Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

On altıncı yüzyılda Samsthe-Saatabago atabeglerinin iç ve dış politikaları

“16. Yüzyıl ilk yarılarında Sarntshe Atabegleri Gürcüstan Krallığı’na karşı verdikleri bağımsızlık savaşından galip çıktılar. Bu mücadele sonunda Atahegler Krallardan kalma Eristavları ortadan kaldırdılar. Bazıları öldürüldü, bazıları da yurtdışına çıkarıldı. Onlardan boşalan mevkilere ve kişisel mülklerine kendi adamlarını tayin ettiler. Kral yanlısı kilise feodalleri piskoposları da aynı kader bekliyordu. Onları da yerlerinden koyarak kendi servet ve ırgatlarını kendi yandaşlarına dağıttılar. Gürcü Piskoposların yerine Rum (Yunan) din adamları getirildi. Atabegler Samtshe-Saatabago’daki krala ait özel mülklere de el koyup sadık adamlarına peşkeş çektiler. Bunların dışında tüm Cavaheti topraklarını da Kraldan koparıp kendi ülkelerine kattılar.

Atabeg diğer Gürcü kral ve beyliklerden daha geniş topraklara sahip olmuştu. Samtshe-Saatabago sınırları bandan Osmanlı, güney ve güneydoğudan İran’la çevrilmişti. Bu cılız beyliği bir gün tümüyle yutmak için bu iki iştahlı komşu bahane yakalamak için sabırla bekliyorlardı. Bu beylik kendi gücüyle sınırlarını korumaktan acizdi. Gürcüstan’ın diğer beylik ve krallıklarından yardım istemeye de yüzü yoktu.

Aslında onların da ülkesi için tehlikeli olabileceğini düşünüyordu. Atabeg vaziyeti itaat ve diyaloglarla kurtarmaya çalışıyordu. Dev gibi düşmanların gönlünü değerli hediyelerle aldatmaya gayret ediyordu.

Atabegin bu politikası ölümcül çıktı. Aç gözlü komşularını hediyelerle kandıramadı. Bir yandan Osmanlılar, öte yandan İranlılar Atabegi iki yüzlülükle suçlamaya başladılar. Bu yüzden bazen biri bazen diğeri sıra ile bu ülkeyi ve yolunu sapıtmış liderini soyup soğana çeviriyorlardı. Osmanlılar ve İranlılar Atabeg’i Gürcüstan aleyhinde casusluk için de kullanıyorlardı. Onların rehberliği ile Osmanlı ve İran Orduları sık sık Doğu ve Batı Gürcüstan’a baskınlar düzenliyor, ülkeyi harabeye çeviriyorlardı.

Böylece Samtshe Atabegleri Osmanlı ve İranlılar’ın Gürcüstan üzerinde hakimiyet sağlamak için alet oluyorlardı. Düşmanlar Gürcüstan’ı tümüyle elde edemedilerse de halkını köle yapmayı başardılar.

1553 yılı Osmanlı-İran barış anlaşması sonucu atabeglerin ülkesi Samtshe ikiye bölündü. Büyük bölümü İranlılara düştü. Osmanlılar da ellerini çabuk tutup batıdan Tao (Erzurum), Şavşeti ve Klarceti’yi (Artyin) ele geçirdiler. Acara ile ǒaneti (Laz) Gurieli’nin elindeydi.

Osmanlılar ǒanetiyi Gurieli’nin elinden aldılar. Acara’yı ise birçok kez talan edip soymalarına karşın burada ayaklarını sağlama basamadılar.

Osmanlılar karşısında pek cılız kalan Atabeg Keybusrev 1570 yılında Kazvirı’e giderek Şah Tamaz’dan yardım ve himaye istemek zorunda kaldı. Şah Osmanlılarla yaptığı anlaşmayı bozmak istemedi. Keyhusrev’i yavan sözlerle avutmaya çalıştı. Keyhusrev yardım almayı göremeden 1573 yılında İran sarayında gözlerini yaşama kapadı.

Keyhusrev’in ölümünden sonra yerine geçen oğlu Kvarkvare daha ağır koşullarla karşı karşıya kaldı. Meshi beylerinin büyük bölümü Şalikaşvili’nin liderliğinde Kvarkvare’nin karşısına dikildiler. Aralarında bitmez tükenmez kavgalar başladı Taraflar 6 yıl boyunca birbirinin kent ve köylerini yerle bir edip kalelerini, saraylarını soyup soğana çevirdiler. İki taraf da çareyi Osmanlı ve İran’da arıyordu.

İkinci Osmanlı İran savaşı ve Gürcüstan

Bu sırada ikinci Osmanlı-İran Savaşı patlak verdi. 1576-1587 yıllarında İran’da büyük feodalist ayaklanmalar baş gösterdi. Safevi hanedanı veliahtları arasında çıkan kavgalar on yıl boyunca kanlı biçimde sürdü gitti. Sonunda 1587 yılında bir Kızılbaş oymağının yardımıyla Abbas Mirza Şahlık tahtına oturdu. Abbas Mirza ‘Şah Abbas’ adıyla ün yapacaktı.

İran sömürgeleri bu iç karışıklıktan yararlanıp bağımsızlıklarını ilan ettiler. Dış düşmanlar da gecikmeden İran’a karşı saldırıya geçtiler. Doğudan Özbekler, batıdan Osmanlılar İran üzerine çullandılar.

1578 yılında Osmanlı komutanı Lala Mustafa Paşa Güney Kafkasya üzerine hareket etti. İran ordusu Kafkaasya’yı işgale gelen Osmanlı ordusunun önünü keserek 9 Ağustos 1578 günü Çıldır kuzeyinde çarpışmalara başladı. Bu çarpışmalarda Osmanlılar zafere ulaştı. Lala Musta fa Paşa’ya artık Gürcüstan’ı işgal yolları açılmıştı. Kısa süre sonra Osmanlı kuvvetleri Gürcüstan sınırlarını aştılar.

Bunca felaket deneyimi Gürcülere akıl öğretmeye yetmemişti. Bu kez de düşmanlara karşı hazırlıksız yakalandılar. Gürcü beyleri bir kez daha dayanışma sağlayamadılar. Birbirine düşmanlıktan geri kalmadılar. Osmanlılar Gürcülerin bölünmüşlüğünü, güçsüzlüğünü iyi hesaplayarak onların birleşmemeleri için çeşitli entrikalar çevirdiler. Elde ettikleri beyleri değişik vergi ve haraçlara bağladılar. Kartli ve Samtshe-Saatabago bölgeleri ise düşmana karşı amansız mücadelelerini sürdürdüler. Kaheti Kralı Osmanlılara gönüllü bağlılığını bildirmiş, haraç ve vergileri ödemeyi taahhüt etmişti.

Kartli’de Osmanlılara karşı savunma savaşı veren Kral Simon, Samtshe’de ise Manuçar Atabeg’di. Uzun yıllardır İran zindanlarında tutsak bulunan Simon İranlılar tarafından serbest bırakılmış, Osmanlılara karşı savaşmak üzere ülkesine gönderilmişti Simon Kartli’ye ayak bastığı sırada tüm Kartli kaleleri Osmanlı eline geçmişti. Simon Kartli’nin orta yerinde amansız Osmanlılarla sadece Kartli askerleriyle ölüm kalım savaşları veriyor, düşmanın buraya yerleşip kökleşmesini önlemeye çalışıyordu. Gürcüler kendilerinden kat kat üstün olan Osmanlı ordularını birçok kez perişan ettiler. İşgal edilen kale ve kentleri geri aldılar. Ancak düşmanı yurttan çıkarmayı başaramadılar. Soylarını ve yurtlarını korumak için ellerinden geleni esirgemiyorlardı.

Osmanlılar Samtshe’de zamanla birçok ajan edindiler. Ülkenin durumunu daha da kötüye götürdüler. Samtshe Tavadları Osmanlı altınlarına, mülk ve mevkilerine ülkelerini feda ettiler. Düşmana karşı savaşı sürdürmek isteyen vatan evlatlarını da jurnallemekten geri kalmadılar. İşler iyice zorlaşmıştı. Samtshe Atabegi artık ülkesinde barınma cesareti gösteremedi. Kral Simon’a sığınmak üzere Kartli’ye gitti.

1590 yılında İran-Osmanlı barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre, Şirvan, Azerbaycan ve Gürcüstan Osmanlılara bırakılıyordu. Bu tarihten 1604, 1605 yıllarına değin Gürcü krallık ve beylikleri Osmanlı mülkü sayılıyordu. Ama Gürcü Halkı bunu hiçbir zaman kabul etmeyip mücadelesini sürdürdü. Savaşların başını çeken yine Kartli’ydi. 1598 yılında Kral Simon yeni savaş hazırlıklarına başladı.

Gori için savaş

Kartli Kralı Simon Osmanlılara karşı savaşı geri cephesinden başlatmayı planladı. Gori kenti Kartli’nin kalbi, Kartli ise tüm Gürcüstan’ın kalbi sayılırdı. 16. Yüzyılın uzun bölümü boyunca devam eden savaşlarda Kartli İranlılar ve Osmanlılar karşısında tüm Gürcüstan’ın kurtuluş savaşını veriyordu. Gürcülerin askeri komuta merkezi Gori’de bulunuyordu. Luarsab’ın ve Şimon’un kartalları bu kentte üslenmişlerdi. Bu sıralar Tbilisi kenti ise İranlılarla Osmanlılar arasında sık sık el değiştiriyordu. Tbilisi’de kaybedilen savaş Gori’den sürdürülmeye çalışılıyordu. Gori’nin düşman eline geçmesi Kartli’nin sonu demekti.

Şida (İç) Kartli’de bulunan düşman güçleri en önce temizlenmesi gereken güçlerdi. Bu sayede Kartli’nin eli kolu açılır, Tbilisi’ye ve diğer kale kentlere uzanma olanağı bulunabilirdi. Osmanlılar Gori’nin oynadığı önemli rolü pek iyi biliyorlardı. Bu nedenle burayı pek sağ lam tahkim etmişlerdi.

1599 yılı yazında Hıristiyanlar için oruç ayıydı. Gürcüler Gori kalesinin kuşatmasını çözerek oradan uzaklaştılar. Osmanlılar bu Hıristiyan oruç ayında Gürcülerin savaşmak istemeyeceğini tahmin ettiler. Kalenin olağanüstü korumasını gevşettiler. Kral Simon Osmanlıların Gürcüler hakkındaki bu düşüncelerini iyi hesapladığı için bu fırsatı değerlendirip kaleyi kurtarmayı planladı.

Eski Gori Mouravi Sulhan Turmanidze ile Parsadan Tsitsişvili kralın buyruğuyla askerlere birçok merdiven hazırlattılar. Kralın işaretiyle Kura ile Liahvi ırmaklarının birleştiği noktaya toplandılar.

Gori’nin kurtarılması

Mehtabın bittiği son geceydi. Kartli askerleri kale surlarının dibine dayandılar. Merdivenleri duvarlara dayayıp yavaşça içeriye süzüldüler. Osmanlı askerleri içeride bir şeyler döndüğünü fark edince meşaleleri yakıp feryada başladılar. Merdivenlerde Osmanlılarla Gürcüler arasında boğuşmalar başladı. Gürcü askerlerine Simon’un kardeşi Vahtang ile Sancak subayı Goça kumanda ediyordu. Çarpışmalar gün ışıyıncaya değin sürdü. Düşmanlar işin ciddiyetini anlayıp teslim olmak zorunda kaldılar.

Yeni Osmanlı birliklerinin Kartli’ye gelişi

Kartli ayaklanması Osmanlılar için tehlike yaratıyordu. Osmanlı boyunduruğu altında bulunan Güney Kafkasya’nın diğer bölgelerindeki insanlar da bu ayaklanmaya destek verebilirlerdi. Şah Abbas bundan yararlanabilirdi. Şah Abbas uzun süredir Osmanlılara karşı savaş hazırlığı içindeydi.

Sultan, Tebriz ve Van Beylerbeyi Cafer Paşa’ya Kartli’ye gidip Gürcü ayaklanmalarını bastırma emri verdi. Simon bu haberi Samtshe’deki adamlarından öğrendi. Kral İç Kartli askerlerini topladı. Başına oğlu Giorgi’yi komutan tayin ederek Gori’de üslenmesini emretti. Kendisi yanına bir miktar asker alarak Sabaratiano’ya gitti. Oradan da bir miktar sancak birliği topladı.

Gürcü Kralı Sağiraşeni civarına vardığında Cafer Paşa kalabalık askerleriyle Nahiduri’ye dayanmış, Tbilisi’ye doğru yönelmişti. Simon’un yanında pek az asker bulunuyordu. Takviye birlikler beklemek için vakit yoktu. Cafer Paşa’yı oyalayıp Tbilisi’ye girmesini önleyecekti. Osmanlılara baskınlar yapıp onları oyalarken kurtarıcı Gürcü birlikleri de yetişeceklerdi.

Nahiduri çarpışmaları ve Kral simon’un tutsak düşmesi

Gürcü kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre, savaş öncesi Gürcü askerleri birbirine sarılıp helallaştılar. Yurtlarını korumak için asla geri dönmeyeceklerine yemin ettirilen Gürcü birliği büyük bir azimle düşman üzerine hücum etti. Osmanlılara büyük can kaybı verdirerek sancaklarını ayakları altında çiğnedi. Fakat Türkler asker sayısı ve silah yönünde Gürcülerden çok üstündüler. Yeniçeriler ateşli tüfeklerle Gürcülere büyük zarar verdiriyorlardı. Göğüs göğüse savaş beş saat sürdü. Gürcüler yorgun ve halsiz düştüler. Askerleri seyrekleşti. Sürekli takviye alan düşman ordusu karşısında dayanmak artık olanaksızdı. Gürcü askerleri Kral Simon’a, daha fazla direnmenin yararı olmayacağını söyleyip onu ikna ettiler. Geri çekilen Gürcü askerleri Osmanlılar tarafından Partshisi’ye kadar izlendi. Partshisi’de bir Gürcü atlı asker kaza ile Kral Simon’un atıyla çarpıştı. Kral atıyla beraber uçuruma yuvarlanıp bataklığa gömüldü. Onu oradan çıkarmak mümkün olmadı. Bu arada takipçi Osmanlı askerleri yetiştiler. Simon’un askerleri düşman üzerine atıldılar nefeslerinin son damlasına değin çarpıştılar. Kral Simon beline kadar gömülmüş, tek başına kalmıştı. Üzerine yığılan düşman askerlerine bataklık içinden ok yağdırmayı sürdürüyordu. Düşman saflarında çarpışan hain Gürcü beyi Barataşvili Simon’u tanıdı. Durumu Osmanlı komutanına bildirdi. Komutan Simon’un canlı olarak ele geçirilmesini emretti. Kral Simon Cafer Paşa’nın kendisinin gelmeden teslim olmayacağını bildirdi. Cafer Paşa geldi. Bataklığın önüne kanal açtırarak Simon’u kurtardı. Kralı büyük bir saygı ile karşıladı. Kral Simon ve tutsak komutanlar 1601 yılında İstanbul’a, Sultan’a gönderildi. Kral ve tutsak subaylarıyla birlikte birçok Gürcü kellesi de İstanbul’a götürüldü. Bunlar arasında Simon’un kardeşinin kellesi de bulunuyordu.

Simon’un tutsak edilmesi Kartli halkının başına yıldırım gibi patladı. Gori’de bulunan Prens Giorgi bu haberi alır almaz tutsak kralı kurtarmak için harekete geçti. Fakat geç kalınmıştı. Simon bir gün önce İstanbul’a gönderilmiş, Osmanlı Ordusu da Nahiduri civarını terk etmişti.

Kral Simon İstanbul’daki Yedikule zindanına kapatıldı. Gürcüler krallarını kurtarabilmek için pek çok çaba harcadılar. Sultana değerli hediyeler gönderip kalbini yumuşatmaya çalıştılar. Ancak Sultan bu hediyeleri kabul edip bildiğini yapmaktan da geri kalmadı. Simon uzun yıllar Yedikule zindanlarında çile doldurdu. Yaşamı orada son buldu. Gürcüler epey uğraşmadan sonra kralın cesedini Osmanlılardan alıp sevgili yurduna getirmeyi başardılar. Mtshetadaki kahraman babası Kral Luarsab’ın yanıbaşına gömdüler.

42 yıl boyunca Osmanlı ve İran gibi iki başlı canavara karşı ülkesinin bağımsızlığı ve özgürlüğü için bayrağı göklerde tutan, şair Arçil’in deyimiyle ‘Gürcüstan’a kılıç kuşatan’ büyük vatan evladı Kral Simon’un onurlu yaşamı böylece son buldu.”

(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.229, Sorun yayınları)