Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Kafkasya

“Milyonlarca yıl önce, Kafkasya hemen hemen denizlerle kaplıydı. Uzun bir zaman dilimi içinde, denizler yavaş yavaş çekilerek yerini karalara terk etmeye başladı. Sonuçta Kafkasya zirvesi ve öteki sıradağlar yüzeyde görüldü.  Zamanla Hazar Denizi, Karadeniz’den koptu. İki deniz arasında Kafkasya Boğazı oluştu.

Karadeniz’i Hazar Denizi’nden ayıran Kafkasya dağlık bir bölgedir. Kuzeyde Don Ağzı-Maniç Çukurluğu-Kuma-ağzı hattından, güneyde Aras Nehri ve Kars Platosu’na kadar uzanır. Batıda Karadeniz, doğuda Hazar Denizi, Kafkasya’nın doğal sınırlarını oluşturur. Kafkas dağları, Taman Yarımadası’ndan başlayarak, güneydoğu yönünde uzanır ve Apşeron Yarımadası’na ulaşır. Uzunluğu 1440 km.’den fazladır. Genişliği ise, 50-225 km.kadardır. En yüksek dorukları, kuzeybatıda 5629 metre yüksekliğindeki Elbruz ile güneydoğuda 5043 metre yüksekliğindeki Kazbek’tir. Elbruz ve Kazbek sönmüş yanardağlardır.

Kafkasya, mitolojinin esin kaynağıdır. Mitolojiye göre, Kafkasya’nın sır dolu koyakları Amazonlar’ın yaşadığı yerlermiş. Promete, Kafkasya Dağları’nda zincire vurulmuş. Altın Postu Efsanesi, Kafkasya’nın Karadeniz kıyılarındaki Kolheti’de yaşanmış. Elbruz Dağı da, Cinler Padişahı olarak bilinmiş.

Hıristiyan ve Müslüman inanışına göre ise, Büyük İskender Yecüç Mecüçler’in ortadoğuya inmelerini önlemek için, kuzeyden güneye geçişi sağlayan Hazar kıyı yolu üzerindeki Demirkapı’yı tutmuş.

Kafkasya, halklar, diller1 ve kültürler bakımından o kadar zengindir ki, aynı büyüklükteki bir başka coğrafyada böylesine etnik renkliliği ve sürekliliğini, dünyanın bir başka yerinde görmek imkansızdır. İşte bu yüzden, Romalı koloniciler, Kafkasya’da yaşayan insanlarla iletişim kurabilmek için, bir söylentiye göre, 70 ve bir başka söylentiye göre de, yanlarında 130 tercüman gezdirirmiş. Kafkasya’nın diller bakımından zenginliği, dışardan gelenleri öylesine şaşırtmış ki, bölgeye Diller Dağı adını vermişler.”

1. Kutsal kitaplarda, Tanrının gazabı sonucu meydana geldiği belirtilen Tufan’dan sonra, Nuh’un oğlulları çoğaldı. Onların oğullarının oğulları oldu. Onların da oğulları. Bunların her biri, günümüz topluluklarının ataları sayılır. Günümüz ulusları, tarihleriyle ilgili, ulusal destanlarında bu atalardan çoğaldıklarını anlatır. İnanışa göre, Tufan’dan sonraki dönemde, Tanrı insanlara Tur-Abdin yöresinde kutsal bir özellik taşıyan Babil Kulesi’ni inşa etmelerini buyurdu. İnsanlar arasında yeniden çeşitli anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Bunun üzerine Tanrı, Tufan’dan sonra ilk kez gazaba geldi (Tevrat: Tekvi, Bab: 11/7). İnsanların dillerini farklı kıldı. Birbirlerini anlamaz hale getirdi. Böylece, sayıları 72’yi bulan farklı dil ortaya çıktı. Daha sonra da, Tanrı insanları yeryüzünün çeşitli yerlerine dağıttı (Tevrat, Tekvin, bab:11/8). Kaynağını esas olarak Tevrat’ın Tekvin suresinden alan, en eski destansal Gürcü tarihi sayılan Kartlis Tshovreba’ya göre, Tanrı’nın gazabıyla Togarma, sekiz oğlunu farklı yörelere göndererek sorumluluk verdi. (Bkz. Hayri Hayrioğlu, Meskhet Ülkesi ve Meskhiler’in Ulusal Kimliği, Bizim İnegöl gazetesi, 10.Mart.1995) Günümüzde Kafkasyalılar’ın ataları olarak anılan Togarma’nın sekiz oğlunun adları ve ataları oldukları halklar şunlardır: 1.Hayos: Ermenilerin atası, 2.Kartlos: Gürcülerin atası, 3.Bardos: Berdalıların atası, 4.Movakan: Muganlar’ın atası, 5.Lekos: Lezgi ve Çeçenlerin atası, 6.Heros: Heretler’in (Kahetler) atası. (Togarma ve oğulları sıralaması için bkz. M.F.Kırzıoğlu, Lazlar, Çanarlar, s.425, VII. TTK. 2.Seksziyon, 1.cilt, Ankara, 1972)

(Dil Tarih Kültür ve Gelenekleriyle Lazlar, S.11, Ali İhsan, Aksamaz)