Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Hint-Ari Edebiyatları...

“Kuzeyde en eski dinsel metinlerin, 13 yüzyılın sonunda Marathi dilinde yazıldığı sanılmaktadır. Başlıca temsilcisi, Bhagavad-Gita’dan yaptığı şiir türündeki yorumu ile ün kazanmış Jnançvar’dır (Jnanoba). Daha sonra, 15.yüzyılda (?) Namdev, 17.yüzyılda da özelikle Tukaram, tanrısal aşkın gerçek ruhunu yansıtan şiirleriyle tanınmışlardır.

Çağdaş dönemde ise Tilak’ın Bhagavad-Gita hakkında yazdığı yapıtı da hatırlamak gerekir.

Begali edebiyatının ilk dönemleri az farkla aynı yönü izlemiş; önce bilimsel ya da yarı bilimsel yapıda Krişnacı metinler ortaya çıkmıştır. Ünlü temsilcileri, 14.yüzyılda yetişmiş, tanrı Krişna için duygulu lirik şarkılar, ‘kıtalar’ yazan Candidas ve yine aynı dönemde, benzer düşünceyle süslü baladlar kaleme alan Vidyapati’dir.
Buna ek olarak, özellikle Şivacı bir halk edebiyatı gelişmiştir. Yakın dönemlerde (17.yüzyıl) ise Bharacandra’nın ve Ramprasad Sen’in şiirleri gibi çakta yapıtları ortaya çıkar. Günümüzde, Hintli ruhunu yansıtan Tagore, insandan istenen edimin arkasında dinsel yorumun ne ölçüde varlığını koruduğunu gösterir.

Hindu dilinde kutsal şiir, ancak 15.yüzyıl öncesinde başlamış ve Kabîr (1440-1518) ile yaygınlık kazanmıştır. Benaresli bir dokumacı olan Kabîr, biraz kısa sürmekle birlikte, çarpıcı lirizmine bir yandan toplumsal etkileri öte yandan da mistik düşünceleri (kuşkusuz İslâm mistisizmi) katmıştır.

16.yüzyılın en ünlü yazarı, başlıca yapıtı Ramayana’nın serbest bir uyarlaması olan Tulsidas’tır. Şiir biçiminde,Rama’nın yüce tanrı olduğu ve en coşkulu tapınmanın ona yapılması gerektiği savını işlemiştir.

Yapıt olağanüstü bir başarı sağlamıştır. Milyonlarca Hindu için, hem sıradan insanın inancını besleyen hem seçkin kesimin ruhsal gereksinimini karşılayan bir yapıt olarak, İncil ölçüsünde değer kazanmıştır.”

(Hinduizm, Louis, Renou)