Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Sözün kısası: Önce dürüst sonra da birlik olalım!

“Türkiye’deki kültürel ve dilsel zenginliklerin yaşatılması alanında gözükenlerin, her resmi ideoloji ve resmi tarih tezine karşı mücadele içinde olmaları beklenir. Tutarlı çizgisi olmayanların, örneğimizde görüldüğü gibi, şovenizmin bataklığına saplanmaları ve yalpalamaları kaçınılmazdır. Kendilerinden ancak Müslüman Gürcü ve/veya “Çveneburiler”in dillerini yaşatma noktasında mücadele vermeleri beklenenlerin, bunu yapmak yerine resmi ideoloji ve resmi tarih tezlerinin Türkiye’deki acentalığına soyunmaları birçok açıdan ciddi olarak sorgulanması gereken ilginç bir konudur. Bununla beraber Gürcü Ulusu veya Kartveli Ulusu’ndan hareketle “Gürcüstan” veya “Sakartvelo” siyasi örgütlenmesinin resmi ideoloji ve resmi tarih tezlerinin Türkiye’de acentalığını yapanlar, ulus kavramının kapitalist sistemle ilgili bir kavram olduğunu unutmamaları gerekir. “Ulus” kurgulamaları yerine, günümüzde Gürcüstan olarak bilinen coğrafyada, Gürcüstan’ın kurulduğu 1918’den önceki üretim ilişkileri ve Gürcü ulusal ticaret ve/veya sanayi burjuvazisi ve Gürcü kapitalizminin üretim ilişkilerinin yol açtığı doğal bir evrim sonucu gelişen bir ulus ve ulusal mücadelesi mi Gürcü Devleti’ne yol açmıştır? Bu soruya, cevabı Çiloğlu farkında olmadan kitabında veriyor:

‘1917 Devrimi’nden sonra üç Transkafkasya ulusu (Gürcüler, Ermeniler ve Azeriler) Ozakom olarak bilinen St. Petersburg’taki bir komitenin yönetimi altına girdi. Bolşevikler’in Ekim Devrimi ile iktidarı ele geçirmelerinden sonra Menşevikler Rusya’dan ayrılarak bir federasyon kurma yoluna gitti. Ozakom’un yerine Seym denen bir meclis kurdular. Ama iç çekişmeler ve Osmanlı kuvvetlerinin batıdan ilerleyişi federasyonun dağılmasına yol açtı. Bunun üzerine Gürcüstan 26 Mayıs 1918’de bağımsızlığını ilan etti. Gürcüstan... Almanya’nın korumasına girdi. 28 Mayıs 1918’de Almanya ile bir anlaşma imzaladı... sınırları tanındı. Almanya ile kurduğu ilişkiler sonucunda güçlenen Gürcüstan 4 Haziran 1918’de Osmanlı Devleti ile de bir barış anlaşması imzaladı... Stalin ve Orconikidze’nin yönetimindeki Kızıl Ordu Gürcüstan’a girerek Menşevik hükümetini devirdi ve 25 Şubat 1921’de Tiflis’te Sovyet yönetimini kurdu.’ (s. 64-65)

Çarlık Rusyası’nın yönetimindeki coğrafyada Gürcüstan adlı bir siyasi yapının kuruluşu, Gürcü ulusal ticaret ve-veya sanayi burjuvazisi ve Gürcü kapitalizminin üretim ilişkilerinin yol açtığı doğal bir evrim sonucu gelişen bir ulus ve ulusal mücadele sonucu değil, Sovyetler Birliği’nin kuruluşunu önlemek ve Kafkasya’da ellerini güçlendirmek isteyen emperyalistlerin çatışmaları sonucunda, yine o emperyalistlerin bölgeye dayattığı dengeler çerçevesinde oluşturulmuştur. Doğal evrim sonucu gelişen ne Ulusal Gürcü burjuvazisi ne ulus ne ulusal mücadele ne ulusal dil. Daha sonraki dönemde Doğal evrim ile değil ama, önce devlet sonra yöneltilmiş evrim ile ulus ve ulusal dili yaratma süreci ancak başlayabilmiştir. Ülkedeki Megrel-Laz ve Svanlar’ın dillerinin ve kimliklerinin günümüzde bile yok sayılmasının ve Gürcü / Kartveli kimliğinin dayatılmasının nedeni de Gürcü ulusal ticaret ve/veya sanayi burjuvazisi ve Gürcü kapitalizminin üretim ilişkilerinin yol açtığı doğal bir evrim sonucu gelişen bir ulus ve ulus devletin hâlâ oluşturulamamış olmasındandır.

Türkiye’deki aktarıcılar, kavramlarla ne kadar akıllıca oynarlarsa oynasınlar, bu kavramlara ne anlam yüklemeye çalışırlarsa çalışsınlar, gerçeği değiştiremez ve kimseyi kandıramazlar. Fakir Gürcü veya Gürcistan Halkı adına değil, şovenist resmi ideoloji ve resmi tarih tezleri adına hareket ediyorlar. Bu resmi ideoloji ve resmi tarih tezlerinin ne Türkiye’de yaşayan Lazlar’a Gürcüler’e, Çveneburiler’e ve Acarlar’a ne de Gürcüstan’da yaşayan Megreller’e, Lazlar’a, Svanlar’a, Acarlar’a ve Gürcüler’e / Kartveliler’e yani Kartlar’a, Kahlar’a, İngilolar’a, Hevsurlar’a, Pşavlar’a, Mohevler’e, Mtiullar’a, İmeretililer’e, Raçalılar’a ve Guryalılar’a artık bir faydası olamaz.

Türkiye’de genelde Kafkasya ve özelde ise Gürcüstan ve halklarına ilişkin resmi ideoloji ve resmi tarih aktarıcılığından kaynaklanan etnik adlandırmalara ilişkin kavram kargaşalarını görmesek bile, yine de tanımlamada bazı sorunların bulunduğu aşikâr. Etnik adlandırmaların resmi ideoloji ve resmi tarih tezlerinin etkisinden uzak, doğru olduğu şekilde ve dönemlere göre, yeniden tanımlanması en azından okuyucunun bilgilenmesi yolunda önemli bir adım olabilir. Böylesi bir çaba, aynı zamanda resmi ideoloji ve resmi tarih tezlerine ve bunların Türkiye’deki aktarıcılarına önemli bir darbe vuracaktır. Gürcüstan’daki Gürcü, Megrel, Laz ve Svan halkları ile Türkiye’deki Laz, Acar, Çveneburi ve Gürcü halkları ve diğer halklar arasındaki yakınlaşmayı sağlayacak ve dostluk ve dayanışma duygularını kuvvetlendirecektir.

Türkiye’deki mevzuyu ekmek parasının yolu yapanların dışında, bilmeden şovenizm batağına saplanarak yıllardır resmi ideolojisi ve resmi tarih tezlerinin aktarıcılığını yapanlar için şimdi düşünme zamanıdır. Ancak özeleştiri kapısı hepsine hâlâ ardına kadar açık!”

(Doğu Karadeniz’de Resmi İdeolojiler kuşatması, Ali İhsan Aksamaz)