Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

Sayfa 1
Sayfa 2
Resimler 1
Resimler 2
Resimler 3
Resimler 4
Resimler 5
Resimler 6
Resimler 7
Resimler 8

Troya ile ilgili bilgilere ulaşmak için soldaki bağlantı düğmelerine tıklayabilirsiniz

 

  

 

TROİA

 

“Efsanelerin odağındaki kent Troia’nın yazgısı, kuruluşundan yağmalanıp yıkılıncaya dek, Olympos tanrılarıyla ölümlüler arasında geçen öykülerle örülüdür.

O tanrılar ve tanrıçalar ki, insan görünümündedirler. İnsan gibi davranır, öfkelenir, üzülür, acı çekerler, sever, sevilirler... İnsan ilişkilerine karışırlar, çağrıldıklarında yardıma koşarlar.

Birbirleriyle de anlaşamadıkları, tartıştıkları, boğuştukları olur. Güçlüdürler ama, güçleri yetmediğinde kadere boyun eğerler.

İnsanlardır kentleri kuran, yapılarla bezeyen, geliştiren, zenginleştiren... Tanrılarla, yarı tanrılarla kan bağları olanlar öne çıkar, kentlere kral olur, diğerlerini yönetirler.
Kahraman, korkak, akıllı, bilge, bencil, hain, ikiyüzlü, güzel ve çirkindirler...

İnsan gibi davranabilen tanrılarla insanlar binlerce yıldır binlerce öyküye konu olmuşlar beraberce, efsaneler onlardan söz etmiş, destanlar söylenegelmiş...

Troia efsanesi de bunlardan biri, tüm uygarlıkların, kültürlerin en gizemli, en ünlü kentinin öyküsüdür. Bir savaştır bu kenti binlerce yıl ötesine taşıyan...

Bir denizin ayırdığı iki ulusun, iki uygarlığın çatışması... Yurtları Anadolu olan Troialılar ve yandaşları ile denizin öte yakasındaki Akhalar topluluğu Hellenler’in, Yunanistan’da yaşayanların savaşı.

Troia’da yazgısı tanrı-insan ilişkilerinin ortak ürünüdür. Troialılar’ın atası Dardanos, tanrıların tanrısı Zeus’un oğludur. Kurduğu kent nedeniyle bölgeye Dardania adı verilir. Dardanos’un torunu Tros ise Dardanelles (Çanakkale) boğaz kesimini de içeren geniş bir bölgenin Troad olarak adlandırılmasına neden olur.

Tros’un oğlu İlos tarafından kurulduğu ve İlion veya İlium olarak adlandırıldığına inanılır. İlos, Laomedon’un babası, Priamos’un dedesi, Troia kral soyunun her iki kolunun da atasıdır.

Tros’un oğlu İlos, Pnrygia Kıralı’nın düzenlediği bir yarışmayı kazanır günün birinde. Ödül olarak 50 köle ve bir kara benekli inek verilir.... Biliciler, ineğin ardından gitmesini öğütlerler... İnek Ate Tepesi denilen bir yerde durur...

İlos kurduğu kentin uğurlu olup olmadığını belirtmesini ister Zeus’tan. O da kente Athena’nın Palladium olarak adlandırılan dev bir heykelini gönderir. Kentteki Athena Tapınağı bu heykel için özellikle yaptırılır...

Kurulduğu yıllarda Çanakkale Boğazı’nın girişindeki büyücek bir körfezin kuyusundaki kent, ayrıcalıklı konumuyla çevresindeki tüm kentlere üstünlük sağlar, Laomedon’un kral olduğu dönemde hayli gelişir, büyür.

Bir gün Poseiodn’a kızan Zeus, onu kentin surlarını yaptırmakla cezalandırır. Ancak Kıral Laomedon, bunun karşılığında Poseidon’a borcunu ödemez. O da bir deniz canavarı gönderir kente... Canavardan korunmak için, Poseidon’a adak olarak her gün bir genç kızın kurban edilmesi gerekmektedir. Sıra Laomedon’un kızı Hesione’ye gelir.

Tanrılara yalvarır babası, kızını kurtarmak için, Herakles Zeus’un ölümsüz atlarının kendisine verilmesi koşuluyla yardım etmeyi kabul eder. Kız kurtulur, ama Laomedon bir kez daha sözünden döner, Zeus’un atlarını Herakles’e vermez.

Herakles öç almak için Argonautlar’ı Laomedon’a karşı kışkırtır. Laomedon, Argonautlar’la savaşmaya gittiğinde Herakles beraberindekilerle kenti alır, acımasızca yağmalar. Laomedon kandırıldığını anlayıp geri dönerken yolda Herakles’le karşılaşır. Herakles, onu ve Priamos dışındaki tüm oğullarını öldürerek öcünü alır.

Bu olaylar sırasında Priamos Phrygia’da savaştadır. Acı haberleri alır, geri döner. Eşi ve elliyi aşkın çocuğuyla kenti yeniden yapmaya koyulur, surları, tapınakları onarır, kenti eski görkemine kavuşturur.

Priamos’un karısı Hekabe çocuk beklemektedir. Rüyasında karnından çıkan ateş topunun kenti sarıp sarmaladığını görür. Biliciler ve kızı Kassandra, doğacak çocuğun kentin sonunu getireceğini, bu yüzden öldürülmesini isterler. Doğan çocuk İDA Dağı’nda ölüme terk edilir. Dişi bir ayı emzirir onu, bir çoban da yetiştirir.

Peleus’la Tanrıça Thettis’in düğününe çağrılmadığı için gücenen kavga tanrıçası Eris, üzerinde ‘en güzele’ yazan altın bir elmayı, üç tanrıça Hera, Athena ve Aphrodite’nin arasına bırakır. Her tanrıça bu elmanın kendisine ait olduğunu iddia eder. Zeus’a göderler.

Zeus en güzel olanı İda Dağı’nda yaşayan Paris adlı çobanın seçmesini buyurur. Evrenin bu ilk güzellik yarışmasında Paris, kendisini dünyanın en güzel kadını ile evlendireceğini vaat eden Aphrodite’yi seçer.

Bu genç çobanın ölüme terk edilen kardeşi olduğunu yine Kassandra onlar. Aile, oğulları Paris’e kavuşmanın sevinci içindedir. Bir süre sonra Paris ödülünü almak üzere yollara düşer.

Ödül olarak vaat edilen Güzel Helene, Sparta Kıralı Menelaos’un karısıdır. Menelaos bir savaşta, kent dışındadır. Bir aşk alvelenir Paris’le Helene arasında. Tüm hazinelerini alırlar Menelaos’un, gemilere biner, İlion’a gelirler.

Troia Halkı, Helene’nin güzelliğinden olsa gerek, çok iyi karşılar, Kassandra dışında. O bu kadının kente sayısız felaketler getireceğini bildirir!... Ancak, geleceği görebilen Kassandra’ya kimsenin inanmaması da Apollon’un öngördüğü bir yazgıdır aslında.

Menelaos’la evlenmeden önce Helene’nin tüm talipleri, Hellas’ın bütün kıralları, soyluları bu evliliği koruyacaklarına ant içmişlerdir. Barışçı yollardan Helene geri alınamayınca savaşmaya karar verilir.

Tüm Yunanistan’dan on binlerce asker, Menelaos’un kardeşi Mykenai Kıralı Agamemnon buyruğunda bin gemiyle sefere çıkar. Bilici Kalkhas, Akhilleus olmadan Troia’nın alınamayacağını bildirmiştir. Akhilleus’un aranmasına girişilir.

Oysa Akhilleus’un yazgısı Troia’nın ölmektir. Bunu önlemeye çalışan anasının gayretleri boşunardır. Kız kılığına girerek saklanan Akhilleus tanınır, orduya katılmak zorunda kalır.

Akhalar olarak adlandırılan bu ordu başlangıçta bir çapulcular ordusu gibidir. Önce, yanlışlıkla Mysia kıyılarına çıkar, yağmalar, yıkar, yakarlar, sonra da Troia’nın karşısındaki Tenedos’a... Bu ada da yağmalanır. Üstelik Akhilleus, Apollon’un oğlu,  Tenedos’ Kıralı Tenes’i öldürür. Troia’da ölmek yazgısından artık kesinlikle kurtulamayacaktır.

Akhalar nihayet Troia kıyılarına çıkar, çadırlarını kurarlar. İlk günkü çatışmada Troia Kıralı, Priamos’un oğlu Hektor kıyıya ilk çıkan Akha’yı öldürür. Akhilleus da Priamos’un en küçük oğlu Troilos’u.

Savaş sürer gider. Akhalar’ın yiğitleri Agamemnon, Akhilleus, Diomedes ve Menelaos hemen her çatışmaya katılır, ünlerine ün katarlar. Gün gelir o kadar çok kişi ölür ki her iki taraftan, ölülerini gömmeye zamanları bile olmaz. Üç yıllık bir barış yapılır geçici olarak...

Sonrasında 30 gün durmadan savaşılır. 12 günlük bir başka barış izler bu savaşı. Böylece 10 uzun yıl geçer...”

(Troya Efsane İle Gerçek Arası Bir kente Yolculuk, Kültür Bakanlığı)