Türkiye’de Laz kimliği üzerine görüşler

“Türkiye’de etnik terimler genellikle belirsiz bir şekilde kullanılmaktadır. Bu terimlerin belirsiz olarak kullanılmasında özellikle de Laz terimi öne çıkmaktadır. Laz terimi yaygın olarak ‘Karadenizli’ anlamında kullanılmaktadır. Türkiye’nin diğer bölgelerinde, Sinop’un doğusundan başlamak üzere, eski Sovyet sınırına kadar olan, Türkiye’nin Karadeniz kıyısı insanlarına Laz denmektedir. Laz teriminin içine, Lazca konuşan etnik Lazlar da sokulmaktadır. Türkiye’de Lazca dendiğinde de Türkçe’nin Doğu Karadeniz şivesi anlaşılmaktadır1.

‘... Bu ad (Laz), ilk Hıristiyanlık devrinden beri Karadeniz’in doğu körfezinin çeşitli ülke ve insanlarıyla irtibatlandırılmış. Kelime, çoğu zaman, değişik dil konuşan değişik toplumları aynı grup içine toplama sonucuna götürmüştür; bu itibarla ‘Laz’ mutlaka belli bir etnik veya linguistik grup olarak mütalaa edilmemelidir. Gerçek Lazlar, mahsusî bir ırk teşkil edip Karadeniz kıyılarının en doğusunda, Pazar (Atina) İlçesi ile Çoruh Nehri arasındaki sahada bulunur. Dilleri Gürcüstan’daki Megrelya lehçesine çok yakından bağlı olup, esas Gürcüce ve yine bu ülkenin Svan dili ile de münasebeti vardır. Lazlar Türkiye’de ve hatta Karadeniz halkı arasında bile küçük bir ekalliyet teşkil eder...’2.

‘... klasik devirlerde Pontus olarak adlandırılmış Doğu Karadeniz kıyısı genellikle Akdeniz imparatorluklarına, sırasıyla Roma, Bizans ve sonunda Osmanlı imparatorluklarına dahil olmuşsa da ulaşım güçlüğü sebebiyle burada, Batı Karadeniz kıyılarındaki Bithynia ve Paphlagonia’nın aksine, mahalli âdetler ve istiklal geleneği kendilerini sürdürebilmişlerdir’3.

‘Xenophon’dan beş asır ve Pontus’un Roma İmparatorluğu’na katılmasından hemen sonra yazar Strabon’dan (ölüm M.S.24) da altı asır sonra Procopius, dağlı kabilelerin başlarına buyrukluklarının sınırlandırıldığını ve yabaniliklerinin de köreltildiğini rivayet ediyor. Procopius, Sinop’tan Trabzon’un doğusuna kadar uzanan sahillerdeki Pontikler, tesmiye edilen halkı Romalı (Rhomaioi) kabul edip Susurmena (Sürmene) ve Rhizaeum (Rize) civarı halklarını da bu zümreye dahil ediyor. Strabon ve daha evvelkilerin aksine olarak Pontos dahilinde hiçbir barbar kabileden bahsetmiyor, fakat sınırlarında Romalılardan kısmen veya tamamen müstakil unsurlardan söz ediyor. Rhizaeum ile Acampsis (Çoruh) suyu arasında, bugün az çok Laz ülkesine tekabül eden alanda, Romalılara tâbi olmayan bir halkın mevcudiyetini bildiriyor. Colchis’te Acampsis’in ötesinde kendi kıralları olan ve kendi papazlarını tayin eden Lazları zikrediyor...

O devirlerde Laz tabiri, yabancıların dilinde Pont halklarını topluca ifade ediyor, yerliler ise, tamamen Bizanslılaşmış, Grekçe konuşan Pontikliler’den (Rhomaioi) tefrik edilmek üzere, yeterli derecede Bizans kültürü almamış Lazoiler’i işaret etmek için kullanılmıştır. Bugün buna benzer bir durumu görmek mümkündür.’4

Çok dinli, dilli ve kültürlü bir yapıya sahip olan Osmanlı İmparatorluğu’nda yerellik bir tehlike olarak görülmüyor, aksine müsamahayla karşılanıyordu. 19. yüzyılın sonlarında ulus-devlet düşüncesinin yayılmasıyla yerel kültürlere karşı olan yaklaşımlarda da değişiklikler başladı5.

‘Türkiye’nin açıklanmış kamusal etnolojik bir haritası yoktur. Etnik listesi de yayımlanmamıştır. Genel nüfus sayımlarının etnik ve linguistik örneklemeleri yeterli değildir. Bölgesel etnik bir haritanın yapılması bilimsel bir gereksinmedir. Yapılıp da saklı tutulmasının ne yararı, açıklanmasının da bir sakıncası olmadığı düşüncesindeyiz. Çünkü çağımızda tek ırka dayalı ulus teorisi terk edildiği gibi, pratikte aransa da bulunamaz. Artık homojen bir ulus kavramı savunulmamaktadır. Türk Ulusu da, çeşitli etnik kökenli unsurlardan oluşmuş siyasal bir sentezdir. Bu sentezin analizinde  Lazların sağlam, etkili ve önemli bir doku oldukları inkar edilemez. Nüfus sayıları yönünden geçmişte ve şimdi nicel bir ağırlıkları olmamıştır. Fakat nitelikleriyle memleketimizin Doğu Karadeniz yöresi, Lazlar ile vurgulanmıştır. Bu damga gerçeğe, yani onların tarihlerine dayanmaktadır. Lazların coğrafya alanları, tarihlerinden daha aydınlıktır.’6

Tuxa Berzena, Laz kimliği konusunda şunları söylüyor: ‘Tüm zor şartlara rağmen, Lazlar’ın bir bölümü ana dillerini konuşmaktadır.  Lazca, halkımızın yaşam tarzı tarafından şekillendirilmektedir. Lazca’da geçmiş yaşanırken... gelecek ışımaktadır. Ana dilimiz binlerce yıllık, dilden dile aktarılan bir destan gibidir. Buna rağmen baskı altında tutulmaktadır. Bu eski dilin yazılmasının kime zararı dokunacaktır? Bu Türkiye’nin kültürel zenginliğine bir katkı değil midir?... Eskiden beri aktarılan dilimizi halkın bilincinden silmeye yönelik eğilimlere rastlamaktayız. Laz alfabesinin kullanılması... asimilasyonu önleyecek ve aynı zamanda, eşitlik içinde  çeşitli halkların kardeşçe birlikte yaşamalarına hizmet edecektir. Laz Halkı ve dili yaşayacaktır!’7

1. Rüdriger Bennighaus, Lazlar, Peter Alford Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar, s.311, Ant/Tümzamanlar Yayıncılık, İstanbul, 1992.

2. M.E.Meeker, The Black Sea Turks: Some Aspects of their Ethnic and Cultural Background, IJMES, II/4, Aktaran: Burhan Oğuz, Türkiye Halkının Kültür Kökenleri-1, s.197, İstanbul, 1976.

3. B.Oğuz, a.g.k., s.200

4. B.Oğuz, a.g.k., s.201.

5. “Bugünkü azınlık politikasının çoğu zaman göz ardı edilen bir yanı ise, azınlıkları kendi çıkarları için utanmazca kullanan, 1.Dünya Savaşı’nda birbirleriyle savaşan güçlerin emperyalizmidir.

Şimdi bu olayın üzerinden 60 yıl geçmiştir. Bugün Avrupa Topluluğu’na girmeye çalışan Türkiye’nin toprak bütünlüğünün, sözde bölücülük tarafından tehlikeye düşürüldüğünden bahsetmek mümkün değildir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde hayret verici bir bağlılık gösteren, 1878-1924  dönemi arasında varolan, Lazistan Sancağı... lağvedilerek, yeni kurulan Rize ve Artvin vilayetlerine bağlandı. Yasalar dışarıya karşı her türlü kültürel ve dil etkinliğini yasaklıyordu. Laz çocuğu okulda, ana dili Lazca’yı konuştuğunda dayak yiyordu. Bu da yeterli değildi, ona konuştuğu dilin, Türkçe’nin bir şivesi olduğu ve Laz diye bir halkın olmadığı aşılanıyordu. Bu arada tüm dillerin kökeninin Türkçe olduğunu iddia eden... resmi güneş dil teorisi de araç olarak kullanılıyordu.

50’li yıllarda... Laz yer isimlerinin Türkçeleştirilmesine başlandı. Bölgeciliğin gitgide güçlenmesiyle, Lazların kimliklerini yok etmek için, onları ırk ve etnik olarak Türk saydılar. Bu işle ilgilenmek üzere Erzurum Üniversitesi öğretim üyelerinden Fahrettin Kirzioğlu’nu görevlendirdiler.

F.Kirzioğlu, yazı masasına oturarak, hemen azınlıklara birer Türk şeceresi çıkarıverdi. Kullanılan yöntem hep aynı idi: Kirzioğlu, ilk önce okuyucuyu bir sürü tarihi halk tanımıyla gafil avlamakta, daha sonra eski Türk kabileleriyle ses benzerliği arayarak, bu sözde tarihi aşalıma bir tutam da Müslümanlık katmakta. Ve bu kişi de kendini Türk Oili ve Tarihi araştırmacısı olarak nitelemekte. Şimdiye kadar Türkiye’de hiçbir kişi tarafından tarih bu kadar kötü çarpıtılmamıştır...’ (Wolfgang Feurstein, Bir Alman Gözüyle Lazlar, Ogni Kültür Dergisi, Sayı 2, Ocak 1994).

Rıdvan Akar, tek parti dönemindeki uygulamalarla ilgili olarak, Lazları da ilgilendiren şu bilgileri veriyor: ‘... alınacak önlemlerin başında Lazlar’ın sınır boylarından iç kesimlere kaydırılması, topluca yaşamalarına engel olunması, bunun mümkün olmadığı hallerde de en zengin ve verimli köylerden başlayarak buralara yüzde 50 oranında Türk yerleşimcisi ve okullar kurulması öneriliyor...’ (Bir bürokratın kehaneti ya da bir resmi metinden planlı Türkleştirme dönemi, Birikim, Sayı 110, Haziran 1998).

“Lazlar”ın orijininde Türklük bulanlara tesadüf edilmektedir. Örneğin, Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlük kitabının 1945 basımında Lazlar maddesi, (Kafkasya uruklarından birinin adı ise de vaktiyle yanlış olarak Trabzon’un doğusunda oturan denizcilere denmiştir) şeklinde işlenmiştir. Akla şu soru geliyor: -Kimlermiş bu denizciler? Bunun cevabını aynı sözlüğün 1974 yılındaki 6. basımında ise (Kafkas boylarından birinin adı ise de vaktiyle yanlış olarak Trabzon’un doğusunda oturan Türklere denmiştir) biçiminde değiştirilmiştir. Başka bir söylenişle, 1945’te etnik adı konulmayan denizciler, 1974’te Türk olmuşlardır. Bu örnekler çoğaltılabilir.’ (Av. Şehzat Ayartepe, Lazların Tarihçesi, Karadeniz Haber, 1.Aralık.1976).

“Bugün kendilerine Laz adını veren ve Lazca konuşan küçük bir topluluk, Hopa-Pazar ilçelerinde yaşamaktadır... Laz adının Karadeniz’in güneydoğu bölümündeki halk için fark gözetmeksizin kullanılması ilmi bakımdan tamamıyla sakıncalıdır.” (Türk Ansiklopedisi, Lazlar maddesi, cilt 22, s.498 Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 1975.)

6. Av. Şehzat Ayartepe, a.g.y.

7. Aktaran W.Feurstein, a.g.y.

(Dil Tarih Kültür ve Gelenekleriyle Lazlar, S.71, Ali İhsan Aksamaz)