Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Son Yeuda Kıralı Tsidkiyau’nun acı sonu

“Yeuda Devleti’nin başkenti, yapılacak her türlü saldırıyı durdurabilecek yüksek ve kalın surlarla kaplıydı. Halk ise kanlarının son damlasına kadar düşmanla savaşacağına dair yemin etmişti.

İsrael Oğulları, bu kuşatmaya bütün bir yıl cesaretle direndiler. Bu arada Mısır kıralı büyük bir orduyla Nevuhadnesar’ın karşısına çıktı. Babil Kıralı Mısır’ın kendisi ile savaşa çıktığını görünce, hemen Yeuda’yı terk etti ve kuvvetlerini onların tarafına çevirdi. Sonunda Mısır Kıralı  büyük bir yenilgiye uğradı ve Mısır’ın birçok yeri harabe haline geldi.

Tekrar Yeuda topraklarına dönen Nevuhadnesar, Yeruşalayim şehrini ikinci kez kuşattı. Nebi Yermiyau halka, Babil kıralının emirlerine boyun eğmelerine rica ediyordu. Fakat generaller ona sinirleniyor ve öldürmek için arıyorlardı. Çünkü onlara göre nebi, askerlerin cesaretlerini kırıyordu. Bu sırada şehirde açlık baş gösterdi. Bu felaket binlerce kişinin ölümüne neden oldu. Cesaretleri kırılan generaller artık şehri koruyamıyorlardı. Yemek isteyen çocuklar açlıktan kıvranıyordu. Ancak hepsi boşunaydı, açlık o kadar feciydi ki sinir krizlerine kapılan bazı anneler ölü çocuklarının etlerini yiyordu. Tsidkiyau kırallığının on birinci yılına rastlayan temmuz ayının on yedisinde, düşmanlar surları yıkıp şehre girdi ve yolda rastladıkları bütün insanlara vahşi hayvanlar gibi saldırdılar. Ne çocuklara ne de yaşlılara acıyıp, büyük fenalıklarda bulundular. Babillilerle beraber giren Edomlular da şehirde büyük bir yağma harekatına girişti. Tsidkiyau dahil olmak üzere bütün kıral ailesi ve büyük generaller gece vakti Yeruşalayim’den kaçtı, fakat Yeriho yakınlarında yakalandılar. Babil kuvvetleri, esirleri Nevuhadnesar’ın bulunduğu Rivlata’ya getirdi. Orada Babil Kıralı, Tsidkiyau’nun gözleri önünde oğullarını öldürdü ve sonra Kıralın gözlerinin oyulmasını emretti. Zavallı kıral bu acınacak durumda zincirlere bağlı olarak Babil’e götürüldü. David’in soyunun son kıralının sonu böyle oldu.”

(İbraniler’in Öyküsü, Rabbi Nisim Behar,s.158)