Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Bekrî Mustafa

Latife 54:

Bekrî Mustafa Efendi bir gün Topal Faik’e demiş ki “Neden acele edip erken geldiniz, yoksa menzile mi bindiniz” Orada bulunan Rüşdi Efendi söze karışarak “Hayır ayak sürüdüler, eğer murad itseler daha tez gelir idi” demiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

İncili Çavuş                

1925'te basılan İncili Çavuş isimli kitabın kapağı (23.Kasım.2002 Cumartesi, Hürriyet gazetesi, (Murat Bardakçı'nın arşivinden))

Latife 21:

İncili Çavuş zamanında Acem’den elçi gelmiş, nâme getirmiş. İncili Çavuş’u elçiye nedim tayin etmişler. Bir gün elçi ile İncili bir aradayken ezan okunmuş. İkisi de aptes almak için ayağa kalkmışlar. İncili Çavuş ayağını yıkarken, elçi “Ayağını ne yıkarsın, ayağında poh mu var” demiş. Meğer elçi de bu sırada yüzünü yıkamaktaymış. İncili Çavuş da “Ya sen yüzün yıkarsın, yüzünde poh mu var “ diyerek cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Latife 32:

İncili Çavuş Acem’e gittiğinde, Şah İsmail’in fermanıyla bozuk yumurta ile yapılmış bir yemek ikram ederler. Sohbet sırasında İncili Çavuş, elinde olmadan bir zarta çeker. Ancak derhal makadına dönüp, “Eğer şah-ı âlişana elçiliğe sen gelmiş isen biz sükût edelim, sen şahım ile dilleş, eğer biz gelmiş isek sen biraz sükût eyle, biz konuşalım” demiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Latife 41:

Mâlik-i mülk-i Acem Şah İsmail’in Nefes adında bir mahbûbu var imiş. Bir gün İncili Çavuş’a, “Rûm’da mahbûb yoktur cümlesi çirgın görünüşlüdür”, deyince Çavuş da “Ey Şahım Rûm’da mahbûb vardır ki en kötüsünün zartası Şahımın nefesinden âlâdır” diyerek onu susturmuş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Latife 153:

İncili Çavuş Acem Şahı’na vardıkta Şah İsmail sualden sonra “İslambol’da Farisi bilir kimse var mıdır” demiş. İncili de “İslambol’un köpekleri bile Farisi bilip söylerler” diye cevap vermiş. Şah da “Köpekler nasıl Farisi bilip söylerler” diye sorunca Çavuş da şöyle konuşmuş: “Ortalıkta bir laşe görüldüğü zaman köpeklerin büyükleri harrum, harrum deyü bağırır. Küçükleri çend, çend deyü sual ederler. Tekrar büyükleri heft, heft deyü cevap verir. İşte böyle Fârisi söylerler” deyü Şahı mat etmiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Pinti Hamid

Latife 134:

Hasisliği ile tanınmış Pinti Hamid bir gün hastalanmış. Bir dostu hatırını sormaya gelince bir tavuk getirmiş. Pinti Hamid’in atasından kalmış ve yaşı yetmişe germiş bir aşçı cariyesi varmış. Onu çağırmış ve bu tavuğu bir çömleğe koyup kaynatmasını ve suyuna çorba yapmasını, ancak tavuğu parçalamamasını tembih etmiş. Bir nice gün böyle devam ettikten sonra cariye tavuğu Pinti Hamid’in önüne getirip, “Efendi tavuğun işi bitti ve kaynamak canına yetti, bir dahi kaynarsa dağılır gider, bari şunu yiyiver” demiş.

Hamid tavuğun bu halini işitince “Eğer bu tavuğu bir dahi kaynatırsan ve dağıtmayıp çorbasını pişirirsen, bu hastalıktan öldüğüm taktirde seni azat etmelerini vasiyet edeceğim” demiş. Cariye de, “Efendi sen sağ ol, sıhhat bul, ben o azatlıktan geçtim, hem benim yerime canın için şu tavuğu yiyip kaynatmaktan azat eyle” diye cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Latife 145:

Pinti Hamid merhum bir gün Edirne’ye gidermiş. Küçükçekmece’ye vardıkta evde karısına, mum fitilini sık sık alma, tez tükenir diye tembih etmediğini hatırlar. Acele ile dönüp eve gelir, karısına söyleyeceklerini söyler. Karısı da “Be hey koca, şu kadar şey için dönüp geldin, ayağında yemenilerine acımadın mı” diye çıkışır. Pinti Hamid “Elime aldım, yalın ayak geldim” cevabını verir. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Telve Mustafa

Latife 142:

Telve merhum bir gün Fındıklı’da bir kahvehane’ye girip süratle çubukluğa varıp bir çubuk alır. Kahvedeki ahbaplarından birisi, “Çubuğunu doldurmak için, kese ister misin” diye sorar. Telve’nin cevabı şu olur, “Hayır hemen bir sabun sürünüp çıkacağım”. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Latife 155:

Merhum Telve Mustafa, Eyüp canibinden Âsitâne’ye gelirken ahbaplarından birisine rast gelir. “Nereden gelirsin” diye sorar. Adam da “Eğrikapu’dan gelirim” diye cevap verince Telve Mustafa adama “Madem doğru adamsın, Eğrikapu’da ne işin var” diyerek latife eder. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Latife 156:

Büyük yangından sonra bir gün Telve Mustafa merhum tulumbacıbaşının konağına gitmiş ve tulumbacı kavuğunun taslarından birini alıp içine işemiş. Birisi görüp “Telve ne yapıyorsun, ayıp değil midir” diye çıkışmış. Telve Mustafa ise, “Bundan sonra işeme değil sıçarım bile, İslambol’da yaşanacak yer kalmadı, bunlar bundan sonra bir şeye yaramaz” diye cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Yek-Çeşm Dürrî Efendi

Latife 58:

Mora Fatihi Şehid Ali Paşa’dan Mora Seferi sırasında Yek-Çeşm Dürrî Efendi bir zeamet rica eder. Nüktedan vezir “Efendi inşallah gelecek sene seferimiz Körfez üzerine, muzaffer olursak sana bir zeamet ihsan edelim” diye cevap vermiş. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)

 

Latife 135:

Tanınmış nüktedanlardan Merhum Tahir Efendi’nin evine gelen Yek-Çeşm Dürrî Efendi, ev sahibinin yokluğundan istifade ederek genç mahbubuna tasallut eder. Emeline vasıl olduğunu evin duvarına yazarak çıkıp gider. Tahir Efendi ise eve geldiğinde yazıyı okur ve durumu anlar, aynı yere bir başka mısra kaydederek üzüntüsünü dile getirir. (M.Sabri Koz, bkz. Letâif metni)