Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

sayfa 2

 

Osmanlılar devrinde

DERSİM İSYANLARI

 

Yazan :

Kur. Bnb. Bürhan Özkök

 1937

 

106 sayılı Askeri Mucmua Lâhikasıdır

 

(BİZİM NOTUMUZ: Yazım hemen hemen korunmaya çalışılmıştır.)

 

 

İçindekiler

                                                                                    Sahife No .

Başlangıç                                                                             1

Dersim hakkında coğrafi ve tarihi bilgiler                                    3

   I - Coğrafi bilgiler                                                               3

   II - Tarihi bilgiler                                                                 4

   III - Dersim halkının yaşayış tarzı                                           6

   IV - Dersim isyanları                                                            6

323 [1907] senesi Dersim isyanı                                                7

324 [1908] Dersim isyanı                                                          9

325 senesi Dersim tedip hareketleri                                           24                           

Büyük Harpte Dersim isyanı 332 [1916]                                      35

 

 

İstifade edilen eserler

 

Büyük Harpte Şark Cephesi Harekâtı                                              Mareşal Fevzi Çakmak

Genelkurmay Harp Tarihi Encümenindeki vesikalar       

Van tarihi ve Kürtler                                                                    Ebüzziya Matbaası

Derebeyi ve Dersim                                                                     Naşit Hakkı

Kamusulâlâm                                                                                  

Şahsi müşahedeler

 

 

Başlangıç

 

Osmanlı İmparatorluğu devrinde zaman zaman başgösteren ve bilhassa tevakkuf ve inhitat devirlerinde bulaşık bir şekil alan, türk ulusunu yücelme ve yükselme yollarında asırlarca geri bırakan iç isyanlar ve bunların bastırılması için tatbik edilen sakat ve yanlış şekiller ; bu imparatorluğun idare sistemindeki enerji noksanlığının ve imparatorluk bünyesindeki çürüklüğün açık bir misali olarak uzun seneler devam edip gitmiştir. Dış siyasada olduğu gibi iç siyasa ve idarede de takip edilen " İdarei maslahat " usulü ; imparatorluk uzuvlarında karışık sebeplerle meydana gelen idari birçok yaraları yanlış tedavi yüzünden kangrene çevirmiş ve en nihayet içeriden çürüyen bu koca imparatorluk dış tesirlerin de inzimam eden yıkıcı darbelerile çöküp gitmiştir . İşte, ^" Dersim isyanları " da imparatorluğun kangren olmuş yaralarından birisi idi. Dersim isyanlarının mevzuuna girişmeden evvel bütün isyanları doğuran, körükliyen ve müzmin bir hale getiren sebeplerden ve kara kuvvetlerden kısaca ve özlü olarak bahsetmek uygun olur :

a ) Fatihin ölümünden sonra başlayan softalık ve taasup devirlerinin, her yeniliğe karşı dikilmiş olması ve yenilikler karşısında vaziyet ve menfaatleri muhtel olan unsurların din, şeriat perdesi altında ayaklanmış bulunması [Dinî tahrikler] ;

b ) Osmanlı İmparatorluğunun birbiri ardınca devamlı isyanlar ve ihtilâllerle zayıflatılıp kolayca parçalanmasını istihdaf eden yabancı devletler tarafından para, silah dağıtmak, propaganda ve tahrikler yapmak suretile yer yer memlekette iğtişaşlar çıkartılması [Siyasi tahrikler];

c ) Derebeylik, ağalık ve mütegallibelikle yaşayan zümrelerin; devletin kanun yolundaki icraatı karşısında kafatutması ve halkın cehalet ve taassubunu tahrikle ortaya atılması, [Mütegallibe tahrikleri] ;

d ) Osmanlı İmparatorluğunu teşkil eden ayrı ırk, din ve mezhepteki tebeanın türk milleti aleyhine istiklal ve imha gayeleri yolunda yürümüş olmaları, [Ayrılık gayeleri] ;

e ) Çapulculuk ve yalnız şekavet gayesile vücut bulan asayişsizliğin genişliyerek isyan şekline girişi ve siyasal teşekküllerin bunu fırsat bilmesi, devlet ve hükümet adamlarının bu tahrikler ve iğtişaşlar karşısında zâf, müsamaha ve ihmal göstermiş olmaları, [Asayişsizlik] ;

f ) Devletçe kuvvetli, cezrî ve temelli tedbirlerle isyanların daha evvelden önüne geçilmemiş veyahut kökü kesilmemiş bulunması, [İdarei maslahat siyasası] ;

g ) Devletin lüzumlu lüzumsuz giriştiği mütemadi harplerde yalnız türk camiasının bol bol kanını ve servetini heba etmiş ve neticede acun san'at, medeniyet, ilim ve irfanda yükselmiş olduğu halde türk milletüinin harplerden bu tekâmüle vakit bulamamış ve saltanat idareleri tarafından her şeyini kaybetmiş, hertürlü tahrike mütemayil ve gafil bir halde bırakılmış olması, [İdari ihmaller].

İşte Osmanlı İmparatorluğunun son devirlerindeki isyanların tetkik gözile görünüşündeki manzara bunlardır.

Osmanlı hükümdarlarının mutlak idarelerine nihayet veren Meşrutiyet devrinde ise, yeni bir hayat ortaya koymak ve can çekişen imparatorluğa dünya ulusları arasında bir varlık vermek istenmesine rağmen yine aynı sebeplerden doğan isyanlar karşısında kalınmıştır.

Osmanlı meşrutiyeti zimamdarları hudutlar içerisindeki tebeasını ırk ve din ayırt etmeksizin aynı hukuka sahip kılınmış iken vakit vakit türk olmıyan unsurların silahlı itaatsizliklerine mani olamamışlardır.

Bundan başka ilk bakışta, görülmek istenen teceddüt gayret ve hareketleri softa zihniyetlerinin, an'ane ve muhafazakarlık telakkilerinin esiri olmaktan ve gündelik muvakkat icraat mahiyetinden çıkamamıştır.

31 - Mart - 325 şeriat ihtilalinden başlıyarak dinî ve siyasal mahiyette ardı arası kesilmiyen isyanlar, Osmanlı Devletini zayıf ve takatsiz bırakmıştır. Kat'i ve cür'etkâr tadbirlerle yok edilebilecek fitne ocakları ancak askeri tedbirlerle muvakkaten ortadan kaldırılıyor ve fakat bu askeri baskının kaldırılmasile yeniden başka bir zamanda yeni isyanlar türemiş bulunuyordu. Bunun içindir ki, saltanat devrinin isyanlarını zikrederken bu isyanların tedip icraatını ancak askeri yarım tedbirler halinde görüyoruz. İdari ve kat'i ıslahat ve icraata maalesef tesadüf edemiyoruz .

  

Dersim hakkında coğrafi ve tarihi kısa bilgiler

Dersim isyanlarını izahtan evvel tarih ve coğrafya bakımından isyanlarda ve bunlara karşı yapılan tedip ve islah hareketlerinde mühim rol oynayan Dersimin coğrafyasından ve kısman de bu havali hakkında tarih, milliyet ve yaşayışlarından kısaca bahsetmek faydalı olacaktır.

 

I

 Coğrafi bilgiler

Şimalden Munzur dağlarile, doğuda Peri suyu ile, batıdan ve cenuptan Murat ve Fırat nehirlerile çerçevelenmiş olan Dersimin satıh mesahası takriben 6000 km. murabbaına yakındır.  Arazinin dörtte ikisine yakın bir kısmı dağlıktır . Ancak dörtte biri ziraate elverişli ve geri kalan kısmı da orman ve mer'alardan ibarettir. Dağlık kısmın en yüksek yeri Munzur silsilesindeki 3250 metre yüksekliğindeki Munzur tepesidir. Dersim dağlarının canup versanı kâmilen meşe ve pelit ormanlarile örtülüdür. Bilhassa şimal versanı gayet dik yamaçlardan mürekkeptir. Dağlarda şayanı hayret manzaralar vardır. Yüksek ve özerleri karla örtülü sivri ve yalçın tepeler arasında büyük ormanlar ve dik vadilerin içine sıkışmış gölcükler İsviçrenin meşhur manzaralarına benzer. Munzur tepesinde yaz mevsiminde dahi karların erimediği ekseriyetle vakidir . Bu dağlardan çıkan Munzur çayı pek berrak ve yazı dahi soğuktur . Bu çaya atfedilen bazı hurafelere iman ve itikat eden Dersimliler Munzur çayını mukaddes bir varlık addederler. Dağlar arasında ziraate elverişli arazi azdır. Derin vadiler isyan eden aşiretler için birer sığınak vazifesini görmüştür. Kutu ve Kalan vadileri bu meyanda zikredilebilir. Küçükovacık ovası ziraate elverişlidir. 2. teşrin ortalarına doğru Dersim dağlarını kar düşer . Nisana kadar hemen hertaraf karla örtülüdür . Mayısta meşeler büyümeğe başlar ve yaz mevsimi ise latif ve mutedil bir halde geçer .  Dersimin nüfusu 60 bin kadardır. Halk kök itibariyle Türktür. Fakat biraz aşağıdaki satırlarda izah edileceği gibi siyasal, tarihi ve idari bazı sebepler ve daha doğrusu hatalarla halkın hakiki benliği asırlarca unutturulmuş ve bunlara (Kürt) tabiriyle başka bir mevcudiyet, başka bir milliyet ve manasız bir varlık atfedilmiştir.

 

II

Tarihi bilgiler1

 

Yukarıdaki satırların nihayetinde Dersimlilerin kök itibariyle Türk oldukları söylenmişti. Bu hususu biraz incelemek gerektir:

Eski tarihler kürt adında esasen bir millet kaydetmiyor. Asur kitabelerinde kürt ismine tesadüf edilmiyor, binaenaleyh kürt kelimesi de bir millete delalet etmiyor...

İşte Avrupa ilim adamlarının hükmü budur [ Almancadan ] tercüme edilmiş "Kürtler" adındaki kitaba müracaat).

Aşağıda söyleneceği veçhile esasen halk ta Kürt kelimesini millet manasına değil, dağlı, vahşi manalarında kullanmaktadır.

Avrupa ilim adamları kürt kelimesinin kökünü araştırmışlar ve bunlardan çoğu kürt kelimesinin aslı Lohordo olduğunu kabul etmişlerdir. Bunlar: " Madamki, Lohordolar da Türktür. Bunlar da Cengizin kullandığı Bey manasına gelen kürt kelimesini kullanmışlardır " diyorlar .

Doktor Seyiç ise kürt kelimesinin doğrudan doğruya Lohordo kelimesinden müştak olduğunu iddia etmektedir.

Birçok yerlerde halk kürt tabirini; cahil, dağlı, çapulcu manasına kullanır. Aşiret hayatını terkederek şehirlerde yerleşen ve ticaretle meşgul olmaya başlıyan birçok kimselerin daha evvel dağlarda birlikte aşiret hayatı sürdükleri arkadaşlarına Kürt! demeğe başladıkları ve hatta hakaret ettikleri görülmüştür.

İngiliz lûgatleri de kürt kelimesini eşkıya kelimesile müteradif olarak kaydetmektedirler.

Fırat ve Murat havzalarındaki kürt demek kızılbaş demektir. Esasen bunların Kızılbaş Türkmen oldukları da malumdur. Kürt denilen bu adamlar ailece türkçeyi Azerbaycan şivesile konuşurlar.

İşte Dersim havalisi halkı da kök itibariyle Türktür. Bugün kürt dediğimiz halk, eski Hati Türkelile Orta Asyadan hicret eden türk muhacirlerden ve Osmanlılar idaresinde kendi kendilerine kürt veren sünni ve kızılbaş Türklerden ibarettir. Ahlak, seciye etnoğrafik evsaf kamilen aynıdır.

Esasen Dersimliler de asıllarını şu surette anlatmaktadırlar:

"Bundan 1200 sene kadar evvel Horasandan kalkan (Ahmet Yesevi), Malatya civarında bir yere gelmiş ve burada kendi adını verdiği bir köy kurmuştur. Bunun oğulları (Şeyh Hasan ve Seyit Ali aileleri) adını almışlar ve Dersimin yüksek yaylalarına dağılmışlardır. Nesilleri çoğalarak Şeyh Hasanın Karabal, Abbas, Ferhat adında üç oğlu olmuş ve bunlardan da Karaballı, Abbas ve Ferhat uşakları ve Seyit Alinin de oğullarından Koç, Şamresik uşakları türemiştir".

Dersimlilerin anlattıkları bu maceralarda hurafeler karışmış olsa bile muhakkak olan bir şey varsa o da Dersimlilerin de Orta Asyadan akın eden türk kollarına mensup olduklarıdır.

Kürtçe diye konuşulan dil de bunu teyit eder. Esasen kürt dilinin tarihi de malum değildir. Kürtçe diye kullanılan ve konuşulan dildeki birçok kelimelerin aslı türkçedir. Mevzuumuz haricinde olduğu için bu hususta uzun izahlara girişmiyoruz. Berlinde neşredilen "Kürtler" adındaki eserde dil hakkında şu malumat verilmektedir:

"Petersburg Akademisi tarafından neşredilen Kürtçe - Rumca - Almanca lûgat kitabında 8307 kelime vardır. Bunlardan 3080 kelimesi eski türkmen edebiyatına aittir" diyor. Binaenaleyh kürtçe denilen dilde birçok türkçe kelimeler bulunduğu halde lehçe farkının, her lisanda olduğu gibi, mevcut bulunması tabii görülmelidir.

Birçok Türklerin asırlarca kürt telakki edilmesine muhit ve maişet tarzının tesiri olduğu gibi bunda daha başka sebep ve saikler de görülebilir:

1 - Birçok Türkler, kendilerini başka bir nam altında saklamıya mecbur oluyorlardı. Çünkü: bir zamanlar hükümet teşkilatı derebeylik mecmuasından ibaretti. Arap ve kürt aşiretleri adını alanlar derebeyi addediliyordu. Bir kısım Türkler de kürt veya arap olduklarını ileri sürerek derebeylik nüfuzunu kazanıyorlardı.

2 - Hamidiye teşkilatı da birçok Türkleri menfaat için kürt yapmaya saik olmuştur. Herhangi bir kürt aşiretine mensup olan biri 8 : 10 sene gibi uzun bir müddet askerlik sebebile ocağından ayrılmıyordu. Diğer müstesna muamelelerden sarfınazar yalnız bu fayda; cahil insanları - bilhassa milliyet duygusu olmıyan bir zamanda - cezbetmeye kafi gelebiliyordu.2

Hulâsa olarak söylenebilir ki: Dersin gibi ana yurdun güzel bir parçasında yaşayan ve fakat osmanlı ve islam siyasasının çürük zihniyeti ve sakat idaresi yüzünden kürt tabirile hakiki benliği öldürülmeğe çalışılan bir kısım halkın; Doktor Friç, Doktor Seyç ve Hard gibi Avrupa ilim adamlarının da tetkik ve itirafları ile teyit olunduğu gibi türk köküne mensup oldukları bugün için de tarihi bir hakikattir.

 

III

Dersim halkının yaşayış tarzı

 

Halk, aşiret halinde yaşardı. Aşiret reislerinin madde ve manevî nüfuzları çok fazla idi. Halkın dini hislerinden aşiret reisleri azami istifade etmişler ve halkı yine hükümetle tehdit ederek kendi menfaatleri uğrunda çalıştırma yolunu da bulmuşlardı. Aşiret reislerinin istihbarat ve telkin vasıtaları çok esaslı idi. Halk, aşiret reislerine sormadan bir işi yapamadığı için herhangi bir şahsın hükümetten haklı olarak vaki olacak tabii bir isteğine aşiret reisi tavassut ederek bunu kanunun verdiği bir hak değil, aşiret reisinin bir lûtfu olarak gösterirdi. İşte bu vasıtalarla hükûmet nüfuzunu kendine mal etmeğe çalışan aşiret reisi, bilmukabele halk vasıtasile de hükümet üzerinde nüfuz tesisine çalışır ve bu suretle hükümet ve halkı mütekabilen birbirine karşı kullanırlardı.

Aşiret reisi daima halkın hükümetle temasına mani olmuştur. Bin türlü telkinlerle cahil halk hükümet dairelerinden uzaklaştırılmıştır. Netice itibarile hem halkın her şeyi bilmesine ve hakikati öğrenmesine mani olunuyor ve hem de halk, hükümete karşı daima vahşi ve itaatsiz gösteriliyordu. İşte bu sebepledir ki, hiçbir şeyden haberi olmıyan halk ; aşiret reislerinin igfalatına kapılarak hususi maksatlar peşinde koşan birtakım vatansızların aleti olarak hükümetine isyan etmiş ve bu yüzden kıymetli türk kanları akmış ve ana vatan uzun seneler yükselme imkanlarını bulamamış ve hatta bu yüzden harici düşman istilalarına bile uğramıştır.

 

IV

Dersim isyanları

 

Osmanlı devrindeki Dersim isyanlarını iki kısım halinde tetkik ve izah edeceğiz :

1 - Büyük Harbe kadar olan isyanlar,

2 - Büyük Harpteki isyanlar.

Buna nazaran isyan vak'alarını ve tedip hareketlerini anlatabiliriz .

 

 

323 [ 1907 ] senesi Dersim isyanı

 

İsyanın sebepleri:

Asırlardanberi aşiret hayatı yaşayan Dersim halkı, biraz da ziraate elverişli olmıyan memleketlerinin sebebiyet verdiği maişet zorluğu dolayısile zaman zaman ve ekseriyetle donların çözülüp dağların ve patikaların geçit vermeğe başladığı ilkbahar mevsimlerinden çete veya aşiret halinde civar kaza ve karyelerin muti ahalisine taarruz ve tasalluta başlar ve ele geçirdikleri zahire veya mevaşiyi zabıt ve müsadere ile savuşup giderlerdi. Eski devrin kötü idaresi bu yağmacılıklar karşısında şiddetle hareket ve halkın hukukunu siyanet edeceği yerde hemen daima idarei maslahat politikasına sapar ve fenalıklarının cezasız kaldığını mütecasirler de bu yüzden şımarır ve şımardıkça da fenalıklarını artırırlardı. Bunlardan 323 senesi ilkbaharında Kureyşan aşiretinden Ali çavuş namındaki şeririn 2000 cahil insan ile Kığı köylerini basması ve Hozatın Koçuşağı, Şamuşağı ve Resik aşiretlerinin de Kemah ve Çemişgezek köylerine müteaddit akınlar yaparak ellerine geçirdikleri hayvan ve eşyaları gasp ile halkın ekinlerini yakmaları ve bazı katil hadiselerine de cür'et etmeleri bu kabilden yapılmış müsellah itaatsizlik hareketlerinden bulunuyordu.

Ahali bu şakilerin zulmünden kurtulmak için herşeyden vazgeçerek şehirlere ilticaya mecbur olmuşlar; dertlerini anlatmak için müracaat etmedik makam bırakmamışlardı.

 

323 İsyanının muvakkat tedibi3

Bu hal karşısında askeri ve mülk"i makamlarla Saray arasında devam eden uzun muhaberelerden sonra nihayet 323 senesi 1. teşrininde Harput redif tuğayı komutanı General Neşet komutasında Dersim havalisine serpilmiş olan 5 nizamiye taburuna iki top ilâvesile şekavette en ileri giden Koçuşağı, Şamuşağı ve Resik aşiretlerinin tecavüzlerinin men'i için bir hareket yapılmasına karar verildi.

27 - 1. Teşrin - 323 General Neşet Dersim'deki nizamiye kıt'alarından I/44, II/76 ve I/75 taburları ile üç aşiret aleyhine harekete geçti ve hareketinin birinci günü eşkıyanın merkezi olan Amutka köyünü ve civar tepeleri işgal etti. Hareketin devam ettiği diğer günlerde eşkıyaya Karaballı ve Ferhat uşağı aşiretleri de yardım için iltihak etmişlerse de tenkil hareketinin şiddeti karşısında eşkıya tutunamayarak dağınık bir halde Hozatın garbinde Aliboğazı ve Tafar deresi iki tarafındaki sarp araziye ve buradaki mağaralara ilticaya mecbur kalmışlardı; arazinin arızalı olması ve bilhassa fazla kar yağışından geçit ve yolların da kapanması harekatın devam ettirilmesine imkan vermemişti . Esasen maksat da hasıl olmuş ve şekavette ileri gitmiş olan üç aşiret diğerlerinin ayaklanmasına meydan verilmeden dağıtılmış olduklarından harekata nihayet verilmiş ve General Neşet de Dersim komutanlığı vazifesile Hozatta bırakılmıştı.

323 senesi yapılmış olan bu tedip hareketi mevsim ve tabiatin zorlukları dolayısile esaslı bir şekilde bitirilmemişti . Bunu işiten Dersimin diğer aşiretleri bu harekatın intikamını almak için aralarında yeni bir ittifak vücude getirmek hevesine kapıldılar ve itaatsizlik hareketi için kendilerine lazım olan silah ve cepaneyi Ermenilerin delaletile  memleket haricinden tedarike kalkıştılar . Dersimlilerin 324 senesi baharında münferit karakol ve kışlalara hücum ve köyleri de yağma etmek suretile bağıyane hareketlere başlıyacakları askeri makamlarca haber alınmış ve keyfiyet tahkikatla da teeyyüt etmişti.

Dördüncü ordu komutanı Meraşel Zeki, hariçten silah ve cepane tedariki suretile yardımlarını esirgemeyen Ermenilerin filen Dersimlilere iltihakları halinde, devletin harici tesirleri de haiz mühim bir vaziyet karşısında kalacağını ve bundan başka büyük ve sanp olan dersim kıt'asının da bir ermeni fesat ocağı haline geleceğini ileri sürerek Dersim şekavetinin 324 senesi zarfında kökünden izalesi için Dersimde bulundurulan dört nizamiye taburundan, mevcutları az olan ikisinin takviyesini ve bunlara 2 nizamiye ve 12 redif taburile bir süvari  alayı ve 3 batarya ilavesile vücude getirilecek tedip kuvvetinin General neşetin emir ve komutasına tevdiini Erkânıharbiyei Umumiyeye teklif etmiş ve Erkânıhabriyei Umumiyece muvafık görülen bu mütalea iradesi alınmak ve işin mali cihetlerine müteallik hususat hakkında da Maliye Nezaretine tebligat yapılmak üzere makamı Sarakeriden Babıaliye yazılmıştı.

Dördüncü ordu komutanı, civariyet itibarile Tokat, Yenihan, Niksar, Zile, Harput, Arapkir, Tercan ve Palo taburlarının altışar yüz mevcutla silah altına alınmalarını ve Karahisar, Hamidiye, Koçhisar ve Malatya redif taburlarının da bu maksada tahsis edilmelerini ve ayrıca bunlara iki nizamiye taburile bir nizamiye süvari veya bir hafif süvari alayının iltihakını teklif ediyordu.

Dersim kuvvei tedibiyesinin teşkili için para temini, tedip hareketlerinin hariçte uyandıracağı siyasi tesir, tedip derecesi ve toplanması teklif edilen kuvvetin kafi gelip gelmiyeceği gibi alâkadar makamlar arasında nihayeti gelmiyen bir muhabere ve münakaşa kapısı açmıştı. 4. ordu mareşalı tenkil hareketinin kat'i olmasını istiyordu. Buna mukabil Elaziz valisi de bidayette aşiretlerin tecavüzlerine mani olacak tedbirlerin alınması ile iktifa ve kat'i zaruret halinde tedip hareketlerine girişilmesini istiyordu. Bu mübayin fikir ve kanaatler karşısında Babıali ve Dahiliye Nezareti kararsızlık içinde yaşıyorlardı.

Henüz hiçbir takviye kıt'ası almıyan tedip kuccetleri komutanı General Neşet ve Dersim mutasarrıfı, şimdiden Hozata hiç olmazsa iki nizamiye taburunun gönderilmesini ve Nazımiyedeki I/76 den iki bölüğün tezelden takviyesini ordudan ısrarla istemişlerdi.

Bu muhabereler olurken vaziyet endişeli bir şekil almakta devam ediyordu. Muhtelif mevkilere ikame edilmiş olan karakolların zaman  zaman eşkıya tarafından tarassuduna (gözetlenmesine) başlanmıştı. Bu münasebetle en zayıf görünen Nazımiyedeki I/76'in iki bölüğü Malatya redif (ihtiyat) taburu ile takviye edildi.

 

sayfa 2