Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Büyük tanrı: Şiva

“Öteki büyük tanrı Şiva, temelde iki görünümlüdür. Yıkıcı olarak Ölüm ve Zaman ile özdeşleşir. En sık Hara ‘öldüren’ ve Korkunç Bhairava olarak anılır; altmış dört görünümü vardır. Öte yandan ‘güçlendirici’ görünümünü üstlenir; çiva, çambhu, çankara gibi adlarının belirttiği gibi ‘yararlı’dır. Cinsel oyunları ve döllemeyi yönetir; hatta bazen erdişi olarak gösterilir.

Kimi destanlarda üçlü birliğin tanrıları arasında en yükseğe çıkartılan odur. Önce suları yaratan, sonra Brahman’ı da kapsayan ‘Altın Tohum’u (Hiranyagarbha) göğsünde depolayan Şiva’dır. Şiva’nın betimlemesi çok kollu, kozmik simgelerle yüklü ‘dans eden kıral’ biçimindedir. Sanatsal ve kurgusal işlerin koruyuculuğunu yapmak, yaratıcı görevlerinin bir parçasını oluşturmaktadır.

Aynı zamanda çileye de çekilmiştir; bedeni küllerle kaplı, Yoga duruşunda Himalaya’nın bir tepesinde ya da Kailasa’da oturur; bu durum, tapas ya da ‘çile ateşi’nin onda toplanmasının ilk örneğidir.

Olağan binek hayvanı beyaz boğa Nandin’dir; çeşitli nitelikleri, farklı görevlerini yansıtmaktadır. Bazen çok etkin bir biçimde şeytanlara karşı verilen savaşların, şiddet sahnelerinin başkişisidir. Yıkım olarak korkunç Virabhadra anlatımıyla, unutulduğu için çağrılmadığı bir kurban töreninde Dakşa’nın kurban edilmesini gerçekleştirir. Bazen uzanıp yatmış bir beyaz cüce biçiminde hareketsiz bir yaratıktır. Vişnu gibi, gücünü, kendinden doğan ve kadınları cisimlendiren çaktilere ‘enerji’ aktarır. Ama Vişnu’nun tersine insan görünümünde insan işlerine de karışır; kahraman Arjuna’yı kışkırtan avcı olur. Pek çok anlatımı üstünde toplamıştır. Bunlar arasında Veda tanrısı Rudra’nın önemli bölümlerini de üstlendiği görülür. Yunanlar Vişnu’yu Dionysos ile karşılaştırmışlardır. Hindistan’ın güneyinde, insan işine karışması ikinci derecede kalmıştır. Sundareçvara ya da Mulalinga adıyla cisim bulur. Bir Pandya kıralının kızı olan Minakşi ‘balık gözü’; Vişnu’ya eş olarak mal edilmiştir.

Şiva’dan ayrılmayan ‘dölleyici’ yönü, erkeklik organı ya da lingadır; ancak bu bağ sonradan kurulmuş olabilir: Linga, kuşkusuz tümüyle gerçekçi ve başlangıçta doğal, bağımsız bir anlatımdır. Daha sonra klasik Hindistan&daki sunuluşu, erotik bir imgeyi kapsayan ya da en azından düşündüren üsluplaştırılmış bir süse dönüşmüştür. Hatta bu dönemde tamamlayıcı bir öğeye, hafifçe oyulmuş bir prizma ya da küp şeklindeki yoni ya da ‘döl yatağı’na sokulmuştur.

Şivacı Puranalar on iki büyük linga ya da ‘temel linga’dan, yani lingaya tapılan ve Şiva’nın on iki görünümüne karşılık gelen on iki kutsal yerden söz ederler. Linga simgesi, genelde Şiva tapınaklarının ortasına yerleştirilmiştir.”

(Hinduizm, Louis, Renou)