Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Karatepeli fıkraları 2

Demirin eniği

Karatepeli’nin biri, nereden eline geçirmişse geçirmiş, “Bu nedir acep” diyerek bir çuvaldızı alıp köye götürmüş. Köylüler çuvaldızı evirmişler, çevirmişler fakat bir türlü akılları almamış. Çünkü daha önce hiç böyle bir şey görmemişler. Köylünün çoğu işte olduğu için belki de o bilir diye imamı çağırmışlar. O da eline alarak oradan buradan bakmış fakat ne olduğunu bilememiş, köyün en kocası:

- Uşaklar, bizim imam da bir şey bilmezmiş. Ben bunun neci olduğunu bildim emme, bakalım imam ne diyecek deyi söylemeyiverdim.

İki taraftan:

- Amman emmi, deyiver de bizi bu tasadan kurtar, diye bağırmaya başlamışlar.

Koca gülmüş, tıpkı zafer kazanmışlara özgü bir şekilde göğsünü şişirerek:

- Uşaklar, bu ne ola ki, demirin dişisi taman.

Orada bulunan çocuklardan birisi atılmış:

- Emmi, demirin dişisi diyon emme demir kocaman, bu küçücük taman... İhtiyar, sakalını bir iki kez sığadıktan sonra  çocuğun sözüne hak vererek gülmüş:

- Yavrum tüm mahlûkat ufaktan büyüdüğü gibi bu da hâlâ eniktir.

Böylece tüm köylü tasadan kurtulmuş.

(Taman : Anladın mı?)

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 1.Ocak.1935, Salı, Sayı: 3809.

 

Dişi değil boyu

Karatepeli’nin biri, eşek satın almak üzere pazara gider. Birini gözüne kestirdikten sonra, sırtını kuyruğuna doğru ölçmeye başlar. Görenler;

- Yahu kardeşim eşeğin boyuna değil dişine bakılır,

der.

Karatepeli:

- Ekine giderken bir ben, bir karı bir de çocuk bineceğiz, der, onun için bana evvela boyu lazım.

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak   : Veli Taşçı, Orman Muhafaza memuru, 1951, Sırmalı, Göksun.

 

Dolap

Karatepeli Kaba Ahmet, topladığı kozalakları şehirde sattıktan sonra oradaki bir ahbabını ziyarete gider. Ahbabını görünce yanına sokulur;

- Ooo... efendi, hankırdasın?

- Vay Ahmet Emim hoş geldin.

- Hoş gördük ve hoş getirdik. Sana bir şey deyiverecem. Kozayı, yok pahasına verdikten kelli, üç beş akçasını bizim askerdeki uşağa göndereyim dedim. Sordum, soruşturdum. Postaneyi biri gösterdi. Aradım, taradım. Her bir yanı duvar. Yalnız bir yerinde bizim avratların iplik sardıkları gibi bir şey. Buranın kapı olduğunu bir türlü kestiremedim. Orada durdum. Bir de baktım ki, çocuğun biri geldi ve dolaba tokandı. Dolap yavaş yavaş içeri doğru fırıldadı. Çocuk öğlecene içeri girdi. Ardından gidip ben de tokandım. Yürüdü, o yürüdükçe ben de yürüdüm. Adım adım içeri girdim. Meğerse kapusu buymuş.

- Bunda ne var ki Ahmet Emmi?

- Ne yok ki oğlum. Varırsam, köyde bunun gibi bir dene de ben yaptıracağım. Bizim köyün büyüğünü küçüğünü dolaba koyacağım, dedi ve ekledi:

- Nahal olsa, bunu da düşünen faydasını biliyormuş ki yapmış.

Hankırdasın : Nerdesin.

Verdikten kelli : Verdikten sonra

Tokandım : Dokundum, değdim.

Kaynak : Yeni Adana gazetesi, 2.Ocak.1935, Çarşamba, Sayı: 3810.

 

Emmini eşek belleme

Karatepeli’nin biri Kadirli’ye gelir. Canı pekmez ister. Fırından bir çörek satın alır. Sonra da pekmez aramaya çıkar. Gezerken bir ayakkabı tamircisine rastlar. Gön suyunu pekmeze benzeterek “Oğlum, elli kuruşluk pekmez ver” der. Adam pekmez satmadığını söyler. Karatepeli biraz daha gezinir ama pekmez bulamaz. Tekrar ayakkabıcının yanına gelir, “Oğlum elli kuruşluk pekmez ver” der. Adam dayanamaz, bir tasın içine gön suyunu dökerek verir. Karatepeli çöreğini gön suyuna batırarak yer. Sonunda elini silerken, “Oğlum, emmini de eşşek belleme ya, der, pekmezin de pek iyi değilmiş.

Derleyen : Behzat Sevimli.

Kaynak   : Mehmet Zeki Can, çiftçi, Kadirli, Adana.

 

En büyük ağadır

Köy ağalarından biri çok gaddarmış. Her istediğini yaparmış. Kendisinden önce kimse yürüyemez, baş köşeler daima kendisine ayrılırmış. Ağanın oğlu da durumu bilir ve olaydan gurur duyarmış.

Bir gün camideyken, ağanın oğlu bakar ki imam babasından önde oturuyor. Oldukça canı sıkılır. Nasıl olur da imam, köy ağasından önde oturur? Namazı erken bırakıp çıkar ve kapının kenarında bekler. İmam camiden çıkarken birkaç tane tokat patlatıverir. Neye uğradığını şaşıran imam şaşkınlıkla sorar:

- Niye vuruyorsun bana?

- Vururum tabi. Babam koskoca  ağa olsun da,  sen camide ondan önde otur. Olacak şey mi bu?

- Yahu kardeşim, ben imamım. İnsanlara namaz kıldırıyorum. O yüzden de önde oturmam gerek.

- Ben anlamam arkadaş, kimse babamdan önde oturamaz.

İmam bakar ki oğlana laf anlatmak mümkün değil, ağaya şikayetlenir:

- Ağam senin oğlun geldi, bana birkaç tokat attı. Niye vuruyorsun deyince de “Sen babamdan önde oturuyordun. Kimse babamdan önde oturamaz” dedi. Ne yapacağımı şaşırdım.

Ağa bunun üzerine; “Eee, imam efendi” der, “yalan deel hani, sen de biraz önde oturuyodun yani.”

Derleyen : Behzat Sevimli

Kaynak   : Nafiz Köse, grayder operatörü, Salmanlı – Kozanlı – Adana.