Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Çveneburi Kültürel Dergi: Yayın Kurulu... Yayın Çizgisi?!

“Yeni Çveneburi Kültürel Dergi’nin ilk sayısında 30 Temmuz 1992 tarihinde Tiflis’teki Türkiye Cumhuriyeti ile Gürcistan Cumhuriyeti arasında imzalanan Dostluk, İşbirliği ve iyi Komşuluk Anlaşması metnini yayınlaması, bu derginin resmi gazeteciliğe ilk göz kırpması olarak değerlendirilmeli. Nitekim bu derginin bugüne kadar çıkan sayıları bu konuyu şüpheye mahal bırakmayacak şekilde gözler önüne sermektedir.

Çveneburi Kültürel Dergi, 1994/11-12.sayıda Bir Mektup başlığıyla yayımlanan makale, bu derginin yayın çizgisinin bir başka yüzü hakkında da bilgi veriyor. Köy Kahvesinde bile acaba dışarıdan biri duyuyor mu diye sık sık etrafa bakılmadan anlatılmayacak konulara giren makalenin yayınlanmasında sakınca görülmüyor. ‘... Huduttan geçer geçmez kapkaççılarla tanıştık. Bizden onar dolar istediler. Mükemmel Türkçe konuşuyorlardı. Ben de onlarla Gürcüce konuştum. Bana ‘Gürcüce’yi nereden öğrendin’ diye sordular. Ben de ‘İngilo Gürcüsüyüm’ dedim. Gvari sordular, ben de söyledim. Kendisi Memişişi imiş. Yani Laz, belli... Sonra Mafyabaşı Aslan Abaşidze’nin damadı Temuri ile tanıştık...’

Yayın Kurulu bir sayısında özerk bir cumhuriyetin cumhurbaşkanını mafyabaşı ilan eden ve bir etnik grubu aşağılayıcı bir makaleyi yayınlıyor, bir başka sayısında (1996/26) ‘Acara Cumhurbaşkanı İstanbul’da’ başlığı altında, ‘Acara Özerk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sn. Aslan Abaşidze başarılı bir ameliyat geçirerek sağlığına kavuştu...’ haberini veriyor. Üstelik Yayın Kurulu’ndan Mercan’ın da yanında olduğu bir fotoğrafını yayınlayarak!

Son zamanlarda ‘Bir reklamını vere, röportajını yapıp hemen yayınlayalım kampanyası’na da ağırlık verdiği gözlenen Çveneburi Kültürel Dergi, yayın politikasıyla resmi ideoloji ve resmi tarih tezi aktarıcılığının yanında, kör kör parmağım gözüne misali trajikomik tutumlar sergilemekte, paparazzivari haberlere de imza atmaktan geri durmamaktadır. Bu konuda iki örnek adeta gözleri yaşartacak bir gazetecilik başarısını ortaya koyuyor! İlki 37. sayıda kapakta yapılan haber şöyle: ‘Osmanlı Yönetiminde Bir Gürcü: Hasan Fehmi Paşa’. Kapakta paşa kıyafetinde göbekli bir zat. Kapak bile yapılan bu haberin içeriği acaba nedir diye şu Gürcü Paşa’yı arıyorum. Taaa 16. sayfada iki fotoğraflı ve yalnızca bir sayfalık bir makaleyle karşılaşıyorum. Makale, paşanın 1908 İnkılabı’ndan sonra (İhtiyar Jön Türk) diye anıldığını belirtiyor ve ekliyor: ‘Gürcü kimliğini hiçbir zaman unutmayan Hasan Fehmi Paşa... İkinci Abdülhamit devrinin temiz kalmış adamlarındandır.’

Bu ‘haber’in de 1999/33.sayıda verilen ‘TBMM’de Gürcü kökenli milletvekilleri’ haberi gibi bir özellikte olduğu ve birilerine hoş görünmek için yayınlandığı anlaşılıyor!

41.sayıda çıkan ikinci çarpıcı haberde kapak yapılmış. ‘Gürcistan’da 4.Murat’ın büstü bulundu’ başlığını taşıyor. Haberin yer aldığı 2.sayfayı açınca Murat’ın 4. değil 3. olduğunu görüp şaşırıyorum. İki sayfalık bu makalenin ne amaçla kapak yapıldığı yine belli değil. Ancak teknik imkansızlıktan olsa gerek kapaktaki fotoğraf büstten çok yeni parlatılmış bir saksafonu andırıyor.

Bol bol kilise yazılarına da yer veren dergi Müslüman mahallesinde salyangoz satmak misali işlerle de uğraşıyor. Hele Prof. Şuşana Putkaradze ile yapılan ve Çveneburi Kültürel dergi’nin 1998/28. sayısında şema ve şekiller eşliğinde yayınlanan söyleşi kargaları bile saatlerce güldürecek ‘bilgilendirmeleri’yle üçüncü sınıf mizah dergilerinin ilgisini çekecek ‘düzey’de, sayın prof.’un diğer yazdıkları ve söyledikleriyle apayrı bir makale konusu oluşturduğuna şüphe yok!

‘Çveneburi Kültürel Dergi’nin en ilginç sayılarından bir tanesi şüphesiz 1994/8-9. birleşik sayısı. ‘Ogni Kültür Dergisi’nin yayına başladığı ve Megrel-Laz ve Svanlar’ın, Gürcistan resmi ideoloji ve tarih tezleri karşısındaki durumuna dikkat çekildiği bir dönem. ‘Çveneburi Kültürel Dergi’nin belirtilen sayısında iki ilginç röportaj yayınlanmış. İlk röportaj Sinema Yönetmeni Marina Tsurtsumia ile yapılmış. Röportajı yapan kişi O.Nuri Mercan. Mercan’ın ilk lafı şöyle: ‘Bir Gürcüsünüz, ama Moskova’da doğup büyüdünüz...’ Mercan istediği karşılığı alıyor: ‘Annem Rus fakat babam Gürcü. Megrel kökenli Gürcü...’

Röportajın sonlarına doğru Mercan dayanamıyor ve soruyor: ‘Megrel kökenli Gürcüler’le Kart kökenli Gürcüler arasında siyasal veya kökene dönük bir uzlaşmazlık var mı? Daha doğrusu Kart kökenli Gürcüler’in Megreller’i asimile ettiği şeklinde bir söylenti var Türkiye’de. Bu doğru mu?’

Mercan, soruyu yanlış soruyor. Gürcü Halkı’nın Megrel Halkı’nı asimile edip etmediği şeklinde anlaşılan bir soru soruyor ve istediği cevabı da alıyor. Böylelikle gol attığını düşünüp mutlu oluyor. Oysa ‘Ogni Kültürel Dergi’ de aynı Marina Tsurtsumia ile bir röportaj yapar ve yayınlar. Sorular şovence olmadığı için cevaplar da garip olmaz. Ogni Kültür Dergisi’nin 4. sayısında yayımlanan röportajdan aktaracağım cümle bile iki farklı yaklaşımı yansıtması açısından önemli: ‘... Ben Moskova’da doğdum ve orada yaşıyorum. Babam küçük bir Megrel köyü olan Xobi’de doğdu ve şu an orada yaşayan birçok  akrabamız var. Annem Rus. Ben bütün hayatımı Moskova’da geçirdim. Gürcistan’ı ve Megrelya’yı çok seviyorum...’

Çveneburi Kültürel Dergi’nin aynı sayısında yayımlanan Fahrettin Çiloğlu’nun röportajı da ilginç. Röportaj yaptığı kişi Gürcistan Ulusal Demokratik Parti Başkanı Giorgi Çanturia. Çiloğlu, Çanturia’ya çeşitli konularda sorular soruyor ve cevap alıyor. Birden aklına geliyor: ‘Gerçi değişik  konular üzerinde konuşuyoruz ama, ben gene Gamsahurdia üzerine bir soru sormak istiyorum. Samegrelo’da nasıl bir sorun vardı? Bunu sormamın nedeni şu, Türkiye’de bazı çevreler bir Megrel hareketinden söz ediyor.’

Çanturia cevaplıyor: ‘Ben de bir Megerelim. Gamsahurdia’nın ardından aslında konuşmak istemiyorum ama, Gamsahurdia bu Megrel kartını çok kötü oynadı... Ben Megrelim, sonra Kitovani de Megrelve Gamsahurdia ‘yı iktidardan düşürenler Megrel’di. Bu nedenle bu bir Megrel sorunu değildi. Gürcistan’da bir Megrel sorunu yok.’

Çiloğlu üsteliyor: ‘Ama burada bir etnik sorun olduğu ileri sürülüyor.’

Çanturia ekliyor: ‘Nasıl etnik sorun yani? Megreller gerçek Gürcüler. Gürcistan’da bütün politik seçkinler Megrel.’

Çiloğlu, Ziya Gökalp’e ‘Kürtler Türk değil mi’ misali soru soruyor ve istediği cevabı da alıyor. Çiloğlu’nun bu röportajından kısa bir süre sonra, Çveneburi Kültürel Dergi’nin (1994/11-12), 4 Aralık tarihli Sabah gazetesinden alıntıladığı haberden öğrendiğimize göre, Çaturia, Tiflis’te uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülüyor!

Bütün bu örnekler, Çveneburi Kültürel Dergi’nin anadilleri Gürcüce olan Müslümanlar’ın Türkiye’deki kültürel hakları için mi yoksa Gürcistan’daki resmi ideoloji ve resmi tarih tezlerini yaymak için mi yayımlanmakta olduğunu gözler önüne sermektedir.”

(Doğu Karadeniz’de Resmi İdeolojiler Kuşatması, Ali İhsan Aksamaz)