Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Bereket Kültüne Ait İzler

“Araştırmalar sürdükçe Sumer etkisiyle yazılmış yeni yeni konular çıkıyor ortaya. Son yaptığım araştırmalar sonucu Sumer’in Aşk ve Bereket Tanrıçası İnanna ve onun bereket kültüne ve mabet fahişeliğine ait izler buldum Tevrat’ta. Bereket kültünün İsa’nın doğumuna kadar, hatta ondan sonra da başka bir karakter halinde devam ettiğini görüyoruz. Sumerliler’de İnanna olan bu tanrıçanın adı Akadlar’da İştar olmuş, oradan Filistin’e geçerek Kenan’ın Bereket Tanrıçası Astarte, İsrailcesi de Aşeret, Aştorah, Aşere isimleri altında varlığını sürdürmüş. Bu tanrıça Yunanlılar’da Afrodit, Roma’da Venüs’e dönüşmüş.

Sumerliler’in ilk çağlarında tanrıçaların büyük bir önemi vardı. Adını, evrenin yaratıldığı sudan alan Nammu adlı bir tanrıça, Yeryüzü Tanrıçası Ninki (Ninhirsag), Sağlık Tanrıçası Bau, bakırcılığın koruyucusu Ninmuk, yazının koruyucusu Nidaba, bira ve alkollü içkilerin koruyucusu Ninkasi, sosyal adaletin koruyucusu Nanşe, dokumacılığın koruyucusu Uttu, Berberlerin koruyucusu Kindaz, bereketin ve savaşın koruyucusu İnanna gibi. Bunların arasında en önemlisi bereketin koruyucusu olan tanrıça İnanna’dır. Çünkü Sumer bir tarım ülkesiydi ve bütün ekonomisi de tarıma bağlıydı. Ürünlerin, hayvanların üremesi, çoğalması gerekliydi. Bunun için de cinsel güç kuvvetlenmeliydi. Sumerliler buna da bir çare bulmuşlardı.  Aşk ve sevgi dolu tanrıçaları İnanna’yı, çoban tanrısı olarak algıladıkları Kral Dumuzi ile evlendirirlerse onların bu birleşmesinden ürünler bollaşacak, hayvanlar döllenecek ve böylece ülkeye bereket gelecekti. Bunun için heyecan, acı, sevinçle örülmüş bir hikaye uydurmuşlardı Sumerliler. Bu hikayeyi ozanlar çeşitli şiirlerle yazıya geçirmişler. Onunla da yetinmemişler, İnanna için yeni yeni öyküler meydana getirmişlerdir. İnanna bu öykülerde güzelliğin, çekiciliğin, sevginin, şefkatin, hırsın, kavganın, kurnazlığın, en önemlisi de bereketin, çoğalmanın sembolü olmuştur. Onuns hikayelerinde Habil ve Kain’in tartışmasını, Leyla ile Mecnun’un sevişmesini, çobanların erişilmesi güç aşklarını, kadının fettanlığını, erkeğin hayranlığını, erkeğin umursamazlığını, kadının acımasızlığını, kardeş sevgisinin en yücesini buluyoruz. Göğün fahişesi olarak nitelendirilen İnanna, yere göğe hakimdi. Tanrıların babası olan Enlil’i istediğini yaptırmayı, en akıllı Bilgelik Tanrısı Enki’yi aldatmayı başarmıştır. O aşkı, cinsel gücü ile insanlara ve doğaya yenilenme, çoğalma gücü vermiş, ona yapılan tapınaklarda Sumer’in en saygın kadınları kutsal evlenme törenlerinde yer almak için yarışmışlardır. Birçok kadın kendini ona adayarak mabetlerde insanlara cinsel bakımdan yardıma koşmuş, kutsal fahişelik yapmışlardır. O, fahişelerin ve içki evlerinin de koruyucusu idi. Bir metninde kendisi için, ‘erkeklerin cinsel organını bilen tam bir fahişeyim ben’ diyor. İştar olarak da ‘ben sevilen bir fahişeyim’ demiş. İnanna, Sumer şairlerine ve ozanlarına bitmez tükenmez bir ilham kaynağı olmuş, onun için yarattıkları hikayeleri, şarkıları kilden tabletler üzerine yazarak zamanımıza ulaşmasını sağlamışlardır. Ayrıca etraflarındaki komşu ülkeler de onların bu yazılarını alarak kendi kültürleri içinde kendilerine göre yeni hikayeler meydana getirmişlerdir. Böylece tek tanrılı din kitaplarına kadar girmiştir bu öyküler.

Sumer şairlerinin ağzından İnanna’yı tanıyalım:

Ben İnanna’yım

Babam bana göğü verdi

Babam bana yeri verdi

Krallığı verdi bana

Savaşta ilerlemeyi verdi bana

Sel fırtınasını verdi bana

Seli, tayfunu verdi bana

Göğü taç yaptı başıma

Yeri sandal yaptı ayağıma

Kutsal elbiseyi sardı vücuduma

Kutsal asayı verdi elime

Tanrılar serçe, ben şahinim

Enlil babanın görkemi ineğiyim

Göğe ayak bastım, yağmur düştü aşağı

Yere ayakbastım, bitkiler fışkırdı yukarı

İnanna’nın savaş tanrısı olarak kendisini anlatması:

Savaşın önünde durursam

Ülkenin öncüsüyüm

Savaşın dışında durursam

Elde hazır okluğum

Savaşın ortasında durursam

Savaşın kalbiyim

Savaşın sonunda

Korkunç bir tufanım

Savaşı izlerken askerlere

İlerle yaklaş derim düşmana

Me’lerin kraliçesi olarak:21

Korkunç me’lerin kraliçesi, ürkütücü giyimli, büyük me’leri süren,

İnanna! Büyük savaşta bir fırtına, kalkana basan, tufanı başlatan

Yüce İnanna! Yarışları bilinçle planlayan,

Kolundan atılan okla kur’u yok eden,

Yerde, gökte arslan gibi kükrersin, insanların ellerine vurursun.

Büyük vahşi boğa gibi kur’a karşı savaşta durursun

Düşmanları başkaldıranları zehrinle yok edersin.

Belgelere göre, mabetlerde heykelleri bulunan İnanna’ya çeşitli giysiler giydiriliyor, değerli takılar takılıyordu. Bunlar halk tarafından ona getirilen adaklardı. Onun nasıl süslendiğini anlatan şiirlerden örnekler:

Tanrıça İnana sevgilisine gitmeden önce kardeşi Güneş Tanrısı Utu ona ‘kardeşim niçin eve kapandın?’ diye soruyor. İnanna ona şöyle yanıt veriyor:

Yıkandım, sabunlandım,

Kutsal leğen içinde yıkandım,

Arınmış kap içinde sabunlandım.

Kraliçelik, göğün kraliçelik elbisesini giydim,

Gözlerimi kömürle boyadım.

Saçlarımı düzselttim

Kokulu saçlarımı koyuverdim.

Kıvrık dudaklarımı boyadım,

Buklelerimi enseme düşürdüm.

Koluma bir bilezik geçirdim,

Küçük boncukları boynuma taktım,

İşte ben bunun için evdeyim.

İnanna’nın bir de yeraltına kız kardeşini görmeye giderken süslenişi var:

Onu tacı olan Şugurra’yı başına koydu.

Saçının buklelerini alnına döktü,

Küçük mavi taşı boynuna bağladı

Çift incilerini gerdanına koydu,

Bir altın bileziği geçirdi eline.

‘adam gel gel’ adlıiğneyi taktı göğsüne,

‘adam bana bak’ adlı sürmeyi çekti gözüne.

Bir metinde onun mabetteki hazinesinin envanteri verilmiş. Bu envantere göre ona ait eşya şunlar: bir altın küpe, iki gümüş küpe, iki elbise iğnesi, altı fildişi iğne, beş baş süsü, dört baş bağı, altı kadın başlığı, aç bronz kap, altı silindir mührü, iki damga mührü, iki baston sapı, on dokuz altından çiçek, bir elektron zincir, üç keten elbise, iki koyun postu etek, bir Kadıköy taşından yüzük, bir örtü, bir altından bir de gümüşten kadınlık organı, iki elbise, iki kuşak. Bunlar bir tanrıçaya halk tarafından yapılan adak hediyeleri. Bunları yazmaktaki amacımız, Tevrat’ta İnanna’yı veya onun özdeşi olan Astarte’yi anlatıyor gibi görünen bölümlerdeki kadının süslerini çağrıştırmasıdır.

Tevrat’ta Tanrıça İnanna’nın yerine olan Astarte ve onun kocası Rüzgar ve Fırtına Tanrısı Baal bir taraftan kutsanıyor, diğer taraftan onu dinden atma çabaları bulunuyor. Bunlara ait bölümler:

Tevrat Tesniye bölümünün baş kısmında İsrail Oğulları’nın uygulaması gerekli kanun ve kurallarla çelişkili birçok konu var.

Bap 12’den itibaren, ‘Atalarının Allahı Rab, (İsrail oğullarına) mülk edinmek için verdiği memlekette, yer üzerinde yaşayacağımız bütün günler yapmak üzere tutacağınız kanunlar ve hükümler bunlardır. Mülklerini alacağınız milletlerin yüksek dağlar üzerinde ve tepeler üzerinde ve her yeşil ağaç altında ilahlarına ibadet ettikleri bütün yerleri mutlaka harap edeceksiniz ve onların mezbahlarını yıkacaksınız ve dikili taşlarını parçalayacaksınız, ve onların Aşerlerini ateşte yakacaksınız, ve adlarını yok edeceksiniz’ diyor. İsrail Allahı daha ilk başta, ele geçirdikleri yerlerin inançlarını ortadan kaldırmalarını emrediyor. Yine aynı yer Bap 3’te öyle katı bir emir var mi, başka ilahlara kulluk edelim diyen kim olursa olsun öldürülecek, taşlanacak, bir şehir olursa kılıçtan geçirilecek. Çünkü İsrail Halkı Allah’ın mukaddes kulu imiş. Rab onları yeryüzünde bütün kavimlerden üstün kendine has bir kavim olarak seçmiş. Buna rağmen onlar yine de baş tanrılara tapıyorlar.

Tamamıyla Babil tutsaklığından sonra yazıldığı kabul edilen beş kitaptan biri olan Tesniye’de bu yazılanlar, Museviler’in o zamana kadar hep tektanrı yerine yabancı ilahlara da taptıklarını gösteriyor. Gerek Kuran’da gerek tevrat ve İncil’de İsa’nın doğumuna kadar mabetlerin var olduğu yazılı. Kur’an Âl-i İmrân Suresi, ayet 35-37’ye göre, İmrân’ın karısı eğer kızı olursa mabede adayacağını söylemiş. Meryem doğunca da, onu mabede vermiş ve orada büyümüş.

‘Ve İsrailoğulları Rabbin gözünde kötü olanı yaptı ve Baallara kulluk etti, ve kendilerini Mısır diyarından çıkaran atalarının Allahı Rabbi bıraktı ve etraflarında olan milletlerin ilahlarından olan başka ilahların ardınca yürüdü ve onlara eğildiler; ve Rabbi öfkelendirdiler. Ve Rabbi bırakıp Baala ve Astartilere kulluk ettiler. (Tevrat, Hakimler, Bap 2:11-13)’

Bunun üzerine Rab son derece öfkeleniyor ve onları bir Mezopotamya kralına satıyor. Halk yaptıklarına pişman oluyor, tanrıya affetmesi için ağlayıp yakarıyor. Tanrı acıyarak onlara bir kurtarıcı gönderiyor. Fakat uslanmıyorlar, yine aynı şeyi yapıyorlar (Tevrat, Hakimler, Bap 3:7)

‘Ve Süleyman Saydalılar’ın ilahesi Astarti’nin ardınca ve Ammonilerin mekruh şeyi Milkom’un ardınca gitti. Ve Süleyman Rabbin gözünde kötü olanı yaptı... babası gibi Rabbin ardından yürümedi.’ (Tevrat, 1.Krallar. Bap 11:5)

‘Çünkü beni bıraktılar ve Saydalılar’ın ilahesi Astartiye, Moab ilahı Kemoşa ve Ammon oğullarının ilahı Milkoma tapındılar ve onun babası Davud gibi gözümde doğru olanı yapmak ve .... benim yollarımda yürümediler.’ (Tevrat, 1.Krallar. Bap 11:33).

Peygamber olarak nitelendirilen Kral Süleyman bile yabancı tanrılara tapıyor diye yakınıyor Yahve. Bunlar arasında Astarte/İnanna da var.”


21 me’ler bir tür tanrısal düzenlemeler. Diana Wolkstein and Samuel Noah Kramer, İnanna, Queen of Heaven and Earth, p.123, 174 ve Tarih Sumer’de Başlar, s.81-82.

(Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği, Muazzez, İlmiye Çığ, Kaynak Yayınları)