Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

Sioux Masalları 1
Sioux Masalları 2
Sioux Masalları 3
Sioux Masalları 4
Sioux Masalları 5
Sioux Masalları 6
Sioux Masalları 7
Sioux Masalları 8
Sioux Masalları 9
Sioux Masalları 10
Sioux Masalları 11
Sioux Masalları 12
Sioux Masalları 13
Sioux Masalları 14
Sioux Masalları 15
Sioux Masalları 16
Sioux Masalları 17
Sioux Masalları 18
Sioux Masalları 19
Sioux Masalları 20
Sioux Masalları 21
Sioux Masalları 22
Sioux Masalları 23
Sioux Masalları 24
Sioux Masalları 25
Sioux Masalları 26
Sioux Masalları 27
Sioux Masalları 28
Sioux Masalları 29
Sioux Masalları 30
Sioux Masalları 31
Sioux Masalları 32
Sioux Masalları 33
Sioux Masalları 34
Sioux Masalları 35
Sioux Masalları 36

 

Önsöz

Sioux Efsaneleri’ni kaleme alırken dörtte bir Sioux kanı taşımamın buna uygun olacağını düşündüm. Anne tarafından büyükbabam, İngiliz Ordusu’nda görevli olan İskoçyalı Yüzbaşı Duncan Graham, 1822’de Winnipeg Gölü’nün yanında bugün Kanada’nın Manitoba eyaleti sınırlarında kalan Selkirk Kolonisi’ni kurmak için Hudson Körfezi’ndeki York Factory yoluyla British Northwest’e varan İskoçyalı gruptan biriydi. Winnipeg Gölü’ne vardıktan hemen sonra Red River boyunca Kuzeye çıktı, oradan aşağı yönelip Minnesota Nehri’ni izleyerek Mendota’ya gitti ve Minnesota ve Missisipi nehirlerinin birleştiği yerde yerleşti. Büyükannem Ha-za-ho-ta-win, Sioux Kabilesi’nin Medawakanton kolundan saf kan bir kızılderiliydi. Kanada’da Montreal yakınlarında doğan babam Jospf Buisson Minnesota Mentoda’da Amerikan Kürk Şirketi ile bağlantı kurmuştu,  burası uzun yıllar bu şirketin Missisippi’nin üst kısımlarına yönlendirmiştir.

Ben 8 Aralık 1842’de Minnesota’daki Wabasha’da, Kızılderililer arasında doğdum ve on dört yaşımda Wisconsin’de Prairie du Chien Okulu’na gidene kadar orada kaldım. 28 Ocak 1864’de Minnesota Mendota’da Binbaşı James McLaughlin ile evlendim ve 1 Temmuz 1871’e kadar Minnesota’da yaşadım, sonra Kuzey Dakota’da Devils Lake Aguncy’ye geçen kocama eşlik ettim ve on yıla yakın bir süre o şirkette çalışan Kızılderililerle yakın dostluklar kurdum. Kocam şirkette Kızılderililerin danışmanıydı ve 1881’de Missouri Nehri üstünde Standing Rock’a ve ardından önce Siouxların olan, ama sonra askerlerin işlettiği çok önemli bir şirkete geçti.

Kızılderililer arasında doğup büyümem sayesinde küçük yaşından itibaren Sioux dilini çok iyi öğrendim ve sonraki kırk yılı onlarla iç içe geçirmem ve güvenlerini kazanmış olmam, bana Siouxların efsanelerini ve folklorunu öğrenmem konusunda büyük fırsatlar sundu.

Bu kitapta bulunan öyküler bana yaşlı Sioux kadınları ve erkekleri tarafından anlatılmıştır, bu öyküleri, eğer kaydetmezsem gelecek kuşaklar tarafından unutulup gideceklerinin bilincinde olarak, dikkatle kaydettim.

Geceleyin kulaklarımıza gelen bir ezgi sadece ezginin zevkini getirmekle kalmaz, aynı zamanda şarkıcının ya da müzik aletinin özellikleri hakkında da bilgi verir.  Ezgilerde bize kaynağı hakkında doğru şeyler anlatan bir yan vardır. Müzisyenlerin “tını” dedikleri şeyin bu olduğunu düşünüyorum. Bu hem perdeden, hem ritimden farklı ve bağımsız bir şeydir; müziğin kendi dokusudur.

İnsan öykülerinin “tınısı” ise, o insanların yüreğinin özelliklerini anlatır. O, biçimden ya da tarzdan bağımsız olarak, düşüncenin dokusudur, kaynaklandığı benliğin özelliklerini yansıtır.

Eskiden kulübelerde ve kamp ateşlerinde, günümüz Dakotasının ateş başlarında anlatılan bu Sioux öykülerinin “tını”sında, Doğa dediğimiz yücelikle yakın bir ilişki ve dostluk içinde yaşayan yalın, ciddi ve içten insanların düşüncelerinin dokusunu tanırız; henüz her şeyi tanımayan, kibirli ve övüngen olmayan, ama dürüst, doğru ve çocuksu bir ırk, yalın, içten ve yaşamın en sıradan işlerinde bile henüz tam olarak anlaşılmamış bir şeyler olduğuna inanmaya istekli, ciddi düşünceli insanlar; doğal saygınlığından hiçbir şey yitirmeksizin en basit şeyler üstünde bile anlamlarını arayıp derslerine çalışarak ciddiyetle düşünebilen -ama bu arada boş gurura ve alaycılığa kapılmayan bir ırk; dürüst, düşünceli, saygın ama yalın ve ilkel insanlar.

Bu öykülerin, yüce doğanın ve onun destanlarının canlı görüntülerini, herhangi bir ırkın çocuklarına anlatmakta başarısız olması mümkün değildir. Aynı zamanda ilginç bir ırkın gelişmesinin artık geçmişin sisi arasında yitip gitmekte oylan en ilginç evrelerine ışık da tutarlar.

Marie McLaughlin, 1 Mayıs 1913