Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Tevrat ve Kur’an’da Mezopotamya hikayeleri

“Tevrat’ta yazılanlara dönersek, onda tarih yanında efsaneler, öyküler, şiirler, ağıtlar, ilahiler, atasözleri, kehanetler de bulunmaktadır. Bunlar arasındaki peygamberlere. Rahiplere, krallara, kahramanlara ait hikayelerde misafir melekler ve demonlar bu kimselerle Yahve arasında aracılık yapıyorlar. Ayrıca bir din kitabında olmaması gerekli tecavüz, aile arasında cinsel ilişki, cinayet, zina, kıskançlık, kin, aldatma gibi konular da var. 21.Ekim.1996 tarihli Newsweek dergisinde Kenneth L.Woodward ‘In the Beginning” başlıklı yazısında, bunları ancak bir gazete veya bir magazin için ilginç konular olabileceğini, çocukların okuyacağı kitapların bunlardan arındırılmış olarak yazılmış olduğunu, tüm metni okuyanın çok az olduğunu, onun büyüklerin okuması için yazıldığını, bütün büyük edebi eserler gibi anlaşılması zor bir karışıklık içinde ergin bir akla ve hayal gücüne hitap ettiğini söylüyor. Tekvin bölümünün yeni çevirisini yapan filozoflar ‘Tanrı fena bir aile başı, o kıskanç, bozucu ve cezalandırıcı bir tanrı, bizim bütün kalbimiz ve ruhumuzla sevebileceğimiz bir tanrı değil’ diyorlarmış. Nuh Tufanı  ile tanrı iyice korkunçlaşıyor. Çünkü Tanrı’nın günahsız insanlarla birlikte hayvanları da cezalandırması, Nazi Almanyası’na benzetilmiş.

On sekizinci yüzyılda Tevrat’tan Tanrı’nın kızgınlıkları ve seks ile ilgili günahlar çıkarılmış. Bu şekilde Tanrı, karakteri kötü, zorlayıcı halinden uzaklaştırılıp daha sevimli hale getirilmiş.

Bunların büyük bir bölümü İbranice, küçük bir bölümü de İbranice’nin bir lehçesi olan Aramice yazılmıştır. Arami Dili DÖ 600’lerde Ortadoğu’da hemen hemen uluslar arası dil olmaya başlamıştır. 39 kitaptan oluşan Tevrat’ın konularının toplanarak bir araya getirilmesi uzun yıllar sürmüştür. Helenistik çağda Yunanca’ya çevrilmiştir. Buna neden de, Mısır’da yaşayan Museviler Yunanca’ya çevrilmiştir. Buna neden de, mısır’da yaşayan Museviler Yunanca konuştuklarından onların anlayacağı bir dilde olsun istenmiş. Fakat Museviler’in bir kısmı ‘bizim kutsal kitabımız başka dile çevrilemez’ diye ayağa kalkmış (İki bin yıl sonra bizim dinciler gibi.) Yine de çevrilmiş. İşin ilginç yanı, yalnız bu çevrilen kitap elde kalmış ve bütün çevrililer bu Yunanca’dan yapılmış. Yunanlar’la birlikte olmaları da İsrail kültürünü etkilemiştir.

Museviler’e tek tanrı düşüncesi Musa ile giriyor. Ondan önce Sumer etkisiyle İbrahim’in şahsi tanrısı vardı. Sumerliler’e göre her insanın kendine ait bir tanrısı bulunuyordu. Bu tanrı o kimsenin bütün isteklerini, dualarını büyük tanrılara iletiyordu. Bu Müslümanlıkta koruyucu melek olmuş.12 Bu tanrı daha sonra İbrahim’in çocuklarına geçiyor. Aile genişleyip güç kullanarak etraflarındaki kabileleri idareleri altına almaya başlayınca bu kez tanrı onların da tanrısı oluyor. Bu arada yerli tanrılara da tapıyorlar. Tevrat’a göre İbrahim’in tanrısı ile aile tanrısı, kabile tanrısı, İsrail tanrısı, en sonra da bütün insanlığın tanrısı oluyor. Bu aşamada Musa’nın getirdiği tek tanrı düşüncesinin etkisi de var.

Sigmund Freud’a göre Musa Musevi değil. O, mısır’da ‘yalnız güneş tanrısı vardır, başka tanrı yoktur’ diyerek bütün mabetleri kapatan Firavun Eknaton’a bütün kalbiyle inanan veziri veya büyük bir memuru idi. Kral ölünce diğer tanrıların rahipleri ayağa kalkıyor. Güneş tanrısını tek tanrı kabul etmek isteyenleri öldürüyorlar. Musa da öldürüleceğinden korkarak İsrailliler’in arasına kaçıyor. Onlarla birlikte Sina Çölü’ne giderek 40 yıl oralarda sürükleniyorlar. Halbuki Sina Çölü’ne gitmeden, her zaman gidip geldikleri yoldan Filistin’e gidebilirlerdi. Musa herhalde yakalanmaktan korkuyordu.

Musa hikayesinin büyük bir kısmının başka kültürlerden alındığı anlaşılıyor. Freud’a göre Firavun’un, kendi yerini alacaklar diye bütün erkek çocukları öldürtmesi olayı, aslında Mısır kaynaklarında bulunmuyor, bu daha sonra Nemrut’un aynı gerekçeyle erkek çocuklarını öldürtmesi hikayesinden alınmış.13 Musa adının İbranice anlamı, sudan çıkan/sudan çıkarılan. O, Mısırlılar İbranice bilemeyeceklerine ve onun da İbrani çocuğu olduğunu bilemeyeceklerine göre bu adı onların vermelerine olanak yok. Ayrıca kral bütün erkek çocukları öldürürken kızının böyle bir çocuk almasını nasıl kabul eder?

Tevrat’ın yazdığına göre Musa İsrail Dili’ni bilmiyor. Harun kendisine çevirmenlik yapıyor. Dil bilmeyen nasıl Torah’ı yazabilir? Musa’nın sandık veya sepet içine konarak suya atılması, bulunarak saraya girmesi Akad Kralı 1. Sargon’un hikayesine uymaktadır:

Ben Agade’nin Kralı Büyük Sargon

Annem yüksek bir rahibe idi, babamı bilmiyorum,

Yüksek rahibe annem beni gizlice doğurdu

Beni bir kamış sepete koydu, onu ziftle kapadı,

Beni nehre bıraktı, dışarı çıkamayacaktım

Nehir beni sürükleyerek su çekici Akki’ye götürdü.

Akki beni nehirden çıkardı

Kendi oğlu gibi büyüttü beni.14 

Musa ve etrafındakiler kaçarken denizin yarılması olayı da, Pers Kralı Kirus’un Fırat’ı geçerken nehrin yarılmasına benzemektedir. Öykü şöyle: Babil Krlaı Nabukadnezar birçok savaş yapmış, birçok yeri idaresine almış. Filistin’i de alarak çok zengin olmuş. Fakat Moradah adında haylaz, işe yaramaz bir oğlu varmış. Hazinesini ona bırakmak istemiyormuş. Onun için bakırdan bir sandık yaptırıp, içine ne kadar altını, gümüşü varsa doldurmuş ve bir gece gizlice Fırat’ın içine bırakmış. Sandık o ağırlıkla dibe çökmüş. Bir süre sonra Persler Babil’i almış. Kral Kirus, Babil Kralı’nın sürgün olarak getirdiği İsrail tutusaklarının ülkelerine dönmelerine izin vermiş. Buna sevinin İsrail tanrısı bu iyi kralı ödüllendirmek için, Kirus Fırat7tan geçerken nehrin sularını yarmış, sandık ortaya çıkmış. Onu alan Kirus da çok zengin olmuş.15

Mısır’da en büyük etki tektanrı düşüncesi ve sünnet olma olayı. Mısır’da erkek cinsel organına büyük saygı duyulurdu. Onun ucunu kesip tanrılara adak olarak veriyorlardı. Ayrıca organın çok büyütülmüş şekli de kuklalar halinde festivallerde ellerde taşınıyordu. Bu gelenek Dionysos ayinleri olarak Mısır’dan Yunanistan ve Anadolu’ya geçiyor. Bu ayinlerde kilden yapılmış büyük cinsel organlar yere gömülüp sulanırmış. Bu yolla ülkeye bereket geleceğine inanılırmış. Yunanistan’da sertleşmiş cinsel organ ile yapılan Hermes heykeli de Mısır geleneği. Yunan tanrı adlarından bir kısmı da yine Mısır’dan alınmış. Herodot’a göre domuz yenmemesi de Mısır’dan alınmış. Domuz Mısır’da pis sayılıyor. Yolda biri domuza sürünse derhal elbiseleriyle nehre atlayıp temizlenirmiş. Ona karşın domuz çobanları var. Bunlar ne tapınağa girebiliyor ne de kendi toplumları dışında biriyle evlenebiliyorlarmış. Bunların güttüğü domuzlar ne oluyordu acaba?

Persler yoluyla da Zerdüşt Dini’nden cennet, cehennem, cinler ve meleklerle ilgili efsaneler giriyor Museviler’e. Onlar bu efsaneleri tek tanrı anlayışına uyduruyor. Sumer efsanelerinde tanrılar, tanrıçalar birlikte rol oynarken Yuhadiler’de kadınlar göksel varlık olarak kabul edilmiyor. Onlara göre melekler hep erkek, yalnız cinler dişi. Meleklere adlar verilmesi, onların mevkilerine göre adlandırılması Zerdüşt Dini’nden.

İsrail’de yedi prens melek var. Bunlar: Gabriel, Mikail, Radiado, Samdal, Metaron, Refael, Uriel. Bunlarda önemli olan dördü Mikael (tanrı gibidir), Gabriel (tanrını gücü), Uriel (tanrının parlaklığı), Refael (tanrının şifa vereni).16

Persler’in Tobit adlı meleği İsrail7de Refael olmuş. Musa’nın ölümünde onun hayatını almak için bu meleklerden Mikael, Gabriel ve Sagsagel (Azrail) geliyor. Yatağını hazırlayıp, üzerine keten çarşaf koyuyorlar. Bu olay tamamıyla Mısır’dan alınmıştır. Orada da dört ölüm yaratığı cesedin yanına geliyor, tanrılar da onları gözlüyor.

İsrailliler’in, komşuları Ugaritler’den aldıkları en önemli efsanelerden biri Lut Peygamber’in kızlarıyla yatmasını açıklayandır. Bu olay, Tevrat araştırıcıları tarafından büyük tartışmalara neden olmuştur. Tekvin, Bap 18’de, şehir orada bulunan eşcinsellere kızan tanrı tarafından yıkıldıktan sonra, Lut ve kızları Sodom ve Gomorra, kaçarak bir mağaraya girerler. Kızları babalarına bol şarap içirip onu sarhoş eder ve onunla yatıp ikisi de birer oğlan doğurur. Ona karşın Tevrat’ın daha ilk başında (Tekvin, Bap 19) Nuh yetiştirdiği bağın üzümlerinden yaptığı şarapla sarhoş olup çıplak yatarken oğlu Kenan onu görür ve gidip kardeşlerine haber verir. Nuh, çocuğu onu çıplak gördüğü için çok kızar ve oğlunu lanetler. Diğer taraftan Levililer, Bap 18: 10’da ‘senin oğlunun, kızının, yahut kendi kızının kızının çıplaklığını, onların çıplaklığını açmayacaksın’ deniyor.

Bu durumda kızlar nasıl babaları ile yatabilir? Bunun yanıtını ilk kez Ugarit veya Kenan efsanelerinde bulduk. Bunda Kenan tanrısı El iki kadın yaratış ve onları evine koymuş. Bunlar aynı zamanda onun kızları. El’in sopası indirilmiş (sopa penisini simgeliyor). O bir kuş vurup kızartmış. Bu cinsel gücü kuvvetlendirmek için olmalı. Mezopotamya’da kekliğin cinsel gücü kuvvetlendirdiğine inanılıyor.17 Tanrı El bu iki kadınla yatmış. Bunu anlatan şiir şöyle:

El onları dudaklarından öptü.

Dudakları tatlı, nar gibi idi.

Öpmekle uyandı

Kucaklamakla çiftleşti.

Ve kadınlar gün doğumunu

Ve gün batımını doğurdu

Babası ile yatan iki kız, tamamıyla Lut hikayesine uyuyor. Sumer Bilgelik Tanrısı Enki de kızlarıyla yatıyor, ama onda olay daha değişik.18 O önce Yer Tanrıçası Ninhursag ile, ondan olan kızı ile, sonra tekrar ondan olan kızıyla yatıyor.

Daha önce belirttiğimiz gibi, Tevrat’ta daha çok Sumer etkisini buluyoruz. Evrenin ve insanın yaratılması, yasak meyve, cennetten kovulma, Hava’nın çocukları Habil ve Kain’in öyküsü, Tufan, Eyüp’ün sabrı, suların kana dönmesi, İbrahim’in torunu Yusuf’un rüyası üzerine, kardeşlerinin onun kendilerinden üstün olacağına yorumlayarak onu öldürmeye kalkmaları konuları hep Sumerliler’de görülmekte.19 Bu konuları daha yüzeysel olarak Kur’an’da da buluyoruz. Son zamanlarda saptadığımız bir ayet bunlara ek oluyor.

İnsanlardan kimi Allah’a yalnız bir yönden kulluk eder. Şöyle ki: Kendisine bir iyilik dokunursa buna pek memnun olur, bir de musibete uğrarsa çehresi değişir. (Hac Suresi, ayet 11.)

Bunun benzerini, Sumer atasözlerinde buluyoruz:

Eğer aç iseler ölmüş gibidirler

Eğer tok iseler tanrılarla yarışırlar.

Eğer işleri yolunda giderse göğe uzanmış gibidirler,

Sıkıntıda iseler yeraltına girmiş gibi olurlar.

Ayrıca Süleyman’ın meselleri, şarkıları, ağıtlar, Davut’un ilahileri hep Mezopotamya etkisi ile yazılan konular.20

Ona karşın Tevrat Levililer, Bap 18:3’te şöyle yazmakta:

‘İçinde oturmuş olduğunuz Mısır diyarının işleri gibi yapmayacaksınız; ve sizi götürmekte olduğum Kenan diyarının işleri gibi de yapmayacaksınız ve onların kanunları ile yürümeyeceksiniz.’

Tevrat Levililer, Bap 20:23’te ise şöyle yazmakta:

‘Ve önünüzden kovmakta olduğum milletin âdetleri üzre yürümeyeceksiniz; çünkü bütün bu şeyleri yaptılar ve onlardan nefret ettim.’

Böyle yazıldığı halde Museviler her türlü etkiyi almaktan geri kalmamışlardır.


12 Kuran. Kaf Suresi, ayet 17-18: Hiç kimse yoktur ki, onun üzerinde bir koruyucu ve denetleyici bulunmasın.

13 Sigmund Freud, Hz. Musa ve Tektanrıcılık, çeviren: Kamuran Sipal, İstanbul 1998.

14 Benyamin R. Foster, From Distant Days, Myths, Tale and Poetry from ancient Mesopotamia, America, 1995, p.165.

15 Angelo S.Rapporat, Myths and legends, Anicent İsrail, c.3, s.244.

16 Angelo S.Rapporat, Myths and Legends, Ancient İsrail, c.1, s.40.

17 Muazzez İlmiye Çığ, Ortadoğu Uygarlık Mirası-1, Sumer’de Cinsel Yaşam, s.197.

18Samuel Noah Kramer-John Maier, Myths of Enki, The Crafty God, Sumerlerin Kurnaz Tanrısı, çeviren Hamide Koyukar, s.49.

19 Muazzez İlmiye Çığ,Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni, Kaynak yayınları.

20 Bu konular hakkında daha geniş bilgi için bkz. Muazzez İlmiye Çığ’ın Kur’an, İncil ve Tevrat’ın Sumer’deki Kökeni (Kaynak yayınları) ve İbrahim Peygamber. Sumer Yazılarına ve Arkeolojik Bulgulara Göre (Kaynak Yayınları) adlı kitaptan.)

 

(Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği, Muazzez, İlmiye Çığ, Kaynak Yayınları)