Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Kuran’daki Harut Marut Melekleri

“Yine Kuran’da Bakara Suresi’nin 102. ayetinde yazılanların ilk bakışta anlaşılması çok zor. Burada Babil kelimesinin dikkatimi çekmesi bu ayete ait açıklamaları araştırmaya yöneltti beni ve Turan Dursun ve İlhan Arsel’in yazıları1 ufkumu açtı. Ayet aynen şöyle:

‘... şeytanlar kafir oldular. Süleyman’ın hükümdarlığı hakkında onlar, şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Oysa ki, Süleyman büyü yapıp kafir olmadı.... insanlara sihri öğreten şeytanlar kafir oldular. Çünkü insanlara sihri Babil’de Harut ve Marut’a indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek herkese: Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kafir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihir ilmini) öğretmezlerdi. Onlar, o iki melekten, karı ile koca arasını açan şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. (...) Sihri satın alanların ahiretten nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kandilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu anlasalardı.’

Yukarıda sözünü ettiğimiz Harut, Marut meleklerine ait İslam kaynaklarında dört türlü öykü bulunuyor. Hepsinin birlik noktası: Melekler Allah’a insanları yaratmamasını, insanların yeryüzünde fenalık yapacaklarını, kan dökeceklerini söylüyor. Allah da onlara ‘siz de onların yerinde olsanız öyle yapardınız’ diyor. Melekler sözlerinde inat edince ‘öyle ise aranızdan iki meleği seçip dünyaya gönderin, ne yapacaklarını görelim’ diyor.  Melekler Harut ve Marut adlı iki meleği seçip yeryüzüne gönderiyor. Allah onları sınamak için karşılarına Zühre adlı çok güzel bir kadın çıkarıyor. Melekler hemen onunla yatmak istiyor, kadın başka tanrıların da var olduğunu kabul ederlerse yatabileceğini söylüyor. Melekler kabul etmiyor. Kadın tekrar bir çocukla geliyor ve ‘çocuğu öldürürseniz yatarım’ diyor. Melekler yine kabul etmiyor. Kadın üçüncü kez şarapla geliyor. Melekler şarabı içip hem tek Allah’ı inkar ediyor, hem de çocuğu öldürüyorlar. Böylece Allah, meleklerin de yeryüzündeki insanlar gibi davranacaklarını kanıtlamış oluyor. Bu olay üzerine Allah meleklere cezalarını dünyada mı ahrette mi görmek istediklerini sorar. Onlar dünyayı yeğler. O zaman Babil’de bir çukura baş aşağı asılırlar. O durumda insanlara sihir ve büyüyü öğretirler. Zühre adlı kadın da göğe çıkarak yıldız olur.2

Bu öyküde Harut, Marut ve Zühre adlı güzel bir kadın var. Zühre Venüs yıldızının Arapça adı. Sumer Tanrıçası İnanna da Venüs yıldızını simgeliyor. O aynı zamanda erkekleri baştan çıkaracak kadar güzel ve alımlı; Zühre de öyle. İnanna’ya Çoban Tanrısı Dumuzi ve Çiftçi Tanrısı Enkidmu âşık oluyor. Burada görüldüğü gibi İnanna’nın karşılığı Zühre, Dumuzi ve Enkimdu’nun karşılığı Harut ve Marut olmuştur. Bunlar Sumer’deki çok tanrının tektanrılı dinlere melek olarak girdiğini kanıtlıyor. Harut, Marut meleklerinin adı Acemce’den geliyor. Harut, sihirbaz veya büyücü; Marut, kuyu anlamında.

Divan edebiyatında bu ikisi sevgilinin büyülü bakışı olarak kullanılıyor.3

Aslında bu öykünün Kuran’a İsrail efsanelerinden girdiği hemen anlaşılıyor. İsrail kaynaklarında da bunlara ait hikayeler hemen hemen aynı. İsrail’de bu iki meleğin adı Azel ve Şemhazai. Bu melekler şeytanın arkasından gidiyor.

Tanrı insanların putlara taptıklarına ve günahına girdiklerine kızıyor ve onları yarattığına pişman olarak bir tufan yapıyor. Bunun üzerine bu iki melek yukarıda yaratıcının karşısına çıkarak ‘biz size söylememiş miydik, ne yapacaksın onları yaratıp, eğer onları yaratıp dünyayı doldurmasaydın biz onların yerini alır, dünyayı işe yarar hale getirirdik’ diyor. Bunun üzerine yaratıcı ‘siz onların yerinde dünyada olsaydınız daha fenasını yapardınız. İsteklerinizi önleyemez günahkar olurdunuz. Hatta insanlardan daha inatçı olurdunuz’ diyor. Melekler yine de ‘ne olur ulu yaratıcı, bizim de insanların arasına inip onlarla birlikte yaşamamıza izin ver, yeryüzünde sizin adınızı kutsayalım’ diyorlar.

Yaratıcı istediklerini yapıyor. Onlar da insanlar arasına girip günahkar oluyor. Şemhazai, İştar (İnanna’ya Babilliler’in verdiği ad) veya Astarte adlı bir kıza aşık oluyor. Fakat kız ona yüz vermiyor. En sonunda kız ‘eğer sizin yukarı çıkmanızı sağlayan tanrının adını verirsen seninle yatarım’ diyor. Şemhazai kıza adı söylüyor. Onu öğrenir öğrenmez Astarte adı tekrarlıyor ve göğe çıkıyor. Böylece günahkar olmaktan kurtuluyor. Yaratıcı da onu yedi takım yıldızı arasına koyuyor, orada Venüs yıldızı olarak parlıyor.

Bunu gören iki melek kalplarine taş basarak kendilerine insan kızlarından eşler alıyor.. Şemhazai’nin Hayya ve Ahayya adlı iki kızı oluyor. Bunlar da insanları yolundan çıkarıp, günaha sokuyor. Onun üzerine gökten bir haberci gelerek Şemhazai ve Azel’e büyük bir tufan olacağı ve bütün varlıkların yok olacağı haberini veriyor. Şemhazai büyük bir üzüntüye kapılıyor ve ağlıyor. Kızları bir rüya görüyor; melekler baltalarla gelip, büyük bahçedeki ağaçları kesip yere indiriyorlar. Bunun üzerine Şemhazai çok üzülüyor günah işledim diye. Pişman olarak kendisini gök ile yer arasına asılı bırakıyor. Tanrı’nın yanına çıkmaya utanıyor.

Fakat Azel yaptığına pişman olmuyor ve insan çocuklarını kötülüklere sürüklemeye devam ediyor.

Bunlara ait başka bir öykü de şöyle: Şemhazai ve Azel karanlık bir dağda yaşıyormuş. Sihir yapan bir gezginci onlardan sihir ve bilgelik öğrenmeye gelmiş. Fakt yanlarına yanaşmak çok zormuş, çünkü onların geldiğini fark eden yüzü yılan gibi iki kuyruklu kediye benzer bir cin dağın etrafını sarıveriyormuş. Sihirbaz bu hayvanı görünce elinde bulunan beyaz bir horozun küllerini hayvanın yüzüne fırlatmış. O zaman hayvan onu Şemhazai ve Azel’in yanına götürmüş. Adam onları görünce gözlerini kapayarak diz çökmüş ve onlara tapmış. Tütsüler yakmış, böylece adam ikisinden büyü ve sihri öğrenmiş. Adam yanlarında elli gün kaldıktan sonra yerine dönmüş. Bundan sonra bu ikisi bir kuş aracılığıyla İsrail’in Kralı Süleyman’a sihri ve büyüyü öğretmiş.

Kartal gibi olan bu kuş her gün dağı delerek bunlardan bilgileri alıp Süleyman’a söylüyormuş.4 Bakara Suresi, 102. ayette yazılan bu efsaneden alınmış görünüyor.

Göründüğü gibi Harut, Marut melekleri hikayesinde melek adları Acemce’den, ana motif Sumer’den. Oradan da İsrail’e geçmiş. Fakat bunlar Tevrat’ta yazılı değil. İsrail efsaneleriyle ilgili kaynaklardan Kur’an’a geçmiş.

Bu öykü Hintliler’de de var. Harut, Marut yerini alan Upusunda ve Sunda adlı iki kardeş çok iyi geçiniyor, gökte ve yerde egemenlik yapıyorlarmış. Brahma onları kıskanmış, güzel bir kız yaratarak, onlara göndermiş. Kız yüzünden kardeşler birbirini öldürmüş. Brahma, kıza da, güneş ışığı gibi her tarafta dolaşacaksın, parlaklığından kimse sana bakamayacak demiş.

İsrail efsaneleri genellikle Tevrat’ta bulunan konulara dayanmaktadır. Hemen hepsinde ahlak öğretme ve moral verme amaçlanmıştır. Bu efsanelerde kadınlar göksel varlık değiller. Melekler yalnız erkek. Kadınlar cin. Onlarda hikayelerin resimleri yapılmamış, kabartmalarda gösterilmemiş. Bunlar ancak halkın ve daha çok yazıcılar ve öğretilenlerin akıllarında kalanlardır.

1 Turan Dursun, Kutsal Kitapların Kaynakları, Kaynak Yayınları, 1995, s.57, İlhan Arsel, Şeriat’tan Kıssalar, Kaynak Yayınları.
2 Bu konuda daha genişletilmiş bilgi için bkz. Muazzez İlmiye Çığ, Kur’an, İncil Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni, Kaynak Yayınları, 2004, s.69.
3 İlhan Arsel, Şeriat’tan Kıssalar, Kaynak Yayınları, s.79.
4 Angelo S.Rapporat, Ancient İsrail, c.1 s. 660-662.

(Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği, Muazzez, İlmiye Çığ, Kaynak Yayınları)