Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Akhaimenidler kimdir?

“Tarihler İ.Ö 590’ı gösteriyor. Van Gölü yakınlarındaki tarlalarında çalışan köylülerin önünden, olağanüstü bir hızla, o zamana kadar hiç görmedikleri garip atlılar geçiyor. Başlıkları çuhadan, kenarları sırma şeritlerle çevrili elbiseleri ise topuklarına kadar iniyor. Bazılarının üzerinde dört köşe desenler ve bazılarında da gül biçimli motifler var… Ayakkabıları da sarı, yumuşa deriden ve bağcıklı.

Köylüler, sonradan bu garip atlıların, Anadolu’yu işgale başlayan İranlı Medler olduğunu öğrenecek. Medler, savaşçı İskitler nedeniyle bir süre önce Anadolu’nun tarih sahnesinden silinen Urartu ve Phryg gibi krallıklardan sonra, İ.Ö. 6.yüzyılda aynı sahnede rol alan iki politik ve askeri güçten biri. Ve onların akrabası Akhaimenid Hanedanı yaklaşık elli yıl sonra Anadolu’da 260 yıllık bir İran egemenliğinin kahramanı olacak.

O dönem Medler’in karşısında durabilecek Anadolulu tek politik ve askeri güç ise Lydia. İ.Ö. 590’da Anadolu’nun içlerine kadar ilerlemiş olan Medler’in, Lydiaile ilk karşılaşması Halys (Kızılırmak) Nehri yakınlarında oluyor. Med Kralı Kyaxares ile Lydia Kralı Alyattes arasındaki Halys Savaşı aralıklarla yaklaşık beş yıl sürüyor. Bu, tarihin bilinen en uzun mücadelelerinden biri…

Ancak savaşın sonunda ne kazanan var ne de kaybeden. Çünkü savaşın bitmesinde iki ordunun da rolü yok! İ.Ö 28 Mayıs 585’te gerçekleşen güneş tutulması her iki kral tarafından ilahi bir işaret olarak yorumlanıyor ve barış yapılıyor.

Herodotos, bu olayı ‘…savaş denk koşullar altında sürüyordu ki, altıncı yılda, bir çarpışma sırasında ve ortalığın en çok karışmış olduğu bir anda gündüz, birden yerini karanlığa bıraktı.(…) Lydialılar ve Medler gün ortasında gece olduğunu görünce çarpışmayı kesti ve hemen bir barış sözleşmesi yaptılar’ diye anlatıyor.

Barış anlaşması ile Halys sınır ilan ediliyor; artık doğusu Medler’in,batısı ise Lydialılar’ın… Bu anlaşma ile Anadolu –bir bölümüyle de olsa- ilk kez İranlı bir ulusun eline geçiyor. Anadolu’daki ilerleyişini sürdürecek olan Medler, belki de o zamandan Lydia uygarlığını tarihten silmeyi planlıyor… Ama bunu onlar değil –bir süre sonra bütün Anadolu’nun hakimi olarak anılacak- yakın akrabaları Akhaimenidler gerçekleştirecek.

İ.Ö. 558’e gelindiğinde Lydia’yı kendisine rakip olarak gören, Medler’in akrabası Akhaimenid Hanedanı İran ve Anadolu’da etkili olmaya başlıyor. Herodotos, 2. Kyros’un İ.Ö. 550’de annesi tarafından dedesi olan ve eğlenceye düşkünlüğüyle bilinen Med Kralı Astyages’i ortadan kaldırarak, Akhaimenid hanedanını iktidara getirdiğini anlatıyor. Böylece İ.Ö. 330’lara kadar Ön Asya ve hatta Mısır’da hüküm sürecek büyük bir dünya imparatorluğunun temeli atılıyor. Akhaimenidler, Medler gii Hint Avrupalı ve aralarında akrabalık ilişkisi var.

Akhaimenidler’in Lydia üzerindeki emellerinin en önemli nedenlerinden biri, Lydia ülkesinin ünlü kralı Karun adıyla bilinen Kroisos’un hazineleri olmalı. Halys’ten Akdeniz’e kadar uzanan bölgeyi kontrol altında tutan Kroisos’un zenginliği, başkent Sardeis’in içinden akan Paktalos Çayı’nın taşıdığı altın parçacıklarından geliyor.

Zengin Kral Karun’un ününü günümüze taşıyan ise1965’te Uşak’ta yapılan yasadışı kazılar. Lydia kral ve soylularının gömüldükleri Uşak yakınlarındaki Toytepe ve İkiztepe tümülüsleri 42 yıl önce yasadışı kazılarla açıldı. Bu mezarlardan toplanan ve Karun Hazineleri olarak bilinen altın ve gümüş eserler yurtdışına kaçırılarak New York Metropolitan Müzesi’ne satıldı. Ama 2500 yıllık eserler, çıkarıldıkları topraklardan fazla uzak kalmadı. Gazeteci Özgen Acar’ın çabası ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimiyle 1993 yılında bulunduğu topraklara geri dönen Karun Hazineleri, bugün Uşak Müzesi’nde yer alıyor.

Tarihçi Ksenophon Lydia Kralı Kroisos’un ülkesini ve hazinelerini korumak için Akhaimenidler’e karşı ittifak arayışına girdiğini yazıyor.

Lydia Kralı başka önlemler de alıyor elbet… Ve kendisi gibi Akhaimenid tehlikesini sezen Mısır firavunu Amasis ile bir saldırmazlık anlaşması yapıyor. Bu anlaşmaya Babil Kralı Nabunaid de katılıyor. Anlaşmalardan sonra rahatlayan Kroisos’un amacı gizlice hazırlanmak ve bir baskın – savaş yapmak… Ancak, tarihçi Sicilyalı Diodoros’un yazdıkları, Kroisos’un bir ihanetle karşı karşıya kaldığını aktarıyor. Eski Yunan kolonilerinden paralı asker toplayan görevli, ona ihanet ediyor, para ile birlikte 2. Kyros’un yanına kaçarak, bütün askeri sırları anlatıyor.

Böylece Kroisos’un hazinelerini korumak için Akhaimenidler’e karşı planladığı gizli baskın ters tepiyor. Ve Kyros’un ajanı Lydia’nın sonunu hazırlıyor. Akhaimenidler, İ.Ö. 546 yılında başkent Sradeis’i ele geçirip Lydia Krallığı’na son veriyor…

Bu tarihten sonra Akhaimenidler 215 yıl boyunca bütün Anadolu’nun hakimi olacak!

Önceleri başkent Pazargad, daha sonra da inşa ettirmeye başladığı Persepolis’te (Akhamenidler’in başkenti) yaşayan 2. Kyros, Anadolu’yu bölgelere ayırarak ‘satrap’ adı verilen valilerle yönetmeyi tercih ediyor. Satrap ‘krallığın koruyucusu’ anlamına geliyor. Genellikle Persler arasından seçiliyorlar. Satraplık sınırları içindeki yerel kral ya da beyler genellikle parasal konularda satrabın talimatlarına göre hareket ediyor.

Satraplar, bölgelerindeki asayiş, yol emniyeti sorunlarının yanı sıra ekonomi ve özellikle de tarımla ilgileniyor. Yıllık vergileri toplamak, adalet sistemiyle ilgilenmek görevleri arasında. Anadolu’daki en önemli satraplıklar Lydia ve Mysia’dan oluşan Sparda; Halys’in batısında yer alan Büyük Phrygia; Toroslar’dan Karadeniz’e uzanan Katpatuka (Kappadokia) ile İonia; Lykia, Karia ve Pamphylia’dan oluşan Yauna.

Satraplık sisteminin başarısı 2.Kyros’un kurduğu posta sistemiyle doğrudan ilişkili. Herodotos’un Aggarui dediği bu sistem belli aralıklarla yine aynı yazarın Stathmos olarak adlandırdığı Konaklama yerlerinin de bulunduğu bu istasyonların diğer önemli bir özelliği, burada sürekli birkaç hızlı atın bulunması. Böylece imparatorluk içi yazışmalar sürate iletiliyor ve devlet işlerinin sorunsuz olarak tamamlanması sağlanıyor.

Akhamenidler, iki yüz yılı aşkın süre Anadolu’da egemen oldu. Bu uzun süreçte Van’dan Ege kıyılarına, neredeyse tüm Anadolu’da mimari eserler, yazıtlar ve küçük eserler bıraktılar.

Akhamenidler’in Anadolu’ya girişteki duraklarından biri de, daha birkaç yüz yıl önce Urartu ülkesinin merkezi ola Tuşpa (Van) Kalesi idi. Kalenin bulunduğu kayalığın güney yüzüne işlenmiş, dev yazıt Akhamenid İmparatorluğu’nun gücünü adeta tüm Anadolu’ya göstermek istiyor. Eski Persçe, Aramca ve Babilce olarak üç dilde yazılmış olan bu yazıtın 1.Xerxes (İ.Ö. 485-465) tarafından yazdırıldığı belirtiliyor:

‘Ahuramazda, tanrıların en büyüğü yüce tanrıdır, bu dünyayı bu cenneti yaratan, insanoğlunu yaratan, insanlığa mutluluğu veren, Kserkses’i kral, pek çok kralın yegane kralı, çoğunun tek efendisi yapandır. Ben Kserkses, Büyük Kral, Karlarlın Kralı, pek çok dilin konuşulduğu eyaletlerin kralı, uzak yakın bu büyük toprakların kralı, Akhamenid Kralı Darius’un oğlu. Kral Kserkses der ki; Kral Darius, babam, Ahuramazda’nın korumasıyla pek çok iş yaptı ve bu tepeye bir niş yontulmasını buyurdu fakat bir yazıt yazılmamıştı. Sonradan bu yazıtın hazırlanmasını ben emrettim. Ahuramazda, diğer bütün tanrılarla beni, krallığımı ve işlerimi korusun.’

Arkeolojik bulgular ve yazılı kaynaklar Kappadokia’nın, Akhamenidler’in Anadolu’da en çok önem verdiği bölge olduğunu gösteriyor. Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi volkanik bir bölge olan Kappadokia, bu özelliği nedeniyle İran’da ulusal din olan Zerdüştlük yapısına çok uygun. Çünkü doğasında ateş bulunuyor ve bu ada Ateş Kültü için çekici. İkinci neden ise, Kappadokia’nın fiziki coğrafya açısından İran’ı andıran yüksek dağlara sahip olması.

Arkeologlar, 1950 yılında Kayseri-Bünyan yakınlarında volkanik Erciyes (Argaios) Dağ’nın eteklerinde portatif bir ateş sunağının dört yüzünde birden, Med kıyafetli Magus figürleri buldu. Bu buluntu, Ateş Kültü rahipleri olan Maguslar’ın Med Ulusu’ndan olduğunu kanıtlıyor. Ateşe saygı ve ateş sunakları Akhamenidler’e Medler’den geçmiş olmalı. Bu ateş sunağı, Erciyes Dağı’nın Ateş Kültü inancında önemli bir yeri olduğuna ve dağ civarında belki de ateş tapınakları bulunduğuna işaret ediyor. Ayrıca Akhamenid orduları, askerlerinin inançlarını güçlendirmek için gittikleri yerlerde de geçici ateş tapınakları kuruyor ve ayinler yapıyordu. Bu sunak da böyle bir ayinden sonra bırakılmış olabilir.

Akhamenidler’in Orta Karadeniz Bölgesi’ndeki varlığına, hem arkeolojik kalıntılar ve hem de yazılı kaynaklarda rastlanıyor. Amasyalı (Amaseia) ünlü coğrafyacı Strabon, Zile (Zela) ve çevresini istila eden İskitler’in bir gece baskını sonucunda Akhamenid komutanlarınca mağlup edildiğini yazıyor… Persler bu zaferin anısına Zela’da, tanrıça Anaitis için bir tapınak yaptırıyor. Zela Halkı da bu zafer gününü her yıl Sakai adlı kutsal bir festival ile kutlamaya başlıyor.

Akhamenidler’in önemli satraplık merkezlerinden biri olan Balıkesir’in Bandırma İlçesi sınırları içinde yer alan Daskyleion’da (bugünkü Hisartepe) ele geçen iki kabartma da, Magus figürleri ve ateş sunağı betimleri içeriyor.

Akhamenidler’e ait son yıllardaki çarpıcı keşif haberleri Çanakkale Çan ile Nevşehir’den geldi. Yasa dışı kazılar sonucu Çan yakınlarında ele geçen lahdin iki yüzünde yer alan boyalı kabartmalarda, geyik avı ile Yunanlı bir askeri mızrak ile öldüren bir Akhamenid soylusu ya da askeri betimleniyor.

Nevşehir’in Emek mahallesi’nde ise yol çalışması sırasında tesadüfen büyük bir yapıya ait temeller ortaya çıktı. Bunlar İran’daki apadanaları (çok sütunlu direkli kabul salonu) andırıyor.

Ancak Akhamenid etkisindeki eserler tüm Anadolu’da değil, sadece satraplık merkezleri olan yerlerde görülüyor. Çoğunlukla kabartmalı lahitler ve steller ile yazıtlar, bullalar, altın eserler ve ateş sunağının oluşturduğu buluntulara bir bütün olarak bakıldığında, yerel sanatçıların eserlerinde İran figür, motif ve stillerine yatkın oldukları gözleniyor…

Akhamenidler’in saltanatı çok uzun sürmedi. İ.Ö. 333’te İskenderun yakınlarında, İ.Ö. 331’de Arbela (Erbil) yöresinde yapılan savaşlarda Büyük İskender’e yenilen Akhamenidler, sadece Anadolu’yu değil tüm ülkelerini kaybetti. Böylece İ.Ö. 590’da Medler’le başlayan Anadolu’daki İran egemenliği 260 yıl sonra Akhamenid İmparatorluğu’nun tarihten silinmesiyle sona erdi.”

Doç. Dr. Şevket Dönmez

(National Geography, Ocak 2008)