Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 


Laz tiplemesi
*

“Geleneksel Türk Tiyatrosu tiplemeye dayanır. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun Laz tiplemesiyle özelliğinin, günümüz sözde TV parodi ve skeçlerinde, tiyatro yaptığını sanan ve bilimsellikten uzak bazı sözde sanatçılar tarafından Laz karakterine dönüştürülmesi, bu konu üzerinde durmanın önemini ortaya çıkarmaktadır1.

Dr. Sokullu, yaptığı araştırmada şu görüşlere yer vermektedir: ‘Karagöz oyunlarında çok sık yapılan alay, insanın hayvansal yanını eleştirmeye, dürtüsel davranışları göstermeye yönelmiştir. Fakat bu gülünçlemenin aşağılama, küçültme gibi bir amaçla yapılmadığı, seyirciye karşı bir tavır takındıracak bir gülünçleme yönteminin kullanılmadığı fark edilir’2

Oysa gerçek durum çok daha farklı görünmektedir. Kukla, Karagöz, Meddah ve Ortaoyunu’nda insanlar meslekleriyle, olumsuz ve komik kişisel özellikleriyle ve toplum karşıtı diğer özellikleriyle karakterize edilmezler. Bunun yerine şive, lehçe, deyiş gibi etnik özellikleri abartılarak tiplenirler. Görünüşte bu özelliklerle gülünçleme yapılıyor gibi geliyorsa da, oyunlardaki Laz, kendisini değil, tüm Lazları temsil etmektedir! Yani, Laz, Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda her yönüyle (!) geldiği etnik kökeniyle yansıtılır. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nu izleyen kişi, hayatında hiç Laz görmemişse, gördüğü Laz tiplemesiyle, oyundan tüm Lazları tüm özellikleriyle tanıyarak ayrıldığı izlenimine kapılabilir. Oyunun görünmeyen esas amacı da böylece gerçekleşmiş olur.

Metin And’ın da tipleme konusundaki görüşleri şöyledir: ‘Kukla, Karagöz ve Ortaoyunu kişilerinin en büyük özelliği tip olmalarıdır. Bunlar durağan ve değişmez genellemelerdir; kendi  istemlerini kullanma güçleri yoktur, bu yüzden sürekli olarak kendilerini yinelerler.’3

Laz tiplemesi, ‘ağzı kalabalık, karşısındakine konuşma fırsatı vermeyen’ bir tiplemedir4. Laz, bu özelliğinden hiç vazgeçmez, vazgeçirilemez ve hep insanları kendisine güldürür. Ona gülünmesinin gerçek nedeni sadece ‘ağzı kalabalık’ oluşu mudur? Hayır. Ancak Kukla, Karagöz, Meddah ve Ortaoyunu’nda rolü bellidir. Kendini bilmez ve aynı zamanda da zayıf durumdadır.’5 Bunun sonucunda  da alay konusu olup, aşağılanması kaçınılmazdır. Bu görüşü İslam Ansiklopedisi de paylaşmaktadır: ‘Türk atasözleri ve Karagöz oyunları çok zaman Lazları alay mevzuu olarak ele alır.’6

Dr. Sokullu, ‘gülünçlemenin aşağılama, küçültme gibi bir amaçla yapılmadığını belirtme ihtiyacı hissediyorsa da, ‘Yöresel halk temsilcilerinin beşeri zaafından çok tipik soy özelliklerinin karikatürleştirildiğini’ de belirtmektedir.7

Dr. Sokullu, ‘Tipik soy özellikler’ derken, ‘şive, deyiş’ özelliklerini kastediyor olmalı.

Kukla, Karagöz, Meddah, Ortaoyunu’nda Laz’ın kendisine gülünmesini sağlayan nedir? Acelecilik ve gevezelik gibi belirli kalıplaşmış davranışlar mı? Kıza kiz, amcaya emice, tamama, temem, diyerek genellikle a’dan sonra u; ı’dan sonra u getirmesi mi? Yoksa sevdiği kadına tatlı sözler söylemesi gerektiğinde, ‘Baklaca , sarığı burma, kaymaklı ekmek kadaifi...’8 demesi mi?

Lazın kendisine güldürdüğü ne şivesidir, ne de ne de acele konuşması, Laz’a gülmelerinin nedeni tiplemede kendisine yüklenen aklı kıtlıktır. Ona yüklenen, ondan istenen aklı kıt bir tutum sergilemesidir. Zayıf durumdaki kendini bilmeyen9 tiplendirmesiyle komik duruma düşürülmektedir. Çünkü Lazın kendi istemlerini kullanma gücü yoktur.

Lazlar, Geleneksel Türk Tiyatrosu’nda ve günümüz sözde tiyatro ve TV skeç ve parodilerindeki tiplemelerden çok farklı özelliklere sahiptir. Nüfus coğrafyası uzmanlarının yaptıkları bilimsel araştırmalara göre, Lazların yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Karadeniz Bölgesi insanların yaşamalarına, üremelerine ve gelişmelerine son derece uygundur10.

*Ayrıca bkz. Selma Koçiva, Laz Fıkralarıyla Üstümüze Gelenler, Özgür Politika, 11 Ekim 1998.

1. ”...Türk gölge tiyatrosundaki Laz tipi, iyi kalpli, saf ve her zaman kavga etmeye hazır bir kişi olarak canlandırılmakta, Türkiye’de Lazların aptallığı(!) üzerine sayısız saçma fıkra anlatılmakta. Lazları böyle yanlış değerlendirmenin Bizans dönemine kadar uzanan bir geleneği vardır... Yunanistan’da da Doğu Pontus’tan sürülenler Lazoi olarak adlandırılmakta ve onların sözde aptallıklarıyla da alay edilmekte.” (Wolfgang Feurstein, Bir Alman Gözüyle Lazlar, Ogni Kültür Dergisi, Sayı 2, Ocak 1994).

2. Dr. Sevinç Sokullu, Türk Tiyatrosu’nda Komedyanın Evrimi, s.124, Kültür Bakanlığı yayını, Ankara, 1979.

3. Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, s.457, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1985.

4. M.And, a.g.k.

5. S. Sokullu, a.g.k.

6. V. Minorsky, İslam Ansiklopedisi (Lazlar Maddesi), cilt 7, s.27, Maarif Basımevi, İstanbul, 1957.

7. S. Sokullu, a.g.k., s.104.

8. Sadık Şendil, 7 Kocalı Hürmüz, s.30, Tiyatro-Flm Yayıncılık, İstanbul.

9. S.Sokullu, a.g.k., s.14.

10. Av. Şehzat Ayartepe, Lazların Tarihçesi, Karadeniz Haber, s.41, 1.Aralık.1976.

(Dil Tarih Kültür ve Gelenekleriyle Lazlar, s.45, Ali İhsan, Aksamaz)