Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Karatepeli fıkraları 6

Yassı tavuk

Adamın biri, Karatepe Köyü’nün yakınından geçerken, arabayla bir tavuk eziyor. “Köye gideyim de, hiç olmazsa şu tavuğun sahibine parasını vereyim” diyor. Köye varıp muhtarı buluyor. Tavuğu göstererek:

- Muhtar, şu tavuğun sahibi kim, söyle de parasını vereyim, diyor.

Muhtar tavuğu eline alıp şöyle bir bakıyor ve,

- Yav, iyi güzel de, diyor, bizim köyde böyle yassı tavuğu olan kimse yok ki...

Kaynak : Hakan Erdur, Ç.Ü. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi, Kadirli – Adana.

 

Ters ceket

Karatepeli’nin biri, motosikletiyle yolculuğa çıkacaktır. Ancak, hava biraz bozulur. Bunun üzerine adam ceketini rüzgârdan korunmak için ters giyer ve arkadan ilikler. Motosikletle giderken kaza geçirir, yaralanır ve bayılır. Diğer Karatepeliler başına toplanır. Adamın kafasının ters döndüğü kanısında birleşirler ve adamın boynunu ters çevirirler.

Kaynak : Hüsne Dağdeviren (58) ev hanımı, Kızyusuflu, Kadirli – Adana.

 

Su değirmeni

Adamın biri su değirmeni yapmaya karar vermiş. Değirmenin taşı da bir kayanın başında imiş. Taşı derenin kenarına getirmek istiyormuş. Taşın kenarına halatı bağlamış, bir ucunu da beline bağlamış. Taş yuvarlanmaya başlamış. Tabi onunla birlikte adam da. Böylece derenin kenarına kadar gelmişler.

Kaynak : Meryem Sertbaş, (35) ilkokul mezunu, Adana. Durmuş Sert, (15) ilkokul mezunu Adana.

 

Bir vızdan bir bizden

Yaz mevsimi gelince, havaların ısınmasıyla sinekler de çoğalmış. İnsanlar sinekleri kovalamaktan yorulmuşlar.

Bizim Karatepeliler, soruna çözüm bulmuşlar. Biri silahı eline almış, gördüğü sineği öldürmek için. Sinek içlerinden birini omuzuna konmuş. Adam sineği göstermiş, elinde silah olan arkadaşına. Silahlı adam ateş etmiş sineği vurmuş. Tabi bu arada adam da ölmüş. Diğerleri sormuşlar: “Ya ne yaptın, adamı öldürdün”. Bizimki “Eee, bir vızdan, bir bizden” demiş.

Kaynak : Salih Öğüten, emekli ilkokul öğretmeni, Adana.

 

Karışan postallar

Eskiden Karatepe’nin erkekleri çarşıya  giderler.  Hepsinin ayağı yalındır. Çarşıdaki dükkanda  çizmeye benzer , deriden dikilmiş postallar vardır. Bunlardan  birer tane alırlar. Eve geri dönüşte yorulurlar ve dinlenmek için ayaklarını uzatırlar. Fakat bütün ayaklardaki postallar birbirinin aynı olunca, hiç kimse kendi ayağını bilemez. O sırada yoldan geçen bir yolcuya hep birlikte yalvarırlar, yardım isterler.

- Biz ayaklarımızı karıştırdık, ne olur bunları ayırın derler.

- Adam eline bir sopa alıp var gücüyle ayaklarına vurmaya başlar. Canı yanan ayağına sahip olur.

Yolcunun eline öpüp alkış verirler:

- Allah gönderdi seni, derler. “Gelmeseydin halimiz ne olurdu?”

Kaynak : Hasan Karacalar (50), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe, Kadirli – Adana.

 

Deve yavrusu

Karatepeliler, bir gün gezerlerken dağda bir deve yavrusunun ölüsüne rastlar. Başına toplanırlar. Bakarlar, bakarlar, hiçbir şeye benzetemezler. Sonunda Akıllı Mehmet’i çağırırlar. Bu ne olabilir diye sorarlar. Akıllı Mehmet iyice bakar, uzun uzun inceler ve der ki:

- Yahu arkadaşlar, bunu bilmeyecek ne var, Adamın birisi bunu deve yapacakmış. Boynunu eğmiş, tabanını dövmüş fakat mayası küçük gelmiş onun için atıvermiş.

Kaynak : Mehmet Celaloğlu (60), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe – Adana.

 

Deve yükü

Karatepeli’nin biri devesine kuru ot yüklemiş. Yolda giderken bakmış ki otun uçları yere sürtünüp gidiyor. Bunların ucunu biraz kısaltayım deyip kibriti çakıp otları tutuşturmuş. Bir de ne görsün, deve alevler içinde kaçmıyor mu! Şaşkına dönen deve sahibi arkasından bağırmaya başlamış:

- Hee haa, kara lök, aklın varsa çamura çök.

Kaynak : Hüsne Dağdeviren, (58), ev hanımı, Kızyusuflu, Kadirli – Adana.

 

Sakatlık çıkacaktı

Kırk Karatepeli arkadaş köyde topraktan yapılma harabe bir evin üstüne çıkıp bir o yana bir bu yana koşup eğlenirlermiş. Dam zaten harabe bir şey. Onların ağırlıklarına dayanamayıp çökmüş. Otuz dokuzu ölmüş. Kalan Karatepeli tozlar arasından çıkıp silkinmiş, üstünü başını düzeltirken “Az kaldı” demiş, “Bir sakatlık çıkacaktı.”

Kaynak : Mustafa Güneri, öğretmen, 1970, Adana.

 

Değirmen

İki Karatepeli değirmene giderken karşılaşmışlar. Aynı değirmene gidiyorlar ama önce hangisi öğütecek buğdayını. Başlamışlar ben öğütecem, hayır ben öğütecem diye kavga etmeye. Tartışma büyümüş. O sırada birinin aklına bir fikir gelmiş.

- Yolun karşısındaki şu çalı değirmen olsun. Hangimiz önce gidersek o öğütecek buğdayını.

Hemen koşmuşlar çalıya doğru. Önce varan buğdayını kaldırıp boşaltmış çalının dibine. Diğeri de ardından yetişip onun buğdayının üzerine dökmüş buğdayını, hâlâ çekişip durularmış sen öğüteceksin, ben öğütecem diye.

Kaynak : Bekir Uzun, (45), öğretmen, Adana.

 

Bal kovanı

Köylüler toplanıp dağdaki kovanlarından bal almaya karar verirler. Beş on kişi bir araya gelip gezmeye başlarlar. Bir tane kovan görürler ve almaya karar verirler. Üstüste çıkarlar. Tam kovana yetişmişken en alttaki:

- Biraz durun, elimi yalayayım, der. Üsttekiler yere düşünce de:

- Ne oldu, der, balı paylaşamadınız mı?

Kaynak : Meryem Sertbaş, ilkokul mezunu, Adana. Durmuş Sert, ilkokul mezunu, Adana.

 

Dam direği

Karatepeli gelinin biri ekmek yapmak ister. Bunun için de su testisini ve hamur karacağını yanına alarak un çuvalının yanına gelir. Çuvalın önünde evin dam direği vardır. Gelin, bir elini dam direğinin etrafına sarar. Diğer elini de un çuvalına batırır. Her iki elini de unlu olarak çekmek ister. Ama arada direk vardır. Gelin bağırarak komşulardan yardım ister. Komşular gelirler. Bir çare bulamazlar. Köyün akıllı hocası Akıllı Mehmet’i çağırırlar. Mehmet elini alnına koyup düşünür ve der ki:

- Arkadaşlar, şimdi direği kesersek dam çöker, gelin de ölür, direği kesen de, ölmektense tek kollu olmak iyidir.

Böylece gelinin bir kolunu keserler.

Kaynak : Hasan Karacalar (50) ilkokul mezunu, çiftçi, Kızyusuflu – Kadirli – Adana.

 

Kuyudaki Ay

Dolunay zamanı  Karatepeli kadın kuyudan su almaya gitmiş. Ay iyice yükseldiği için şavkı kuyudaki suya vurmuş, kadın yukarıdan bakınca, ayın yüzünü suyun içinde görmüş. Sanmış ki ay suya düşmüş. Bir çığlık kopartmış. Ne oldu diye yanına gelenlere vaziyeti göstermiş. Başlamışlar ne yapalım diye düşünmeye. Sonunda kuyuya kanca atıp çıkarmaya karar vermişler. Sallamışlar kancaları kuyuya. Bir tanesinin kancası kuyunun taşına takılmış. Vargücüyle asılmış çekmiş, çekmiş taş bu güce dayanamayıp portunca, adam sırtüstü yere serilmiş. O vaziyette yatarken gözüne ay ilişmiş. Sevinerek :

- Bakın ayı havaya çıkarttım, demiş.

Kaynak : Ahmet Karacalar (55), ilkokul mezunu, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.

 

Boynu uzun boz tanrı

Hayatında hiç deve görmemiş Karatepeli’nin karpuz bahçesine bir deve girmiş, bütün karpuzları yemeye, bahçeyi talan etmeye başlamış. Karatepeli:

- Bu ne olabilir, olsa olsa Tanrı dedikleridir, diyerek “Eee” demiş, “Karpuzu bostana veren bu, karpuzdan yeme desek olmaz. Belki gazaba gelir.”

Bir yandan söyleniyor öte yandan da boynunu büküyormuş:

- Ey boynu büyük boz tanrı, sen verdin sen alıyorsun, ben ne yapayım?

Kaynak : Mehmet Celaloğlu, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.

 

Döğüş gediği

Karatepeliler bir gün Kadirli pazarına gidiyor. Giderken de bir yerde mola verip konuşmaya başlıyorlar. Birisi “Ne yiyelim Kadirli’ye varınca” diye soruyor. Diğeri “Tahinle pekmez yiyelim” diyor. Anlaşıyorlar, karardan sonra öbürü soruyor “Ya çomağını kim yiyecek”. Çomak dedikleri, tahinle pekmezi karıştırırken kullandıkları çomak biçimindeki ekmek. Sen yerdin ben yerdim derken bir kavga çıkıyor. Taşla sopayla saldırıyorlar birbirlerine. Sonuçta beş, altısı ölüyor. O günden beri oraya  döğüş-gediği denir.

Kaynak : Hüsne Dağdeviren, ev hanımı, Kızyusuflu – Kadirli – Adana.

 

Uçsa da oğlak uçmasa da

İki Karatepeli yaz vakti oturmuşlar. Biri koyun güdüyor, diğeri oğlak. Etraflarına bakarlarken, kuru bir ağacın üstünde oturan kuşu görüyorlar, biri diyor ki:

- Şu kuşu görüyor musun?

- O kuş değil, oğlak, diyor öteki.

Oğlaktı kuştu derken epey bir süre tartışıyorlar. Derken kuş uçup gidiyor. İlk gören:

- Bak işte kuşmuş. Uçtu gitti, diyor.

Diğeri inatçı:

- Uçsa da oğlak, uçmasa da.

Kaynak : Bekir Uzun, öğretmen, Adana.

 

Papazı uyandırmış

Karatepeli’nin biri on tane dam yapmış. Damın üstüne çıkıp saydığında dokuz, indiğinde on sayarmış. En sonunda “Vay açıkgöz hırsız, ben damın tepesine çıkana kadar çaldı, inene kadar yerine koydu” demiş. İnmiş aşağı hırsızı aramaya başlamış. Yolda:

- Sırtı dam yüklü bir adam gördünüz mü, diye sormuş rastladığı birine.

O da:

- Gördüm, az önce geçti, demiş.

Bir değirmene varmış. Girmiş içeri, değirmenciye sormuş. Durumu anlayan değirmenci:

- Sen otur dinlen, demiş, o gâvur hep çalar damları, geçerken sana haber veririm.

Değirmende bir de şapkalı papaz varmış, yatıp uyurlarken değirmenci papazın şapkasını Karatepeli’ye bunun terliğini de papaza giydirmiş. Sonra Karatepeli’yi uyandırmış.

- Kalk yetiş, damı çalan hırsız şimdi geçti demiş.

Karatepeli yola düşmüş. Ay ışığı da arkadan vururmuş. Gölgesi önüne düşüp de başındaki şapkayı görünce almış eline şapkayı “Hay değirmenci” demiş, “Beni uyandıracağına papazı uyandırmış.”

Kaynak : Ahmat Karacalar, çiftçi, Karatepe – Kadirli – Adana.

 

Devenin kaburga kemiği

Karatepeli çoban yolda bir hallaç yayı bulmuş. Arkadaşlarına göstermiş. Evirmişler, çevirmişler ama ne olduğunu çıkaramamışlar. O sırada akıldaneleri geçiyormuş. Sormuşlar. Adam hiç düşünmeden,

- Bunu bilmeyecek ne var, devenin kaburga kemiği.

Kaynak : Bekir Uzun, öğretmen, Adana.

 

Öldü bile

Ağanın birisi uzun süredir hasta yatağında yatmaktadır. Oğlu çift sürmeye gidince ağa vefat eder. Karatepeli genci haberci olarak gönderirler. Ancak kötü haberi hemen vermemesini, durumun kötüleştiğini söylemesini tembihlerler. Ağanın oğlu haberci gencin gelişinden şüphelenir, “Ne oldu babam mı kötüleşti” diye sorar. Haberci genç “Ne kötüleşmesi” der “öldü bile”.

Kaynak : Ali Cerit (70), ilkokul, çiftçi, Kadirli – Adana.