Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Hızlı erişim için tıklayabilirsiniz

Can.....Ce.....Ch...........Ci.....Co....Cu....

Ç....Çe....Çı....Çi....Çm....Çö....Çu....Çü....

Da......De....Dh....Di....Do....Dr....Du.....

 

C

Caesareum : Roma imparatorlarına tapınmak için yapılan bina, imparatorluk kültü. (G. Bean)

Cabışmak : 1. Yapışkan, 2. Bıktırıcı kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cabuv : 1. Örtmek, 2. Örtü. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cachemire: Keşmir. Bkz. Kia-che-mi-lo ve Kou-che-mi. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Caghancaitouk: Ermeni şehri. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Ca’feriyye : Hz. Ali'nin torunlarından Câ'fer-i Sâdık (ö. 148/765)'ın etrafında toplanan ve onun ictihadlarına göre amel eden müslümanların bağlı oldukları siyasi ve fıkhî mezhep. İmâm Câ'fer, bütün Sünnîlerce, özellikle tasavvuf ehlince büyük bir velî olarak kabul edilir. (İslam Ansiklopedisi)

Ca’fer-i Sâdık (83-148/700-769) : İmamiyye mezhebinin kabul ettiği oniki imamın altıncısı. Künyesi Câ'fer es-Sâdık Muhammed Bâkır b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib'tir. Babası, Muhammed Bâkır'ın yerine imamete geçmiştir. Oniki imamın altıncısıdır. Hz. Hüseyin'in şehit edilmesinden sonra Peygamber çocukları siyasetle uğraşmamışlar; kendilerini ilme vermişlerdir. Bu evde yetişen Câ'fer de kendini ilme verdi; fıkıh, hadis, ve öteki şer'î ilimler yanında kimya ve diğer ilimleri de tahsil etti. Talebesi Tarsuslu İbn Hayyan'ın, Câfer'in beşyüz risalesini toplayarak bin yaprak tutan bir kitap yazdığı rivayet edilir. (İbn Hallikân, Vefeyâtü'l-A yân, Mısır 1948, I, 291). (İslam Ansiklopedisi)

Cağalaşuv : Birbirinin yakasına yapışmak. Tekme tokat kavgalaşmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cağalav : Yakalamak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cağıluv :  Yanmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cahanim :  Cehennem (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cak : Arka, destek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cakçı : Koruyucu. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cala: Gürcistan’da bir kale. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Calan :  Yalan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Calair : Bir Moğol boyunun adı. (Roux)

Calayır : İsim olarak kullanılır. Calay: Bilgin anlamına gelir. Kazaklar’ın “Ulu Cüz/yüz” birliğini meydana getiren boylardan biridir. (A. Erol)

Calbaruv :  Yalvarmak. (Örn. Calbarğan : Yalvaran.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Calınçak :  Dalkavukluk yapan, birisinin efendiliğine baş eğmiş insan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cali: Ev. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Calka :  Yele, omuz. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Calkav : Çalışmayı bilmeyen, çalışmak istemeyen, sorumsuz, hafif kişilikli insan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Callı :  Kurt. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Câlût : Hz. Dâvud (a.s.) zamanında yaşamış, "Amâlika" kralının adı. "Amâlika" kavmi Akdeniz'in sahilinde, Mısır ile Filistin arasında yaşayan bir milletti. Amâlika kavminin kralı Câlut, Hz. Musa'nın vefatından sonraki bir dönemde İsrâiloğullarına saldırmış, onları yenerek, birçok esir ve kıymetli eşyalarını almış, ülkesine götürmüştü. Esirler içinde İsrâil krallarının bir çok prensi de bulunuyordu. Câlut sadece bunlarla kalmamış, geride kalan İsrailoğulları'na da ağır vergiler koymuştu. HattaTevrât'larını bile almıştı. Bu sırada İsrailoğulları'nın bir peygamberi de yoktu. Bunlar Allah'a yalvararak bir peygamber göndermesini istemişler, Allah Teâlâ da onlara bir peygamber göndermişti. (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini, İstanbul 1979, II, 828). (İslam Ansiklopedisi)

Camağat : Cemaat, topluluk. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cambaş : Tuhaf insan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Camati: Kavadh Schirae. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Camcase: Kafkas Dağları. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Campak :  Çarpık yüzlü kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Camena(lar): Romalılar'ın Nympheleri olup Müzler'le bir tutulmuşlardır. (Estin-Laporte)

Campania : Bugünkü Garigliano, Policastro, Apenninler ve Tiren Denizi ile sınırlı bir Roma eyaleti.

Can : Farsça’dır. İsim olarak kullanılır. İnsanın ve hayvanın yaşamasını sağlayan ve cisimle birlikte şahsiyeti de meydana getiren varlık anlamını taşır. (A. Erol)

Can : Can. (Örn: can avutuvçu: Yardımsever kişi, can avutucu,
                           can talah: Candan arkadaş,
                           can karmav: intihar etmek,
                           canı canuv: Bunalım geçirmek, canı yanmak,
                           canın kabuv: Öldürmek, yiyip bitirmek,
                           canını cayuv: Kişiliğini hiçe indirmek.)
(Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Canan: (Farsça). Sevgili, gönül verilen, aşık olunan. (tdk.gov.tr)

Canaşuv : Yanaşmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Canbay: Körfez. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Candaş : Yandaş. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Candet : Cennet. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Candoh : Gelgit akıllı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cankılıç : Gökkuşağı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cankır : Kırıcı kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cankoz : Kardelen çiçeği. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Canlaşuv : Can ciğer dost olmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cantav amanat : Barış anlaşmasına uyulmasını sağlamak için rehin verilen kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cantok : İyi yürekli, saf, temiz kalpli insan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cantor: Çin’de şehir (Koutou). (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Canturun : Eski dil. Ölüm kalım savaşı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Canuv : Ağır iş yapanların iş aletini eline almadan önce yaptığı el hareketi. Elleri sulandırma. (Genelde köy işleri sırasında gözlenir.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Capı : Yapı, dış görünüm. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Câriye : Müslümanların giriştikleri cihat sırasında esir edilen veyahut para ile satın alınan kadın ve kızlar. Başkasının mülkü olan köle kadın. "Câriye" sözcüğü denizin üzerinde akıp giden gemiye denir. Câriyeler de efendilerinin emir ve hizmetleri çerçevesinde hareket etmeleri sebebiyle bu ismi almışlardır (Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku İslâmiyye ve Istılâhâtı Fıkhıyye Kamusu, III, 344). (İslam Ansiklopedisi)

Carmalık : Pazar meydanı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Carsuv : Üzüntü, sıkıntı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Casak : Vergi. (Örn: casak kelin: Çinliler'in Hunlar'a vergi ile birlikte bir Çin prensesini de gelin olarak verdikleri dönemden kalmıştır.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Casama : Kumaş, metal veya ağaç üzerine işlenen süsleme. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Casamma : Şık giyinmiş kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Casarık : Değerli metal ve taşlardan yapılmış süsler. Göğüslük, kemer, küpe, yüzük, bileklik, uvluk, kübürçek vb.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Casav : Süs. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cartularius : Kamuyu ilgilendiren anlaşma, sözleşme vb. gibi belgeleri koruyan kilise görevlisi. Sonra, Papalık sarayında ve Bizans’ta yüksek bir memurluk oldu.

Casus: Vulcanus'un oğlu, korkunç dev. Herkül tarafından öldürülmüştür. (Estin-Laporte)

Caş : Yaş, genç, oğlan.  (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Caspienne: Hazar Denizi. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Caşan : Zerdüştîler'de sık sık icra edilen dini tören. (Ateşe Tapmayanlar)

Caşav : Yaşam. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Caşıl : Yeşil. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Caşıruv : Gizlemek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Caşilsıman : Yeşilimsi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Catağan : Rahatına fazla özen gösteren, tembel kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Catak : "Kırgızlar hem kışlık ve hem de yazlık daimi mesken için catak sözünü kullanıyordu. Bu, yatak demektir. Catakka kalmak sözü ise 'yaylaya göçmeksizin kışlakta oturmak' manasına geliyordu. Bu da bugünkü Türkçemiz'deki yatakta kalmak sözünün karşılığıdır. Bununla beraber 'şehirde oturmak' için yaygın anlayışla catmak, yani yatmak fiilinin kullanıldığını da hatırlatmak isteriz." (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Cataka : Sanskritçe’dir. Önceki hayatlarında Buda’nın erdemlerini ve yaptığı iyilikleri anlatan yazılara bu ad verilir. (Roux-O.Asya)

Catma : Üztü çatıyla örtülmüş, kenarları açık yapı, çardak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cavea : Antik tiyatrolarda seyircilerin oturduğu kademeli bölüm. (G. Bean)

Cav : Yağ, düşman. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cavçaçar : Düşmanı dağıtacak güce sahip silah veya asker.

Cavum : Kar, yağmur ve dolu yağmasının ortak ismi, yağış. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cavur : Ağır çalışma sonucu atın, eşeğin, öküzün sırtında oluşan yara, yağır. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Caya : Büyük yay, arbalet. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Caydak : Eyersiz at. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cayıluv : Yayılmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cazlık :  Yazın dinlenilen yer veya hayvan sürüsünün yaz boyunca bulunduğu otlak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cebe : İsim olarak kullanılır. Moğolca’dır. Zırh, pusat, silah anlamlarına gelir. (A. Erol)

Cebel-i Nûr : Mekke'de bir dağ. Nûr dağı anlamına gelmektedir. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in evine bir kilometre uzaklıktadır. Hz. Muhammed (s.a.s.)'e ilk vahiy Nûr dağının tepesinde bulunan Hira mağarasında gelmiştir. Nûr dağı, kendisini çevreleyen dağlar arasında uzaktan fark edilmekte olup, özel bir yapı arz eder. Bu tepeye niçin Nûr dağı denildiği bilinmiyor. Mekke'den Mina'ya giden yolun yakınındadır. Hacılar Mina'da birkaç gün geçirirler. O dönemde tatbik edilen bir adete göre, yolunu kaybedenlere yardım için bu dağın tepesinde ateş yakılmış olması ve bu nedenle Nûr dağı denilmiş olması mümkündür. Nitekim o dönemde Müzdelife'de bir tepe üzerinde ateş yakıldığı bilinmektedir. Başka tepelerde ve bu arada Cebel-i Nûr üzerinde de ateş yakılmış olması mümkündür. (M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 64-65). (İslam Ansiklopedisi)

Cebel-i Tûr : Kur'an-ı Kerîm'de adı geçen ve Mısır civarında bulunan bir dağ. Bazı müfessirlere göre Tûr, Süryânîce dağ demektir. Fakat âlimlerin birçoğuna göre ise Tûr, Arapça bir kelimedir, muarraba (sonradan Arapçaya girmiş yabancı kelime) değildir. (Şihâbüddin el-Hafâci, İnâyetü'l-Kâdî ve Kifâyetu'r-Râdî, Kahire 1283/VIII, 101). Kur'an-ı Kerîm'in muhtelif ayetlerinde geçen Tûr, mutlak manada dağ olmayıp, Hz. Musa'nın Allah'ı Teâlâ ile konuşmaya mazhar olduğu dağdır. Bu dağ Mısır ile Medyen arasında yer alır. Tûr açık bir şekilde Kur'an-ı Kerîm'in on ayetinde geçer. (İslam Ansiklopedisi)

Cebrâil (a.s.) : Dört büyük melekten biri. Buna Cibril de denir. Bu tabirle Kur'an-ı Kerîm'de üç yerde geçmektedir. (el-Bakara, 2/97-98; et-Tahrim, 64/4). Cibril, "cibr" ve "il" kelimelerinden meydana gelmiş İbrânice bir kelimedir. Cibr kul, il ise Allah anlamına olup ikisi beraber Allah'ın kulu demektir (M.H. Yazır, Hak Dini Kur' an Dili, l, 431), Cebrâil, Kur'an-ı Kerîm'de "Ruh", "Ruhu'l-Kudüs" ve "Ruhu'l-Emin" isimleriyle de anılmaktadır. Cebrâil (a.s.)'in görevi Allah ile peygamberleri arasında elçiliktir. Allah'tan aldığı emir ve hükümleri peygamberlere bildirir. Bütün kitap ve vahiyler Cebrâil vasıtasıyla indirilmiştir. Kur'an-ı Kerîm de Hz. Muhammed (s.a.s.)'e onun vasıtasıyla indirilmiştir. Kur'an-ı Kerîm'de bu hususta şöyle buyurulur: "(Ey Muhammed!) Uyaranlardan olman için Kur'an'ı senin kalbine apaçık Arapça diliyle Ruhu'l-Eınin (Cebrâil) indirmiştir." (eş-Şuâra, 26/192-195). (İslam Ansiklopedisi)

Cebriyye : Hicrî birinci asırda ortaya çıkmış sapık bir fırka. Kader ve irade konusunda Kaderiyye fırkasının tam aksine görüşler ileri sürmüştür. İslâm âleminde kader konusunu tartışma gündemine getiren ilk şahsın Ma'bed b. Hâlid el-Cühenî (öl. 85/704) olduğu nakledilir. Onu Geylân ed-Dımaşkî takip etmiş ve kaderle ilgili görüşlerini daha da geliştirmiştir. Ma'bed, Allah tarafından önceden tayin edilmiş bir kaderin bulunmadığını, insanın fiil ve tavırlarında tamamen serbest olduğunu savunmuştur. (İslam Ansiklopedisi)

Cece'er (undur) : Keluren Nehri boyunda bir dağ. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Ced : Dede, büyük baba, ana ve babanın babalarıyla onların yukarıya doğru uzanan babaları. Çoğulu "ecdâd" anlamına gelir. (İslam Ansiklopedisi)

Cedde : Nine, büyük anne. Ana ve babaların anaları ve bunların da anaları. (İslam Ansiklopedisi)

Cedid : Arapça. Yeni anlamına gelir. Belli bir modern harekete Cedidizm’e bağlı olan demektir. (1900’lerden beri Müslüman Rusya’da etkindir.) (J.P.Roux)

Cehennem : Derin kuyu, ahirette kâfir ve günahkâr kimselerin azap Cekecekleri ceza yeri. Kur'an-ı Kerîm'de inanan ve güzel amel işleyen kimselere Cennet* vadedildiği gibi (el-Kehf 18/107); kâfir ve günahkâr kimselere de Cehennem vâdedilmiştir. Kâfir, münâfık ve müşrikler Cehennem'de ebedî kalırlar, orada ölmezler ve azabları hafifletilmez. Tövbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah'ın kendilerini affetmediği mü'minler ise Cehennem'de ebedî kalmazlar. Kendilerine günahları kadar azap edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet'e girerler ve orada ebedî kalırlar. (Alâuddin Âbidîn, el-Hediyetü'l-Alâiyye, 468). Allah Cehennem'i diğer yaratıklardan önce yaratmıştır ve şu anda mevcuttur, yok olmayacaktır. Nitekim şu ayet bu durumu gayet açık ifade eder:
"Artık o ateşten sakının ki, onun tutuşturucu odun (kâfir) insanlarla taşlardır. O (ateş) kâfirler için hazırlanmıştır. " (el-Bakara, 2/24) "Kâfirler için hazırlanan ateşten korkun. " (Âli İmrân, 3/131). (İslam Ansiklopedisi)

Cehmiyye : Cebriyye mezhebinin önde gelen kollarından biri. Cehmiyye fırkası, ismini kurucusu Cehm b. Safvân (ö. 128/745)'dan almaktadır. Cehmi'den, mezhebler tarihi kaynaklarında çeşitli vesilelerle oldukça fazla söz edilmektedir. Cehm b. Safvan'ın hayat seyri ve şahsî görüşlerinin fırka üzerinde büyük etkisi vardır. Cehm b. Safvan, Halku'l-Kur'an (Kur'an'ın yaratılması) meselesinde, Kur'an-ı Kerîm'in yaratılmış olduğunu ilk defa ortaya atan ve Allah'ın sıfatlarını nefyeden Ca'd b. Dirhem'in talebelerindendir. Ca'd b. Dirhem, Hz. İbrahim'in "Allah'ın dostu" olduğunu ve "Allah'ın Hz. Musa'ya hitabı"nı inkâr ettiği için Basra Valisi Hâlid b. Abdullah el-Kasrî tarafından 124/741 yılında bir nevî kurban edilerek öldürülmüştür. (İbnu'n-Nedîm, el-Fihrisî, Leibzig 1870, s. 337; ez-Zehebî, Tezkiretü'l-Huffâz, Haydarâbad I955, Il, 621). (İslam Ansiklopedisi)

Cella : Tapınaklarda kült heykelinin bulunduğu ana salon. (G. Bean)

Celme : Uriyang-hatlar'dan Cengiz Han'ın hizmetçisi ve yoldaşı, binbaşı, "dört köpek"ten biri. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Celvetiyye : Bayramiyye tarikatının bir şûbesi. Ünlü mutasavvıf Azîz Mahmud Hüdai'ye nispet edilen bir tarikat. Arapça'da yerini, yurdunu, terk etmek mânâsına gelen celvet kelimesi, tasavvuf ıstılahı olarak, kulun, Allah sıfatları ile halvetten çıkışı ve Allah'ın varlığında fanî oluşu anlamını taşır. Celvetiyye, celvete mensup olanlara verilen isimdir. Celvet, halvetten çıkmaktır. Bu da itibarî olan her şeyi çıkarmak, hakikat libâsını giymek demektir. Halvet ile celvet arasında anlam ve imlâ açısından alt ve üstteki noktadan başka bir fark yoktur. Celvet ve halvet kelimeleri, başlangıçta bir makam ve meşreb ifade ederken daha sonraları iki ayrı tarikatın adı olmuştur. Celvetiyye tarikatının ilk kurucusu olarak değişik isimler ileri sürülür. Bu değişik rivayetleri te'lif eden Bursalı İsmâil Hakkı der ki:
"Celvetiyye tarikatı İbrahim Zâhid Gilânî (ö. 700/1300) devrinde hilâl; Üftâde (ö. 988/1580) zamanında yarım ay; Hüdai (ö. 1038/1628) asrında ise dolunay durumundadır." Aziz Mahmud Hüdâî, 948/1552-1038/1628 tarihleri arasında yaşamış bir Türk mutasavvıfıdır. İyi bir medrese tahsili gördükten sonra sûfiyye mesleğine sülûk ederek Bursalı M. Muhyiddin Üftâde'ye mürid olmuş ve kısa zamanda onun yanında hilâfet alarak irşâda mezun olmuştu. Şeyhinin vefatından sonra İstanbul'a gelerek irşâda başlayan Hüdâyî, ilmi ve mânevî nüfûzu sayesinde halkın her kesiminden binlerce insanın sempatisini kazanmış, özellikle devlet adamları ve sultanların hürmetine mazhar olmuştu. Onun eserleri Celvetiyye tarikatının teşekkülünü ve sistemleşmesini sağlamıştır. Hüdâyî'nin "Vakıât", "Tarîkatnâme," "et-Tarîkatü'l-Muhammediyye" ve "Câmiu'l-Fazâil" gibi eserleri, tarikatın temel kaynakları arasında sayılabilir.
Aziz Mahmud Hüdâî, "Şakâyık zeyli"ne göre, Seferhisarlı'dır. Gülşen Efendi, "Külliyât-ı Hüdâî" de Sivrihisarlı olduğunu kaydediyor. Başkaları da onun Konya Koçhisar'ından olduğunu söylemektedirler. İstanbul' da okuyan, Edirne'de Sultan Selim medresesinde muitlik, Şam ve Mısır' da nâiplik eden, Mısır'da Kerimü'ddin Halvetî adlı birisine intisap edip Halvetî olan Mahmud Hüdâî, nihâyet Bursa'da Ferhâdiye medresesine müderris ve Cami-i Atik mahkemesine nâip oluyor. Bu sırada, bir gece, rüyasında, cennetlik olduklarını zannettiği birçok kimseyi Cehennem'de, Cehennem'lik zannettiklerini Cennet'te görüyor. Bunun üzerine ertesi sabah derhal Uftâde'ye gidip teslim oluyor. Mahmud Hüdâî zamanında büyük bir hürmete mazhar olmuştur. "Silsilenâme-i Celvetiyyân", şeyhin bu teveccühe uğrayışına Sultan 1. Ahmed'in bir rüyasını kerâmetle tâbir etmesini, sebep olarak gösteriyor. Peçevî, Rumeli Kazaskeri Sunullah'ın tesiri ile vezir Ferhat Paşa tarafından Fatih Camii'ne vaiz tayin edildiğini kaydetmekte ve şöhretinin bu suretle başladığına işaret etmektedir (İbrahim Peçevî, Tarih, II, 36).
Mahmud Hüdaî üç kere hac etmiştir. Mihrimah Sultan'ın kızı Ayşe Sultan ile evli olduğu rivayet edilmektedir. Şeyhin tatlı dilli ve güzel söz söyleyen, sakallı ve orta boylu olduğu kaydedilir. Mahmud Hüdâî, vahdet-i vücüdu, şerîat hudutlarını taşmamak üzere kabul eden ve her hususta zahitlik yolunu tutan tam sünnî bir şeyhtir. Hatta o, tasavvufta taşkınlık gösteren, yahut biraı serbest fikri olan sofilere bile karşıdır. Celvetiye'de sülûk, esmâ iledir. Esmâ-i seb'a yani Allah'ın yedi adı "usûl-i esma" adını alır. Celvetîlikte bunlardan başka beş ad daha kabul edilmiştir ki bunlara da "furû-i esmâ" denilir. Celvetiyye Tarikatı, Bayramiyye'nin; Bayramiyye de Safeviyye ve Halvetiyye'nin bir kolu sayılmaktadır. Celvetiyye, Hz. Ali kanalıyla gelen bir tarikat olması itibarıyla cehrî zikri esas olan, nefs tezkiyesine önem veren bir tarikattır. Harîrîzâde M. Kemâleddin, Tibyânu vesâili'l-hakâik adlı eserinde Celvetiyye'nin esaslarının tezkiye, tasfiye ve tecliye olduğunu belirtir.
"Tezkiye" dünya sevgisini terkederek nefsi mâsivânın şerrinden korumak; "tasfiye", kalbi her türlü kirden temizleyerek ilâhî iradenin aksedeceği bir hâle getirmektir. "Tecliye" ise, zât-ı İlâhî'nin yine kendisi için zuhûru demektir. Sâlikin, bu âlemi, Hakk'ın zuhûr mahalli olarak görmesidir.
Her çeşit ibadet ve zikirden gaye, insanı gerçek kulluğa erdirmek, kalp tasfiyesi ve nefs tezkiyesiyle kemâle ulaştırmaktır. Celvetiyye tarikatının temel esasları, yine Celvetîler'in kabul ettiği usûle göre, "zikir" ile "manevî ve sürî mücâhede" sûretiyle gerçekleşebilir. Kısaca "kelime-i tevhîd" zikri denilen tevhid zikri, bu tarikatın farklı bir özelliği olarak kabûl edilebilir. Celvetiyye'de sülûkün dört mertebesi vardır: Tabiat, nefs, rûh ve sırr. Tabiat mertebesinde sâlik tabiatın gereği olan yeme, içme ve cinsî münâsebetten mücâhede yoluyla uzaklaşmaya çalışır. Zaruret ölçüsünde yer, içer ve belli bir süre evlenmez. Nefs mertebesinde nefsten kaynaklanan kötü huy ve sıfatlarını mücâhede yoluyla terketmeye çalışır. Nefsin kötü fiilleri iki türlüdür. Bir grubu kendi irâdesi ile işlediği günahlar; diğerleri iyice yerleşmiş kötü huy ve alışkanlıklardır. Bunların her iki grubun da ancak riyâzat ve mücâhede ile ıslah edilebilir. Nefs, belli şekillerde ıslah edilip kontrol altına alınınca rûh ve sırr mertebelerine yol açılmış olur. Ruh mertebesinde sâlik, nefsin kötü huylarının tasallutundan kurtulup rûhu ile irtibata geçmiş sayılır. Ruhun bozuk tarafı, marifet-i ilâhiyyeden mahrûmiyyettir. Bu yüzden rûhun terbiyesi ancak marifet-i ilâhiyye ile olur. Rûh mertebesinde ilm-i ledün sırları zâhir olmaya başladığında sâlike "keşf" vâki olmaya başlar. Tabiat ve nefs mertebelerinde keşf yoktur. Sâlik rûh mertebesinde mârifet ve ilâhî aşkı elde ettikten sonra, sırr mertebesine yükselir. Bu mertebenin gereği mâsivâdan ilgiyi kesmek, Hakk'tan başkasına gönül vermemektir. Bu makam, mahv fena ve tecellî nürlarının zuhûr ettiği vuslat makamıdır. Bu dört makamın her biri, ayrı ayrı renklerle temsil edilmiştir: Tabiatta renk "toprak" alâmeti olarak siyahtır. Nefs kan rengindedir ve bu "hevâ" alâmeti sayılır. Rûhta renk sarıdır ve "ateş"in sembolüdür. Sırr renksizdir ve "su"yu temsil eder. Böylece anâsır-ı erbaa* tamamlanmış olur. Bu dört makamın sonunda Celvetî sâliki hilâfete ehil hâle gelerek mürşidi tarafından halife tayin edilir. Celvetiyye'nin; Bursalı İsmâil Hakkı tarafından kurulmuş olan Hakkıyye, Selâmi Ali Efendi'ye nisbet edilen Selâmiyye, Kütahyalı Ali Fenâi Efendi'nin temsil ettiği Fenâiyye ve M. Hâşim Baba tarafından kurulmuş olan Hâşimiyye olmak üzere dört kolu vardır. İstanbul'da tarikat ve tekke faaliyetlerinin serbest olduğu dönemlerde, hemen hemen otuza yakın celveti tekkesi vardı. Celvetiyye tarikatında diğer tarikatlardan farklı olarak dizler üstüne kalkılıp yarı-kıyam hâlinde icra edilen bir zücir tarzı vardır ki buna "nısf-ı kıyâm" ya da "hızır kıyâmı" denilir. Celvetî mensuplarının giydiği Celvetî tacının tepesinde onüç; dilim ve bu dilimleri birleştiren bir düğme bulunur. Tarikatın merkez tekkesi, İstanbul-Üsküdar'da Aziz Mahmud Hüdâî'nin medfûn bulunduğu âsitânedir. Tarikat, İstanbul ve Bursa'nın dışında Balkanlar'da da yayılma istidadı göstermişti. (Geniş bilgi için bk. H. Kamil Yılmaz, Aziz Mahmud Hudâî ve Celvetiyye Tarikatı, İstanbul 1982). (H. Kâmil YILMAZ) (İslam Ansiklopedisi)

Cemel Vak’ası : 36/656 tarihinde dördüncü halife emirü'l-Müminin Hz. Ali ile Hz. Âişe taraftarları arasında Basra dolaylarında meydana gelen çatışma.
Üçüncü Raşid halife Hz. Osman (r.a.)'ın şehit edilmesinden sonra üç-beş gün anarşi hüküm sürdü. Hz. Osman'ı şehit eden âsiler ortama hâkimdiler. Bunlar bir an önce, Hz. Osman'ın yerine birini hilâfete getirmek istiyorlardı. Fakat kime müracaat ettilerse hep red cevabı aldılar. Hz. Ali de, kendisine geldikleri zaman onları huzurundan uzaklaştırmıştı: Âsiler hayrete düşmüşler, ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Devlet başkanı tayin olunmadan dönecek olurlarsa ihtilafın çok daha fazla alevleneceğini biliyorlardı. Bunun üzerine Medine ahalisini toplayarak, onlara bir halife seçmelerini, aksi takdirde Hz. Ali, Talha, Zübeyr ve daha başka kimseleri de öldüreceklerini söyleyerek, onlara bir gün mühlet verdiler. Bunun üzerine Medine halkı Hz. Ali'ye müracaat edip, ona bey'at etmek istediklerini bildirdiler. Hz. Ali, Muhâcirler'le Ensâr'ın bu teklifini reddetmek istediyse de devamlı ısrarlar karşısında bunu kabul etmek zorunda kaldı. Neticede Hz. Ali'ye bey'at edildi ve âsiler Hz. Talha ile Hz. Zübeyr'i de getirterek onların da Hz. Ali'ye bey'at etmelerini sağladılar. Bu sûretle, hicretin otuzbeşinci yılı yirmibir Zilhicce Pazartesi günü Hz. Ali'ye bey'at edildi. (İslam Ansiklopedisi)

Cem’i Takdîm ve Cem’i Te’hîr : Namazın geciktirilmesi veya öne alınması ile ilgili bir fıkıh terimi. (İslam Ansiklopedisi)

Cemşid : Antik İran'ın ünlü kıralı. (Ateşe Tapmayanlar)

Cen : 1. Giysi kolu, 2. Kan bağı olan akraba. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cegen : Hasır. Gelin giden kızın ayak altına serilir. (Örn: cegennen tüşürüv: hasırdan geçirmek.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cek : Gurbet, yabancı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cekçi :  Gurbetçi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cekli :  Yabancı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Celbaş : Başında yel esen, hiçbir tecrübe kazanamamış, yanlışı çok kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Celpe, celpelik, cellik, uğov, celpegey : Yelken (Gemide kullanılan beş tür yelken.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Celpegey : Pardesü şeklinde yağmurluk, rüzgarlık giysi, gemi yelkeni. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cemiş : Ürün. Yiyecek anlamında, sebze, meyve, hayvanı da içerir. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cen : 1. Yer, 2.Kirli gri. (Örn: cer tebrenüv : Deprem. cer tırnağan : Elinden bir şey gelmediği için acı çeken. cer betli: Gri. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
                                                 
Cenâbet : Boy abdesti (gusül) almayı gerektiren durum; büyük abdestsizlik hâli; bu durumda olup da henüz gusletmemiş olan kimse. Cenâbet olan, yani cinsî münasebette bulunmuş yahut rüyada ihtilâm olmuş veya birine bakmakla ya da dokunmakla kendisinden şehvetle inzal vaki olmuş kimseye cünüp bu durumuna da cenâbet denir. (İslam Ansiklopedisi)

Cengiz : Temuçin'in hükümdarlık unvanı. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Cennet : Arapça’dır. İsim olarak kullanılır. Uçmak (isim), bahçe, çok ferah ve havadar yer anlamlarına gelir. (A. Erol)

Cennet : 1. Uçmak, 2. Bahçe anlamlarına gelir. (Ferit Devellioğlu)

Cennet : Ağaçlı bahçe; yeşillikleri bol bostan; sık dal ve yaprakları ile yeri gölgelendiren hurmalık ve bağlık. Peygamberlerin davetine uyarak iman edip, dünya ve ahirete ait işleri, kulluk vazifelerini elden geldiği kadar güzel bir şekilde yapan temiz ve müttakî kişiler için hazırlanmış bir huzur ve saadet yurdudur. Kısaca ahiretteki nimetler yurdunun adıdır. Çoğulu Cinân ve Cennât'tır. (İslam Ansiklopedisi)

Cerdeş : Kırgız göçebelerinde hâlâ yaşayan bu sözcük, Oğuzlar tarafından aynı yerde oturanlar yani hemşehriler için kullanılırdı ama tabii ki yerdeş biçiminde. (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Ceren : İsim olarak kullanılır. Ceylan, ahu anlamına gelir. (A. Erol)

Cerîb : Osmanlı İmparatorluğu döneminde Arap ülkelerinde kullanılan bir ölçü. Cerîb, daha çok hububat için kullanılan bir ölçüdür. Osmanlı İmparatorluğu devrinde Arap ülkelerinde kullanımı yaygın olan ve takribî 216 litrelik bir ölçüdür. Bu ölçü genellikle buğday için kullanılır. Öte yandan bu isim, aynı zamanda mesâha ölçüsü (yüzölçümü) olarak da kullanılır. Bu manada ölçü, bir cerîb dolusu tohum ekilebilen arazinin mesâhasına delâlet eder. Cerîbin miktarı konusunda değişik rakamlar verilmektedir. Bu ölçünün, bin arşın kare (yaklaşık 469 m2) veya altmış kadem (ayak) karelik bir yüzey ölçüsü olduğunu bildiren kaynakların yanında; kenarları altmış arşın olan bir kareye (yaklaşık 246 m2) verilen ad olduğunu belirten kaynaklar da vardır. Meselâ; Şemseddin Sâmî (Kâmûs-i Türkî) cerîbin, kenarları altmış arşın olan kare bir yüzey ölçüsü olduğunu kaydeder. Bir arşının yaklaşık 68,5 cm. olduğu düşünülürse, cerîbin 246 m2 civarında bir yüzey ölçüsü olduğu ortaya çıkar. Ancak hemen eklemek gerekir ki, arşının değişik yer ve zamanlarda farklı rakamlarla ifade edilmesi, yukarıda yaklaşık olarak verilen rakamları da etkileyecektir. Bu ölçü birimi yerine günümüzde daha değişik ölçüler kullanılmaktadır. (Mefâil HIZLI) (İslam Ansiklopedisi)

Cetevlen : Yedi kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cetimli : Varlıklı, eksiği olmayan insan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cetişimli : Yetirebilen kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Ceylan: Seylan (Sri Lanka). (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Cez : Pirinç, bronz (Cez betli: Kırmızıya çalan kına rengi.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cha veya Cha tcheou: Bugünkü Kansu’da bi bölge. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Cha : Çince çay anlamına gelir. Batı Avrupa dillerinin çay anlamındaki tea, tee, thè vb. sözcükleri Fuji lehçesinde ti olarak telaffuz edilen sözcükten gelmektedir. Türkçe’deki çay sözcüğü ise Kuzey Çin telaffuzundan gelmektedir. Çayın Çin’e M.Ö. 3. yüzyıldan önce Budizm’le beraber, büyük olasılıkla  Assam rahipleri tarafından getirildiği zannedilmektedir. (Ça diye okunur.) (W. Eberhard)

Cha-che-pi: Che (Keş) kıralı. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)

Chalchiuhtlicue : Aztekler’de Sucuların Tanrıçası. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Chang Ch’ien : Çin İmparatoru’nun M.Ö. 138’de, Çinliler’le Yüeçiler arasında ittifak kurması için Hiung-nular’ın önünden kaçan Yüeçiler’in peşine gönderdiği Çinli bakan. Chang Ch’ien, batıdaki ülkelere on yıl süren Hiung-nu esaretinden sonra ulaşmıştır. Çin dinastik tarihi eserlerinde de kullanılan seyahatnâmesi, Orta Asya tarihinin önemli kaynaklarından biridir. (Czegledy)

Cheng : Çince’de şehir anlamına gelir. (Çınğ diye okunur.) (W. Eberhard)

Chicomecoatl : Aztekler’de Yedi Başak Tanrıçası. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Chicomexochitl : Aztekler’de Ressamların ve Katiplerin Tanrısı. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Chieh-chia-ssu : Çin dilinde Kırgızlar’a verilen ad. (Özkan İzgi)

Chin-shu : Chin hanedanının (265-419) tarihinden söz eden ve 7. yüzyılda hazırlanmış Çince dinastik tarihi bir eserdir. (Czegledy)

Choalita : Bizanslı tarih yazarı Menandros’un sözünü ettiği, Sir Derya’nın orta akışının kuzeyinde, muhtemelen İranî menşeli ve İranî bir dil konuşan kavmin adı. Eserinin günümüze ulaşan el yazmalarında ise bu adın okunuşu belirsizdir. Choalita veya Choliata. Başka verilerle yapılan karşılaştırmaya dayanarak doğru okunuş olarak Choalita görünüyor. Choalitalar 8. yy.da Müslüman olmuşlardır. Bu andan itibaren toprakları müslüman topraklarının bir kısmını oluşturmuştur. Büyük bir ihtimalle M.S. 9. yy.dan itibaren D.Avrupa’nın değişik yerlerinde rol oynayan Hvalisler (Kalizler), Müslüman Choalitalar’ın ahfadıdır. Çince kaynaklarda Harezm’in adlarından biri olarak geçen Kuali adı da Choalitalar’a işaret ediyordu. Büyük İskender’in doğu seferleri tarihinde Harezm havalisinde bulunan bir ülkenin adı olarak anılan ve Kolch şeklinde kayda geçirilen ad da aynı adın çok eski bir versiyonu olabilir. (Czegledy)

Chü Ch’ü : “On altı Devlet” çağında, M.S. 397 ve 439 arasında Sarı Nehrin büyük dirseği yakınında, bugünkü Kansu’nun doğu kısmında hüküm sürmüş Hiung-nu menşeli Pei Liang hanedanının yönetici ailesinin adıdır. (Czegledy)

Cıgıra : 1.Halk dilinde dost. 2.Yol kenarındaki sert toprakta yetişen yenebilir ot. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cılasın, Cılasun, Cilasın : İsim olarak kullanılır. Yiğit, kahraman, eli çabuk ve becerikli anlamlarına gelir. (A. Erol)

Cılavuk : Karamsar. Her şeyden şikayetçi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cır : Şarkı. (Cırçı: Şarkıcı.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cırğıy :  Saldırgan insan veya hayvan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cırık : (Kalın K) Kesik, uzun kesik.

Cırık : Tohumun yeni kök almaya başlaması. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cırımlı : Geçici, dokunucu, iddialı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cırlavuk : 1.Durmadan şarkı söyleyen, seslenen. Çoğunlukla böcekler anlatıldığı zaman kullanılır. 2. Çocuk. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cırmaç : Elbisenin belinde açılan, düğmeyle kapatılan yırtmaç. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cıyğıç : Duvarda giysi dolabı yerine bırakılan oyuk. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cıyıluv : 1.Yığılmak, 2.Toplantı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cıymıç : Toplayıcı, biraz cimri kimse. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cipati: Timsah. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Cifr Hesabı : Harflere verilen sayı değerleri ile geleceğe veya mazideki olaylara tarih düşürmek yahut isme dair işaretler çıkarmak ilmi. Ebced hesabına yakın bir ilmin adıdır. Kelime olarak; sütten kesilmiş oğlak veya kuzu derisi anlamında olan "çefr"den gelmektedir. Şiîler arasında çıkmış, daha sonra bu kültürün etkisiyle tasavvufa yakın veya mutasavvıf bazı Sünnî âlimlerin de itibar ettiği bir hesap olmuştur. Şiîler, Kur'an'ın batınına dair Hz. Ali'nin bir tefsirinin bulunduğunu, bu tefsirin gizli ilimler ihtiva ettiğini ve içinde Ehl-i Beyt'ten olanlar için, kıyamete kadar gelecekte vukû bulacak dinî ve siyasî bütün olayların yazılı olduğuna inanırlar. Bazıları ise; Hz. Ali' nin değil de, Ca'fer es-Sadık'ın böyle bir kitabının bulunduğunu söylerler. Kitap, sütten kesilmiş oğlak ya da kuzu derisine yazılı olduğu için ona "cefr" denilmiştir. İbn Haldun, bu kitapla ilgili rivayetlerin asılsız olduğunu söyler (İbn Hâldun, Mukaddime, Beyrut (t.y) 334). Gerçekten, bu ilmin İslâm'da aslı yoktur. (İslam Ansiklopedisi)

Ciger : Çalışkan, başarılı çalışan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cigin bilgen : Kendi değerini, gücünü, imkanlarını doğru algılayan, geçmişini, tarihin bilen. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cihâd : Çalışmak, uğraşmak, çabalamak, gayret sarf etmek. İslâm'ın yükselmesi, korunması ve yayılması için her türlü çalışmada bulunmak, uğraşmak, gayret sarfetmek ve bu yolda sıcak ve soğuk savaşa girmektir. Daha açık bir ifade ile Allah (c.c.) tarafından kullarına verilmiş olan bedenî, malî ve zihnî kuvvetleri Allah yolunda kullanmak, o yolda feda etmektir. İnsanın maddî-manevî bütün varlığını Allah yolunda ortaya koyarak Hakk'ın düşmanlarını ortadan kaldırmak için savaşması "cihad"dır. (İslam Ansiklopedisi)

Cihan : Arapça’dır. Soylu anlamına gelir. Soylu sınıfı krallardan büyük toprak ağalarına ve önemli tüccarlara kadar uzanır ve çok geniştir. (Roux-O.Asya)

Cihan : Sogdca soylu anlamına gelir. Soylu sınıfı, krallardan büyük toprak ağalarına ve önemli tüccarlara kadar uzanır ve çok geniş kapsamlıdır. (J.P.Roux)

Cihat : Arapça. Müslümanların sapkınlara ve inanmayanlara karşı yürütmek zorunda oldukları kutsal savaş. İslamiyet'te imanın beş şartından biri değildir, ama bu şartlardan biri olarak kabul edilir. (J.P.Roux)

Cik : Kemiklerin birbirine kilitlendiği yerler, eklem. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cilbâb : Müslüman kadını baştan aşağı örten çarşaf, ferâce ve câr gibi dış kıyafet. Gerek Medine döneminde gerek daha sonra ki dönemlerde mümin kadınların evden dışarıya çıktıkları vakit üstlerine giydikleri bol ve geniş bir örtü olup, onları tanınmayacak şekilde örten bir nevi çarşaf demektir. Cilbab mümin kadınların Allah'ın tesettür emrine uymak için giydikleri dış örtünün Kur'an-ı Kerîm'deki adıdır. (İslam Ansiklopedisi)

Cimâ' : Kadınla erkeğin cinsi temasta bulunması. İslâmiyet insan yaratılışına uygun en tabiî bir dindir. Bu nedenle müminleri evlenmeye teşvik etmiştir. Evlilik sayesinde cinsi arzular tatmin edilir, iffet ve namus korunur, neslin devamı mümkün olur.
İslâm'a göre cimâ'ın da bir takım adâbı vardır. Bunlar; birleşmeden önce euzü-besmele çekmek; örtü altında olmak; kıbleye karşı olmamak; aybaşı halinde yapmamak, dübürden sakınmak, kadına yumuşak davranmak; o da ihtiyacını giderinceye kadar terketmemek; ikinci defa ilişkide bulunacaksa eteğini yıkamak; gecenin başlangıcında ilişkide bulunacaksa uyumadan önce yıkanmak, hiç değilse abdest alıp öyle uyumak; sevgi ve ilgiyi artırıcı hareketlerde bulunmak ve: "Allah'ım! Bizden ve bize vereceğin çocuktan şeytanı uzak kıl" diye dua etmek. Kim bu duayı okur da çocuğu olursa şeytan onu saptıramaz (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XI, 303; Mansur Ali Nasıf et-Tâc, II, 3082; Gazâli, İhya', Kahire 1967, II, 63-65). İslâm cinsi arzuların meşru yoldan giderilmesini ister. Kadına dübürden yaklaşmayı yasaklaması Kur'anî nass ile belirlenmiştir. "Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin" (el-Bakara, 2/222) buyrulur. Bu bildiğimiz tenâsül yoludur. Arka yoldan yaklaşmak doğru değildir. Peygamber Efendimiz: "Hanımına arka yoldan yaklaşan kimse lanete uğramıştır." buyurur. Başka bir hadîslerinde de: "Erkeğe veya kadına arka yoldan yaklaşan kimseye Allah, rahmet bakışıyla bakmaz" buyururlar (Mişkâtü'l-Mesâbih, II, 184). Böyle davranmak küçük livata olarak kabul edilmiştir. Adet gören veya lohusalık halinde bulunan kadınlarla cinsi ilişkide bulunmak haramdır. Nitekim: "Hayız zamanında kadınlarınızla cinsi münasebetten vazgeçin. " (el-Bakara, 2/222) ayeti bunu açıkça ifade etmektedir. Cinsi münasebetten sonra gusletmek farzdır. (İslam Ansiklopedisi)

Cin : Gizlenmek, gizli kalmak, gözle görülmeyen gizli kuvvetler. Cinlerin bir tek ferdine "cinnî" denir. "cânn" kelimesi cin ile eşanlamdır. Ğûl ve ifrit cinlerin değişik türleridir. İslâm'dan önce Arabistan'da cinler, çölün "satyre" ve "nymphe"leri idi. Tabiat hayatının, insanların hükmü altına girmemiş ve düşman kalmış tarafını temsil ediyorlardı. Fakat Hz. Peygamber (s.a.s.)'in bey'ati esnasında cinler önemli ve bilinmeyen ilâhlar arasına girmekte idiler. Mekke Arapları cinler ile Allah arasında bir nesep yakınlığı bulunduğunu söylerler (es-Saffât, 37/158), onları Allah'ın ortakları mertebesine çıkarırlar (el-En'âm, 6/128) ve onlardan yardım dilerlerdi. (el-Cumua, 62/6)
Cinin varlığı Kur'an ve sünnet ile sabittir. Hayat sahibi yaratıklar yalnız şu madde dünyasındaki insanlarla, çeşitlerini bilemediğimiz hayvanlardan ibaret değildir. Bir de ancak peygamberlerin ve asfiyâ (dinde yüksek mertebe sahibi kimseler)'nın gördüğü varlıklar vardır ki, bunlar melekler ile cinlerdir. Bunlar çeşitli şekillere girecek vaziyette yaratılmışlardır. Melekler Allah'a itaatten asla ayrılmazlar. Göklerde bulunurlar, ancak Allahu Teâlâ'nın emriyle yeryüzüne iner, tekrar göklere yükselirler. Cinler ise, insanlar gibi yeryüzünde bulunurlar. Müminleri ve kâfirleri vardır. Meleklerin ve cinlerin varlığı, Kur'an ve sünnetle sabit olduğundan, bunları inkâr etmek, İslâm akîdesini zedeler. (İslam Ansiklopedisi)

Cinteotl : Aztekler’de Mısır Tanrısı. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Cinteotl : Aztekler’de Oymacıların Tanrısı. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Cipati: Timsah (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları, 2006 Eylül)

Ci’râne Olayı : Peygamber Efendimiz'in Huneyn gazvesinde elde edilen ganimetleri dağıtımı sırasında ortaya çıkan hâdise. Mekke Fethi'nden hemen sonra Hevâzin ve Sakîf kabilelerinin büyük bir ordu hazırlayarak harekete geçtiğini öğrenen Peygamber Efendimiz, derhal Mekke'den takviye edilen ordusuyla düşman üzerine yürümüş, Huneyn'de Hevâzin ve Sakîf kuvvetlerine ağır bir darbe vurarak büyük zayiat verdirmişti. Huneyn'den kaçan düşman kuvvetlerinin bir kısmının Evtâs adlı bölgede toplandığı, bir kısmının da Tâif kalesine çekildiği öğrenilince, Hz. Peygamber, Evtâs'a; önce Ebû Âmir el-Eş'arî'nin idaresinde olup onun şehit düşmesinden sonra da Ebû Mûsâ el-Eş'arî'nin idaresine geçen bir seriyye gönderdi ve buradaki düşman birliğini tamamen dağıttı.
Bunu tâkiben, kendisi, elde edilen ganimetleri Ci'râne mevkiinde bırakarak, Tâif'e hareket etti ve kaleyi muhâsara altına aldı. Yirmi gün kadar süren muhasaradan sonra tekrar, ganimetlerin muhafaza edildiği Ci'râne bölgesine döndü. Ci'râne, Mekke ile Tâif arasında, Mekke'ye daha yakın bir mevki olup, burada aynı adı alan bir su kaynağı ve birbirine yakın su kuyuları vardır (Yâkût el-Hamevî, Mu'cemü'l-Büldân, Beyrut 1977, II, 142). (İslam Ansiklopedisi)

Cizvitlik : 16.yüzyılda Fransa'da kurulmuş, koyu Katolik inançlarını sürdüren Hıristiyan tarikatı.

Cizya : Müslüman olmayanlardan alınan vergi. (Ateşe Tapmayanlar)

Cizye : İslâm devleti bünyesinde yaşayan gayr-i müslim vatandaşların mükellef olan erkeklerinden can ve mallarını koruma bedeli olarak yılda bir defa alınan vergi. Buna cizye denilmesinin sebebi, zimmî denilen cizye yükümlüsünü ölümden koruduğu içindir. Bir İslâm beldesinde yaşayan gayr-i müslim, İslâm'a girerse cizyeden kurtulur. (İslam Ansiklopedisi)

Clyde C.Snow: Adli antropologlar arasında en tanınmışlardandır. Bu alanda kırk yıldır çalışan Snow, önce Federal havacılık Bürosu'nda görev aldı, yakın bir zaman önce de serbest danışman olarak çalışmaya başladı. Olağan adli vakaların yanı sıra 1876 Little Big Horn meydan savaşında ölen George Armstrong Custer ve adamlarının kalıntılarını inceledi ve 1985 yılında Brezilya'ya giderek Nazi savaş suçlusu Josef Mengele'nin cesedini tespit etti. Ayrıca dünya genelinde insan hakları ihlallerini, kanıtlarıyla belgeleyen bir ekibin kurulmasında çalıştı. Bu fikir 1984'te Arjantin7de seçimle işbaşına gelen ilk sivil hükümetinin talebiyle ortaya çıktı. Yedi yıl süren askeri rejim boyunca hükümete ait bir ölüm müfrezesi tarafından katledildiğinden şüphe edilen 9000 ya da daha fazla sayıdaki "kayıp" insanın kimlikleri, cesetler incelenerek tespit edildi. Snow bir yıl sonra, dokuz cunta üyesinin mahkemesine uzman tanık olarak katıldı ve Arjantinlilere kemikleri çıkarıp temizlemeyi, birleştirip muhafaza etmeyi, röntgen ya da fotoğraflarını çekip analiz etmeyi öğretti. Böylelikle kurbanların hayatta kalan akrabalarına işin iç yüzü anlatılmış ve revizyonistlerin katliamların yaşanmadığına dönük iddiaları yalanlanmış oldu. Snow ve Arjantinli meslektaşları bazı askeri sorumluların adam kaçırma, işkence ve cinayetten tutuklanmasında önemli rol oynadılar. Snow'un bu öncü çalışmasından beri adli antropologlar; Şili, Guatemala, Haiti, Filipinler, Ruanda, Irak, Bosna ve Kosova başta olmak üzere dünyanın her yerinde insan hakları ihlallerinin soruşturulmasında gittikçe artan bir sorumluluk üstleniyor. (Kültürel Antropoloji, William A.Haviland, Harald E.L.Prins, Dana Walbrath, Bunny McBride, Kaknüs Yayınları)

Coatl: Yılan. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Coatlicue : Aztekler’de Çiçekçileri koruyan tanrı. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Coçi : Temuçin'in büyük oğlu, Kıpçak hükümdarı. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Coçi hasar : Temuçin'in kardeşi. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Col :  Yol (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
          (Col buruv : Yoldan çekilerek yön değiştirmek.
          Col tutuv : Yoldan çıkmadan hedefe doğru ilerlemek.
          Colda kalmav : Başladığı işi bitirmek, Tuttuğunu koparmak.)

Coldaş : Yoldaş. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Coluğuv : Rastlamak, karşılaşmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Columna caelata : Üstü kabartmalı sütun. (E. Akurgal)

Comak :  Efsane. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Comes : Son imparatorluk döneminde imparatorun maiyetinden bir kişi; daha sonraki çağlarda kont.

Cong : Çince’de soğan anlamına gelir. (W. Eberhard)

Conventus : Eyaletlerde yargı işlerinin yürütüldüğü yer. (G. Bean)

Conulmağan : Uygarlaşmamış, yontulmamış. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cora :  Yorum (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Corğa : Yorga. Eşkin yürüyen, binicisini ve kendini yormadan, uzun mesafe gidebilen çok değerli at. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
             (Su corğa : Su gibi hızlı at.)

Coyğan : 1.Para harcayan, 2. Birinin hayatını mahveden. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Coyotlinaual : Aztekler’de tüy mozaiği uzmanı zanaatçıların tanrısı. (Aztekler, Jacques Soustelle)

Coyulğan : 1.Harcanan para veya mal. 2. İnsanlıktan çıkmış. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Coyum etüv : Harcamak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
                       (Coyum eterge : Harcamak için.)

Cozcaquauhtli: Akbaba. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Cörme : İşkembeden yapılan çok tuzlu ve yağlı yemek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cu : Çince’de sirke anlamına gelir. (W. Eberhard)

Cuburan : Büyük fare. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cuğuv : Hastalık bulaşmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cuci : İsim olarak kullanılır. Konuk, sevgili, çocuk, bala, uşak anlamlarına gelir. (A. Erol)

Cucirat : Bir Moğol boyunun adı. (Roux)

Cuetzpalin: Kertenkele. (Aztekler, Jacques Soustelle, Dost Yayınları)

Cuk caratmaz : Bir şey üretmez. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cukka : (Halk dilinde) Kadın memesi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cuklavuk : Uykucu (hayvanlar için kullanılır.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cukmaz : Bulaşmaz, hastalık veya kötü alışkanlıklar konularında kullanılır. Akasözünde, benzemeyen birleşmez anlamında kullanılmıştır. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cukuçu : Uykucu (insanlar için kullanılır.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Culğuç, culuvçu, guduçu, sibi : Hırsız. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cumhūr : Arapça, isim. Halk, ahali, kalabalık, başıboş kalabalık. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat)

Cumhūriyyet : Arapça, isim. Cumhurluk. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat)

Cumuk : Yumuk. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
               (Cumukköz : Yumuk göz.)

Cumulub cürüv : Bastığı yeri görmeden hızlı yürümek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cumuluk : Yerinde duramayan, sürekli hareket eden insan veya hayvan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cumuş : Birisinin ricası veya emri sonucu yapılan görev, iş. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cumuşçu : Ücretle çalışan serbest kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cuneus : Bir tiyatroda caveanın merdivenlerle bölünmesi sonucu ortaya çıkan üçgen biçimli alanlardan her biri. (G. Bean)

Cung-du : Chung-tu, Ta-tu, Pei-ping, Pen-p'ing, bugünkü Pekin (Beijing, b.n.) (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Cupar : İsim olarak kullanılır. Güzel koku anlamına gelir. (Karakalpaklar’da). (A. Erol)

Curia : Meclis.

Curiatuslar:  (bakınız H harfindeki) Horatialar ile Curiatuslar.

Cūş : Farsça, isim. Coşma, kaynama. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat)

Curt : Yurt (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
          (Ata curt : Anayurt)

Cut : Karnı da gözü de doymayan kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cutuv : Yutmak (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
             (Cuthan su : Girdap.
              Cuthan küç : Büyük güç, üstün güç.
              Cuthan kum : Batıran kum.)

Cuvurt : Yoğurt. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
               (Tuzluk cuvurt : Tuzlanıp fıçılara konularak kışa saklanan yoğurt.)

Cûveyriye Bintü’l-Hâris : Hz. Peygamber'in zevcesi ve müminlerin annesi. Hz. Cüveyriye, Mustalikoğulları kabilesinin başkanı Hâris b. Ebî Dırar'ın kızıdır. Aynı kabileden Safvân oğlu Musâfi'den dul kalmıştı. Mustalikoğulları, Hicret'in altıncı yılında Medîne'ye saldırı için hazırlık yapmaya başladılar. Durumu öğrenen Hz. Peygamber (s.a.s.), yediyüz kişilik bir askerî kuvvetle, onlardan önce davranarak Müreysi' suyu başında saldırdı. On kişi öldürüldü. Müslümanlar bu gazvede bir şehit vermişti. Mustalikoğulları'nın bütün erkekleri, kadınları ve çocukları esir alındı. Deve, sığır ve davarlarına da ganimet olarak el konuldu. Esirler arasında bulunan, kabile başkanı Hâris'in kızı Cüveyriye için, dokuz okıyye altın, kurtuluş fidyesi olarak tespit edilmişti. Cüveyriye yirmi yaşlarında bir kadındı. Kurtuluş fidyesini temin edemeyince Hz. Peygamber'den yardım istedi. Hz. Âişe bu olayı şöyle rivayet eder: "Mustalikoğulları kabilesinin kadınları esir düştüklerinde ganimet olarak gaziler arasında paylaşıldı. Önce beytülmâle beşte bir ayrıldı. Sonra her atlıya iki pay, her yaya savaşçıya ise birer pay verildi. Hâris'in kızı Cüveyriye, Kays oğlu Sâbit'e düşmüştü. Cüveyriye Rasûlullah (s.a.s.)'a geldi; dedi ki: Ey Allah'ın Peygamberi, ben Hâris'in kızı Cüveyriye'yim. Babam Benî Müstalik kabilesinin başkanıdır. Benim başıma gelen felâketi biliyorsun. Sâbit beni dokuz okiyye kurtuluş fidyesi ile serbest bırakacak. Beni kurtar". Rasûlullah cevap olarak buyurdular ki: "Ondan daha hayırlı bir teklifim var, kabul eder misin? Teklifiniz nedir ya Rasûlallah? "Hem o parayı verip seni azat edeceğim, hem de seninle evlenmek istiyorum." Cüveyriye: "Memnuniyetle kabul ederim" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) da: "Ben de kabul ettim. " buyurdular. (Ahmed b. Hanbel, Müsned VI, 277; Ebû Dâvud, Sünen, IV, 22; İbn Hişâm, Sîre, III, 307; İbn Sa'd, Tabakat, VIII,116,117). Bu haber hemen etrafa yayıldı. Esirleri ellerinde tutan sahabîler; "Biz Allah elçisinin sıhrî hısımlarını nasıl esir olarak tutabiliriz!" diyerek, hepsini serbest bıraktılar. Bu manzara karşısında Müstalikoğulları İslâm'a girdiler. Bu yüzden Hz. Âişe O'nun hakkında; "Ben kavmi için Cüveyriye'den daha hayırlı ve daha bereketli bir kadın bilmiyorum" demiştir" (Ahmed b. Hanbel, VI, 277; İbn Hişâm, Sîre, III, 307, 308; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 238; Mahmud es-Savvâf, Rasûlullah'ın Pak Zevceleri, Terceme, Ali Aslan, Ankara (t.s), s. 68-71). Hz. Peygamber Cüveyriye'yi babasına teslim edip; ondan istedi. Cüveyriye müslüman olmuştu. Rasûlullah (s.a.s.) kendisine mehir olarak dört yüz dirhem gümüş verdi ve O'nunla evlendi (M. Âsım Köksal, İslâm Tarihi, XII, 55, 56). (İslam Ansiklopedisi)

Cürekli : 1.Yürekli, kişilikli, gururlu, 2.İnsancıl. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Cüz çabar : Herkes saldırır. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

 

Ç

Çaaskılar : Sahalar’da fincanlar anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)

Çabak : İsim olarak kullanılır. Macaristan’daki Kumanlar’ın mıntıkasında (1419-1455) bir obanın adıdır. Bir cins ufak balık anlamına da gelir. (A. Erol)

Çabba : Çocuk ayakkabısı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çabçuvay : Kısa mesafelerde götürme getirme gibi ufak işleri yapan erkek çocuk. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çabır : Kaba deriden yapılmış adi ayakkabı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çaç : Eski Sogd sahasının kuzey ucunda, bugünkü Taşkent civarında bir eyaletin adı. (Czegledy)

Çaçayuv : Boğazında kalmak, nefes borusuna bir şey kaçıp öksürmek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çaçuvsuz açuv : Hiç gitmeyen acı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çagas : İsim olarak kullanılır. Çuvaş Türkçesi’nde kırlangıç anlamına gelir. (A. Erol)

Çağan : İsim olarak kullanılır. Bayram, köstek, bukağı, beyaz, kalın ve sağlam deve kösteği, bağ anlamlarına gelir. (A. Erol)

Çağatay : Cengiz Han'ın ikinci oğlu. Batı illerinin naibi. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Çağatay : İsim olarak kullanılır. Cıgat yiğit demektir. Ay ise er’dir. Kişi, dövüşçü manasındadır. Bu ay eski Hasay, Tokay adlarında da vardır. (Osman Mirzayev). (A. Erol)

Çağı : Kıvamı bozuk, fazla sulu. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çağır : Rakı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çağılğan : Sahalar’da yıldırıma verilen ad. (Saha Halk Edebiyatı)

Çağın : İsim olarak kullanılır. Yıldırım anlamına gelir. (A. Erol)

Çağlı : İsim olarak kullanılır. Kuvvetli, namuslu anlamlarına gelir. (A. Erol)

Çağrı : İsim olarak kullanılır. Doğan kuşu, çakır kuşu, davet anlamlarına gelir. Bir ünvandır. (A. Erol)

Çak : Çağ. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çaka : Otuz altıncı Bulgar Kralı. (1299) (G.Ostrogorsky)

Çakan : İsim olarak kullanılır. Teber, muharebe baltası anlamlarına gelir. Aydın-Koçarlılı Özdemir Beğ’in araştırmalarına göre “çakır”dan. O yörede kelime sonlarındaki r’ler söylenmediği için çakır-çakı-çaka olmuş. (A. Erol)

Çakar : İsim olarak kullanılır. Deniz feneri, bir tür balık anlamlarına gelir. (A. Erol)

Çakğıç, otluk taş : Çakmak taşı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çakın : İsim olarak kullanılır. Şimşek, kıvılcım anlamlarına gelir. (A. Erol)

Çakmak : 1.Karışmış saç, yele. 2. Bozuk ip. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çal : İhtiyar. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çal, ak : İnsanın saçının ağarması. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
               (Çal adam : Saçı ağarmış adam.)

Çalkara : İsim olarak kullanılır. Bir doğan türüne bu ad verilir. (A. Erol)

Çam : Şaka. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
          (Çamçı : Şakacı.)

Çamlanuv : Kızmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çanga : İsim olarak kullanılır. Asil, soylu anlamlarını içerir. (A. Erol)

Çap-çap : Kimsenin insan yerine koymadığı, herkesin emrettiği kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çapar veya Çapan : İsim olarak kullanılır. Eski Türkçe çarpmak: Koşmak, at koşturmak, yağma etmek’ten: Çap-ar veya çap-an anlamlarına gelir. Çok koşan, yiğit, benekli alaca (hayvan ve bitki için) anlamlarını da içerir. Atlı haberci anlamına da gelir. Eskiden çok kullanıldığı, kahramanlara ünvan olarak verildiği dede Korkut hikayelerinde görülmüştür. Farsça’da postacı anlamındaki çâpâr kelimesi Türkçe’den alınmıştır. (A. Erol)

Çapçan : Büyüklerin hizmetinde bulunan çocuk. Çoğunlukla haber götürme, davet etme gibi hafif görevlerde kullanmışlardı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çaphın : Soğuk algınlığı, grip. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
              (Çaphın çapdı : Grip veya soğuk dokundu
               Çaphınçı : Soğuğa dayanamayıp hasta olan kişi.)

Çaphınçı : Hayvan hırsızı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çapın : İsim olarak kullanılır. Hücum, salvet anlamlarına gelir. (A. Erol)

Çapkun : İsim olarak kullanılır.  Eski Türkçe çarpmak, koşmak, at koşturmak, yağma etmekten,  gelip geçici aşklar peşinde koşan, çok yürüyen, çok koşan, her yana gidip gelip bir yerde durmayan,  sebatsız, açık, eşkin gidiş (at) anlamlarını taşır. Çapkun Otuç Oğlan: 16.yüzyılda Kazan’da han bulunmadığı sırada bir ara idareyi ele alan kişi. (A. Erol)

Çar Stephan Uroş : Yirmi üçüncü Sırp Kralı. (1355-13719 (G.Ostrogorsky)

Çarh : Tekerlek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çarh : Beden, keyif, yaşama kuvveti. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
           (Çarh tayar : Beden mahvolur, can gider.
            Çarhı tutmav : Gücü yetmemek. Eli ayağı tutmamak.
            Çarhı oynav : Dirilmek, kuvvetlenmek, hareketlenmek.)

Çarık : Yumuşak deriden veya kumaştan yapılmış kadın ayakkabısı. Genellikle orta ve aşağı sınıf mensupları giyerdi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çars : 1.At yarışı, 2. Toz bulutu veya yangın sonrası yayılmış zehirli duman. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çat : (Türkmenler) İki nehrin birleştiği yere bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)

Çatlak : (Türkmenler) Birleşen iki nehrin arasındaki deltaya bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)

Çavlı : İsim olarak kullanılır. Şöhretli, ünlü, meşhur anlamlarını taşır. Ava alıştırılmamış doğan palazı da bu isimle anılır. (İzmir). (A. Erol)

Çavçak : (Türkmenler) Bir nehrin enginlere doğru dökülüp akmasına bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)

Çavuldur : İsim olarak kullanılır. Oğuzlar’ın Üçok kolundan bir Türk boyunun adıdır. (A. Erol)

Çavunt : İsim olarak kullanılır. Ünlü, sanlı, şöhretli anlamlarına gelir. (A. Erol)

Çavuş : (Çavmak: Haber götürmek’ten.) İsim olarak kullanılır. Onbaşıdan sonra gelen erbaş, askeri okullarda başarılı öğrencilere verilen adlardan biri, bir işin veya işçilerin başında bulunan ve onları yöneten sorumlu kişi, eskiden Divanlarda alınan kararları yüksek sesle halka duyuran kimselere verilen isim. (sütçü argosu) Yağı alınmış süt anlamına da gelir. (İstanbul). (A. Erol)

Çaylak : İsim olarak kullanılır. Bir tür avcı kuş, mecazî fırsatçı, aç gözlü, argo toy, acemi, tecrübesiz anlamlarını içerir. (A. Erol)

Çaylı çat :Nehir kıyıs. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çeçast : Zerdüştîler'de mitolojik göl. (Ateşe Tapmayanlar)

Çeçeigen : Moğol prensesi, Cengiz Han'ın kızı. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Çekçer, Çihurhu : Keluren Nehri ile Buyür Gölü arasında ki dağ. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Çelen : İsim olarak kullanılır. Akıllı anlamına gelir. (A. Erol)

Çelgü : İsim olarak kullanılır. 1087’de bir peçenek başbuğunun adıdır. (A. Erol)

Çekirdek transferi : Verici hücrenin çekirdeğinin başka bir hücreye (alıcı hücreye) aktarılması. Klonlamada, alıcı hücre bir yumurta hücresidir, verici hücre, farklı doku hücrelerinden herhangi biri olabilir. (biltek.tubitak.gov.tr)

Çelik : İsim olarak kullanılır. Kısa kesilmiş dal, sert değnek, kök salmak için yere dikilen dal parçası, çelik çomak oyununda çomağa vurmaya yarayan dal parçası, (denizcilik terimi olarak) Ağaç veya madenden yapılmış halat bağlama yeri, güç ve dayanıklılığı artırılmış demir anlamlarını içerir. (A. Erol)

Çemender, Cemender, Çamandar : İsim olarak kullanılır. Eskiden Dağıstan’daki Kazak başkentine de adını veren Kıpçak boyundan gelme erkek adı. (F.Kırzıoğlu.) Semenderin aslı. Hayvanbilimde kurbağagillerin kuyruklu takımından bir hayvanın adı. Latince salmandra mecuslosa. Ateşte yaşar bir masal hayvanı da bu adı taşır. (A. Erol)

Çemili : Bkz. Hev.

Çengiz, Çingiz : İsim olarak kullanılır. Deniz anlamına gelir. Temuçin Han’ın unvanı. (A. Erol)

Çepni : İsim olarak kullanılır. Cesur, yiğit anlamına gelir. Oğuzlar’ın Üçok koluna bağlı bir boyun adıdır. (A. Erol)

Çeri : İsim olarak kullanılır. Asker, sü anlamına gelir. (A. Erol)

Çevlik : (Türkmenler) Etrafı dağlarla çevrilmiş yere bu adı verir. (A.Rıza.Yalman) 

Çıçkan : İsim olarak kullanılır. Fare anlamına gelir (Oyratlar’da). (A. Erol)

Çıdam : Sabır. Eskimiş Moğolca. (tdk.gov.tr)

Çıdav : Dayanmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çıkılık : Hiçbir kurala, töreye, âdete uymayan, kendi edepsiz tarzında hareket eden kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çıkuv : Temizlemek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
             (Zaman çıkmaz : Zaman silemez, hiç unutulmaz.)

Çın : Doğru, gerçek, düzgün. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
        (Çın temir : Paslanmaz demir, çelik.)

Çırahtan : Meşalenin yerleştirildiği altlık, şamdan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çırak : Mum, çıra, meşale. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
            (Kündüz çırak candıruv : Gündüz mum yakmak. Her şeyde zevksiz, komik bir görgüsüzlük sergilemek.)

Çıray : İsim olarak kullanılır. Yüz, çehre, surat anlamına gelir. (A. Erol)

Çırpı : Ormanın genç bitki ve ağaçları. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çıılış : Şor Türkçesi’nde “kongre, toplantı” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Çiçi : M.Ö. 1.yy ortasında Gobi Çölü’nün kuzey tarafından bulunan Hiung-nu yerleşim sahalarından batıya yani Cungarya Kapısı ve İrtiş Nehri bölgesine, oradan da büyük imparatorluk kurmayı başardığı güneye, yani Kangkü sahasına giden Hiung-nu hükümdarı. Çinliler ve onlarla ittifak kurmuş olan yerel hükümdarlar onun hakimiyetine kısa sürede son vermişler ve ortaklaşa gerçekleştirdikleri saldırı, Çiçi İmparatorluğu’nu tam bir çöküşe götürmüştür. (Czegledy)

Çigçan çer : Şor Türkçesi’nde depo, ambar anlamında kullanılmaktadır. (Ş.H.Akalın)

Çikler : Yenisey’in kollarını teşkil eden akarsular etrafında yaşamışlardır. (Gumilev)

Çilenti : İsim olarak kullanılır. Hafif yağan yağmur, serpinti anlamına gelir. (A. Erol)

Çille çulğav : İpek topu sarmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çin : İsim olarak kullanılır. Sadık, öz anlamına gelir. (A. Erol)

Çine, Eçine : İsim olarak kullanılır. Bozkurt anlamına gelir.  (A. Erol)

Çinis : İsim olarak kullanılır. Kurt demek olan çine’nin çoğuludur. (A. Erol)

Çinwad : Zerdüştîler'de ölü ruhun geçeceği ve yargılandığı köprü. (Ateşe Tapmayanlar)

Çiyşe : Şaka yollu soysuz. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
            (Çiyşe cuvuk : Soysuz akraba.)

Çmaçana : Hinduizm'de seçkin ölülerin mezarlarına yapılan topraktan tümsek (L.Reonu)

Çobancalık : Eski Türkler Çoban evine bu adı verirdi. (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Çobansalık : Eski Türkler'de çoban hakkı manasına gelen bir söz. (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Çogul : Şor Türkçesi’nde “yok, mevcut olmama” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Çok et : Şor Türkçesi’nde “yoksun kıl, yoksun bırak” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Çok işte : Şor Türkçesi’nde “yok etmek” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Çokan : İsim olarak kullanılır. Çoku: Dağın doruğu. Çokan: Zirveye ulaşan. Çokan kişi: Nişanlı kimse, yavuklu kişi anlamlarına gelir. (A. Erol)

Çokan Velikan: İsim olarak kullanılır. Ruslar tarafından 1937’de öldürülen ünlü Türkistanlı şairin adıdır. (A. Erol)

Çoksın : Şor Türkçesi’nde “kaybedilen bir şeye üzülmek” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Çoksıra : Şor Türkçesi’nde “yoksullaşmak, yoksul düşmek” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Çoksırag: Şor Türkçesi’nde “yoksulluk, sefalet” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Çoktıg : Şor Türkçesi’nde “yoksul” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)

Çolbanak : İsim olarak kullanılır. Türe dışı çocuk anlamına gelir. (Hakaslar’da). (A. Erol)

Çolpan, Çulpan : İsim olarak kullanılır. Astronomide Zühre, Venüs, Çoban yıldızı, Kervankıran, Gözü uzağı iyi gören anlamlarına gelir. (A. Erol)

Çolpu : Kepçe. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çomur : İsim olarak kullanılır. Zambak anlamına gelir. (A. Erol)

Çor : İsim olarak kullanılır. Bir unvandır. Hâlen Anadolu’da çok çarptı sözü, cin çarptı anlamında da  kullanılır. (A. Erol)

Çora : İsim olarak kullanılır. Çorba (Silivri-İstanbul). Her türlü yemek (Kaş-Antalya) anlamlarına gelir. (A. Erol)

Çoroon : Sahalar’da bir ya da üç ayaklı bir yer adı (Saha Halk Edebiyatı)

Çortan : İsim olarak kullanılır. Bir Kuman oymağının adıdır. (A. Erol)

Çögmen : "Türkler ağılın içinde bulunan çoban evine çögmen veya odak derdi. Çoban evi için en çok kullanılan deyim çaboncalıktır.Yalnız bunu çoban hakkı manasına gelen çobansalık sözünden ayırmak lazımdır." (Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)

Çömeltayak : Bumerang, atıldığı yere geri gelen eğri sopa. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çörçek : Neşe dolu, hareketli, hayat dolu insan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çörten : Oluk ağzı. En çok sevilen tipi aslan başı biçiminde yapılmış olanlarıdır. (E. Akurgal)

Çubanç : Eğlence. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çubar : Çok renkli. Üstünde küçük lekecikler şeklinde yuvarlak noktalar bulunan eşyaya yapıta, hayvana "çubar" denir. Çilli insanlara şaka olsun diye söylenir. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çubarsıman : Solgun, çeşitli renkleri içeren renk. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Çuğa : İsim olarak kullanılır. Cesur anlamına gelir. (A. Erol)

Çuga: İsim olarak kullanılır. 1313 yılında Manisa’yı fetheden Saruhan Beğ’in kardeşi. (A. Erol)

Çulo : Taşlı çöl; huo-Çince ikinci dereceden üst düzey memur demektir. (Gumilev)

Çur/çura : İsim olarak kullanılır. Bir unvandır. Peçenekler’in üç asıl boyundan birinin adıdır. Çura : Kazan Hanı Safagiray’ın etrafında bulunan değerli devlet adamlarından biridir.  (A. Erol)

Çuran : İsim olarak kullanılır. Romanya’da kullanılmış olan Türk adlarındandır. (A. Erol)

Çuruk : İşlenmiş, boyanmış deriden yaplan kaliteli ayakkabı. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
             (Başlı çuruk : Değerli erkek çizmesi.
             Tizme çuruk : Kadın çizmesi.)

Çurtan : İsim olarak kullanılır. Romanya’da kullanılmış olan Türk adlarındandır. (A. Erol)

Çutul : İsim olarak kullanılır. Romanya’da kullanılmış olan Türk adlarındandır. (A. Erol)

Çutur : İsim olarak kullanılır. Kuman özel adlarındandır. (A. Erol)

Çuvbaş : Aşırı derecede gururlu ve inatçı kişi.

Çüyürtüv : Karşısına almak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
                 (Halkını çüyürtür : Halkı karşısına alır, nefret kazanır.)

Çüyürüv : Ters çevirmek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
                (Çüyre çaşav : Hayatı ters gitmek.
                 Bet çüyürüvçü : Herkesi küçümseyen, alaycı, dedikoducu.)

 

D

Dâbbetü’l-Arz : Yer hayvanı, kıyametin büyük alametlerinden biri. Debb ve debîb; hafif yürüme ve debelenme demektir. Hayvanlar ve çoğunlukla haşereler için kullanılır. (İslam Ansiklopedisi)

Daçya : Tuna’nın sol yakasında, bugünkü Romanya’nın büyük kısmını içeren bölge.

Dadaş : İsim olarak kullanılır. Erkek kardeş, yiğit delikanlı anlamlarına gelir. (A. Erol)

Daena : Bkz. Den. (Ateşe Tapmayanlar)

Daeva : Bkz. Dew.

Dağ zambağı : Bir halk inanışına göre, bu çiçeğin soğanı mutluluk getirmektedir. Bu nedenle, eskiden diş çıkarmaya başlayan çocukların oyunlarına zambak soğanından bir kolye takılırdı. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Daha : M.Ö. 3.yy.’a kadar önemli bir rol üstlenen ve Türkmen stepinde yaşayan İranî göçebe bir kavimdir. (Czegledy)

Dahm : Zerdüştiler'de ölümden sonraki 4.gün onurlandırılmış melek. (Ateşe Tapmayanlar)

Dahman : Zerdüştiler'de duanın kendisi. (Ateşe Tapmayanlar)

Dahu : Alpler'de yaşadığı düşünülen, tavşan boyunda hayali bir hayvandır. Sağ ayaklarının sol ayaklarından çok daha uzun olması, ona dağların yamacında koşma kolaylığını sağlar. Av yerine gönderilen saf avcı, saatlerce bekleyip eli boş döndüğünde, dahu avı, dostlar arasında yapılan gece söyleşisinde uzun uzun gülmelere yol açardı. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Daitya : Zerdüştiler'de Eranvej'deki kutsal nehir. (Ateşe Tapmayanlar)

Dakhma : Zerdüştiler'de ölülerin konulduğu sessizlik kulesi. (Ateşe Tapmayanlar)

Dalay Lama : Moğolca bu unvan (Tibetçe değildir) Okyanus Lama yani Evrensel Lama anlamına gelmektedir. (Roux)

Damaskos : Şam.

Damga : Türkçe’dir. Aidiyet izi, sürüye kızgın demirle basılan işarete bu ad verilir. (J.P.Roux)

Dansyanlar : Kukenor gölünün güneyinde, Sarısu sahillerinde yaşayan Tangutlar. (Gumilev)

Darbai : Uygur elçisi. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)

Dardania : Makedonya’nın kuzey kenarında, Yukarı Moesia’nın güneyindeki bölge.

Dar-e Mihr : Zerdüştiler'de küçük ateş tapınağı. Ayinler kitabına bağlı kimselerin ibadet ettiği ateş tapınağı. (Ateşe Tapmayanlar)

Dariy : İpek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Dârü’l Aceze : Acizler yurdu, düşkün ve kimsesizlerin barındığı yer. (İslam Ansiklopedisi)

Darülharp : Arapça’dır. Savaş halinin olduğu ülke, Müslüman olmayan tüm ülkeler için kullanılır. (J.P.Roux)

Darülislam : Arapça’dır. İslam ülkeleri. Darülharp’e karşıt olarak tüm İslam ülkeleri için kullanılır. (J.P.Roux)

Dastur : Zerdüştiler'de yüksek kademeden din adamı. (Ateşe Tapmayanlar)

Daştan : Zerdüştiler'de âdet, aybaşı. (Ateşe Tapmayanlar)

Dav : Dava. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
         (Dav saluv : Davacı olmak.)

Day-pe-Adar : Zerdüşt dini takviminde ayın 8.gününün adı. (Ateşe Tapmayanlar)

Day-pe-Din : Zerdüşt dini takviminde ayın 23. gününün adı. (Ateşe Tapmayanlar)

Day-pe-Mir : Zerdüşt dini takviminde ayın 15.gününün adı. (Ateşe Tapmayanlar)

Dayçın-tengri : Moğollar’ın savaş tanrısı Mars’a verdikleri isim. (Gumilev)

Deccâl : Kıyamete yakın bir dönemde çıkıp İslâm dinini ve ümmetini ifsad edip kötülüklere sürükleyecek olan ve aynı zamanda kıyametin alametlerinden sayılan biri. Deccâl, "decl"in mübâlağa siğası olup "çok yalancı, aldatıcı, hilekâr" manasına gelmektedir. O "Bu ümmetin âhir zamanında çıkacak Yahûdîlerden biri olup ilâhlık iddia edecektir." Yalancı olduğundan kendisine bu isim verilmiştir. (İbn Manzûr, Lisânü'l-Arab, Beyrut 1389, I, 948). (İslam Ansiklopedisi)

Decuria : Roma’da on kişilik grup. Çok eski dönemlerde her boy içinde on decuria’lık otuz curia bulunurdu.

Decuriones : Roma’ya tâbi kentlerin curia üyelerinin oluşturduğu soylular sınıfı.

Dehrîler : Dehr, lügatte; zamanın başlangıcı, dünyanın ömrü, asır, çağ gibi anlamlara gelmektedir. "Dehrîler" veya "Dehriyye" ise, zamanı esas alıp, zamanın ve maddenin ebedîliğine inandıkları için, dünyadaki hadiselerin ancak tabiat kanunlarına uyarak meydana geldiğini kabul eden zümredir. Bunlar, Maddiyyûn, Muattıla ve Zenâdıka isimleriyle de tanınmaktadırlar. (İslam Ansiklopedisi)

Deiphobos: Priamos'un oğludur. Paris'in ölümü üzerine Helena ile evlenir. Menelaos onu öldürür. (Estin-Laporte)

Deizm : Kelime anlamı olarak; "tanrı"'dan gelmiştir; Latince "deus" kelimesini kullanır; tam Türkçesi ile "Tanrıcılık"tır. On yedinci yüzyıl öncesinde; deizm yerine teizm kelimesi kullanılmıştır ve benzeri inanışlara sahiplerdir. Deist kelimesinin ilk kez kullanımı Pierre Viret tarafından Instruction Chrestienne (1564) isimli yapıtında olmuştur. İngiltere'de de Robert Burton Melankolinin Anatomisi (1621) eserinde kullanmıştır. TDK'nin tanımına göre "Tanrı'yı yalnızca ilk sebep olarak kabul eden, Tanrı için başka herhangi bir güç ve nitelik tanımayan, vahyi reddeden görüş, neden tanrıcılık." manasına gelir.

Deist düşünce; eski zamanlardan beri (örn.Heraklitos) vardır. Deizm kelimesi ise; on yedinci yüzyılda özellikle İngiltere'de kullanılmaya başlamıştır. Doğa dinine inanış 17'nci yüzyılda Avrupa'da bir devrim olmuş; birçok kültür bu akıma destek vermiştir. Rönesans dönemindeki hümanist yaklaşım; Avrupa'nın klasik Roma ve Yunan dönemindeki düşünceleri çalışmaya itmiştir. Bunun yanı sıra; eski dokümanların analiz edilmesi doğrultusunda ve bilimin de sunduğu olgularla tarihte ilk defa Hıristiyan toplumlar tarafından İncil eleştirilmiştir. Yapılan araştırmalar doğrultusunda; Dünya tarihi'nin İncil'de anlatıldığından çok daha farklı olduğu ortaya çıkmıştır.

Mitoloji üzerine yapılan araştırmalarda da; bir çok dinin kendinden önceki dinlerden örnekler alarak hikayelerde karakterlerin isimlerini değiştirerek kullandığını ortaya çıkarmıştır. Bunun yanı sıra; eski dokümanların analiz edilmesi doğrultusunda ve bilimin de sunduğu olgularla tarihte ilk defa Hıristiyan toplumlar tarafından İncil eleştirilmiştir. Yapılan araştırmalar doğrultusunda; Dünya tarihi'nin İncil'de anlatıldığından çok daha farklı olduğu ortaya çıkmıştır.

Mitoloji üzerine yapılan araştırmalarda da; bir çok dinin kendinden önceki dinlerden örnekler alarak hikayelerde karakterlerin isimlerini değiştirerek kullandığını ortaya çıkarmıştır. 16'ncı ve 17'nci yüzyılda Avrupalıların Amerika, Asya ve Pasifik'i de keşfetmesinden sonra; aradaki farklılıklardan, dini Nuh'tan geliş teorisinin bozduğuna inanmışlardır. Bu konuda Herbert; De Religione Laici (1645) de şu sözleri yazmıştır: … birçok inanış ya da din, açıkça, birçok ülkede uzun süredir vardı, ve kesinlikle kanun koyucuların bahsetmediği bir tane bile yoktu, Wayfarer'ın Avrupa'da bir tane bulması gibi, başka biri Afrika'da, Asya'da ve bambaşka bir tanesi de Hindistan'da… Bu doğrultuda; Hıristiyanlığın bir çok din arasındaki dinlerden biri olduğunun farkına varılmış ve hiç bir şeyin bir dinin diğerinden daha iyi ya da daha doğru olduğunu ispatlamayacağına inanmışlardı. (wikipedia.org)

Demawend : İran'da ünlü bir dağ. (Ateşe Tapmayanlar)

Deme : Yunanca’daki Demos’tan. Eski Yunanistan’da sitelerin, özellikle Atina’nın yönetsel bölgesi, mahalle. Bizans’ta başkentte ve büyük kentlerde halkın tuttuğu yarı siyasi, yarı askeri hizipler.

Deme : Köy anlamına gelir. (G. Bean)

Demet : İsim olarak kullanılır. Yunanca Demation’dan gelir. Ekin bağı, bir araya getirilip bağlanmış, biçilmiş ekin, birlikte bağlanmış anlamlarına gelir. (A. Erol)

Demeter: (Eski Yunan'da) Zeus'un kız kardeşi, tarımın, yaşamın yenilenmesinin tanrıçasıdır. Simgeleri, buğday başağı, haşhaş, evcil domuzdur. (Estin-Laporte)

Demetrias : Teselya’da İlkçağ kenti.

Den/Din : Din, dinin üzerinde hakimiyet olan meleğin adı. (Ateşe Tapmayanlar)

Dengizik : İsim olarak kullanılır.  Atila’nın oğullarından birinin adıdır. (A. Erol)

Dengizih: Attila'nın oğlunun adı. Sözcüğü Türkçe açıklamak isteyenlere göre deniz sözünden gelir. (Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları)

Denkart : 9.Yüzyıl Pehlevi teksti. (Ateşe Tapmayanlar)

Dentil friz : Dönüşümlü olarak bir kabartma boşluktan meydana gelen friz. (G. Bean)

Dert : İntikam. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Derviş : Tarikat mensupları hakkında kullanılan bir tabir. Farsça "kapı kapı dolaşan dilenci" anlamında "deryûş''tan gelmektedir. Çoğulu "dervişan''dır. Ayrıca, teseül (dilemek, istemek) anlamındaki derviz, dervij söylenişleri de bulunmaktadır. Yaygın olarak bu lafız hicrî V. yüzyıldan sonra tarîkat müridleri için kullanılır olmuştur. Aynı manada kullanılan abdal, fakir, âşık, miskin, erenler, baba gibi kelimeler yanında; Anadolu'da XII-XIII. yüzyıllarda cihadla meşgul olarak tekkeye kapanıp kalmayan Türk dervişleri için kullanılan "alp-erenler" tabiri de vardır. Kelime, bazı yörelerde "ihvan" şeklinde kullanılmaktadır. Derviş kelimesi ayrıca, sufilikte "kapı eşiği" anlamında geçmekte ve derviş olanın, kapı eşiği gibi ayaklar altında çiğnense bile, bütün sıkıntılara katlanması gereğini ifade etmektedir. Kelime gibi kavram da İran'da ortaya çıkmış ve oradan diğer, ülkelere yayılmıştır. Araplar lafzı aynen almışlar ve "deraviş" olarak çoğul şekliyle kullanmışlardır.

Dèvisser (ayağı kayıp düşmek) : (Dağcılık terimi.) Dik bir kayadan düşmeye denir. Dağcılar dağa tırmanırken dik bir kayaya geldiklerinde kendilerini vidalarla tuttururlar. Bir dağcı dengesini yitirip düştüğünde bu sözcük kullanılır. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)

Devrim : İsim olarak kullanılır. Çevrilme, katlanma, bükülme, inhina, İnkılap, ihtilâl, sosyalist ihtilâl anlamlarına gelir. (A. Erol)

Devoniyen : 417-354 myö arası. Balık Çağı. Çenesiz ve çeneli balıklar çeşitlendi, ilk köpekbalıkları ve ilk kemikli balıklar. Omurgalıların karaya çıkması: İlk iki yaşamlılar. İlk ağaç ve ormanların ortaya çıkması. Tohumlu bitkilerin, ammonitlerin ortaya çıkması. Silüryen ile Devoniyen arasında bir kitlesel yok oluş bulunmaz, bu nedenle Silüryende başlayan evrimsel eğilimler kesintiye uğramadan Devoniyende devam eder. Bir önceki dönemde yaygın olan omurgasız grupları, Devoniyende de varlığına eskisi gibi devam ederken, ammonitler ilk kez ortaya çıkar. Silüryende çeşitlenmeye başlayan balıklar bu dönemde çeşitliliklerinin zirvesine ulaşıp, Devoniyen denizlerinin bir numaralı hayvan grubu olur. Hem kemikli balıklar hem de köpek balıklar da bu dönemde ortaya çıkar. Karasal ökaryotların gelişimi de kesintiye uğramadan sürer. Silüryende ortaya çıkan damarlı bitkiler dönem boyunca hızla gelişir, çeşitlenip yaygınlaşır. İlk tohumlu bitkiler ve ağaçlarla birlikte ilk ormanlar da dönemin sonuna doğru oluşur. Eklembacaklılar yaygınlıklarını artırır, yeni böcek grupları ortaya çıkar. Denizlerde yaygınlaşan omurgalılar karaya ilk adımlarını dönemin sonunda atar: ilk iki yaşamlılar ortaya çıkar. (biltek.tubitak.gov.tr)

Dew : Zerdüştiler'de cin. (Ateşe Tapmayanlar)

Dewar : Zerdüştiler'de yargıç. (Ateşe Tapmayanlar)

Dharma : Zerdüştiler'de hayır kuruluşu. (Ateşe Tapmayanlar)

Dıbıldavuk : Konuşmaya çalışan çocuk. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Dıbırdavuk : Ulak. Getir götür işlerinde kullanılan çocuk. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Dıraz : İsim olarak kullanılır. Uzun, uzak, derin anlamlarına gelir. (A. Erol)

Dırmalak : (Türkmenler) Dik dağlar üzerine döne döne çıkan yollara bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)

Dırtduyav : Kaba, kültürsüz, umursamaz. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Di yu : Çince cehennem anlamına gelir. Çin cehennemleri aslında bir tür Araf’dır. Di yu’nun tam çevirisi dünya hapishanesidir. (W. Eberhard)

Diazoma : Antik tiyatrolarda caveayı yatay olarak ikiye bölen geçit. (G. Bean)

Dibaçe : Başlangıç. (Ateşe Tapmayanlar)

Dibildirik : Son derece üşümüş ve ıslanmış kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Dilbilimsel antropoloji: İnsan dillerinin incelenmesiyle uğraşan bilim dalı. (Kültürel Antropoloji, William A.Haviland, Harald E.L.Prins, Dana Walbrath, Bunny McBride, Kaknüs Yayınları)

Didem: (Far.) Gözüm, gözüm gibi sevdiğim, sevgilim. (tdk.gov.tr)

Digiza : bkz. Baş culğuç.

Dikmen : İsim olarak kullanılır. Dağ tepesi, doruk, şahika, zirve anlamlarına gelir. (A. Erol)

Diktynna (Ağdan çıkan kız): Minos'un dokuz ay kovaladığı Girit Nymphe'si Britomartis'in lakabıdır. Kız denize atlar ve balıkçılar tarafından kurtarılır. (Estin-Laporte)  

Dilmun : Sümerlerce bir tür cennet olarak düşünülen, yeri henüz saptanamamış bir ülke. (Kramer)

Dinar : Latince’dir. Arap parasının adıdır. Latince Dinarius’tan türemiştir. (J.P. Roux)

Dinar : Eskiden kullanılan bir para birimi. Dinar kelimesi Latince "denarius''tan Arapça'ya geçmiştir. Arapça çoğulu "denânir"dir. Cahiliye devrinde Araplar Roma altın sikkesini tanımış ve kullanmışlardır. Kur'ân-ı Kerim'de buna şöyle işaret edilir: "Kitap ehlinden öylesi vardır ki, kendisine bir yük altın emanet etsen onu (noksansız olarak) sana öder. Öylesi de vardır ki, ona emanet olarak bir altın versen, sen üzerine ayak direyip ısrar etmedikçe, onu sana geri vermez. Bunun sebebi şudur: Onlar dediler ki: Cahil Araplar'ın malını almakta bize günah ve sorumluluk yoktur. "Onlar bile bile Allah'a karşı yalan söylerler. " (Âli İmrân, 3/75). Âyette altın para karşılığı "dinar" kelimesi kullanılmıştır.

Dingal-abzu : Sümerler’de Lagaş’ın güney sınırı yakınlarındaki bir tapınak. (Kramer)

Diocesis : Son imparatorluk döneminde praefectura’yı izleyen yönetim birimi.

Diomedes: Kısraklarına insan eti yediren Trakya kıralı. Herakles onu yem olarak bu hayvanların önüne atar. Diğer bir Diomedes ise Yunanlar'ın Troya'daki büyük bir kahramanıdır. (Estin-Laporte)

Dionysos : Zeus'un oğlu. Şarap, bitki büyütme, bereket ve tiyatro tanrısı. Simgeleri: Üzüm asması, sarmaşık, panter, asa, bolluk boynuzu.Zeus ile Semele'nin oğlu Dionysos, Hera'nın kini uzun süre yakasını bırakmadığı için oğlağa dönüşerek gizemli Nysa ülkesinde yaşamak zorunda kalır. Sonra üzümü, şarabı ve de sarhoşluğu keşfeder. Bu durum onun, gezgin ve sözü geçen biri olarak, ülkeden ülkeye gitmesine neden olur. Maceraları tanrılarınkinden çok kahramanların maceralarına benzer.
Bitki büyütme tanrısı Dionysos Ölüler Ülkesi ile de bağlantılıdır, bu nedenle zaman zaman yılan biçimine girer. Onun onuruna yapılan Anthesteria bayramları aynı zamanda ölülerin de bayramlarıdır. O esnada, sitede çoğalma gücünü yeniden canlandırmak için, yüksek dereceli bir memurun eşi ve rahibe olan Atinalı bir güzel ile birleşir. Kendisinin yönlendirdiği şenlikli bağbozumu bayramları belki tiyatroyu da meydana getirmiştir.
Ne var ki, Dionysos kültürünün bir bölümü geceleri gizli dernekler içinde gerçekleştirilir. Katılanlar transa girmek için birtakım uyuşturucular alırlar. Tanrının bedenini temsil ediyor denerek çiğ et yenir. Bu acayip külte kadınlar ve köleler de kabul edilir.
(Estin-Laporte)

Dionysos : Yunan mitolojisinde tarım-tanrı, şarap tanrısı; Baküs. Ritüeli kanlı hayvan kurbanlarına ve coşkulu esrimelerle kendinden geçmeye dayanır.

Dioskurlar : Yunan mitolojisinde biri ölümlü, öteki ölümsüz iki yiğit kardeş.

Dipteros : İki sütun sırası ile çevrelenmiş tapınak. (E. Akurgal)

Dirhem : Yunanca’dır. Yunanca drachme’den gelen Arap parası. (J.P. Roux)

Dirlik : İsim olarak kullanılır. Hayat, yaşayış, ömür, yaşamak için gerekli olan şey, birlikte yaşayış, geçinme anlamlarına gelir. (A. Erol)

Diyasahlisi : Gürcü Dili'nde evin reisi olan kadına verilen ad. (Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili)

DNA: (Deoksiribonükleik asit) Birçok canlının kalıtsal özelliklerinin belirlenmesinde rol oynayan, hücre bölünmesi sırasında kendini kopyalayan ve oluşan yeni hücrelere geçen, hücrenin genetik malzemesi. (biltek.tubitak.gov.tr)

Dodekanes : On iki ada.

Dogma : Her inceleme ve eleştirinin dışında tutulan ve değişmez olduğu varsayılan kavram, inak.

Doğu veya daneri : (Türkmenler) doğu yönüne bu adları verir. (A.Rıza.Yalman)

Doku: Bitkilerde ve hayvanlarda organları oluşturan, aynı görevi yerine getirmek üzere bir arada bulunan, benzer hücre topluluklarıyla hücreler arası maddelerin oluşturduğu yapı. (www.biltek.tubitak.gov.tr)

Dokum, Dicevg: On beşinci Bulgar Kralı. (814) (G.Ostrogorsky)

Dolun, Tolon, Tolun : İsim olarak kullanılır. Aynı on dördü anlamına gelir. (A. Erol)

Dor düzeni : Yunanistan’daki tapınaklarda çok sık fakat Anadolu’da ender kullanılan bir düzen. Sütunlar doğrudan taban düzlemine oturur, sütun kaidesi yoktur. Sütunlar yukarıya doğru incelerek yükselir ve ortalarında bir şişkinlik vardır ki buna enthasis denir. Sütun gövdesinde genellikle yirmi adet sığ yiv, keskin bir kenar oluşturacak biçimde birleşir. Sütun başlığı dörtgen bir tabla biçimindeki abakus ile onun altındaki bombeli ekhinustan oluşur. (G. Bean)

Dora : İsim olarak kullanılır. Doruk, şahika, zirve anlamlarına gelir. (A. Erol)

Dorbay : Nesil, soy. (Kuşak değil.)

Dorylaion : Eskişehir.

Dovul : Davul. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Dozakh : Zerdüştiler'de Cehennem. (Ateşe Tapmayanlar)

Dölek : İsim olarak kullanılır. Sabit, berkarar, bâki, mutemet, dürüst, temkinli, sakin ve itaatli. elverişli, uygun, usta, kurnaz, çok döl veren anlamlarını içerir. (A. Erol)

Dölek : (Türkmenler) Dağların tepelerinde tesadüfen rastlanan düz yollara bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)

Dristra : Silistre.

Dromos : Yunanca’da yol anlamına gelip, mezar girişlerine de verilen addır. (E. Akurgal)

Dron : Zerdüştiler'de kutsanmış erkek. (Ateşe Tapmayanlar)

Druj : Zerdüştiler'de cisim haline gelen Şeytan, yalan cini. (Ateşe Tapmayanlar)

Druj i nasuş : Zerdüştiler'de ölü cini. (Ateşe Tapmayanlar)

Dryaslar: Yunanistan'da kutsal sayılan dişbudak ağacının (drus) Nympheleri olup Uranos'un kanından doğmuşlardır. (Estin-Laporte)

Dubban kamışı : Sümerler’de çalı büyüklüğünde kamış. (Kramer)

Dubbur : Dağlık. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Dubur : Derinin üstüne çıkan alerjik kabarcık veya şişkinlik. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Dudu : İsim olarak kullanılır. Eskiden “kadın” ve “hanım” sözlerine karşılık olarak kullanılırdı,  kız çocuğu “tuti” gibi konuşsun diye konulur. (A. Erol)

Duhs : Kafkasya’daki Alanlar’ın Arap kaynaklarında rastlanan tasvirlerine göre 9. yy.’daki Alanlar’ın önemli boylarından biri. Bu boyun adı As adıyla birleşik halde geçer (Duhs-as). Henüz M.S. 10. yy.’da Isık-köl ve Çu Nehri yöresinde yaşayan ve Müslüman kaynaklarında Batı Göktürkleri’nin tebası olarak söz edilen Tuhs kavim unsuru ile aynıdır. (Czegledy)

Dukkul : Çiğnenmeden yutulan büyük lokma. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Duks : Bizans’ta ordu komutanı, general.

Duku : Sümer’de tanrıların yaratma odası. (Kramer)

Dulda : (Türkmenler) Kuytu yerlere, koyaklara, göbeklere bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)

Dulduz Han : İsim olarak kullanılır. Yıldız Han anlamına gelir. (Balkar). (A. Erol)

Dulun : Dulunmak (1. Ay, güneş tutulması. 2. Ay ve güneş batması. 3. Gözden uzak olmak)’tan.

D’umetü’l-Cendel Olayı :Dûmetü'l-Cendel, Tebük'e yakın, Şam'a beş gecelik mesafede bir yerdir. Hz. Peygamber Şam'da hristiyan Araplar'ın ve Bizans imparatoru Herakleios'un desteklediği Rum askerlerinin Medîne'ye saldırı için hazırlık yaptıklarını öğrenince, onlardan önce davrandı ve otuz bin kişilik bir İslâm ordusu ile hicretin dokuzuncu yılında Tebük'e kadar geldi. Gerek Rum'dan ve gerekse Araplar'dan bir hareket görülmeyince orada durdu. Ayrıca Şam'da bulaşıcı tâûn (veba) hastalığının bulunduğu haberi de gelmişti. Allah Rasûlü, ashabı ile istişare ederek bir süre Tebük'te kaldı.

Dumrul: İsim olarak kullanılır. “Nesil veren, hayat başlangıcı”. (Osman Mirzayev). Toğrul’un fonetik değişikliğe uğramış bir şeklidir. (A. Erol)

Dumuzi : Kitabı Mukaddes’te Temmuz. Sümer’de kutsal evlilik töreninde tanrıça İnanna ile evlenen ilk hükümdar olarak bilinen Uruk’un çoban kralı. (Kramer)

Duvuldavuk : Kapalı sesli ritm, müzik aleti,. Davul. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Duwazdah homast: Zerdüştiler'de 12 bölümden meydana gelen ayinler kitabı. (Ateşe Tapmayanlar)

Dündar : İsim olarak kullanılır. Şevk verici, şevkle yürüyen anlamına gelir. (A. Erol)

Dürü : Ot destesi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)

Dürzî, Dürzîlik : Fatımî halifelerinden el-Hâkim biemrillah el-Mansur b. el-Aziz billah (385-411/996-1021)'ın veziri Hamza b. Ali'nin kurduğu İslâm dışı bâtıl bir mezhep. Dürzî, bu mezhebin görüşlerini benimseyen kişi. Propagandacı (dâî)* lerinden birisi olan Nuştekîn ed-Dürzî (ö. 410/1019)'nin ismine izafetle anılan Dürzîlik, siyasi-itikadî bir mezheptir. Şiîliğin İsmailiye kolundan doğmuştur. Altıncı Fâtımî halîfesi el-Hâkim, ulûhiyet (tanrılık) dâvâsında bulunarak mektuplara "bismil-Hâkim er-Rahmanir-Rahim" yazdırıyor, hutbede kendi ismi okunduğunda halkı ayağa kaldırıyordu. (Mahmud Es'ad, Tarih-i İslâm, 158) Hâkim, etrafa dâîler göndererek kendi sapık görüşlerinin propagandasını yaptırır ve: "hiç kimsenin kendilerine zarar veremeyeceğini, mezhebe bağlı olanların artık dalâlete düşürülmeyeceklerini" söyler. Veziri Hamza b. Ali de bu mezhebin imamı olur. Bu arada el-Hâkim'in daha önceki dâîlerinden Nuştekin ed-Dürzî (Ânuştekin ed-Derezî) kendisinin imam tayin edilmesi için faaliyet gösterir. Fakat aşırı fikirleri halkı isyana sevkeder ve 410 yılında öldürülür. Halkın reaksiyonu üzerine bir süre ara verilen propaganda faaliyetine Hamza b. Ali yeniden başlar ve etrafa dâîler göndererek birçok taraftar toplar. el-Hâkim'in 411/1021 yılında el-Mukattam dağında kaybolması Hamza b. Ali'nin de inzivaya çekilmesi üzerine Hamza'nın dördüncü vasisi Ali b. Ahmed mezhebin başına geçer. Fakat el-Hâkim'in yerine halîfe olan Ali b. el-Hâkim, Dürzîleri takiple cezalandırır. Bunun üzerine faaliyetlerini gizli olarak sürdürürler. Daha sonra tekrar açıktan çalışmaya başlayarak Teym vadisi, Sayda, Beyrut ve Şam'da yayılırlar.
Dürzîler Haçlı seferlerinde Hıristiyanlarla işbirliği yaparak Müslümanlara karşı savaşmışlardır. Günümüzde Lübnan'ın dağlık bölgelerinde, Suriye, Filistin ve Ürdün'de yaşamaktadırlar. Lübnan anayasasına göre özel hakları olan Dürzîlerin Ortadoğu'da siyâsî güçleri olup bugünkü Suriye yönetiminde büyük etkinlikleri vardır. (E. Ruhi Fığlalı, İtikâdî İslâm Mezhepleri, 169 vd.)
Dürzîlik, Kur'ân'da "sırat-ı müstakim"* diye adlandırılan "doğru yol"un dışındaki bâtıl yotlardan birisidir. Bu bakımdan "İslâm mezhepleri" içinde sayılmaması gerekir. Kur'ân-ı Kerim sırat-ı müstakim'in dışına çıkılmaması gerektiğine dair gayet açık olarak birçok âyette hüküm bildirmiştir: "Îşte benim doğru yolu, m bu, ona uyun, (başka) yollara uymayın ki, sizi O'nun yolundan ayırmasın!" (el-En âm, 6/153)
Kendilerini gerçek tevhid inancına sahip (Muvahhidun) olarak gören Dürzîlerin Allah hakkında tecessüm (Allah'ı cisim olarak tasvir etme), hulûl (ruhun bir canlıdan başka bir canlıya geçmesi) gibi inançları ve bunların çok karışık yorumları vardır. Onlara göre Allah'ın bir gerçek ulûhiyeti (lahut) bir de beşerî tezahürü (nâsut) vardır. Allah kendisini beşer idrakine ancak bir insan şeklinde yani el-Hâkim şeklinde göstermiştir. Aksi halde insan Allah'ı gerçek ulûhiyetiyle tanımaya güç yetiremezdi. el-Hâkim'in Allah'ın beşerî tezâhürü olarak imamet mevkiine oturması ve onun tebliğini üstlenmesi Allah'ın gerçek tevhididir. Dürzî inancına göre bu gerçek tevhide ulaşan kişinin ibadet mükellefiyeti ve buna ihtiyacı da yoktur. (Fığlalı, a.g.e., 174-175)
Görüldüğü gibi bu mezhep mensupları İslâm'ın saf ve temiz tevhid akîdesini, nefs ve hevâlarına tâbi olan akıllarıyla bulandırmışlar, lâyık olmayan sıfatları Allah'a izafe etmişlerdir. Halbuki gerçek tevhid* inancına göre: Allah birdir, Sameddir (herşey varlığını ve bekasını O'na borçludur. Herşey O'na muhtaçtır. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şeyin başvuracağı, yardım dileyeceği tek varlık O'dur). Kendisi doğurmamıştır ve (başkası tarafından) doğurulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi olmamıştır." (el İhlâs, 112/1-4) Dürzîliğin, Hamza b. Ali tarafından ortaya atılan inanç esasları özetle şöyledir: 1- el-Hâkim bi Emrillah'ı Allah bilmek. Onlara göre Hâkim, Hz. Muhammed'in şerîatını neshetmiştir. 2-Emri tanımak: Bu, yaratıkların en şereflisi olarak kabul edilen Hamza b. Ali'dir. 3-Hududu tanımak: Bunlar Hamza ile birlikte beş vezirdir. 4-Yedi esası bilmek: Bunlar iptal edilen yedi akîde (Kelime-i Şehâdet, namaz, oruç, hac, zekât, cihat ve velâyet) yerine konan yedi vasiyet (vesâya veya hisâl) dir. Bu yedi vasiyet: 1-Sözde doğruluk, 2-İman kardeşlerini koruma ve karşılıklı yardım, 3-Önceki ibadetler ve bâtıl inançların tamamını terk, 4-İblîs'i ve bütün şer güçleri tanımama, 5- Allah olarak Hâkim'in birliğine iman, 6-Ne olursa olsun fiillerine sahip olma, 7-Açık veya gizli onun (Hâkim) ilâhî iradesine teslimiyet ve kabut. Dürzîlere göre âhiret ve âhiretle ilgili Cennet, Cehennem, Arş, Kürsî, hesap, ceza, mükâfat gibi şeyler hep bu dünyadadır. Dînî bakımdan Dürzîler, Akıllılar ve Cahiller olarak ikiye ayrılır. Özel kıyafetleri olan akıllıların mezhep esaslarına bağlı olmaları, şehvetlerden kaçınmaları, sigara ve içki içmemeleri, hırsızlık, zina vb. kötülükleri yapmamaları gerekir. Bunların önderlerine Şeyhu'l-Akl denir. Cahillerin dünyevî lezzetleri tatmalarında, refah içinde yaşamalarında bir sakınca yoktur. Misafirperverlik, israftan sakınmak, ahlâkî değerlere önem vermek gibi özellikleri bulunan Dürzîler, "İslâm esaslarını hiçe saydıkları ve iman esaslarını da keyfi olarak tahrif ve tağyir ettikleri için" müslüman sayılmazlar. (Halit ÜNAL)

Düve : İsim olarak kullanılır. Genç inek, henüz yavrulamamış inek anlamına gelir. (A. Erol)

Dyrrachium : Durazzo, Draç.