Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Soğuk Savaş yılları sona eriyor: Lazları kuşatmaya çalışan “yeni” resmi ideolojiler sahneye çıkıyor

“19. yüzyıldaki savaşlarda Müslüman Osmanlı Devleti’ne şaşırtıcı bir bağlılık gösteren ve 1920’lerde Anadolu’nun kurtuluşunda fedakarlıklarda bulunan Müslüman Lazlar, 1940’larda içer(de)ki düşmanlardan birine dönüşmüştü! Kendilerine bir tarih yazılmıştı! Köylerinin adı da değişmişti! Dillerini konuşmaları bile yasaktı! Adlarını ise, yalnızca kendilerini her defasında gülünç duruma düşüren fıkraların aktörleri olarak kalmaları şartıyla kullanabilirlerdi!

Soğuk Savaş yıllarının sonlarına doğru, 1988’de Sarp Sınır Kapısı’nın açılmasıyla birlikte Türkiyeli Lazlar ve sınırın ötesindeki Lazlar ve Megreller yeniden kucaklaşma imkanı bulur.

1950’li yıllarla ve çay tarımının yörede yaygınlık kazanmasıyla birlikte yaşanmaya başlanan doğal yokoluş süreci 1980’lerin sonlarına doğru radyo, tv vb.kitle iletişim araçlarının da yaygınlaşmasıyla hız kazanır. Bu süreçte dil ve kültürlerinin hızla bir yokoluşa gittiğini gören bir avuç duyarlı insan, bir Laz Enstitüsü veya bir Laz vakfı kurmak için çalışma başlatır. Bir girişim komitesi oluşturulur ve kendilerini basın yoluyla deklere ederler. ‘...Biz, dil, kültür ve ulusal, demokratik haklar diyebileceğimiz haklarımızı almak istiyoruz. Bunun dışında amacımız ayrışmak değil. Yine birlikte olmak. Ama kendi kimliğimizi muhafaza edip gönüllü birliği sağlayabilmek. Bizim amacımız bu. Onun haricinde bir başka amaç taşımıyoruz... Misak-ı Milli hudutlarının çizilişinde Lazların emeğe vardır. Dolayısıyla Lazların bu memlekette emeği vardır, söz sahibidirler... Bizler Anadolu’da her zaman vardık. Bizler ne Ermeniyiz, ne Pontusuz, ne Gürcüyüz, ne Türküz. Bizler Lazız. Ve yaşamımızı böyle de sürdüreceğiz.’

19.10.1983 tarih ve 2932 Sayısı Türkçe’den Başka Dillerde Yapılacak Yayınlar Hakkındaki Kanun’un değiştirildiği bir döneme denk düşen bu basın açıklamalarına ilk tepki, çok satan ‘ucuz’ bir gazeteden geldi. Bu ‘gazete’, bir hafta boyunca bir hedef gösterme kampanyası yürütür. Duyarlı kesimlerin tepkileri Laz Vakfı Girişim Komitesi’ne yöneltilmek istenir. Amaç, bu vakfın kurulmasını engellemektir. Bu, ‘gazete’, ülkenin bölünmez bütünlüğü şiarından hareketle bu yayınları yaptığı izlenimini uyandırmak için büyük bir özen gösterir. Bütün bu özene rağmen, bu kampanyanın Lazlara yönelik hangi resmi ideoloji lehine yürütüldüğü belli değildir. Soğuk Savaş yıllarının sona ermesiyle birlikte ortaya çıkan kısmi özgürlük ortamında Türkiye’deki resmi ideoloji ve resmi tarih tezlerini sorgulama imkanı doğarken, Lazların Gürcü/Kartveli veya Pontus(lu)/Rum/Yunan olduklarını iddia eden diğer resmi ideoloji ve resmi tarih tezleri de ‘bir şekilde’ etkili olarak hem kafaları karıştırmaya hem de Lazların dil ve kültürlerini yaşatmaya yönelik çabalarını provoke etmeye çalışır. Bütün bu engelleyici çabalara rağmen, 1993’te Ogni Kültür Dergisi yayın hayatına başlar. ‘Çıkarken’ başlıklı makalede şu görüşlere de yer verilir: ‘...Lazların da varolmak, kimliklerini yeniden ve çağdaş bir içerik ile kazanmak ve korumak, özgür ve korkusuzca yaşamak hakları vazgeçilmez bir doğal hak olarak kazanılmayı beklemektedir.... OGNİ, Anadolu mozaiğinin parçası olan Lazları dili, tarihi, edebiyatı, folkloru, müziği, sosyolojisi, arkeolojisi, coğrafyası ve diğer bilim, kültür, sanat, araştırma, tanıtma ve yeniden inşa için yayın faaliyetiyle evrensel kültüre katkıda bulunurken diğer yandan da Kafkasya ve Anadolu’da yaşayan halkların ortak sesi, bölge halklarının kardeşlik köprüsü olacaktır.’

Ogni’nin ardından Mjora ve Sima adlı periyodikler de yayımlanacaktır. Onlarca makale ve Lazca metin çeşitli dergi ve gazetelerde yayımlanır. Kitaplar ve sözlükler yazılır. Zuğaşi Berepe, Ayhan Alptekin, Birol Topaloğlu, Kâzım Koyuncu gibi grup ve sanatçılar Lazca şarkılara yeniden can verir. Yöresel dernekler kültüre kültüre yönelir.

Laz Dili ve Kültürü’nü yaşatmaya yönelik bir vakıf İstanbul’da değil ama, 1996’da İzmit’te kurulur. Vakıf senedinde, vakfın amacı şu şekilde belirtilir:

‘Borçka, Hopa, Arhavi, Fındıklı, Ardeşen ve Pazar ilçelerinde yaşayan, kökeni bu bölgeler olup ekonomik vesair nedenlerle yurdun çeşitli yörelerine dağılmış olan, bu bölgelerle benzer kültürlere sahip yurtdışında kalmış yerleşim birimlerinde iken savaşlar ve savaş sonrası göçler sebebiyle yurdun çeşitli yörelerine yerleştirilen yukarıda üç bölümde sayılan özelliklere sahip olup halen yurtdışında bulunan vatandaşlar arasında, ekonomik ve sosyal dayanışmayı sağlamak, müşterek kültür ve örf adetleri yaşatmak...’

Sima Vakfı, Sima adlı bir kültür dergisini de yayımlamaya başlar. Vakıf Başkanı Orhan Bayramin bu derginin yayımlanma amacını şöyle açıklar: ‘...Laz tarihi ile ilgili kalıcı belgeler, bilgiler, maniler, halk deyişleri daha menşeinde iken kaybolup gitmeden, övünç vesilemiz kültürümüzü yok olmaktan kurtarmak... son yıllarda münferiden yazılan kitaplar, dergiler, edebi eserlerin halkımızda ve dünyada ilgi ile izlendiğini gözden kaçmamaktadır. Bu tür yazıların çoğalmasından yanayız...’ ”

(Doğu Karadeniz’de Resmi İdeolojiler Kuşatması, Ali İhsan Aksamaz)