Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Karatepeli fıkraları 4

Karatepeli’nin unutkanlığı

Karatepeli’nin biri, karısıyla birlikte bir başka köydeki arkadaşına misafirliğe gitmiş. Hoş beşten sonra, karısını arkadaşının evinde unutarak köye dönmüş. Bir bakmış ki karısı evde yok. Hararetle aramaya başlamış. Köylüler, karısının filan köyde filan arkadaşının evinde olduğunu söylemişler. Ancak Karatepeli arkadaşına karısıyla birlikte gittiklerini unutarak karakola gitmiş. Arkadaşının karısını kaçırdığını söyleyip şikayette bulunmuş.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak   : Mehmet Topaktaş, Ç.Ü. FEF Biyoloji Bl.Öğr. Görevlisi, Adana.

 

Karatepeli ve oğlu kızakla

Karatepeli kış günü evine odun getirmek için kızakla dağa gider. Yanına oğlunu da alır. Kızağa ağır bir yük yüklerler. Yerler de çok meyilli. Baba tedbirli davranmak ister:

- Arkaya sürgü takalım, der önde ben de gideyim.

Delikanlı cahil ve tecrübesiz.:

- Korkma baba, ben kızağı tek başıma bile indiririm, der demez çeker. Baba ne oluyor demeye kalmadan, kızak öndeki oğulla beraber hareket eder. Meyilli arazide son sürat giderken, feci kaza meydana gelir, kızağın eğresi oğlanın kafasını koparır. Acının etkisiyle oğlanın ağzı açık kalmış, dişleri görünüyormuş. Hiddetlenen Karatepeli:

- Eşşekoğlunun yediği halta bak, bir marifet yapmış gibi bir de yılışıp duruyor, der.

Kızağın eğresi: Kızağın eğri olan ayaklarından biri.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak   : Mehmet Sevimli, ilkokul öğretmeni, Sırmalı, Göksun.

 

Katır yumurtası

Karatepelinin biri, ilk defa şehre iner. Dolaşırken yolu sebze haline düşer. Karpuz yığınlarının önünden geçerken merak edip sorar:

- Selâmünaleyküm hemşerim, nedir bu sattıkların?

Karşısındakinin Karatepeli olduğunu anlayan açıkgöz manav:

- Aleykümselâm arkadaş, bunlar katır yumurtası olur.

- Kaç para tanesi?

- Senin için beş kuruş olur.

Karatepeli fiyatı makul bularak en büyüklerinden bir karpuz seçer, sonra da sorar:

- Şimdi ben bu karpuzu götürsem, içinden katır çıkar mı, çıkarsa kaç günde çıkar?

Manav:

- Götürüp sıcak bir yerde on gün sakla, on birinci gün katır sahibisin, der.

Bu kadar kısa bir sürede katır sahibi olmak, Karatepeli’nin çok hoşuna gider. Karpuzu alır, köye doğru yola koyulur. Epeyce yol aldıktan sonra dinlenmek ister ve yokuşun başında bir yere oturur. Fakat karpuz her nasılsa elinden pırtarak dereye doğru yuvarlanmaya başlar. Karatepeli de arkasından koşar. Karpuz biraz ileride taşa çarparak kırılır. Tesadüfen orada bulunan bir tavşan, gürültüden korkarak kaçmaya başlar. Karatepeli tavşanın ardından koşar ama yakalayamaz:

- Yaa gördün mü işte şanssızlığı! Yumurtadaki yetişkin yavruymuş ama elimizden kaçırdık.

Karatepeli yorgun argın eve gelir ve olanları hanımına anlatır. Kadın da ondan farklı değildir,

- Tüh yazık olmuş, kaçmasaydı, yaylaya çıkarken binerdik, der.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak   : Yusuf Köse, çiftçi, Salmanlı – Kozan – Adana.

 

Kazmanın kını

Karatepe civarlarında oturan beylerden biri, avlanmaya çıkmış. Av sırasında, terkideki yedek çizmelerini kaybetmiş. Çok aramış ama bulamamış.

Günün birinde (ormanda) odun kesen iki Karatepeli, bu çizme tekine rastlamış. İşe yarar diyerek köye getirmişler. Konu komşu toplanmış. Evirmişler çevirmişler köy alanına götürüp içinde cin vardır diye sav vermişler. Ancak bir türlü ne olduğunu anlayamamışlar. İçlerinden biri:

- Uşaklar gidip hocayı çağıralım. Bunun neci olduğunu bilse bilse o bilir demiş. Bilir mi bilir.  Hemen gidip namaz kılmakta olan hocanın namazını yarıda keserek alana getirmişler. Hoca gülmüş:

- Ulan hiç mi birinizin aklı yok. Olsa olsa kazmanın kılıfıdır demiş.

Sav ver : Düşüncesini söyle.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 20.12.1934, Perşembe, Sayı 3799.

 

Köpek

Karatepeli’nin biri şehre giderken yolda köpekler saldırmış. Taş alıp köpeklere atmak için kaldırım taşlarına sarılmış. Çıkaramayınca taşa söylenmiş:

- Burası ne biçim memleket, taşları berkidip köpekleri salıveriyorlar.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak   : Veli Taşçı, orman muhafaza memuru, 1951, Sırmalı, Göksun.

 

Köye mektup

Şehre yeni gelen Karatepeli, daha önceden gelen hemşehrisini ziyarete gitmişti. O sırada hemşehrisi bir mektup okuyordu.

Yeni gelen, kahvesini bitirdiği sırada diğeri de mektubu bitirir. Çöpe atmak üzereyken Karatepeli atılır:

- Dur atma hemşerim, bana ver onu...

- Ne yapacaksın bu mektubu, diye sorar hemşehrisi.

- Gider gitmez mektup yaz demişlerdi köyden, onlara gönderecem.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak   : Selman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana.

 

Kuralcı Karatepeli

Okuma yazma bilen bir Karatepeli, iş bulmak için şehre iner. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın düzen tutturamaz. Çünkü bir türlü kurallara, emirlere uymaz. Son işinden de kovulduktan sonra dünyadaki bütün kurallara uyacağına and içer. Ama olan olmuştur. Artık yaşamak istemez ve intihara karar verir. Yüzme bilmediği için kendini kanala atacak ve boğulacaktır. Kanalın kıyısına gelir. Tüm cesaretini toplar, tam kendini suya bırakacakken gözüne bir levha ilişir : Suya girmek tehlikeli ve yasaktır! And içtiği için intihardan vazgeçen Karatepeli köyüne döner.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak   : Mehmet Sevimli, ilkokul öğretmeni, Sırmalı – Göksun.

 

Mantar

Karatepe’de zenginin biri hem adamlarının zekâ derecesini ölçmek hem de en akıllısına kızını vermek için bir imtihan yapmayı düşünmüş. Bütün adamlarını toplamış ve “Size bir bilmece soracağım, bilene kızımı verip zenginlik içinde yaşatacağım” demiş.

Tutmalar ağanın nasıl bir bilmece soracağını düşünürken içlerinden de ben bilsem diye geçirirlermiş. Ağa sorusunu sormuş:

- Yerde biten yapraksız nedir?

Gel sen ol da bu işin içinden çık. Bir hayli zihin yormuşlar ama bir türlü akıl erdirememişler. İkinci gün ağa, adamlarını toplamış, bildiniz mi diye sormuş. İçlerinden biri diğerinin kulağına eğilip dert yanmış:

- Ulan ağa bizi mantar ediyor. Yoksa yerde hiç yapraksız biter mi?

Ağa hemen adamı çağırmış:

- Aferin sana, gördünüz mü böyle bir akıllı! Cevap mantardı be mantar, diyerek eşi görülmemiş bir düğünle kızını vermiş.

Mantar et : Oyun et, kandır.

Kaynak    : Yeni Adana gazetesi, 21.12.1934, Cuma, Sayı: 3800.

 

Niye Allah’a sıkıyon

Karatepe’de yaşayan Karaoğulları ve Sarıoğulları denilen iki sülale, arazi yüzünden kavga eder. Kavga öyle bir hal alır ki, silahını, kazmasını, küreğini alan koşar. Küçük bir tepenin iki yanında, bir tarafta Karaoğulları, bir tarafta Sarıoğulları olmak üzere mevzilenirler. Karaoğullarından biri, karşı tarafı korkutmak için silahıyla havaya bir el ateş eder. Yanındaki sinirlenir:

- Ulan aklına kodu...mun herifi, der, karşıdaki Sarıoğulları varken niye Allah’a sıkıyon?

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak   : Veli Taşçı, orman muhafaza memuru, 1951, Sırmalı – Göksun.

 

Oyun

Çobanın biri hiç namaz kılmamış ve kılınırken de görmemiş. Ağası bir gün satmak için kente davar indirmiş. Çobana malı kasaba pınarına yatırmasını söylemiş. O gün de Cuma imiş. Birer ikişer cuma aptesti almaya gelirmiş insanlar. Çoban da gönlünden:

“Herhalde bir ölet var. Bizim azık da az. Ağa kimbilir ne vakit gelecek” diyerek elini yüzünü yıkamış ve davarları Karabaş’a emanet edip bir ihtiyarın arkasından koşmuş, camiye gelmiş, hutbeyi dinlemiş. Daha sonra namaza durulmuş. O da diğerlerine bakarak namaz kılmaya başlamış. Rükûya vardıkları anda bizim Karatepeli birdirbir oynadıklarını sanarak önündeki adamın sırtına atlamış. Neye uğradığını şaşıran adam, arkasını dönmüş ve Karatepeli’ye olanca gücüyle bir tokat atmış. Bizim yankılı hiç tınmamış. O vakte kadar ayağa kalkılmış olduğundan arkasına dönmüş ve o da kendi arkasındakine basmış tokadı. Artık cemaat namazı bir yana bırakıp çobanı dövmeye başlamış. Çoban kaçarken gücünün yettiğince bağırarak:

- Yahu siz ne biçim adamlarsınız be, oyunu siz çıkardınız, siz cıllazıyorsunuz diye dursun, güzel bir dayak yemiş.

Ölet  : Ölü, cenaze

Azık : Yol yemeği, kumanya

Tınmak : Üstüne alınmak

Cıllazmak : Oyunda hile yapmak.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 30.12.1934, Pazar, Sayı 3807.