Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Pontus’un etnik yapısı nasıldı?

“Ö.Asan bölgeyi dönemlere ayırmaksızın bir kesintisizlik içinde ele almakla yetinmeyip, bölge halklarını da, ‘... Miletliler Pontos’ta kolonileştiklerinde yerli kavimleri de aralarında eritmişler, onlara kendi kültürlerini, dinlerini kabul ettirmişlerdir...’19 formülüyle tekleşmektedir.

M.Goloğlu, birçok yazardan alıntılar yaparak bu halklar konusunda bilgi vermeye çalışmaktadır. Bu halkları şöyle sıralamaktadır: Halibler, Haldiler, Kolhlar, Tibarenler, Mosinikler, Makronlar, Driller, Skitenler, Lazlar.’20

M.Goloğlu, bu halklara ilişkin bir de alıntı yapmaktadır: ‘... Löba (Lebeau) diyor ki; Mitridat Pont ülkesine geldiği zaman bu bölgede oturmakta olan halk üç bölümdü. Birincisi İranlılar ki, birtakım tapınak kahinleriyle soylu kişilerden ibaretti. İkincisi Yunanlılar ki, kıyı illerinin şehirlerinde oturuyorlardı. Üçüncüsü Turanlılar ki, çok eskiden beri burayı vatanları yapmış olan bölgenin asıl yerli ahalisi idiler.’

Löba, Pontos halkının genel durumunu böylece özetledikten sonra, Turanlı dediği yerli halkın ünlü uluslarını da sıralamakta ve bunların (Alazonlar, Amazonlar, Beşirler, Busirler, Tibarenler, Tirallar, Halibler, Sanlar, Katagonlar, Marlar, Makronlar, Mosinekler) olduğunu söylemektedir...’21.

M.Goloğlu’nun, ulus olarak sıraladığı bu halkların taşıdıkları adlar, dönemlere göre kapsayıcılıkları, süreklilikleri, eşanlılıkları ve kullanıldıkları bölgeler itibariyle bir belirsizlik göstermektedir22.

M.Goloğlu’nun, ‘Pontoslular Kimlerdi’ başlığı altında incelediği bölge halklarının Pontusluluğunun etnik ayniyetten değil, aynı coğrafi bölgede yaşamaktan geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim P.M.Bıjışkyan’ın Pontuslu tarifi de etnik anlamda değildir: ‘...Bu ad (Pontos),. Denizin güney sahillerine de şamil olarak bu topraklar dahi aynı adı taşımış ve sakinlerine Pontoslu denmişti...’23

Pontos olarak adlandırılan bölgenin ve o bölgede yaşayan halkların geçmişleri konusunda günümüze kadar sağlıklı bir sonuca ulaşılamadığı, bu konuya ilişkin tartışmaların hâlâ devam etmesinden anlaşılmaktadır. Bunun nedeninin, dönem ve etnik yapı farklılığı gözetmeyen monoist yaklaşım olduğu söylenebilir.

O.Türkdoğan’ın, konunun sonuca ulaştırılmasıyla ilgili yaklaşımı oldukça önemlidir: ‘Tarihi süreç içinde Türk nüfus alanları ile Rum nüfus potansiyeli karşı karşıya gelmiş bulunmuyordu. Bu önemli nokta, kanımca üzerinde durulması gereken hassas dokuyu teşkil etmektedir. Pontos kimdir? Etnik yapısı nedir? Bunlar inceleme kapsamı içine alınmalı ve tahlil edilmelidir. Belgelere dayalı, gerçekçi yorumlarla bu bitmeyen kavga bir çözüme bağlanmalıdır...’24.

Ö.Asan’ın, ‘o zaman’ dediği ancak ne zamanı kastettiği müphem bir zaman kavramıyla, bölge tarihi ve etnik yapısını tekmiş gibi gösterdiği tezi bir noktada kopukluk arz ediyor. Bu kopukluğu şu ifadesinden de anlıyoruz: ‘... iki bin yıl önceki Pontos gerçeği ile bu yüzyılımızdaki Pontus olayını birbirinden kolayca ayırt edebiliriz. Osmanlı’nın son dönemlerinde ortaya çıkan milliyetçilik akımlarının etkisiyle yeni bir Pontus Devleti hülyalarına kapılan Karadenizli Rumların tarihi yanılgıları ayrı bir inceleme alanıdır...’25.

Bu kopukluğu neden belirtme ihtiyacı hissediyor? Eğer amacı yalnızca, ‘kendisinin dahil olduğu kültürü’ ifade etmek ise, neden bölgenin tamamını Pontus Kültürü kavramıyla açıklama yolunu seçiyor? Bu kopukluk, tezi içindeki kesintisizlikle bir çelişki teşkil etmiyor mu?

Yazarın kopukluk arz eden dönemine ilişkin olarak S.Yerasimos şu tespiti yapıyor: ‘...Ortodoks Hıristiyan nüfus, 19.yy.ın başında yeni bir canlanma sürecine giren kilise ile yeni burjuvazinin birlikte yürüttükleri çabaların etkisi altına girecek ve kökeni ne olursa olsun Anadolu’da yaşayan, Türkçe ya da Rumca konuşan bütün Ortodoks Hıristiyanlar gibi, Yunan ulusuna ait olma duygusunu benimsemeye başlayacaktır. Osmanlıların dine dayalı eski millet yapılarını kendi içinde eriten milliyetçilik olgusunun inkar edilemeyecek yükselişi karşısında artık etnik kökenler tartışmasının fazla bir önem taşımadığı görülmektedir...’26

19. Ö.Asan, a.g.k., s.9

20. M.Goloğlu, a.g.k., s.81-101

21. M.Goloğlu, a.g.k., s.78.

22. Bkz.M.Goloğlu, a.g.k., s.81-101.

23. P.M.Bıjışkyan, a.g.k., s.15

24. O.Türkdoğan, a.g.k., s.234.

25. Ö.Asan, a.g.k., s.20.

26. S.Yerasimos, a.g.k., s.353.

(Dil Tarih Kültür ve Gelenekleriyle Lazlar, S.63, Ali İhsan Aksamaz)