Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Hızlı erişim için tıklayabilirsiniz

Ec....Ed....Ef....Eh....El....Em....Ep.....Es......Et....Eu

Fa.....Fe....Fi

Ga....Ge........Go
 

E

Eanna : Sümer’de İnanna’nın Uruk’taki tapınağı; sözcük anlamı An’ın Evi’dir. (Kramer)

Eannatum : Kısa bir dönem için tüm Sümer’e hakim olan bir Lagaş hükümdarı. (Kramer)

Ebabil Kuşları : Kâbe'yi yıkmak üzere büyük bir orduyla gelen Yemen valisi Ebrehe'nin ordusuna saldıran kuşlar. Ebâbil, Arapça'da "bölükler, sürü, sürüler" demektir. (İslam Ansiklopedisi)

Ebani : Urartuca “ülke” anlamına gelir.

Ebin : Evin, öz, temel. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
          (Ebin hazırlav : Temel hazırlamak.
           Ebin eseplev : Durumunu gözden geçirip gerçekçi bir kararla hedef ayarlamak.
           Ebin bilüv : Huyunu bilmek. Özelliğini bilmek.)

Ebin : Terbiye, sert terbiye. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Ebindir Usta : Çekirdekten yetişmiş usta. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Ebsiz : Özsüz, sallantılı, zayıf karakterli insan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Ebu Cehîl : İslâm'ın ilk döneminde Peygamber efendimizin en azılı düşmanı ve Kureyş'in ileri gelenlerinden biri.
Asıl adı Amr b. Hişâm el-Muğira olup önceleri Ebû'l-Hakem künyesiyle anılırken, müslümanlar tarafından Ebû Cehil (cehâlet babası) diye adlandırılmıştır. Mekke'deki Kureyş kabilesinin Mahzûmoğulları boyuna mensup olup Mekkeliler arasında büyük bir itibâra sahip idi. Peygamber efendimizle aynı yaşlarda olan Ebû Cehil, ilk anlarından itibâren İslâm'a hep karşı çıkmış, Peygamber efendimize ve özellikle güçsüz müslümanlara var gücüyle düşmanlık gösterip ezâ ve cefâlarda bulunmuştur. İslâm'ın ilk iki şehidinden biri olan Ammâr b. Yâsir*'in annesi Sümeyye, İslâm düşmanı Ebû Cehil tarafından hunharca öldürülmüştür. Hayatı boyunca İslâm'a karşı tüm faâliyetlerde başı çeken Ebû Cehil, müslümanların açlıktan dolayı ölümle karşı karşıya kaldıkları boykot uygulamasını şiddetle takip etmiş, boykotun kaldırılmasına karşı çıkmış; Hz. Peygamber'in hicretinden kısa bir süre önce Dâru'n-Nedve'de yapılan müzâkerede her sülaleden seçilecek birer temsilcinin oluşturduğu bir fedâi grubu tarafından Peygamber efendimizin öldürülmesini teklif etmiştir. Müslümanların, dinleri uğruna ev ve barklarını mal ve mülklerini, yurtlarını terk edip Medine'ye hicret etmelerinden sonra dahi her fırsatta İslâm'a karşı düşmanlığını ortaya koyan Ebû Cehil, Bedir Savaşı* 'nın çıkmasına da sebep olmuştur. Ebû Süfyân'ın yönettiği Kureyş'e Sut bir kervanın müslümanların eline düşmesini önlemek maksadıyla Mekke'den büyük bir orduyla çıkan Ebû Cehil, kervanın kurtularak Mekke yolunu tuttuğunu öğrenmesine rağmen sırf İslâm'a düşmanlığı sebebiyle harbetmek üzere yoluna devam etmiş, Bedir'e vardığı zaman Hz. Peygamber'in sulh teklifini reddettiği gibi bizzat kendi ordusunda ileri gelen bazı kimselerin harbi önleme düşüncelerine şiddetle karşı çıkarak onları korkaklıkla itham etmiş ve harbi başlatmıştır. Ancak çarpışmalarda iki Medine'li müslümanın ağır darbelerine uğrayan Ebû Cehil, hareketsiz bir şekilde savaş alanına düşmüş, ölmeden az önce de meşhur sahâbî Abdullah b. Mes'ûd* tarafından kafası kesilerek Hz. Peygamber'e götürülmüş, cesedi Bedir'de müşrik ölülerinin atıldığı kuyuya (Kalîbu Bedr) atılmıştır. Böylece "bu ümmetin Firavun'u" olarak kabul edilen Ebû Cehil, Rabbim Allah'tır diyen insanlara İslâm'a ve tevhid akîdesine karşı insaf ve insanlığa sığmayan asın düşmanlığının bedelini H. 624 yılında hayatıyla ödemiştir. (Ahmet ÖNKAL) (İslam Ansiklopedisi)

Ebu Dâvud (202/817-275/888) : Kütüb-i Sitte adı verilen büyük hadis mecmuâlarının Buhâri ve Müslim'den sonra gelen Sünen'in müellifi olan büyük muhaddis. (İslam Ansiklopedisi)

Ebu Hanife (80/150 - 700/767) : İmam Âzam (büyük İmam) lâkabıyla bilinen, Ebû Hanife künyesiyle meşhur Numân b. Sâbit b. Zevta (Zûta) mutlak müctehid ve fıkıhta Hanefi mezhebinin imamı. Ebû Hanife, Kûfe'de hicrî 80 yılında doğdu. Numân ve ailesinin Arap olmadığı kesindir; onun Farisi veya Türk olduğu şeklinde değişik görüşler vardır. Dedesi Zûta, Teym b. Sa'lebeoğulları kabilesinin âzatlısı olup, Hz. Ali zamanında Kâbil'den Kûfe'ye gelerek; orada yerleşti. Zûta'nın oğlu Sâbit de Kûfe'de ipek ve yün kumaş ticaretiyle uğraştı. İslâm'ın hâkim olduğu bir ortamda yetişen Numân b. Sâbit küçük yaşta Kur'ân-ı Kerîm'i hıfzetti. Kırâatı, yedi kurrâdan biri olarak tanınan İmam Âsım'dan aldığı rivâyet edilir (İbn Hacer Heytemî, Hayratu'l Hisan, 265) Numân gençliğini ticaretle geçirdikten sonra İmam Şa'bî (20/104)'nin tavsiye ve desteğiyle öğrenimine devam etti. Arapça, edebiyat, sarf ve nahiv, şiir öğrendi. Yetiştiği Kûfe şehri ve bütün Irak bölgesi müslim-gayrimüslim birçok düşüncenin, itikâdı fırkaların bulunduğu, itikadla ilgili ateşli tartışmaların yapıldığı rey ehlinin yerleştiği bir şehirdi. Dindar bir ailede yetişen Ebû Hanife'nin de bu itikâdı tartışmalara zaman zaman katıldığı kuvvetle muhtemeldir. Ebû Hanife, Şa'bî'nin kendisini ilme teşvikini şöyle anlatmaktadır: "Günün birinde Şa'bî'nin yanından geçiyordum. Beni çağırdı ve bana, 'Nereye devam ediyorsun?' dedi. Ben de, 'Çarşı pazara' dedim. O, 'Maksadım o değil, ulemâdan kimin dersine devam ediyorsun?' dedi. Ben, 'Hiçbirinin' diye cevap verince Şa'bî, 'İlmi ve ulemâ ile görüşmeyi sakın ihmal etme. Ben senin uyanık ve aktif bir genç olduğunu görüyorum' dedi. Onun bu sözü benim içimde iyi bir etki yaptı. Ticareti bıraktım, ilim yolunu tuttum. Allah'ın inâyetiyle Şa'bî'nin sözünün bana çok faydası oldu." Kendisinin de belirttiği gibi Şa'bî'nin bu tavsiyesi onun için bir dönüm noktası olmuştur. Bundan böyle ticaret işini ortağı Hafs b. Abdurrahman'a devredecek, ara-sıra dükkânına uğrayacak, asıl işi ilim meclislerine devam etmek olacaktır. O zaman Numan henüz yirmiiki yaşındadır (Muhammed Ebû Zehra, Ebû Hanife, Çev.: Osman Keskioğlu. İstanbul 1970. 43). (İslam Ansiklopedisi)

Ebû Leheb (?/2 - ?/624) : Hz. Peygamber'in amcası, aynı zamanda onun en şiddetli düşmanı. Kureyş eşrafından ve Peygamber efendimizin amcası olan Ebû Leheb'in asıl adı, Abdüluzzâ b. Abdulmuttalib b. Hâşim'dir. Onun için "Alev babası" (yani cehennemlik) manasına gelen Ebû Leheb lâkabı müslümanlar tarafından kullanıldığı gibi Kur'an'da da geçmektedir. (İslam Ansiklopedisi)

Ebû Turâb : "Toprak babası -veya- sahibi" anlamında Hz. Ali'ye Rasûlullah (s.a.s.) tarafından verilmiş bir künye. (İslam Ansiklopedisi)

Ebu Yûsuf (113/731-183/798) :Hanefî mezhebinin imamı Ebû Hanife'den sonra gelen büyük Hanefi fâkihi. Adı Ya'kub b. İbrahim el-Ensârî'dir. Irak bölgesinin fâkihi kabul edilen Ya'kub 113/731 yılında Kûfe'de doğdu. Yûsuf adlı bir oğlu bulunduğu için Ebû Yûsuf (Yûsuf'un babası) lakabıyla meşhur oldu. Ailesi fakirdi ve Ebû Hanife'nin yardımıyla ilim tahsiline başladı. (İslam Ansiklopedisi)

Ebû’l-Beşer : İnsanların babası. Hz. Âdem*in künyesi. Ebû'l-Beşer, "eb" ve "elbeşer" kelimelerinin birleşmesinden meydana gelen bir terimdir. Eb, lügatta baba demektir. Ayrıca; dede, amca, bir şeyin sahibi ve yeni bir şeyi icâd eden veya tamir edene de denir. "el-beşer" ise, insan anlamına gelmektedir. Bir tek kişi hakkında söylendiği gibi, insan topluluğuna da denir. Bunda erkek ve kadın ayrımı yoktur. (İslam Ansiklopedisi)

Ece : İsim olarak kullanılır. (Eski Türkçe eçü: Büyük kardeş’ten) Kraliçe. (Halk dilinde) Ağabey veya abla. Reis, ulu, ileri gelen anlamlarına gelir. Ece Beğ (Ece Beğ Gazi) Türkler’in Rumeli’ye geçişlerinde ve Gelibolu’nun alınmasında önemli rol oynayan Osmanlı kumandanı. (14. yy.) (A. Erol)

Ecevit : İsim olarak kullanılır. Haşarı afacan, yaramaz anlamına gelir. (Osmaniye, Kilis.) (A.Erol)

Edebalı : İsim olarak kullanılır. Ede (=amca, ata) ile Balı’dan. Şeyh Edebalı (öl.1325). Osman Gazi’nin kaynatası. Mal Hatun’un babasının adıdır. (A. Erol)

Edessa . Urfa.

Edgü, Eygi, Ezgü : İsim olarak kullanılır. İyi anlamına gelir. (A. Erol)

Edige, Edüge : İsim olarak kullanılır. Kırım kahramanlık destanlarından birinin adıdır. (A. Erol)

Edige Beğ : İsim olarak kullanılır. Cucu ulusu Mangıt kabilesinin ünlü beylerinden biridir. (A. Erol)

Ediz : İsim olarak kullanılır. Yüksek, yüksek yer, her şeyin yükseği anlamlarına gelir. (A. Erol)

Edubba : Tablet Evi. Sümer okulu veya akademisine verilen ad. (Kramer)

Eecatl: Rüzgar. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Efesli Johannes : Monofizit Süryani piskoposu ve tarih yazarıdır. M.S. 585’den sonra ölmüştür. (Czegledy)

Eftal : Yaklaşık M.S.456 ve 557 arasında, Kuzey Afganistan’daki Uar-Hunlar’ın yönetici hanedanıdır. Uar-Hunları bu hanedanın adından dolayı Eftalit diye adlandırılmıştır. Eftalit adının Bizanslılar’ın telaffuzuna dayanan Eftalita şekli de kullanılır. (Czegledy)

Egeria: Bir Roma Nymphesi. Kıral Numa'nın danışmanıdır, onunla gece konuşurdu. Kıralın ölümü üzerine öylesine ağladı ki pınara dönüştü. Büyük bir adama yol gösteren kadın bir Egeria'dır. (Estin-Laporte)

Ehe : Sahalar’da ayı anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Ehl-i Beyt : Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ev halkı. Ehl-i Beyt, bir evde yaşayan aile fertleri, aile demektir. İslâm fıkıh terminolojisinde bir terim olarak Hz. Peygamber (s.a.s)'in hısımlarından kendilerine zekât verilmesi yasaklanan aile fertlerinin tamamını ifade etmek için kullanılmıştır. Bu anlamda ehl-i beyt; Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ailesi, Ca'fer, Âkil, Abbâs ve aileleridir. Şia'ya göre ise; Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ailesi, eşleri ve çocuklarıyla Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir (Sahih-i Müslim, II . 751-752; .IV, 1873). Rasûlullah (s.a.s.) ile ehl-i beyt'e de salât ve selâm getirmek müslümanların bir görevidir (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 323). (İslam Ansiklopedisi)

Ehriman : Zerdüştiler'de Şeytan. (Ateşe Tapmayanlar)

Ekev : İki kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
           (Ekevlen : İki kişi.)

Ekhinus (Echinus): Başlıkların yastık bölümü, yani yuvarlakça kabarık kesimi. (E. Akurgal)

Ekişnugal : Sümerler’de ay tanrısı Nanna-Sin’in Ur’daki tapınağı. (Kramer)

Ekiz : İsim olarak kullanılır. İkiz anlamına gelir. (A. Erol)

Ekklesiasterion : Hellen kentlerinde en büyük “Halk Meclisi” binası. (E. Akurgal)

Eksarkhlık : Bizans’ta bir eksharkos tarafından yönetilen eyalet.

Eksarkhos : Eksarh yöneticisi askeri vali.

Eksedra : Yarım daire ya da dikdörtgen şeklinde, heykel koymaya ya da oturmaya yarayan yüksekçe mimari mekân elemanı. (G. Bean)

Eksük : İsim olarak kullanılır. Eksik, bütün olmayan, bir yanı, bir parçası bulunmayan, kusurlu, sakat, tam ve mükemmel olmayan, mevcut olmayan, kayıp, diğerinden az ve aşağı olan, ayarı tam olmayan, eksik ayarlı anlamlarına gelir. (A. Erol)

Eksük : İsim olarak kullanılır. Kayı beylerinden Artuk’un oğludur. (A. Erol)

Eku : Hititçe “içmek” anlamına gelir.

Ekur : Nippur’da bulunan Enlil’in tapınağı, Sümer’in en kutsal alanı; sözcük anlamı Dağ Evi’dir. (Kramer)

El-Azîm : Yüce Allah'ın isimlerinden biri. Pek azametli. Azamet, büyüklük demektir. Hakiki büyüklük Allah'a mahsustur. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir ve yarattığı her şeyde O'nun büyüklüğünü görmek mümkündür. Allah'ın azametini tefekkür eden insan; O'nun büyüklüğü karşısında gafletten kurtulur, imanı kuvvetlenir; acz, fakr ve kusurlarını anlar, Kur'anı Kerîm'de Allah'u Teâlâ, kudret-i Rabbâniyenin mucizatını göstererek, insanların bunları düşünerek ibret almalarını beyan buyurur. Alemin düzenliliğini, yaratılış gayesini, verilen nimet ve güzellikleri, dünyanın geçiciliğini, süt veren hayvanlardaki icazı, gece ve gündüzün dönüşümünü düşünen insan, Allah'u Teâlâ'nın sonsuz ihsanlarıyla kullarını nasıl donattığı karşısında O'nun büyüklüğünü idrak eder.
Yeryüzündeki bütün denizler mürekkep olsa Allah'u Teâlâ'nın azametine delâlet eden kelimelerini, yazıp bitiremezler. Akıl, Allah'ın yüceliğini kavramaktan acizdir. Ancak, O'nun mucizelerini akledebilir. Kâfir ve müşrikler ise akletmezler: sağır, dilsiz ve kördürler. (el-Bakara, 2/171) Oysa müslümanlar; ayette bildirildiği gibi "Çok büyük Rabb'ın adını tesbih ederler. " (el- Vâkıa, 56/74, 96; el-Hakka, 69/52) Yine Bakara suresinde Allah'ın büyüklüğü şöyle beyan buyurulur: Allah, (o Allah'tır ki) kendinden başka hiç bir ilah yoktur. (O, zatî, ezelî ve ebedî hayat ile) diridir (bakîdir). Zatiyle ve kemâliyle kâimdir. (Yarattıklarının her an tedbir ve hıfzında yegane hakimdir, her şey onunla kâimdir). Onu ne bir uyuklama tutabilir ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun izni olmadıkça katında şefaat edecek kimmiş? O, yarattıklarının önlerindekini, arkalarındakini bilir. (Yaratılmışlar) O'nun ilminden yalnız kendisinin dilediğinden başka hiç bir şeyi kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri (kucaklamıştır, o kadar) vâsidir. Bunların gözetilmesi O'na ağır gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür. " (el-Bakara, 2/255) (İslam Ansiklopedisi)

El-aziz : Kıymetli, değerli seçkin izzet sahibi, muhterem, kuvvetli, üstün, yüce, şeref sahibi, bulunmaz derecede az ve nadir olmak; her şeye gücü yetmek, hiç bir zaman yenilmemek. Aziz, arapça "azze" kökünden gelmekte olup, "izz" mastarından bir sıfattır, "eizze" ve "eizzâ" şeklinde gelen kalıpları da vardır. (İslam Ansiklopedisi)

El-Bâis : Allah'ın güzel isimlerinden biri. Kulları ölümlerinden sonra dirilten, ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran veya ümmetlere peygamberler gönderen anlamında. Allahu Teâlâ insanları ölüp toprak olduktan sonra dirilterek kabirlerinden kaldıracak "Arasat"* denilen çok geniş, dümdüz, ağaçtan ve binadan tamamiyle boş bir yere çıkaracaktır. Ahiret günü yahut Kıyamet günü denilen ve Kur'an-ı Kerîm' de daha başka adları olan bu gün iman esaslarından biridir ve Ve'lba'sü ba'del-mevt*: (Öldükten sonra dirilme) diye adlandırılır. (İslam Ansiklopedisi)

El-Bâkî : Allah'ın güzel isimlerinden biri. Varlığının sonu olmayan, varlığın devamı, önü ve sonu olmamak anlamına gelmektedir. Başlangıcı olmamak anlamıyla Allahu Teâlâ'ya "el-Kadîm"; sonu olmamak anlamında da "el-Bâkî" denir. Bu manalara yakın "el-Ezelî, el-Ebedî" ism-i şerifleri de vardır. Ezel, geçmişte başlangıcı olmayan; ebed, ilerde sonu olmayan demektir. (İslam Ansiklopedisi)

El-Bârî' : Cenâb-ı Allah'ın isimlerinden biri. Bir örnek ve emsâle ihtiyaç duymadan yaratan zat anlamına. Eşyayı ve her şeyin âzâ ve cihazını birbirine uygun ve mülâyim bir halde yaratan. Her şeyin vücudu mütenâsip, yani âzâsı, hayat cihazları ve anâsırı keyfiyet ve kemiyet itibariyle birbirine uygun ve yaraşık olarak yaratıldığı gibi her şeyin hizmeti ve faydası umumi ahenge uygun yaratılmıştır. Öyle ki, bütün eşya birbirine lâzım ve mülâyim ve bu namütenâhi âlemler gûya ki, bir tek makine imiş gibi, her şey bir şey için ve bir şey her şey içindir. (İslam Ansiklopedisi)

El-Bâsıt : Allah'ın güzel isimlerinden biri. Bâsıt: genişleten, açan ve bolluk veren. Allah Teâlâ'nın esma-i hüsnası’ndan (doksan dokuz güzel isminden) biridir. (İslam Ansiklopedisi)

El-Basîr : Allah'ın güzel isimlerinden biri. Her şeyi gören, çok iyi gören anlamına gelmektedir. Allah her şeyi, herkesin yaptığını görür. Onun görmesine hiçbir şey engel olamaz. Kâinatın herhangi bir noktasında hiçbir hâdise yoktur ki, Allah onu görmüş ve işitmiş olmasın. İbadette ihlâs, kulun Allah'ı görmemesine rağmen, Allah'ın onu gördüğünü bilmesi ve onu görür gibi ibadet etmesidir. (İslam Ansiklopedisi)

El-Bâtın : Allah'ın isimlerinden biri. Gizli, yaratıkların gözlerinden gizli olan, görülemeyen anlamına. (İslam Ansiklopedisi)

Ela : Hurrice “kız kardeş” anlamına gelir. (S. Alp)

Elaldı : İsim olarak kullanılır. El (il): Yurt aldı anlamına gelir. (A. Erol)

Elam : Sümer’in doğusunda bulunan ve sıkça çatıştığı ülke. (Kramer)

Elcigedai : Memurların başı. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Elçin : İsim olarak kullanılır. Demet anlamına gelir. (A. Erol)

Eleanor Burke Leacock: (1922-1987) Feminist antropolojide bir öncü olan Eleanor Burke Leacock, antropolojik yazıları bir kadın bakış açısıyla eleştirel boyutta inceleyen ilk bilim insanlarındandır. Labrador'da yaşayan İnnu yerlileri üzerine yaptığı doktora araştırmasıyla Avrupalı sömürgecilerle yapılan hayvan kürkü ticaretinin, kadınların konumunu düşürdüğü sonucuna varmıştır. 1952'de doktorasını tamamlayan Leacock, evlenip çocuk sahibi olmuş ve 1963'te antropoloji dersleri vermeye başlamıştır. 1972'den ölümüne kadar City College of New York'ta antropoloji bölümünün başkanlığını yapmıştır. 1972'de New York Kadın Antropoloji Komitesi'ni kurmuş, pek çok yayın yapmış, akademik çevrelerin kadınların toplumdaki düşük konumunun evrensel olduğuna dönük yanlış varsayımlarına karşı çıkmış; bunların, araştırmacıların kendi toplumlarının sınıf temelli önyargılarını yansıtan yanlış kanılar olduğunu öne sürmüştür. 1980'de düzenlediği ve kadın antropologların katıldığı uluslararası bir konferansta sömürgecilik ve küresel kapitalizmin, yoksul ülkelerin tarıma dayalı ve sanayileşmemiş ülkelerinde, kadınların ikinci sınıf vatandaş oluşuna katkıda bulunduğunu öne sürerek bir çığır açmıştır. Kökten toplumsal değişimi destekleyen eleştirel antropolojiyle ilgilenmiş ve kendisi de Marksist feminist olmuştur. Cinsiyet, sınıf ve ırk ayrımıyla savaşan Leacock, akademi dünyası ve eylemcilik arasında bir köprü kurmaya çalışmış;bastırılmanın zincirlerini kırmayı sağlayacak ve kendini topluma adamış antropolojinin saygın bir savunucusu olmuştur. (Kültürel Antropoloji, William A.Haviland, Harald E.L.Prins, Dana Walbrath, Bunny McBride, Kaknüs Yayınları)

Elek boluv : Mahvolmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Elik : İsim olarak kullanılır. Ceylan anlamına gelir. (A. Erol)

Eliya : Şimşek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Em :  Şor Türkçesi’nde ev anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Embriyo : Memeli canlıların gelişiminde, döllenmenin başlangıcından, hücre farklılaşmalarının oluşmaya başladığı fetüs aşamasına kadar olan sürece verilen ad. (biltek.tubitak.gov.tr)

Em toyu : Şor Türkçesi’nde “yeni bir eve taşınma şerefine verilen şölen” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Em üstü : Şor Türkçesi’nde “tavan arası” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Emdegi : Şor Türkçesi’nde “evdeki, ev kadını” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Emdegilig : Şor Türkçesi’nde “evli” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Emdegi nebeler : Şor Türkçesi’nde mobilya anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Emegen : Dev, Kafkas efsanelerinde anlatılan insanüstü varlık. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Emen betli : Açık kahverengi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Emeş: Sümerce’de Yaz, Yaz ile Kış Arasındaki Tartışma’nın başoyuncularından biri. (Kramer)

Emet : İsim olarak kullanılır. Bereket, bolluk anlamına gelir. (A. Erol)

Emil : İsim olarak kullanılır. Nüve anlamına gelir. (A. Erol)

Emina : Hastalık, veba. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Emir : Arapça’dır. Prens anlamına gelir.

Emir : Arapça prens. (J.P.Roux)

Emirzade : Arapça-Farsça. Prensin oğlu, yani prens. Emir Mir olarak, Emirzade de Mirza olarak kısaltılmıştır. (J.P.Roux)

Emmelik, emçek : Halk dilinde kadın memesi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Emnetçen emi : Şor Türkçesi’nde hastane anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Emuş : Dumuzi’nin Badtibira’da bulunan tapınağı. (Kramer)

En : Sümer’de Başrahip veya Başrahibe. En, tapınağın ruhani lideriydi; olasılıkla Kutsal Evlilik Ayini’nin gerçekleştirildiği kutsal Gipar’da otururdu. (Kramer)

Enakalli: Sümer’de Lagaşlı Eannatum ile bir anlaşma yapmış olan Umam Ensisi. (Kramer)

Enannatum : Sümer’de Eannatum’un erkek kardeşi. (Kramer)

En’an tegin : Uygurlar’ın son hanı. (Gumilev)

Ençi : 1. Özel, 2.Herhangi bir şeyi paylaştırmakla görevli kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Ençilev : Kendine layık görmek, sahip çıkmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
               (Biylik ençilev : Bey olduğunu iddia etmek.)

Endymion: Kendi isteği üzerine, babası Zeus tarafından sonsuz bir uykuya yatırılır. Selene (Ay) onu uyandırmadan her gece onunla buyuşmaya gelir, bu buluşmadan elli kızları olur. (Estin-Laporte)

Ener : Dağ eteği anlamına gelir. (Yakutlar’da).

Enheduanna : Sümer’de Ur’un başrahibeliğine atanmış ve olasılıkla bazı edebi eserler yazmış olan Büyük Sargon’un kızı. (Kramer)

Eninnu : Sümer’de Ningirsu’nun Lagaş’ta bulunan tapınağı, Gudea tarafından onarılıp yenilenmiştir. (Kramer)

Enki : Sümer’de bilgelik, deniz ve ırmak tanrısı, ana tapınma yeri Eridu’daki Deniz-Evi’ydi. (Kramer)

Enkidu :  Sümer’de kahraman Gılgamış’ın sadık hizmetkarı ve yoldaşı. (Kramer)

Enkimdu : Sümer’de İnanna için çoban Dumuzi’ye rakip olan çiftçi. (Kramer)

Enlil : Sümer panteonunun baştanrısı; sözcük anlamı Hava Efendi’dir, ana tapınma yeri Nippur ve oradaki Ekur tapınağıydı. (Kramer)

Enmebaraggesi : Sümer’de ilk Kiş hanedanlığının son hükümdarlarından biri ve Agga’nın babası. (Kramer)

Enmerkar :  Sümer’de ilk Kiş hanedanlığının kahraman hükümdarlarından biri,  Aratta’yı ele geçirmesiyle ünlüdür. (Kramer)

Ensi : Bir kentin yöneticisine verilen Sümerce ünvan, zaman zaman krallar kadar güçlü olmuşlardır. Akadca karşılığı işakku’dur. (Kramer)

Ensuhkeşdanna : Sümer’de Enmerkar’a, İnanna’nın en çok kendisini sevdiği konusunda meydan okuyan ve mücadeleyi kaybeden Aratta beyi. (Kramer)

Enşag : Sümer’de Dilmun’un koruyucu tanrısı. (Kramer)

Ensâr : Mekke'den Medine'ye hicret ettikleri zaman (M. 622) Peygamber efendimiz (s.a.s.) ve muhâcirlere kucak açıp tüm imkânlarıyla yardım eden Medineli müslümanlar. (İslam Ansiklopedisi)

Entemena : Sümer’de Enannatum’un oğlu ve Eannatum’un yeğeni. (Kramer)

Enten : Sümer’de Kış, Yaz ile Kış Arasındaki Tartışma’nın başoyuncularından biri. (Kramer)

Enzim: Kalıcı olarak değiştirilmeden ya da tüketilmeden, bir kimyasal tepkimeyi hızlandıran (katalize eden) bir madde, genellikle bir protein. (www.biltek.tubitak.gov.tr)

Ephesos : Efes.

Epigrafi : Yazıtlar ile her türlü yazılı belgeyi inceleyen, yorumlayan ve sınıflandıran bilim dalı.

Epistyl (Baştaban): Architrav’ın Hellencesi. (E. Akurgal)

Er : 1.Koca, eş. 2.Değerli adam. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Eranvej : Aryanlar'ın yurdu. (Ateşe Tapmayanlar)

Erato: Lirik şiirin Müzü'dür. (Estin-Laporte)

Erbii : Sahalar’da “testere” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Erden : İsim olarak kullanılır. Mücevher anlamına gelir. (A. Erol)

Erdeşir I :  İlk Sâsâni hükümdarıdır. (M.S. 224-241) (Czegledy)

Ereşkigal : Sümer’de Büyük Aşağı’nın kraliçesi; Ölüler Diyarı’ndan sorumlu tanrıça. (Kramer)

Ereydeex-Buruydaax Er-Soğotox : Sahalar’ın atası olan kahraman (Saha Halk Edebiyatı)

Ergene : İsim olarak kullanılır. Maden yeri, meyilli yer, tepe, dağ beli, geçit, dağlar arasında geçit anlamlarına gelir. (A. Erol)

Ergene Hatun : İsim olarak kullanılır. Çağatay Ulusu’nun 4. hükümdarı. Ulusun kurucusu sayılan Kara Hülegü Han’ın kardeşi. Kocasının ölümünden sonra tahta geçti. (A. Erol)

Ergenekon : İsim olarak kullanılır. Ergene (= Doruk; dağın sırtı, yamacı; çadırın ağzı, kapağı) ile kon (= konaklamak)’dan. (A. Erol)

Ergun : İsim olarak kullanılır. Hızlı giden at, yumuşak huylu insan anlamlarına gelir. (A. Erol)

Eri : Eski Gürcüce’de Eri sözcüğü hem halkı ifade ederdi, hem de savaşçı askeri. (Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili)

Eridu: Koruyucu tanrısı Enki olan Sümer’in güneyinde bir kent. (Kramer)

Erim : İsim olarak kullanılır. Erme, kavuşma, bir şeyin erebileceği uzaklık, fal açma anlamlarına gelir. (A. Erol)

Erinçek : Tembel. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Erk : İsim olarak kullanılır. Yapabilme, gücü, kudret, iktidar, sözünü geçirme, istediğini yerine getirebilme, nüfuz anlamlarına gelir. (A. Erol)

Erken Paleozoik yaşam : Paleozoiğin hemen başında "Kambriyen Patlaması" olarak bilinen olayla birlikte hayvanlar fosil kayıtlarına girer. Nerdeyse bilinen tüm hayvan şubeleri Paleozoiğin başında çeşitli türlerce temsil ediliyor, çok çeşitli omurgasız grupları denizleri dolduruyordu. Bunların arasında bazı bilim adamlarınca "deneysel" olarak kabul edilen ve kısa sürede ortadan kalkan yaşam biçimleri de vardı. Erken Paleozoikte henüz çok kırılgan olan ekosistemde yaşanan yok oluşlarla dönemin geri kalanına damgasını vuracak canlılar belirlenir. Paleozoik denizlerinin en tipik canlılarından biri eklembacaklılar grubundan olan üç loblulardı. Erken Paleozoikte çok yaygınlık ve çeşitlilik kazanan üç loblular, zamanın sonuna doğru azalarak ortadan kalktı. Paleozoiğin bir diğer baskın grubu da dallı bacaklılardı. Zaman zaman tüm türlerin %50'sinden fazlası dallı bacaklılar arasından çıktı. Tabulat ve rügoz mercanlar, yosun hayvancıkları, derisi dikenlilerden deniz laleleri ve blastoidler, yumuşakçalardan nautiloidler Paleozoiğin önemli omurgasız gruplarıydı. Paleozoiğin ortalarına doğru omurgalılar denizlerin en önemli gruplarından biri olur. Balık Çağı olarak adlandırılan bu dönemde, ilkel çenesiz balıkların ardından ilk çeneli balıklar, ilk kemikli balıklar ve köpek balıkları ortaya çıkıp yaygınlaşır. Denizlerde balıkların üstünlüğü ele geçirdiği sıralarda ilk bitkiler ve hayvanlar karaya adımlarını çoktan atmıştı. Damarsız kara yosunu benzeri bitkilerin ve kırkayak benzeri eklembacaklıların öncülük ettiği karaların çok hücreli canlılarca işgaline, Orta Paleozoiğin sonlarına doğru omurgalılardan da destek geldi. Geç Paleozoiğe gelindiğinde yeryüzü karaları uçsuz bucaksız ormanlarla kaplandı, pek çok hayvan grubunun temsilcilerinin de katılımıyla karmaşık bir karasal ekosistem kuruldu. Karasal faunanın en göze çarpan üyeleri, artık uçma yeteneğini geliştirmiş olan böcekler, iki yaşamlılar ve sürüngenlerdi. Paleozoiğin sonlarına doğru Pangea'nın oluşmasıyla iklim kuraklaşıp, karasallaşır. Sucul ortamların azalmasıyla geniş alanlara yayılmış sporlu bitkilerin oluşturduğu bataklık ormanları, yerini açık tohumlu bitkilerin oluşturduğu ormanlara bıraktı. İki yaşamlılardan da sürüngenlere doğru bir kayış oldu. Zamanın sonlarında sürüngenler oldukça çeşitlendi ve memelilerin ve dinozorların ataları olan gruplar ortaya çıktı. Bu canlılardan bazılarının kürklü ve sıcak kanlı oldukları düşünülüyor. Permiyen sonunda, bir gök cisminin yeryüzüne çarpmasıyla, Paleozoik canlılarının büyük çoğunluğu ortadan kalkar. Yok oluşun ardından sahneye yeni canlılar çıkar Eskisinden oldukça farklı olan bu yeni yaşamla, "Dinozorlar çağı" olarak da anılan Mezozoik Zaman başlar. (biltek.tubitak.gov.tr)

Erkevlük : Erkek kişi, değerli iş. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Erkin : İsim olarak kullanılır.  (Erk’ten) Her şartta istediği gibi davranan, serbest anlamına gelir. (A. Erol)

Erkmen : İsim olarak kullanılır. Kuvvetli, nüfuzlu adam anlamına gelir. (A. Erol)Erşekler : Kuzeydoğu İran’dan çıkarak Büyük İskender’in haleflerinden tedricen bütün İran toprağını işgal eden İran hanedanı, Partlar’ın yönetici ailesinin adı (M.Ö. yakl. 250-M.S. yakl.224). Yunanca, Latince şekillere dayanan ve hatalı olan Arsacida ve Arzacida versiyonları da kullanılmaktadır. (Czegledy)

Ernakh: Attila'nın oğlunun adı. Er kökünden geldiği öne sürülür. (Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları)

Ertan : İsim olarak kullanılır. Güneşin doğuş zamanı anlamına gelir. (A. Erol)

Ertana : İsim olarak kullanılır. Erkek dana anlamına gelir. (A. Erol)

Ertem : İsim olarak kullanılır. Erdem, fazilet anlamına gelir. (A. Erol)

Erten : İsim olarak kullanılır. Şafak anlamına gelir. (A. Erol)

Ertim : İsim olarak kullanılır. Peçenekler’in üç asıl boyundan birinin adıdır. (A. Erol)

Ertingü, Etingü : İsim olarak kullanılır. Fevkalâde, harikulade anlamına gelir. (A. Erol)

Ertuğrul: (T.) Dürüst, doğru, yiğit kimse. (tdk.gov.tr.)

Ertuğrul : İsim olarak kullanılır. Bir cins av kuşunun erkeğidir. (A. Erol)

Ervad : Zerdüştiler'de din adamı, yüksek kademedeki din adamı. (Ateşe Tapmayanlar)

Erysikthon: Demeter'e adanmış ağacı keser; ceza olarak tanrıça ona bir açlık gönderir ki bu açlık dinmek bilmez. Nihayet iş adamın kendi kendisini yemesine varır. (Estin-Laporte)

Es : Hititçe “olmak” anlamındadır. (S. Alp)

Esenlik : Selamet, kurtuluş.

Eše : Hurrice “gök” anlamına gelir. (S. Alp)

Eşeş: Uygulamalarına ilişkin çok az bilgi olan bir dini bayram.

Ešhar : Palaca “kan” anlamına gelir. (S. Alp)

Ešhar : Hititçe “kan” anlamına gelir. (S. Alp)

Esir : Eski düşünceye göre, atmosferin ötesindeki boşluğu doldurduğu varsayılan uçucu, akışkan madde.

Esirik : 1. Zenginlikten şımarmış terbiyesiz insan, 2. Gür bitki. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Eski Çince :  Çin tarihinin bilhassa M.S. 600 civarındaki döneminde kullanılan dil. (Czegledy)

Eski Farsça : Özellikle Achaimenidalar (M.Ö.550-330) zamanına rastlayan dönemde kullanılan Farsça. (Czegledy)

Eskülape: Romalı Asklepios'tur. (Estin-Laporte)  

Eslev : Hatırlamak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
            (Eslenmegen : Göze batmayan, hatırlanmayan.)

Eşm : Zerdüştiler'de öfke ve şiddet cini. (Ateşe Tapmayanlar)

Esra: (Ar.) En çabuk, pek çabuk. (tdk.gov.tr)

Eş’arî : Eş'ariyye ekolünün temsilcisi olan Ebu'l Hasen Eş'ârî'nin uzun adı Ali b. İsmail b. Ebı Bişr İshak b. Salim b. İsmail b. Abdullah b. Musa b. Bilâl b. Ebı Bürde b. Mûse'l-Eş'ârî'dir. İsminden de anlaşılacağı üzere kendisi sahabeden Ebû Mûse'l-Eş'ârî'nin (44/664-65) soyundandır. Künyesi Ebu'l-Hasan, lakâbı ise, Nâsiru'd-dîn'dir. Doğum tarihi hakkında çeşitli kaynaklarda hicri 260, 266, 270 ve 275 tarihleri verilmiş olsa da, yaygın olan kanaata göre (260/873-74) tarihinde Basra'da doğmuştur. Zira, O'nun (300/912-13) tarihinde Mu'tezile mezhebinden ayrıldığı bilinmektedir. O'nun da o günlerde kırk yaşında olduğu bilindiğine göre, doğum tarihi olarak (260/873-74) tarihinin daha doğru olduğu kanaati yaygınlık kazanmaktadır. (İslam Ansiklopedisi)

Eş’ariyye : Ebu'l-Hasen el-Eş'ârî'nin (324/935-36) öncülüğünü yaptığı, kelâm metodunu benimseyen kelâm ekolü. Çoğulu "Eşâ'ira" gelir. (İslam Ansiklopedisi)

Eşik : Kapı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
          (Eşigi cabıluv : Mehvolmak, ölmek, evde canlısı kalmamak, kapısı kapanmak.)

Et : Hititçe “yemek” anlamına gelir. (İngilizce eat). (S. Alp)

Etin : Gök gürültüsü. (Saha Halk Edebiyatı)

Etna: Başlangıçta Uranos ile Gaia'nın kızı olan bir Nymphedir, Romalılar'a göre Vulcanos bu volkanda oturur. (Estin-Laporte)

Etnografya: Belirli bir kültürün alan çalışmasına bağlı olarak ayrıntılı biçimde betimlenmesi. Alan çalışması antropologların inceledikleri yere giderek araştırma yapmaya verdikleri addır. (Kültürel Antropoloji, William A.Haviland, Harald E.L.Prins, Dana Walbrath, Bunny McBride, Kaknüs Yayınları)

Etnoloji: Farklı kültürlerin karşılaştırmalı ve tarihsel bakış açısıyla, etnografik kayıtlar kullanılarak, gruplar sarasında neden önemli farklılıklar ve benzerlikler olduğunu açıklayan antropolojik kuramlar geliştirerek incelenmesi ve çözümlenmesi. (Kültürel Antropoloji, William A.Haviland, Harald E.L.Prins, Dana Walbrath, Bunny McBride, Kaknüs Yayınları)

Etrâk : Arapça, isim. Türkler. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat)

Etzalqualiztli (etzalli tüketimi) : Tlaloc. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Euboia : Eğriboz Adası.

Eumaios: Kıral oğlu iken köle olmuştur; Odysseus'un yokluğunda ona sadık kalan nadir hizmetçilerden biridir. (Estin-Laporte)

Eumenides (İyilikçiler): Öfkelerinden sakınmak için Erinlayara takılan ad. (Estin-Laporte)

Eumolpos: Poseidon'un oğludur, Eleusis gizlerinin kurucusu olduğu söylenir. Rehipler ailesi Eumolpideler onun soyundan geldiklerini ileri sürer. (Estin-Laporte)

Euromos : Mylas'tan Bafa'ya doğru giderken yaklaşık 11.3 ya da 12.9 km. kadar sonra, yolun doğusunda bulunan Ayaklı mevkiindeki tapınağın hâlâ ayakta olan on altı sütunu yolcuların gözünü alır. Tapınak ilk başta Zeus Labraundos olduğunu düşündürse de sonradan olmadığı anlaşılmıştır. Çünkü kalıntılar Euromos şehrine ait olduğunu gösterir. Euromos erken dönemde Mylasa'dan sonra bölgenin en hatırı sayılır şehriydi. Ovanın kuzey kısmını kontrol ediyordu. Trihçi Polybios bir keresinde Euromos'un şehirleri demiştir. Bundan anlaşılan Euromos'un bir zamanlar bölgenin bir kısmına adını vermiş olduğudur. Muhtemelen içine aldığı şehirlerde Olymos ve Kalketor'dur. Şehrin ismi 5.yüzyılda Kyromos ya da Hyromos olarak telaffuz ediliyordu. Yunanca söyleyiş biçimi olan ve "güçlü" anlamına gelen Euromos muhtemelen Mausolos siyasetinin bir sonucu olarak şehrin Yunanlılaştığı dönemde ortaya çıkmıştır. Ancak garip olan bir şey vardır ki o da şehrin adının M.Ö. 5.yüzyılla 1. yüzyıl arasında zaman zaman Europos şeklinde görülmüş olmasıdır. M.Ö. 167 yılında Mylasa'nın Rodos egemenliğine karşı başlattığı isyana Euromos ve komşuları da mecburen katıldı. Çünkü Mylasa tahminen yerel muhalefeti engellemek için, onları kendi himayesi altında toplamıştı. Mylasa'nın başarısı kısa ömürlü oldu. (Bean)

Eustyl : Sütünlar arasındaki 2 ¼ alt sütun çapına eşit “iyi” açıklık. (E. Akurgal)

Evandrus: Arkadia'dan gelmiştir; Palatium Tepesi üzerindeki Roma'nın öncesi olan köyü kurar. Aineias'in Rutuluslar'a karşı savaşında ona yardım eder. (Estin-Laporte)

Evgin : İsim olarak kullanılır. Aceleci, acûl anlamına gelir. (A. Erol)

Evin : İsim olarak kullanılır. Cevher, tane, habbe, nüve anlamına gelir. (A. Erol)

Evliyâ : Veliler, Allah'ın sadık dostları, Allah'ın şerîatına bağlı olan kimseler. Kur'an-ı Kerîm'de evliya kelimesi, insanların sahte ilâh ve mâbudlar hakkındaki çeşitli inanç ve davranışlar ortaya koymaları; "Allah'tan başka veliler edinmek" şeklinde ifade edilmektedir: "Allah'ın dışında birtakım veliler edinenler ise; Allah, onların üzerinde gözetleyicidir. Sen onların üzerinde bir vekil değilsin" (eş-Şûrâ, 42/6). (İslam Ansiklopedisi)

Evran : İsim olarak kullanılır. Baht anlamına gelir. (A. Erol)

Evren : İsim olarak kullanılır. Ejderha, yılan, kâinat anlamlarına gelir. (A. Erol)

Evrim: (Türkçe). Ağır ağır ve kendiliğinden oluşan değişim. (tdk.gov.tr)

Evs : Medineli bir kabile olup, İslâm döneminde ensârın bir bölümünü oluşturmuştur. Arapların Kahtânoğulları soyundan Ezd kabilesine bağlı bir kol olan Evs kabilesi, önceleri güney Arabistan'da Yemen bölgesinde yaşıyordu. Sonra kardeş kabile Hazrec'le birlikte kuzeye göçüp Yesrib (Medine) şehrine yerleştiler. O sırada Yesrib'de bulunan Yahudilerle önce sulh içinde geçindiler, sonra zamanla duruma hâkim oldular. (İslam Ansiklopedisi)

Evvâbin Namazı : Akşam namazının sünnetinden sonra kılınan altı rekâtlık gayr-i müekked namaz. Evvâb, faal vezninde ism-i fâildir, günâhları terk ve hayırlı işler yapmak sûretiyle Allah'a dönen demektir. Çoğulu Evvâbin'dir. Evvâbin namazı, Allah'a çok itaat edenlerin namazı demektir. Ashab-ı kirâmdan Zeyd b. Erkâm, kuşluk vakti birtakım insanların namaz kıldıklarını görmüş de; "Bu adamlar pek âlâ bilir ki, bu saatten başka zamanda namaz kılmak, daha faziletlidir. Çünkü Resulullah (s.a.s.), "Evvâbin namazı, sıcaktan deve yavrularının ayakları yandığı zaman kılınır" buyurmuştur" (Müslim, Salât, 19). (İslam Ansiklopedisi)

Ewri : Hurrice “efendi” anlamına gelir. (S. Alp)

Ewri : Urartuca “efendi, kral” anlamlarına gelir. (S. Alp)

Eyvan : Arapça’dır. “Bir yanı açık üç duvarlı kemer” anlamına gelir. (J.P.Roux)

Excubitor : Saray muhafızı.

Exedra : Heykel altlıklarını kapsayan ve aynı zamanda oturma yeri olarak da kullanılan, dikdörtgen ya da yarım daire biçimli açık girinti. (E. Akurgal)

Eymen : İsim olarak kullanılır. Hicap edip utanan, hicap eyleyen, en uğurlu, çok talihli anlamlarına gelir. (A. Erol)

Ezan : Müslümanlara, günde beş kez, belli bir yerde namaz kılmaları ve namaz için toplanma vaktinin geldiğini ilân etmek, namaz için yapılan çağrı. Arapça bir kelime olan ezan; bildirmek, ilân etmek demektir. Yüksek bir yere çıkıp gür sesiyle tüm insanlara yeryüzünde tek egemen gücün Allah, tek önderin Hz. Muhammed olduğunu Allah adına korkusuzca haykıran; Allah'ı ilâh ve rabb; Hz. Muhammed'i de kendilerine önder kabul eden müslümanlara da inandıkları Allah'ın önünde topluca ibâdet etsinler, bir ve beraber olduklarını, yeryüzündeki zulmün yerine Allah'ın adaletini yerleştirmek için her an hazır olduklarını düşmanlarına gösterip onlara korku, müslümanlara güven versinler diye camiye çağıran kişiye de müezzin denir. (İslam Ansiklopedisi)

Ezek, ezgiç : Ezici alet veya kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Ezev : Birleşerek bir güce karşı duran topluluk veya asker. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

F

Fâcir : Azan, günâha dalan, yemin ve sözünde yalancı çıkan hakîkatten yan çizen kişi. Allah'ın emrinden çıkan, günâhkâr, İslâm'ın emirlerini çiğneyen, dinî ölçü ve prensiplere aykırı hareket eden kimse. (İslam Ansiklopedisi)

Fahmu : Yetenek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Fakîh : Bir şey bilen, fıkıh ilmine sahip olan kimse, fıkıh âlimi, İslâm hukukçusu. Çoğulu fukahâ'dır. (İslam Ansiklopedisi)

Fanerozoik Devir : 545 myö – günümüzüze kadar. Dünya ve yaşam tarihinin üç devrinden sonuncusu ve en kısa olanıdır. Yeryüzü yaşamının son 545 milyon yıllık dilimini içine alan Fanerozoik, kelime anlamıyla "görünür ya da bilinen yaşam" demektir. Yaklaşık elli yıl öncesine kadar bu zamandan öncesine ait kayaçlarda canlı fosiline rastlanmamıştı. Fanerozoiğin ilk dönemi olan Kambriyenin başında hayvanlar birden bire çok çeşitli ve yaygın fosiller bıraktı. Fanerozoikte yaşam önce suda çeşitlenip yaygınlaşmış daha sonra karaya çıkıp kıtaları da işgal etmiştir. Artık yeryüzü yaşamının tarihinin çok daha eskilere, 3,5 milyar yıl kadar öncesine dayandığını, ilk hayvanların da Kambriyen öncesinde Vendiyanda ortaya çıktığını biliyoruz. "Fanerozoik" adı, artık bire bir anlamını korumasa da bu devir 3 milyar yıllık sönük Kambriyen öncesi bir hücreli yaşamının karmaşık biçimlere evrimleşip çeşitlendiği, canlıların yeryüzüne belirgin biçimde damgalarını vurdukları şaşaalı bir zaman dilimini temsil eder. Fanerozoik, ilkin hayvanlardan, dinozorlar çağına ve günümüzün memeli baskın yaşamına, ilkin bitkilerden, Karbonifer bataklık ormanlarına ve günümüz çiçekli bitkilerine, basit sucul bir ekosistemden günümüzün karmaşık ve yer kürenin üzerini kaplayan çok katmanlı ekosistemine uzanan evrimsel bir patika ve yeryüzü yaşamının en etkileyici dönemidir. (biltek.tubitak.gov.tr)

Fargard : Bölüm. Avesta'da Vendidad ya da başka bir kitabın seçilmiş bölümü. (Ateşe Tapmayanlar)

Fariza : Yapılması zorunlu olan şey, mutlaka yerine getirilmesi gerekli olan emir. Çoğulu "Ferâiz"dir. Kelimenin aslı; farz kıldı, meşrû kıldı takdir etti, tahsis etti anlamındadır. (İslam Ansiklopedisi)

Farohar : Zerdüştiler'de koruyucu melek, yaşam ve ölümdeki koruyucu ruh. (Ateşe Tapmayanlar)

Farokhşi : Zerdüştiler'de Farohar'a adanan ayin. (Ateşe Tapmayanlar)

Farwardigan : Zerdüşt dini takvimindeki son 10 gün. (Ateşe Tapmayanlar)

Farwardin : Zerdüşt dini takviminde ayın 19. günü. (Ateşe Tapmayanlar)

Farz : Dinî sorumluluk, yapılması dinen gerekli olma, bean etme, kesme, hisseye ayırma anlamlarını ifade eder. Kur'an-ı Kerîm'de on sekiz yerde geçen kelime değişik anlamlarıyla kullanılmıştır. (İslam Ansiklopedisi)

Farziyat : Zerdüştiler'de günde beş vakit yapılan ibadetlerde okunması zorunlu dua. (Ateşe Tapmayanlar)

Fascia : İon ve Korinth düzenlerinde architravın (baştaban) hafifçe öne çıkan yatay bölümleri. (E. Akurgal)

Fâsit : Kokmak, bozulmak, hükümsüz olmak, doğru ve uygun hareketi bırakmak, işler alt-üst olmak, bozgunculuk yapmak. (İslam Ansiklopedisi)

Faslî : Zerdüşt dininde değişik dini takvimleri araştıran üç değişik akımdan biri. (Ateşe Tapmayanlar)

Hz. Fâtıma (r.a) : Hz. Muhammed (s.a.s.)'in neslinin kendisiyle devam ettiği en küçük kızı. Müslümânların dördüncü halifesi "ilmin kapısı" Hz. Ali (r.a.)'ın hanımı. Kerbela'da zulme boyun eğmeyip başkaldırı ruhunu kendisinden sonra gelen müminlere miras bırakan "cennet gençlerinin efendisi" Hz. Hüseyin (r.a.)'ın ve Kerbela'da esir edildikten sonra Kûfe sokaklarında teşhir edilen, Yezid'in sarayında yaptığı etkileyici konuşmayla halkı galeyana, Yezid'i ise dize getiren Peygamber torunu Hz. Zeynep (r.a.)'nın annesi. Hz. Peygamber'in, "Dünyadaki en iyi dört kadın şunlardır: Meryem, Asiye, Hatice ve Fâtıma" buyurduğu "âlemlerin kadınlarının ulusu". Peygamberimizin Zeyneb, Rukiyye ve Ümmü Gülsüm'den sonra dördüncü ve en küçük kızı. Doğum tarihi ihtilaflı olup (605, 609, 615) yıllarında dünyaya geldiğine dair çeşitli rivâyetler ve görüşler vardır. Hicrî II. Milâdî 633. yılda Medine'de Mescid-i Nebevî'ye bitişik odâsında vefât eden Hz. Fâtıma'nın kabri konusunda da üç değişik görüş vardır: Cennetü'l-Bakî', Akil'in evinin avlusu, Hz. Abbas'ın daha sonra yaptırılan türbesi. Ancak bugün kabul edilen yer Cennetü'l Bakî'dir. (İslam Ansiklopedisi)

Fâtır Suresi : Kur'an-ı Kerîm'in otuz beşinci sûresi. Mekke'de nazil olmuştur. Kırk beş ayet, yedi yüz yetmiş yedi kelime, üç bin yüz otuz harftir. (İslam Ansiklopedisi)

Fâtiha Sûresi : Kur'an-ı Kerîm'in ilk suresi. Fâtiha, "açılacak şeylerin başı, ilk açılacak yer" demektir. Mukabili "hâtime"dir. Bu sûreye, Allah kelâmının başında bulunduğu yahut namazda ilk okunan sûre veya tümüyle ilk inen sûre olarak Fâtiha sûresi denilmiştir. (İslam Ansiklopedisi)

Fatum: Romalılar'ın Kader tanrısıdır. Zamanla onun adı diğer tanrısal varlıkları da (Moiralar, Parkalar) belirtir olmuştur. (Estin-Laporte)

Fayton : Süslü, iki tekerlekli, sadece gezmek amacıyla kullanılan üstü kapalı at arabası. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Fecr, Fecir : Güneşin doğmaya başlama zamanı, tan vakti, güneşin doğmasından önceki alacakaranlık. (İslam Ansiklopedisi)

Felek : Yıldızların döndükleri gök. Çoğulu eflâk'dır. Rağıb, müfredatında aynı kelimeyi yıldızların cereyan ettikleri (aktıkları) yer olarak tarif etmiştir; fakat asıl anlatılmak istenen, yıldızların yörüngesi demek olan göktür. Felek kelimesinin kendisi de yıldızları deveran eden gök için kullanılır. (İslam Ansiklopedisi)

Fenâ Fi’l-Hak : Hak'ta yok olmak. Fenâ filhak, Arapça bir terim olarak Fenâ fillâh ile eşanlamlı olarak ta değerlendirilebilir. Hak, lügatte batılın zıddı, yerine getirilen hüküm, varlığı sabit olan, doğruluk ve adalet anlamlarına gelir. Fiil olarak üç harfli kökten kullanıldığında Hak; gerçekleşmek, gerçek olmak demektir. (İslam Ansiklopedisi)

Fenâ Fillah : Allah'ta yok olma anlamında tasavvûfi bir tabir. Fenâ; yok olma, varlığın sona ermesi manalarına gelir. Tasavvufta fenâ, Allah'ın zatî hariç onun bütün sıfatları ile muttasıf olmak anlamına gelir. Kul, kulların sıfat ve fiillerini terkettikçe Allah'ın sıfatlarıyla yani Allah'ın görme, işitme vs. gibi sıfatlarıyla muttasıf olur. Kul Allah'a yönelip ona teslim olunca "Ben onun gözü ve kulağı olurum..." hadis-i şerifinde belirtildiği gibi olaylara Allah'ın nazarı ile bakmaya başlar. Ayrıca fenâ; kötü huy ve özelliklerin terkedilip güzel olan sıfat ve özelliklere sahip olmak demektir (Tehânevî, Keşşâfu Istılâhâti'l-Funûn, İstanbul 1984, I, 1157). (İslam Ansiklopedisi)

Fer' : Birinci derecede gerekli olmayan bilgi, dal, kol, kısım, ayrıntı, teferruat. Bir ana gövdeden ayrılan kollardan her biri, ağacın yukarıya ve yanlara uzanan dalları. (İslam Ansiklopedisi)

Feridun : Zerdüşt'ten önce yaşamış antik İran'ın kahraman bir kıralının ismi. (Ateşe Tapmayanlar)

Fersah : Bir mesafe ölçüsü, Farsça "fersenk" kelimesinden Arapça'ya "fersah" şeklinde geçmiştir. Kâmûs-u Osmânî'de bu kelime: "Üç mil uzunluğundaki mesafeye denir" diye tarif edilmiştir. Hem maddî hem de manevî şeyler için kullanılır. Maddî olmayan şeyler için kullanıldığında genellikle mükerrer olarak gelir. Meselâ: "Falanca kimse ustasını fersah fersah geçmiştir" denir (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimler sözlüğü, Fersah maddesi). Kuzey İran lehçelerindeki bir şekilden Arapça'ya geçmiş bir tabir olup, fars, frasang, pehl ve farsang şeklinde, İran'da kullanılan bir yol ölçüsü olup, aşağı yukarı at ile bir saatte gidilen mesafeye denktir. Altı bin zirâ' veya zirâ'ı resmî (1,0387 m.) den ibaret olan bir fersah, 6232, 2 m.ye tekâbül eder. Arap fersahı 3 mil veya 12000 zürrâ-5762,7 m. idi." (CL. HUART, Fersah, İA c. IV, İstanbul 1948 s.574)
Fersah; çok eski bir mesafe ölçüsü olması hasebiyle ve henüz metrenin bilinmediği bir dönemde kullanıldığı için, bugün metre cinsinden karşılığını tam olarak tesbit etmek zordur. Ancak yaklaşık bazı rakamlar vermek mümkündür.
Yukarda bir fersahın 6232,2 m.ye, bir Arap fersahının da 3 mil yani 5762 m. olduğu belirtiliyor. Ayrıca deniz fersahının 5555 m., kara fersahının da 4444 m. olduğu söyleniyor. Aradaki farkın, hesaplamada esas kabul edilen ölçüden kaynaklanması muhtemeldir. Örneğin deniz mili 1853 m., kara mili ise 1609 m.dir. Buna göre bir deniz fersahı (1855 x 3) 5559 m., bir kara fersahı da (1609x3) 4827 m.dir. Sonuç, yuvarlak bir rakamla ifade edilmek istenirse, bir fersahı beş km kabul etmek en pratik yoldur. Ashab (r.a.)'dan bize ulaşan haberlerle, müslümanların fersahı günlük hayatlarında ve serî konularda kullandıklarını görüyoruz. Meselâ Yahya b. Yezîd el-Hünâî, Enes b. Mâlik'e namazı kısaltma meselesini sorduğunda, O'nun şu cevabı verdiğini bildiriyor: "Resulullah (s.a.s.), üç mil yahut üç fersah (üç mil yahut üç fersah di ye tereddüd eden, seneddeki Şu'be'dir) mesafeye gitmek üzere yola çıktığı zaman, namazı iki rekat kılardı" (Müslim, Müsâfîrîn, 12; Dâvûd, Sefer, 2). Bir diğer rivayette şöyle denilmektedir: "İbn Ömer ve İbn Abbas (r.a.), dört "berîd"lik bir mesafede namazı kısaltırlar ve iftar ederlerdi. Bu mesafe onaltı fersahtır" (Buhâri, Taksir, 4).
Abdullah İbn Abbas'ın, Mekke ile Tâif, Mekke ile Usfân veya Mekke ile Cidde arasındaki gibi bir mesafede namazı kısaltarak kıldığı haberi Mâlik'e ulaştığı zaman şöyle demiştir: "Bu mesafe dört "berîd" dir (16 fersah) ve bana göre namazın kısaltıldığı en güzel mesafedir" (İmam Mâlik, Muvatta', Kasrü's-Sala, 3). (Halid ERBOĞA) (İslam Ansiklopedisi)

Fesad, Fesat : Bir şeyin önce düzgün, düzenli ve yararlı iken, sonradan bu vasıflarını kaybederek değişmesi ve bozulması (kokuşması) gibi anlamlara gelir. Fesadın zıddı, salâh, fesad kökünden türeyen mefsedet'in zıddı da maslahat'tır. (İslam Ansiklopedisi)

Fetva : Sorulan İslâmî bir soruya yetkili bir kimsenin verdiği cevap, bir meselenin hükmünü belirten veya zorlukla karşılaşılan bir olay hakkında güçlükleri çözmek için verilen kuvvetli cevap. Fetva veren kimseye müftî denir. İslâm hukuku metodolojisinde müftî, müctehid anlamında kullanılmıştır. Kendisi bizzat ictihad edecek durumda olmayan bir ilim sahibinin, diğer müctehidlerin söz ve fetvalarını alıp aktarmasından dolayı mecâz yoluyla müftî denir (ö. Nasuhi Bilmen, İstilâhât-ı Fıkhıyye Kamusu, I, 246). (İslam Ansiklopedisi)

Feyz-i İlâhi : Bir şeyin taşıp akması, çoğalması. Sufî terminolojisinde birincisi kozmoz (evren) ikincisi marifet nazariyesi (Epistemoloji-Theorie de Connaissance) ile ilgili olarak iki değişik anlamda kullanılır. İslâm Felsefesinde de bu terim, kozmozun meydana gelişi ile ilgili bir kullanıma sahiptir. Ancak İslâm filozofları özellikle Farabı ve İbn Sina bu kelime yerine, Batı dillerinde, daha aşağı olanın daha yukarı olandan çıkmasını ifade eden "Emenation" kelimesinin ifade ettiği manayı karşılayan "sudür" kelimesini kullanırlar. (İslam Ansiklopedisi)

Fıkıh : Bilmek, anlamak, bir şeyin bütününe vakıf olmak. Istılahta, bir kimsenin leh ve aleyhindeki hükümleri bilmesi demektir. Başka bir tarife göre fıkıh; kişinin ibadetlere, cezalara ve muamelelere ait şer'î hükümleri mufassal delilleriyle bilmesidir. Ayrıca, söz ve fiillerin amaçlarını kavrayacak şekilde keskin ve derin anlayış diye de tarif edilmiştir (Muhammed Maruf Devâlibî, İlmi Usûl-i Fıkıh, Beyrut 1965, 12; İbn Âbidin, Reddü'l-Muhtâr Ale'd-Dürri'l Muhtâr, İstanbul 1982, I, 34; İmam Burhaneddin, ez-Zernûci, Ta'limü'l Müteallim, İstanbul 1980, 27; M. Ebû Zehra, İslâm Hukuk Metodolojisi (Fıkıh Usulü), 13; Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiye ve Istılâhât-ı Fıkhıyye Kamûsu, İstanbul 1976, I, 13). (İslam Ansiklopedisi)

Fırak-ı Dalle : Fırak kelimesi fırka kelimesinin çoğulu olup, fırkalar, topluluklar demektir. Fırka kelimesi de lügatta kendilerini başkalarından ayırdedecek özelliklere sahip insan toplulukları, zümreler anlamında olup tarihimizde ve Türkçede fırka kelimesi parti anlamında da kullanılmıştır: Terakki Perver Fırka, Cumhuriyet Halk Fırkası, Serbest Fırka gibi, Siyasi parti manasına gelmiştir. (İslam Ansiklopedisi)

Fırat : İsim olarak kullanılır. İlk gelene ait olan (su) anlamına gelir. (A. Erol)

Fırka-ı Naciye : İslâmî akideyi en net ve sağlam şekliyle kabul eden topluluk. Bu deyim iki kelimeden meydana gelmiş bir isim tamlamasıdır. Terkibin birinci ismi olan fırka kelimesi için bk. "Fırak-ı Dalle". Naciye kelimesi Necat kelimesinden türetilmiş olup kurtuluş, kurtulmak, refah ve saadete ermek, umduğuna kavuşmak manalarına gelir. (İslam Ansiklopedisi)

Fısk, Fâsık : İsyan, Allah'ın emrini terk, hak yoldan çıkma, günah işleme tohumun kabuğunu delip çıkması. Fısk'ın çoğulu fesekâ ve füssâk'tır. Istılahi anlamı ise, büyük günahları işlemek veya küçük günahlarda devam etmek suretiyle Allah'a itaat etmekten çıkmak (Muhammed Hamdı Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, I, 282). (İslam Ansiklopedisi)

Fıtrat : Yaratılış, yapı, karakter, tabiat, mizaç, Peygamberlerin sünneti, Kâlb-i selim, adetullah. Ayrıca hilkat, tabii eğilim, hazır olmak, huy, cibilliyet, içgüdü, istidât gibi manalara da gelir. Terim olarak fıtrat: "Allah Teâlâ'nın mahlûkatını kendisini bilip tanıyacak ve idrak edecek bir hal, bir kabiliyet üzere yaratmasıdır (İbn Manzur, Lisânü'l-Arab, Beyrut, (t.y.), V, 55). (İslam Ansiklopedisi)

Ficâr Savaşları : Câhiliye döneminde müşrik Araplar arasında haram aylar* dan birisinde yapılan savaşlar. (İslam Ansiklopedisi)

Fides: Verilen söz, çok yaşlı bir kadın olarak temsil edilir. Çünkü Roma Toplumunda söz düzenin temelini oluşturur. (Estin-Laporte)  

Fil Sûresi : Kur'ân-ı Kerîm'in yüz beşinci suresi. Mekke'de nâzil olmuştur; beş ayettir. fâsılası Lâm harfidir. Adını birinci ayetinde geçen "fil" kelimesinden alır. Fil, Asya ve Afrika'da yaşayan, iri yapılı, güçlü hortumlu, büyük kulakları ve boynuzları (fildişi) olan bir kara hayvanıdır. Sure, önceki bir dönemde Allah'ın müminlere yardımını ve büyüklenenlere karşı gösterdiği gazâbını anlatmaktadır. (İslam Ansiklopedisi)

Firaset : Düşüncede tutarlı olmak, bir şeyde düşünerek davranmak ve basiretli hareket etmek, bir şeyin gerçek mahiyetini görebilmek. Bir kişi işlerin iç yüzünü görebildiği, önceden tahmin edip, düşünebilme kabiliyet ve maharetine sahip olduğu müddetçe firasetli sayılır. (İslam Ansiklopedisi)

Firdevsî : Şeh-name'nin yazarı. (Ateşe Tapmayanlar)

Fireşti : Zerdüştiler'de ruhsal varlık, melek. (Ateşe Tapmayanlar)

Fitne bucağı : Bütün Türkmenler (Türkiye'deki Türkmenler) güneybatı bölgesine fitne bucağı ismini vermişlerdir. Nusayri Arapları ise bu bölgeye Bab-ül-ecir derler. Çiftçi ve amelenin dinlenme zamanı olmasından dolayı bu adı vermişler. Adana bölgesinde buna Kavga bucağı diyorlar. Bu semtten gelen rüzgârın çok şiddetli olduğuna hükmederler. Bu kısma Fitne bucağı denilmesinin sebebi bilinmiyor. Bir ihtimale göre, eski Babelîler'in güneybatı tarafından esen yellere hakim diye inandıkları "müthiş dev"in (güneybatıda yerleşmiş kötülük ilahı) kültü ile ilgili olabilir. (A.Rıza.Yalman)

Firdevsi (Firdüsi) : M.S. 936-1020. Fars şairi, İran Destanı’nın son ve yeni Farsça kompozisyonu olan, geniş hacimli Şahname’nin yazarıdır. (Czegledy)

Fiyord : Denizin karaların içine girerek oluşturduğu bu dar koyların sayısı kuzey ülkelerinde oldukça fazladır. Bunlar, eski buzul vadileridir. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Fiziksel antropoloji: Biyolojik antropoloji olarak da bilinen fiziksel antropolojide insanlar biyolojik birer organizma olarak ele alınır. (Kültürel Antropoloji, William A.Haviland, Harald E.L.Prins, Dana Walbrath, Bunny McBride, Kaknüs Yayınları)

Foederati : Gentili de denir. Bizans’ta imparatorluk sınırları içine yerleştikten sonra orduya kabul edilen paralı barbar asker.

Foehn : Akdeniz'den gelen sıcak ve nemli güneybatı rüzgarına verilen addır. Alpler'in kuzeyine doğru çıkarken İtalya'da uzanan yamaçlara yağış bırakır; yavaş yavaş sıcak ve kuru bir hal alır. İlkbaharda estiğinde, ona "kar yiyici" denir. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Forum : Roma çağı pazar yeri ve aynı zamanda resmî ve dinsel yapıların yer aldığı alan. (E. Akurgal)

Fosfolipit: Fosfat içeren yağlı bir bileşik. Hücrelerin ve organellerin dış zarlarının çoğunu fosfolipitler oluşturur. (www.biltek.tubitak.gov.tr)

Fradadhafşu : Bkz. Karşwar. (Ateşe Tapmayanlar)

Franz Boas: (1858-1942) Kuzey Amerika'da sosyal bilimler içinde antropolojinin8 ayrı bir yeri olmasını, hepsi birer doğa bilimci olan kişilere bağlayabiliriz. Fizik eğitimi görmüş olan Boas, ABD'de antropolojiyi ilk öğreten kişi değildir ancako ve öğrencileri, bu derslerin üniversite ve yüksekokul müfredatlarına girmesini sağlamıştır. (Kültürel Antropoloji, William A.Haviland, Harald E.L.Prins, Dana Walbrath, Bunny McBride, Kaknüs Yayınları)

Fraşegird : Zerdüşt dininde evreni yenileme, kıyamet. (Ateşe Tapmayanlar)

Fravaşi : Bkz. Farohar. (Ateşe Tapmayanlar)

Fredric Ward Putnam: (1839-1915) Kuşlar ve balıklar üzerinde çalışan bir zoolog olan Putnam, bilimin ilerlemesine katkıda bulunmak için kurulmuş bir derneğin sekreterliğini yürüttüğü bir sırada, ani bir kararla kendini antropolojinin gelişimine adamaya karar verdi. Önemli antropoloji müzelerinin birçoğu onun sayesinde kurulmuştur. Kaliforniya Üniversitesi'ndeki Phoebe  Hearst Müzesi, Harvard Üniversitesi'ndeki  Peabody Müzesi ve Şikago'daki Field Müzesi. Putnam, New York'ta Amerikan Doğal Tarih Müzesi'nin antropoloji bölümünü de kurmuştur. (Kültürel Antropoloji, William A.Haviland, Harald E.L.Prins, Dana Walbrath, Bunny McBride, Kaknüs Yayınları)

Frigce : Yayılış alanı Orta Anadolu’da Eskişehir, Kütahya ve Afyonkarahisar bölgelerinden Kızılırmak bölgesine ve hatta onun biraz ötesine ve kuzeyde Kastamonu bölgesine kadar uzanmaktadır. Bulunan Frigce yazıtlar iki gruba ayrılıyor. Eski Frigce yazıtlar M.Ö. 8-4. yüzyıllara tarihlenmektedir. Yeni ya da geç Frigce yazıtlar, Romalılar’ın imparatorluk çağında yazılmışlardır. Frig alfabesinin ne zamandan itibaren kullanılmaya başlandığına dair bilgi yoktur. Yunan alfabesi ile aşağı yukarı aynı tarihlerde başladığı düşünülebilir. Frig alfabesi Frig kültürünün zirvesini oluşturan 8. yüzyıldan önce bulunmuş olmalıdır. Lidya, Karya ve Likya alfabeleri ile büyük benzerlik göstermektedir. (S. Alp)

Friz : İon düzeninde üst yapının kabartmalı ya da bezemeli orta bölümü. (E. Akurgal)

Fucûr : Azmak, günaha dalmak, doğru yoldan ayrılmak, yemin ve sözünde yalancı çıkmak. Allah'ın emirlerinden çıkmak, dinî ölçü ve prensiplere aykırı hareket etmek, fısk ve isyana düşmek. (İslam Ansiklopedisi)

Furiaeler: Romalılar'ın Erinyaları'dır. (Estin-Laporte)

Fuyan : Çumugun kabilesinin bölgesi yani Zbinor havzası. (Gumilev)

Fürû' : Dallar, kısımlar, ikinci derecede önemli şeyler, ayrıntılar, teferruatlar. Furû'un tekili olan fer' kelimesi "asl' kelimesinin zıddı olup "kendisinden başka bir şeye bina edilen herhangi bir şey" diye tarif edilir (es-Seyyid eş-Şerif el-Cürcânî, et-Ta'rîfât, İstanbul 1283, s.111). (İslam Ansiklopedisi)

Fütûvvet : Delikanlılık, yiğitlik anlamında Kur'anî bir terim. Fetâ çoğul fitye; genç, delikanlı, yiğit. (İslam Ansiklopedisi)

 

G

Gabba : Gecelik ayakkabı, terlik. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gabn : Alış-verişte aldatmak, eksik vermek, saklamak, gizlemek, farkına varmamak gibi anlamlara gelen bir İslâm hukuku terimi. (İslam Ansiklopedisi)

Gaçarlig : Moğollar devamlı aynı yerde oturanlara bu adı verir. Türkçe'deki karşılığı yerlik'tir. (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Gaci : Dişi köpek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gagaybaş : Kibirli, az bilgili, kendi görüşünde ısrar eden. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gah : Zerdüştler'de günde beş kez yapılan ibadetin her biri. (Ateşe Tapmayanlar)

Gakgı : Yumurta. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
             (Gakgıda tük izlev : Yumurtada tüy aramak.
              Gakgıda tük izlegen : Çok titiz.)

Gakkul : Sümer’de özel bir marul cinsi. (Kramer)

Galateia: Süt (gala) gibi beyazdır. Nereus'un kızıdır, Sicilyalı Kiklop Polypemos ona tutulur ama boşuna. (Estin-Laporte)

Galates: Galyalı bir prensesle Herakles'in oğludur. Herakles yakın zamanda Alesia'yı kurmuştur. Galates, Küçük Asya'nın Galyalılar tarafından işgal edilen bölgesi olan Galatia'ya kendi adını verir. (Estin-Laporte)

Galatia : Sakarya ile Kızılırmak arasındaki tarihi bölge.  (Galatlar’ın Anadolu’ya geldikten sonra yaşadığı yer, b.n.)

Galla : Sümer’de Ölüler Diyarı’nın acımasız küçük cinleri. (Kramer)

Galle : Arazilerden elde edilen mahsul ve gelirler. (İslam Ansiklopedisi)

Galva : Kaba ipten yapılmış kalın dantel. Genelde paspas veya yatak örtüsüne işlenir. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gambar : Zerdüştiler'de 6 büyük mevsim festivalleri. (Ateşe Tapmayanlar)

Gamgam : Sümer’de henüz tanımlanamamış bir kuş türü. (Kramer)

Gana-ugigga : Sümer’de Enannatum ile Ur-Lumma arasındaki savaşın yapıldığı yer. (Kramer)

Gandhara : İndus’un yukarı akışının batı havalisinde, bugünkü Peşaver civarında Kuzeybatı Hindistan’daki bir eyaletin adıdır. (Czegledy)

Gangra :  Çankırı.

Ganun : Sümer’de Güneş Tanrısı Utu’nun uyuduğu oda. (Kramer)

Ganzir : Sümer’de Ölüler Diyarı’nın bir diğer adı. (Kramer)

Gaokerana : Zerdüştiler'de mitolojik ağaç. (Ateşe Tapmayanlar)

Gapına : Ot yığını. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gar-rga : Türkçe karga demektir. (Gumilev)

Garothman : Cennet. (Ateşe Tapmayanlar)

Gatha : Avesta'daki Zerdüşt'ün kutsal sözlerinin olduğu bölüm. (Ateşe Tapmayanlar)

Gayb, Gayb Âlemi : Hazır bulunmayan, gizli olan. Duyu organlarıyla doğrudan ya da dolaylı olarak ulaşılamayan"bilgiyle kuşatılamayan, müşâhede alanının dışında kalan her şey. Taberî'ye göre bütün mümkünler gaybı oluşturur. (İslam Ansiklopedisi)

Gavs, Gavsu’l-Âzam : Tasavvufta kâinatın yönetiminden sorumlu olduğuna inanılan velîler örgütünün başı. Kutub ve kutbu'l-aktâb (kutublar kutbu) da denir. Manevî makamı esas alındığında daha çok kutup ya da kutbu'l-aktâb denildiği halde, özellikle kendisinden yardım istenilmesi durumunda "yardım eden" anlamında gavs ya da gavsu'l-âzam (en büyük gavs) olarak anılır. Ancak gavs ve kutub kelimeleri mücerret olarak kullanıldığında gavsu'l-âzam ve kutbu'l-aktâb anlaşılır. Gavslık makamına ibâdet ve riyâzetin çokluğu ile ulaşılmaz; doğrudan doğruya Allah'ın bağışı neticesinde elde edilir. (İslam Ansiklopedisi)

Gayomard : Mitolojideki ilk insan, ölümlü yaşam. (Ateşe Tapmayanlar)

Gayr-i Menkul : Taşınmaz mallar. Akar denilen konut, dükkan, arsa, işyeri ve benzeri, başka yere taşınması mümkün olmayan mallar. Arsa üzerindeki binalar, ağaçlar da o arsaya tabi olacaklarından, onlar da gayr-i menkul sayılırlar. (İslam Ansiklopedisi)

Gaw : Sığırlara şahsiyet veren melek, boğa ya da inek. (Ateşe Tapmayanlar)

Gaza : Kâfirler üzerine yapılan askerî sefer. Gaza kelimesi lügat itibariyle Arapça'da "gazv" kökünden türetilmiştir. Gazv, lügatta düşmanla savaşmak üzere sefere çıkmak anlamına gelir. İslâm literatüründe bu kelime özellikle kâfirlere karşı savaşmak üzere girişilen faaliyet için bir ıstılah olarak kullanılmıştır. (İslam Ansiklopedisi)

Gazi : Arapça’dır. “Kutsal savaştan zaferle dönen” anlamına gelir. (J.P.Roux)

Gazzâlî : Ebu Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Ahmed' (H. 450/505/m. 1058-1111) Tus şehrinde doğdu. Yaşadığı yüzyıl siyasî bakımdan çalkantılı, fakat ilmî ve dinî hayat bakımından İslâm dünyasının ve hatta o günkü dünyanın en parlak dönemini teşkil eder. Ayrıca Gazzâlî, yalnız döneminin değil, bütün İslâm düşüncesi tarihinin en önde gelen düşünürlerindendir. Ehl-i sünnet inancına yaptığı hizmet, kendisine Huccetü'l-İslâm lakabının verilmesine sebep oldu. Fıkıhta Şâfiî, kelâmde Eş'ariyye ekolünü benimsemiş olan Gazzâlî ömrünün sonlarını tasavvufî bir hayat içinde geçirdi. Gazzâlî; Kelâmcılar, sûfiyye, bâtinîler ve özellikle yunan kaynaklı felsefe dahil, devrinin bütün düşünce şekillerini olabildiğince tahlil ve tenkitten geçirdi (De Boer, İslam'da Felsefe tarihi, Çev, Yaşar Kutlay s. 109). Eserleri, İslâm dini ve düşüncesinin hemen her alanı ile ilgili olduğu gibi, her zihin seviyesindeki insana hitabedecek şekilde de hem yaygın hem yüksek bir özelliğe sahiptir. Başlıcaları; İhyâ'ü-Ulûmi'd Dîn: Şam'da inzivada bulunduğu sırada yazdığı, İnanç, ibadet ve tasavvufa dair konuları içine alır. El-Munkız'u-mine'd-Dalâl: Düşünce hayatını ve kendisinin geçirdiği ruhâ-manevî merhaleleri anlattığı eseridir. Bu eser değeri bakımından Augustin'in "Les C onfessions" (itirafla) ına; Descardes'in "Metod üzerine Konuşma" sına ve Rousseau'nun "itiraflar" ına benzetilir (Hilmi Ziya Ülken, İslâm Felsefesi-Kaynakları ve Tesiri, İstanbul, 1967, s. 120). Mekâsıdu'l-Felâsife: Felsefenin mahiyetini ve filozofların delillerini sergiler. Daha sonra tenkit edeceği İslâm meşşaî (Aristocu) felsefesinin güzel bir tanıtımı mahiyetindedir. Mi'yâru'l-İlm ve Mihakkü'n-Nazar: Bu iki eser, klâsik mantığın temel problemlerini sergiler ve mantığın öneminden bahseder. el-İktisad fi'l-i'tikad, İlcamu'l-Avân an ilmi'l-Kelâm, Mizânu'l-Amel, Mişkâtu'l-Envâr, Cevâhiru'l-Kur'ân, er-Risâletü'l-ledunniyye Faysalu't-Tefrika, Kimyayı Saadet, Mearicü'l-Kuds, el-Mustasfa isimli eserleri ise Kelâm, tasavvuf ve ahlâka dairdir. Gazzâlî, sözü geçen eserleriyle İslâm inanç ve düşünce hayatının günümüze kadar gelen meselelerinin hemen hepsiyle ilgilendiğini göstermektedir. (İslam Ansiklopedisi)

Geben : Kış için hazırlanan kuru otun piramit şeklinde yığılması. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Geh-sarnu : Zerdüşt dininde ölüm töreninde Gathalar'ın ezberden okunuşu. (Ateşe Tapmayanlar)

Gehân : Zerdüştiler'de ölülerin konduğu demir tabut. (Ateşe Tapmayanlar)

Geison : Kornişin Hellencesi. (E. Akurgal)

Gelev : Yaylada bulunan çayır.(Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gelu : Karluklar’ın sadece bir kısmının yanu Uygurlar’a itaat eden Doğu Karluklar’ın ismidir. (Gumilev)

Gemrek : İsim olarak kullanılır. Gem / döğen, süren, kaptan, sürücü anlamlarına gelir. (A. Erol)

Genca : Soylu Hun atı. Bugün dünyada Karaçay cinsi at olarak tanınmaktadır. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Genca tay : Soylu atın tayı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Genu :  Hititçe “diz” anlamına gelir. (Latince genu, İngilizce knee). (S. Alp)

Geometrik : M.Ö. 900-700 yılları arasındaki dönem. Bu dönemde çok süslü vazo bezemeleri görülür. Genelikle yatay bantlar, geometrik motifler (zigzag, üçgen, dama, gamalı haç...) kullanılır. Dönemin sonlarına doğru stilize edilmiş hayvan ve insan figürleri kullanılmaya başlanır. (G. Bean)

Georg 1. Terter : Otuz dördüncü Bulgar Kralı. (1280-1292) (G.Ostrogorsky)

Georg 2. Terter : Otuz sekizinci Bulgar Kralı. (1322-1323) (G.Ostrogorsky)

Georg Brankoviç : Yirmi yedinci Sırp Kralı. (1427-1456) 1429’dan itibaren despotes. (G.Ostrogorsky)

Ger : Moğolca’dır. “Konut, yurt ve bunun kurulduğu yer” anlamına gelir. (öteki biçimi ker’dir.) (J.P.Roux)

Geser-bagatır : 4 ile 5. yüzyıllar arasında Amdo’da yaşamış bir prenslik kabilesinden ayrılan çetenin lideri. Bu liderin ismiyle ilgili birçok efsane türetilmiş ve Geseriad romanı ortaya çıkmıştır. (Gumilev)

Germanikeia : Kahramanmaraş.

Geştinanna : Sümer’de Dumuzi’nin fedakâr kızkardeşi. (Kramer)

Getig : Zerdüştiler'de maddi hayat, dünya. (Ateşe Tapmayanlar)

Getig-kharid : Zerdüştiler'de kefaret töreni, Yasnalar'ın 9 bölümünün okunuşuyla yapılır. (Ateşe Tapmayanlar)

Gevuz : Hayvan hastalığı, beyaz lekelerle, tüyün dökülmesiyle belirir, uyuz. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gıbıt kobuz : Tulumdan yapılan kafkas çalgısı, bir tür akordeon. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gılca : Yaşlı inek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gılgamış : İlk Uruk hanedanlığının hükümdarlarından biri, Sümer’in önemli kahramanlarından biri olarak ün kazanmıştır. (Kramer)

Gırcın : Köy ekmeği, kalın bazlama, pide. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Giguna : Sümer’in en önemli tapınaklarında kurulan koruluk benzeri kutsal alan. Ayrıca İnanna’nın Zabalam’da bulunan tapınağının adıdır. (Kramer)

Gipar : Sümer’de tapınağın içinde En’in ikametinin bulunduğu bölüm. (Kramer)

Gir : Sümer’de olasılıkla ulak; ölümüne adsız bir genç kız tarafından yas tutulmuştur. (Kramer)

Giray : İsim olarak kullanılır. Moğolca lâyık ve uygun demektir. Türkçe dev(ker)’in küçültme şekli olan ker-ey’den gelmektedir. Bunun çeşitli şekilleri olan Kerey, Kirey, Kiray ve Giray kabile ve boy adlarına Türkmen, Başkırt, Buret ve Moğollar’da (-t çocukluk eki ile kereit) biçiminde rastlanmaktadır. (A. Erol)

Giriban : Zerdüştiler'de kutsal gömlekteki küçük cep. (Ateşe Tapmayanlar)

Girsu : Sümer’de Lagaş kent-devletinin bölgelerinden biri. (Kramer)

Gişban; gişban-sikin : Sümer’de bir tür giysi. (Kramer)

Git derigen : Kibirli sesleniş (küfür niteliğinde). (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Glaukos: Troya kahramanı olup kendi ailesi ile Yunan Diomedes'in ailesi arasındaki konukluk ilişkilerini savaş alanında öğrenir. Çarpışmaya girişmeden önce silahlarını birbirleriyle değişirler. (Estin-Laporte)

Glikolipit: Şeker ve yağdan oluşan bir molekül. Glikolipiitler, plazma zarının önemli bileşenlerinden biridir. (www.biltek.tubitak.gov.tr)

Gnostizm: Eski Mısır ezoterizmini, eski Yunan ezoterizmini (Platon, Pisagor), İbrani tradisyonlarını, Zerdüştçülüğü, bazı Doğu geleneklerini ve dinlerini, Hıristiyanlığı eklektik bir tutumla sentezleyen, birçok tarikatın benimsediği mistik felsefeye verilen genel addır. Terim, eski Yunanca’daki “sezgi veya tefekkür yoluyla edinilebilen bilgi” anlamındaki “gnosis” sözcüğünden türetilmiştir. (Gnosis üç bilgi türünden biridir. Diğerleri, öğrenimle öğrenilebilir bilgi “mathesis” ve ancak ıstırap çekerek öğrenilebilen bilgi “pathesis”tir.) Eski Yunan ezoterizmine göre nasıl ıstırap yoluyla ulaşılabilecek bilgiye öğrenim ve sezgi yoluyla ulaşılamazsa, sezgi yoluyla öğrenilebilecek bilgiye (gnosis) de ne ıstırap yoluyla ne öğrenim yoluyla ulaşılabilir. Bu yüzden kimileri gnostisizmi "'sezgi' yoluyla alınan 'bilgiyle kurtuluş öğretisi'" olarak tanımlar. Gnostisizm’in ocağı, bu felsefenin oluşumunda muhtemelen büyük rol oynamış değerli el yazmalarının bulunduğu, antik çağın en büyük kütüphanesine sahip olan İskenderiye kentidir. Buradaki okullarda İ.S.1 ve 2.yüzyıllarda okutulan gnostisizmi Kilise hep sapkın bir yol olarak görmüş ve göstermiştir. Gnostisizm ise Hıristiyan dogmatizmine akılcılık yaklaşımını benimseyerek karşı koymuştur. Örneğin Gnostikler İsa Peygamber’in Tanrı’nın oğlu olmadığını savunmuşlardır. Ayrıca İsa Peygamber’in çarmıha çakılmadığını ileri sürmüşlerdir. Gnostiklere ait el yazmaların kilise tarafından yönlendirilen yıkımlarla (İskenderiye kütüphanesinin yıkımı vs.) yok edilmesinden dolayı Gnostikler hakkında 20.yy.’a dek pek fazla bilgi edinilememişse de, 1902 ile 1948 yılları arasında gnostiklere ait çok sayıda el yazması keşfedilmiş ve bunlar sayesinde gnostisizmin ilkeleri daha iyi anlaşılmış bulunmaktadır.

İlkeleri: 1- Hakikatlere ulaşabilmede dinler yetersizdir. 2- Hakiki bilgiler, yani hakikate ait ya da hakikate yakın bilgiler ancak ruhsal ve psişik gelişim yoluyla edinilebilir. 3- Ruh ölümsüzdür.

İlkeleri: 1- Hakikatlere ulaşabilmede dinler yetersizdir. 2- Hakiki bilgiler, yani hakikate ait ya da hakikate yakın bilgiler ancak ruhsal ve psişik gelişim yoluyla edinilebilir. 3- Ruh ölümsüzdür. Ruh dünya yaşamında bir tür hapishane yaşamı geçirmektedir. 4- Gerçek olan, fiziksel dünya yaşamı değil, ruhsal yaşamdır. 5- Dünya düalite ilkesinin geçerli olduğu bir gelişim ortamıdır. 6- Ruhsal gelişim yolunda en önemli bilgi kaynaklarından Gnostisizm’in öncü öğretmenleri arasında 1. ve 2. yüzyıllarda yaşamış Valentin, Simon, Basilide, Carpocrade, Saturnin ve Marcion sayılabilir. Gnostisizm'deki temel kavramlardan biri Demiurgos'tur. Gnostik kaynakların çoğu, gizli bilgi "Gnosis" keşfedilinceye ve aydınlanıncaya kadar, dünyada yeniden doğulacağını belirtmiştir, Gnostik bilgelerin hemen hemen hepsi, reenkarnasyonu kabul eder. 1945 yılından önce Gnostisizm hakkında bilinenler, hacimli bir Gnostik metni olan Pistis Sophia ve ilk yüzyılda kilise babalarının Gnostisizme karşı söylediklerinden ibaretti, 1945 yılında Nag hammadi mağarasında pek çok antik Gnostik metni bulundu ve Gnostisizme bakış açısı önemli oranda değişti, Elaine Pagels gibi bazı bilim adamları ve Peter Gandy gibi gizem tarihi araştırmacıları, literalist Roma kilisesi kristolojisinin Gnostisizm'den türediğini söylemiştir.En önemli Gnostik metinleri; Tomas İncili, Yuhanna'nın Gizli Kitabı, Filip İncili ve Pistis Sofya'dır. (wikipedia.org)

Goliya : Hayvan dışkısı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gomez : Zerdüştiler'de inek sidiği. (Ateşe Tapmayanlar)

Gordias: Efsanevi Frigya kıralı. Kendisinden geriye arabasının pek karmaşık bir düğümle tutturulmuş olan oku kalır. Bu düğümü çözebilecek kimseye Asya İmparatorluğu vaat edilmiş olduğundan İskender ipi keser. Gordion düğümünü kesmek, bir güçlüğü kuvvet kullanarak yenmek anlamına gelir. (Estin-Laporte)

Goşorun : Zerdüştiler'de inek ruhu, Zerdüşt dini takviminde ayın 14. günü. (Ateşe Tapmayanlar)

Goward : Bkz. Wad.

Göceb : Pehlivan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Göçerevli : Bkz. göçküncü.

Göçermen : ...ebediyen yurdunu bırakarak başka bir yere göçen kimselere, Orta Asya ağızlarında bu ad verilirdi. (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Göçkün : Bkz. göçküncü.

Göçküncü : ... evi olan fakat mevsime göre yer değiştiren... (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Gök : İsim olarak kullanılır. Güzel ve semavî anlamına gelir. (A. Erol)

Gökçek : İsim olarak kullanılır. Güzel anlamına gelir. (A. Erol)

Gökçen : İsim olarak kullanılır. Güzel anlamına gelir. (A. Erol)

Göktürkler : Orta Asya’nın eski efendileri olan Juan-juanlar’ın (Avarlar’ın) hakimiyetine M.S.555’de nihai olarak son veren büyük Orta Asya boy ittifakıdır. Eftalitler’in mağlup edilmesinin ardından (M.S.557 sıralarında) Göktürkler kısa zaman zarfında hakimiyetlerini Gobi Çölü civarı ve Çin’in sınır boylarına, ayrıca Amu Derya arasındaki bütün Orta Asya’ya ve Batı Türkistan’a yaymışlardır. 567’de batıya doğru genişleyerek Volga’yı da geçmişler ve Ogurlar’dan başka Hazar Denizi’nin batı kıyılarında yaşayan Savirler’den oluşan Hazar boy ittifakını teşkilatlandırmışlardır. O zamana değin bir kağan (doğu boyları) ve bir yabgu-kağan (batı boyları) idaresi altında, doğu (kuzey) ve batı boy gruplarından müteşekkil bulunan Göktürk İmparatorluğu, 581’de doğu ve batı olarak iki kısma ayrılmıştır. Doğu Göktürkleri Gobi Çölü civarındaki sahalarda, Batı Göktürkleri de İli Nehri vadisi ve Kafkasya arasında egemen olmuşlardır. Batı Göktürk toprakları Hazar ülkesini, Batı Türkistan’ı ve Afganistan’ı da içine alıyordu. Çinliler M.S.630’da hakimiyetlerini Doğu Göktürk boylarına bundan yirmi yıl sonra da Batı Göktürk boylarına da yaymışlardır. 680’i izleyen yıllar boyunca ise hem doğu hem de Batı Göktürk boyları bağımsızlıklarını yeniden kazanmışlardır. Doğu Göktürkleri M.S.744’e kadar yani Uygur İmparatorluğu’nun kuruluşuna kadar Orta Asya üzerindeki hakimiyeti ellerinde tutmuşlardır. M.S.766’da Uygurlar’la müttefik halindeki Karluklar Batı Göktürk hakimiyetine son vermişlerdir. (Czegledy)

Gölek : (Türkmenler)Üzerinde su durması mümkün olmayan yer ve küçük göllere bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)

Göz : (Türkmenler) Kaynakların birleşip pınar, pınarların birleşip göz adını aldığını söyler. (A.Rıza.Yalman)

Gözen : Ambar, depo. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gudea : Sümer’de Eninnu’yu yeniden inşa eden Lagaş’ın dindar Ensisi. (Kramer)

Gudu : Hırsız. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Guedinna : Sümer’de Ummalılar’ın ele geçirmeye çalıştığı, Lagaş’ın kuzey sınırındaki bölge. (Kramer)

Gui : Çince’de “kaplumbağa” anlamına gelir. Kaplumbağa Çinliler için her zaman gizemli ve çok simgesel bir hayvan olmuştur. “Kaplumbağa gökyüzü ve yeryüzünün sırlarını saklar” deyimi Çin’de halen kullanılmaktadır. (W. Eberhard)

Gug : Sümer’de tanımlanamamış bir hayvan. (Kramer)

Gugalanna : Sümer’de Göğün Koca Boğası, Ereşkigal’in kocası. (Kramer)

Gulam : Farsça’dır. “Orduda hizmet eden köle” anlamına gelir. Arapça’da “Memlük” sözcüğünün karşılığıdır. (J.P.Roux)

Gulül : Savaş ganimeti ve bunlara benzer şeylerde hıyanet etmek; esir veya tutukluya kelepçe ve bukağı vurmak; doğruyu görmemek; suyun ağaçların arasından akması. Gull isminin çoğulu olarak; kelepçe, bukağı, hararet, şiddetli susuzluk demektir. Gulül, bir İslâm hukuku terimi olarak; savaş ganimetlerinden çalmak, aşırmak ve taksimden önce ganimet mallarından bir şey almak anlamına gelir. (İslam Ansiklopedisi)

Gum : Buğday, arpa, mısır gibi kuru yiyeceklerin korunduğu yer. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gur : Sümer’de 144 sila’ya eşit bir hacim ölçüsü birimi. (Kramer)

Gurt tavuk : Kuluçka tavuğu. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Guru :  Hintçe’dir. Hindu’nun ruhani lideri anlamına gelir. (Roux-O.Asya)

Gurgan : Hirkania’nın yeni Farsça adıdır. (Czegledy)

Guru : Hintçe’dir. Hindunun ruhani lideridir. (J.P.Roux)

Gurzuviti : Guzuf.

Gutiler : M.Ö. ikinci bin yılın sonuna doğru Sümer’e egemen olmuş doğulu bir dağ halkı. (Kramer)

Gutnis deda (Sapanın anası) : Gürcüce. "Bu deyimin anlamı gösteriyor ki, o dönemde toprak sürme, ekme işi kadın işlerinden biriydi. Sonraki çağlarda hayvancılık ve askeri hizmetlerin zorunlu hale gelmesi erkeğin önemini artırdı. Böylece ‘Diyasahlisi’ deyimi ve geleneği yerini ‘Mamasahlisi’ (Ataerkil, Pederşahi) sistemine bıraktı." (Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, (İvane Cavahişvili)

Gübe : (Türkmenler) Ufak tefek tümseklere bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)

Gül :  Çiçek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Güney veya güneri : (Türkmenler) güney yönüne, Güneş'in karşısına bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)

Gür : Kuş ötüşü (atasözünde kırlangıç sesi.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Gürkan : İsim olarak kullanılır. Moğolca Küregen’den bozma olup Moğollar’da imparatorun güveylerine verilen ünvandır ve Güvey demektir. (A. Erol)

Gymnasion : Her türlü beden hareketlerinin yapıldığı büyük spor okulu ve eğitim alanı. (E. Akurgal)