradan alarak, Yâkûb aleyhisselâmın da medfûn bulunduğu Halîl-ur-rahmân'daki yere defn etti. (Kurtubî, Ahmed Nişâbûrî, Nişâncızâde.) (kuranikerim.com)

Yûşâ Aleyhisselâm: İsrâiloğullarına, Mûsâ aleyhisselâmın vefâtından sonra gönderilen peygamber. Mûsâ aleyhisselâmın yeğeni ve vekîli idi. İsmi Yeşû olup hıristiyanlar Yeşû diyorlar. Annesi Mûsâ aleyhisselâmın kız kardeşidir. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Allahü teâlâya îmân edip, O'ndan korkanlardan (Yûşâ bin Nûn ve Kâlib bin Yuknâ adındaki) iki kimse, İsrâiloğullarına dediler ki: "Ey İsrâiloğulları! Cebbârların (zâlimlerin) şehrinin kapısından hemen girin. (Onların vücûdlarının büyüklüğünden korkmayın. Onların bedenleri büyük ve kuvvetli fakat kalbleri zayıftır. Sizinle harb etmeye rûhî metânetleri yoktur.) Bir defâ kapıdan girdiniz mi; Allahü teâlânın vâdettiği yardımın size gelmesiyle elbette siz gâliblerden olursunuz. Siz gerçekten inanan, Allahü teâlânın vâdini tasdîk eden kimseler iseniz, Allahü teâlâya tevekkül ediniz. (Mâide sûresi: 23)
Güneş, hiçbir kimse için batmaktan alıkonmaz. Ancak Beyt-i Makdîs'i feth etmek için gittiği gecelerden birinde Yûşâ aleyhisselâm için batmaktan alıkondu. (Hadîs-i şerîf-Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
Yûşâ aleyhisselâm Mısır'da doğdu. Mûsâ aleyhisselâmın husûsî talebesi, hâlis yardımcısı olarak yanında bulundu. Mûsâ aleyhisselâm Fir'avn'ın zulmü sebebiyle, Allahü teâlânın emriyle kendine tâbi olanlarla birlikte Mısır'dan hicret edince, o da birlik te hicret etti. Mûsâ aleyhisselâmın Hızır aleyhisselâmla buluşmak üzere gittiği yolculuğunda, onun yanında bulundu. Allahü teâlânın emriyle, Mûsâ aleyhisselâmın İsrâiloğullarını Arz-ı mev'ûd'a (Filistin ve Şam bölgesine) götürmek üzere yola çıktığında Yûşâ aleyhisselâm ona yardımcı oldu. Cebbâr (zâlim)Amâlika kavmiyle ilgili olarak bilgi toplamak üzere gönderilen temsilciler arasında Yûşâ aleyhisselâm da bulundu. Diğer temsilciler dönüp İsrâiloğullarını korkuttukları hâlde, Yûşâ bin Nûn aleyhisselâm ile Kâlib bin Yuknâ aleyhisselâm onları harbe gitmek husûsunda teşvik ettiler. Mûsâ aleyhisselâm vefât ederken yerine Yûşâ aleyhisselâmı halîfe bıraktı. Allahü teâlâ Yûşâ aleyhisselâmı da İsrâiloğullarına peygamber olarak vazîfelendirdi. Yûşâ aleyhisselâm İsrâiloğullarını toplayıp Eriha şehrini kuşattı. Kuşatma altı ay sürdü. Nihâyet bir cumâ günü akşam üzeri mûcizeler göstererek şehri fethetti. Daha sonra İlyâ (Kudüs) şehrini, bilâhare Belka şehrini kuşatıp fethetti. Yûşâ aleyhisselâmın emrindeki İsrâiloğulları, Belka şehri hükümdârı Belâk'ı ve ism-i a'zam duâsını bildiği hâlde doğru yoldan ayrılan Bel'am bin Baûra'yı öldürdüler. Arz-ı mev'ûd diye bilinen Filistin ve Şam diyârı peyderpey İsrâiloğullarının eline geçti. Fetihler yedi se ne devâm edip Kudüs şehri de Yûşâ aleyhisselâm ve ona inananlar tarafından feth edildi. İsrâiloğullarını Arz-ı mev'ûd'a yerleştiren Yûşâ aleyhisselâm, yirmi yıl daha İsrâiloğullarına Tevrât'ı okudu ve hükümlerini açıkladı. Yûşâ aleyhisselâm yerine Kâlib bin Yuknâ'yı halîfe tâyin ettikten sonra 127 yaşında vefât etti. Kabrinin Nablûs veya Haleb yakınındaki Mearre şehrinde olduğu rivâyet edilir. Yûşâ aleyhisselâm İstanbul'a hiç gelmedi. Beykoz tepelerinde ziyâret edilmekte olan kabrin Yûşâ peygambere âit olduğu söyleniyorsa da târihî bilgilere uygun değildir. (Taberî, Nişâncızâde, İbn-ül-Esîr.) (kuranikerim.com)

Yüğrük Bilge : Yüğrük (çevik, hızlı giden koşan, koşucu, çok koşan, yollu) ile Bilge’den (çok bilgili, idarede ve siyasette hâkim ve bir unvan).

Yülek : (Yelek) Okun arkasındaki tüy parçası anlamına gelir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)

Yü-lung : Bu kabilenin adı Ürüng diye okunur. Pelliot, Örön, Ürün diye okumuştur. (Özkan İzgi)

Yüan An : M.S.90 sıralarında yaşamış Çinli yüksek rütbeli bir memur. Biyografisi, M.S.91 yılı olayları hakkında Hou Han Shu’daki Hiung-nular’a ilişkin önemli bilgiler de içerir. (Czegledy)

Yüeçi : M.Ö. 2. yüzyılda Sarı Nehir yakınından Kuzey Afganistan’daki Toharistan’a göç eden Toharlar’ın Çince’deki adıdır. (Czegledy)

Yüepan : M.S.1.yüzyıl sonunda Tienşan Dağları’nın batı bölümlerinde yerleşen Hiung-nu kökenli bir boy grubudur. Kaynaklarımız henüz 5. yüzyıl boyunca da bu bölgede onlara dair bilgi sahibidir. (Czegledy)

Yükseklik dayanışması : (Dağcılık terimi) İçinde iki kişilik bir çadır, iki hava yatağı, kuş tüyü iki uyku tulumu ve iki sefertaslı bir ispirto ocağı olan, özenle sarılmış, su geçirmez bir özelliği bulunan bir paket. Taşıyıcılar tarafından geçilecek yol boyunca bırakılan ya da helikopterden atılan bu paket, gereksinim duyan kişilerin kendilerini korumalarını ya da daha az yük taşıyan kurtarıcıların daha çabuk tırmanmalarını sağlar. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Z

Za : Luwice “bu” anlamına gelir. (S. Alp)

Zabalam : Umma’nın hemen kuzeyinde, İnanna’nın tapınağı bulunan bir kent. (Kramer)

Zabu : İran’ın kuzeyinde, henüz tanımlanamamış bir yer. (Kramer)

Zacharias (Pseudo-Zacharias Rhetor) : Bir Yunan kilise tarih yazarının ve onun eserinin Süryani revizörü. Yunanca aslına eklediği hacimli, yeni malzemeler de yayımlar, bundan başka Süryaniler’in misyonerlik faaliyetlerine dair veriler, ayrıca göçebelerin 6. yüzyıl ortasında Bizans kaynaklarına dayanarak derlenmiş bir isim listesini de verir. Süryanice revizyonun yazarı, misyonerlik verilerini ve isim listesini İran’daki bir Süryani Hıristiyan kaynaktan almıştır. Bu kaynak aslında orta Farsça olarak hazırlanmıştır. (Czegledy)

Zakharias Prvoslavyeviç : Altıncı Sırp Kralı. (920-yakl.924) (G.Ostrogorsky)

Zam : Yeryüzü üzerinde hakimiyeti olan meleğin adı. Zerdüşt dini takviminde ayın 28. gününün adı.

Zâmin: Kefil, birisinden belli bir veya birkaç kimsenin istedikleri bir şeyi, kendisinin de ödeyeceğine söz veren kimse. Dâmin. (kuranikerim.com)

Zaothra : Tanrının şerefine içilen içkinin bir kısmının yere dökülmesi. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Zapetra : Malatya, Doğanşehir.

Zara : Dalmaçya’da liman ve kale.

Zavulistan : Adını, Eftalitler’in burada oturan Zavul boyundan alan Güney Afganistan’da bir eyalet. (Czegledy)

Zebânî: Cehennem meleği, azâb yapıcı melek. Cehennem zebânîleri, günâh işleyen hâfızlara, puta tapanlardan daha önce azâb yapacaklardır. Çünkü bilerek yapılan günâh, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür. (Hadîs-i şerîf-İhyâ-ul-Ulûm). Zebânîlere Cehennem'deki vazîfeleri esnâsında, Cehennem ateşi zarar vermez. Denizin, balığa zararlı olmaması gibidir. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî.) (kuranikerim.com)

Zebâyıh: Kesilecek kurbanlık hayvanlar. Kurban edilmiş, kurban olarak kesilmiş hayvanlar. (kuranikerim.com)

Zebh: Boğazlama, kesme. Hayvanın boğazındaki yemek borusu, hava borusu, iki yandaki kan damarından üçünü bir anda kesmek. (kuranikerim.com)

Zebûr: Davud’a indirilen dört büyük kitaptan biri. (kuranikerim.com)

Zekât: İslâm'ın beş şartından biri. Dînen zengin sayılan Müslümanın nisab miktârındaki zekat malının belli zamanda belli miktârını zekat niyeti ile ayırıp emredilen Müslümanlara vermesi. (kuranikerim.com)

Zekeriyyâ Aleyhisselâm: İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Yahyâ aleyhisselâmın babasıdır. Soyu Süleymân aleyhisselâma ulaşır. Mûsâ aleyhisselâmın dîninin emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etti. Yahûdîler tarafından şehîd edildi. Kabri Haleb'dedir. (kuranikerim.com)

Zelîl: Aşağı, alçak, hor, hakîr. Kıyâmet günü, dünyâdaki kibir sâhipleri, küçük karınca gibi zelîl ve hakîr olarak kabirden çıkarılacaktır. (kuranikerim.com)

Zemarchos : 569 ve 571 arasında Batı Göktürkleri’nin Tienşan’daki prensinin sarayında bulunan, Bizans İmparatoru 2. Justinos’un (565-578) elçisidir. Menandros onun seyahatnamesinden bölümler sunar, fakat Süryani kilise tarih yazarı Efesli Johannes de kendisini anar. (Czegledy)

Zemherir: Cehennem'deki soğuk yer, soğuk cehennem. (kuranikerim.com)

Zemm: Kötüleme, yerme, kınama. İnsana yakışan; başkalarını zemmetmekten utanıp kendi kusurlarını düzeltmekle meşgûl olmasıdır. Bilmiş ol ki! İnsanların çoğu methedilmeyi sevdiği ve zemmedilmekten korktukları için, helâk olmuşlardır. Çünkü methedilmeyi sevmeleri ve zemden korkmalar ı sebebiyle bütün tavır ve davranışlarında insanların rızâlarını almayı ve gönüllerini hoş etmeyi istemektedirler. (İmâm-ı Gazâlî) (kuranikerim.com)

Zemzem: Kâbe-i muazzamanın Hacer-ül-esved köşesi karşısındaki kuyudan çıkan mübârek su. İbrâhim aleyhisselâmın zevcesi (hanımı) , İsmâil aleyhisselâmın annesi olan Hâcer, su aramak üzere Safâ ve Merve tepeleri arasında gidip gelirken, Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde, Cibrîl (Cebrâil) aleyhisselâm göründü. Topuğu ile (veya kanadıyla) toprağı kazıp suyu (Zemzem'i) meydana çıkardı. Hâcer (bu durumu görünce) zâyi olmasın diye hemen suyun etrâfını çevirip, havuz hâline getirdi. Bir taraftan da testisini doldurmaya çalışıyordu. Su ise avuç avuç alındıkça tekrar fışkırıyordu. Allahü teâlâ İsmâil'in anasına rahmet etsin! O, Zemzem'i kendi hâline bırakmış olsaydı, yâhut suyu avuçlamasa idi, muhakkak Zemzem akar bir ırmak olurdu. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) (kuranikerim.com)

Zend : Çeviri ve yorum. Yorumlu Avesta metinleri. (Zend-Avesta, Zand-Avesta.) (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Zenon : On ikinci ve on dördüncü Bizans İmparatoru. (474 - 475) ve (476 - 491) (G.Ostrogorsky)

Zerdüşt : Doğu İran’da, Achaimenidalar çağından önce, belki M.Ö. 7-6. yüzyılda faaliyet göstermiş, İslamiyet’ten önceki İran dini olan Zerdüştlük’ün (Mazdeizm, ateşperestlik) peygamberidir. (Czegledy)

Zerdüşt : Zoroastrizm de denilen Zerdüştçülüğün kurucusu. M.Ö. 7.yüzyılda yaşadığı sanılan bir İranlı'dır. Bir Mazdeizm reformcusu olduğu söylenir. (L.Renou)

Zerdüşt : Dinin kurucusu, peygamber. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Zertoşt : Bkz. Zerdüşt. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Zerdüştilik : Zerdüşt Peygamber tarafından kurulmuş olan din. Büyük peygamberli dinlerin en eskisi. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Zend-Avesta : Bkz. Zand. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Zeus : Hükümdar ve babadır. Göğe ve bütün atmosfer olaylarına hükmeder. Diğer bütün tanrıların topundan daha güçlüdür. Simgeleri: Kalkan, asa, taht, yıldırım, meşe, kartal. Zeus adı gün ışığı anlamına gelen Hint Avrupalı bir kökene bağlanır. O, Gök'ü (başının bir hareketi Olimpos'u sarsar) ve hava olaylarını yönetir. Kendisine bazen Ombrios (fırtına getiren) ya da Akraios (en yüksekteki) denmiştir. Nitekim, tapınakları çoğunlukla yükseklerdedir. Arkadia'da insan kurban etmenin ya da kurda dönüşen insanların anısına, garip ayinlerle Zeus Lykaios kurtla bağlantılı sayılmıştır. Eski Yunan'da Zeus, Erkeios niteliğiyle yani çevrili yerlerin, şu halde evlerin de koruyucusu olarak ortaya çıkar. Koloniler edinme döneminde Zeus, Mısır tanrısı Ammon ile bir tutulmuştur.
Sınırsız güçlü Zeus, Policus yani otoritenin ve polis'in (site) koruyucusudur. Yüz yıllar geçtikçe diğer bütün tanrıların üstü olan Zeus, filozofların gözünde, dünya düzenini yönlendiren düşünceyi temsil etmiştir.

(Estin-Laporte)

Zeus : Yunan mitolojisinde tanrıların tanrısı olarak geçen Zeus, Olimpos'ta otururdu. 2917 metre yüksekliğindeki bu dağ, Makedonya sınırında bulunmaktadır. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Zeydiyye Fırkası: Hazret-i Ali'yi sevdiğini söyleyip, diğer Eshâb-ı kirâma düşmanlık besleyen, onlar hakkında kötü sözler söyleyen şîanın kollarından. On iki imâmın dördüncüsü olan Zeynelâbidîn'in oğlu Zeyd'e tâbi olan ve hazret-i Ali, Eshâbın en efdalidir (üstünüdür) ; bununla berâber Ebû Bekr, Ömer, Osman'ın (r.anhüm) hilâfetleri (halîfelikleri) de câizdir diyen fırka. İmâmetin (halîfeliğin), Zeynelâbidîn'den sonra oğlu Zeyd'e ve onun soyundan gelen kimselere âit olduğunu söylemelerinden dolayı Zeydiyye adı verilmiştir. (kuranikerim.com)

Zıhâr: Erkeğin, hanımını veya onun yüz, baş, ferc gibi bir uzvunu, kendisine nikâhı ebedî haram olan bir kadına veya onun bakılması harâm yerine; "Sen anam gibisin" veya "Senin sırtın anamın sırtı gibidir" gibi sözlerle benzetmesi. Hanımına "Senin başın anamın sırtı gibidir" diyen bir erkeğin, keffâret vermedikçe hanımına sarılması, öpmesi ve cimâ etmesi harâm olur. Zıhâr keffâreti, oruç keffâreti gibidir. (İbn-i Nüceym) (kuranikerim.com)

Zıll: Gölge, görünüş. (kuranikerim.com)

Zımmî: İslâm devletindeki gayr-i müslim vatandaş. Zımmîlerden cizye alınmasından maksat, kâfirliğin aşağılığını, müslümanlığın ise, izzet ve şerefini göstermektir. Bu hakâret o derece te'sirlidir ki, cizye vermek korkusundan kıymetli elbise giyemezler, süslenemezler, hakîr, sefîl yaşarlar. Diğer tar aftan cizye ile zımmîlerin müslümanlar arasında bulunarak zamanla İslâm'ın güzelliğini, hak din olduğunu görerek müslüman olmaları ümidi ile onlara mühlet tanımaktır. Bu bakımdan cizye, güzel bir İslâm'a dâvet yoludur. (Râzî)
Zımmîler, cizye vermekle onlar için iki hak ortaya çıkar. Onlara dokunulmaz. Himâye edilirler. Dokunulmazlıkları ile emniyet ve güven içinde yaşarlar, himâye edilmeleri ile tehlike ve zarardan korunmuş olurlar. (İbn-i Hümâm) (kuranikerim.com)

Zındık: Hiçbir dinde olmadığı ve Allahü teâlâya inanmadığı hâlde, müslüman görünüp müslümanlığı değiştirmeye, îmânı bozmaya, dinsizliği müslümanlık olarak yaymaya çalışan ve İslâmiyet'i içerden yıkmaya uğraşan sinsi İslâm düşmanı, azılı kâfir, münâfık. Kâdıy ânîler ve Behâîler böyledir.
Zındık, Allahü teâlâya ve Muhammed aleyhisselâmın peygamber olduğuna inandığını, Kur'ân'a ve hadîslere uyduğunu söyler. Fakat, Kur'ân-ı kerîmi ve hadîs-i şerîfleri kendi câhil kafasına ve kısa görüşüne göre mânâlandırır. Bu bozuk anladıklarını, sapık düşüncelerini, müslümanlık olarak yazmaya uğraşır. Ehl-i sünnet âlimlerinin doğru sözlerini beğenmez. İslâm âlimlerine câhil der. Kendilerini müctehîd, aydın din adamı olarak tanıtırlar. (İbn-i Âbidîn, Abdülhakîm Arvâsî)
Fıkıh öğrenmeyip tasavvufla uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh öğrenip tasavvuftan haberi olmayan ise, bid'at sâhibi yâni sapık olur. Her ikisini edinen hakîkate varır. (İmâm-ı Mâlik) (kuranikerim.com)

Ziggurat : Sümer mimarisinin simgesi haline gelen, basamaklı piramit biçiminde tapınak kulesi. (Kramer)

Zik : Hititçe “sen” anlamına gelir. (S. Alp)

Zilhicce: Kamerî senenin ayları olan Arabî ayların sonuncusu. (kuranikerim.com)

Zillet: Aşağılık, horluk, hakîrlik. (kuranikerim.com)

Zinâ: Âkıl ve bâliğ olan (akıllı, ergenlik çağına ulaşmış) kadın ve erkeğin aralarında nikâh olmadan gayr-i meşrû münâsebette bulunmaları. (kuranikerim.com)

Zinda-rawan : Yaşayan ruh. Yaşayan kişinin adına melek Srosh'u onurlandırma töreni. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Zinnûreyn: İki nûr sâhibi. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem iki kızıyla evlendiği için hazret-i Osman'a verilen lakab. (kuranikerim.com)

Zintuki : Hatti tanrılarından biri. (S. Alp)

Ziusudra : Sümer Tufan kahramanı. (Kramer)

Zoe ve Theodora : Elli dokuzuncu Bizans İmparatorları. (1042) (G.Ostrogorsky)

Zohak : Mitolojik zorba bir hükümdar. (Zahhak, Azi-Dahaka) (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Zonaras :  12. yüzyılın ilk yarısında çalışmış Bizanslı tarih yazarıdır. Tarihi el kitabı dünyanın yaratılışından M.S.1118’e kadar uzanan dönemi inceler. (Czegledy)

Zoroaster : Bkz. Zerdüşt. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler) 

Zot : Başkanlık eden din adamı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)

Zrâ (Zirâ): Kırk sekiz santimetrelik bir ölçü birimi. Misâfirin; bir milden yâni 1920 metreden az uzakta su bulacağını alâmetlerle veya âkıl bâliğ ve âdil bir müslümanın haber vermesi ile çok zannettiği zaman her tarafa doğru, dört bin zirâ'a (bir mil) giderek veya birini göndererek ve mümkün ise yalnız bakarak, suyu araması farz olur. (İbn-i Âbidîn) (kuranikerim.com)

Zülkarneyn Aleyhisselâm: Peygamber veya velî. Kur'ân-ı kerîmde kıssası, doğuya ve batıya düzenlediği seferleri zikr edilmiştir. Asıl ismi, İskender olup, doğuya ve batıya gittiği için İskender-i Zülkarneyn nâmıyla anılmıştır. Yemen'de yaşayan Münzir İskender ile, Aristo'nun talebesi olan Makedonyalı İskender'den daha önce yaşamıştır.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Senden Zülkarneyn'i sorarlar. Sen; "Ben size onun hâlinden haber vereyim" de. Biz onu yeryüzünde bir kudrete erdirdik ve ona her (istediği) şeyden bir sebeb verdik. O da (batıya doğru) bir yol tuttu. Nihâyet güneşin battığı yere ulaştı. Onu (güneşi) sanki kızgın, siyâh çamurlu bir pınar içinde batarken buldu. Ve onun yanında bir kavim buldu. Ey Zülkarneyn (o insanlar îmâna gelmezlerse dilersen öldürmek sûretiyle bu kavme) azâb et. Yâhut onların hakkında hüsn-i muâmele edersin dedik. ... Sonra o (Zülkarneyn aleyhisselâm) bir yol tuttu (doğuya gitti) . Nihâyet üstüne güneşin (ilk önce) doğduğu yere ulaştığı zaman onu bir kavmin üzerine doğuyor buldu ki, biz onlar için buna karşı (korunacak) hiçbir siper yapmamıştık. İşte (Zülkarneyn'in işi) böyle idi... (Kehf sûresi: 83...) İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört kişi mâlik oldu. İkisi mü'min, ikisi de kâfir idi. Mü'min olan ikisi, Zülkarneyn ile Süleymân (aleyhisselâm) idi. Kâfir olan ikisi de Nemrûd ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak yeryüzüne benim evlâdımdan biri yâni Mehdî mâlik olacaktır. (Hadîs-i şerîf-Alâmet-ül-Mehdî)
İbrâhim aleyhisselâm zamânında yaşayan Zülkarneyn aleyhisselâm, onunla birlikte haccetti ve elini öpüp duâsını aldı. Teyzesinin oğlu olan Hızır'ı aleyhisselâm ordusuna kumandan tâyin etti. Ye'cûc ve Me'cûc kavminin insanlara zarar vermelerine mâni ol mak için taş ve demirden bir set yaptı. Bu şimdiki Çin seddi değildir. Asya ve Avrupa kıtalarına hâkim oldu. Her tarafa Allahü teâlânın emir ve yasaklarını yaydı. Kâfirlerle savaşıp, mü'minlere güzel muâmelede bulundu. Vazîfesini bitirip, ömrünü tamamlayınca, Medîne ile Şam arasında, Şam'a beş günlük mesâfedeki Dûmet-ül Cendel denilen yerde vefât etti. Mekk e'de veya yine o civârda Tehame dağlarında defn edildi. (Kurtubî-Taberî-İbn-ül-Esîr) (kuranikerim.com)

Zülkifl Aleyhisselâm: İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Asıl ismi Bişr'dir. Elyesâ aleyhisselâmdan sonra; kızmadan, sabır göstererek Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmeyi üzerine aldığı, kefil olduğu için kefâlet sâhibi mânâsına Zülkifl denilmiştir. (kuranikerim.com)

Zünnâr: Papazların bellerine bağladıkları ipten veya kıldan örme kaba sert ve uçları öne sarkık kuşak. (kuranikerim.com)

Züyûf: Altın ve gümüş oranı yarıdan az olan paralar. (kuranikerim.com)