Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

On altıncı yüzyıl içinde Batı Gürcüstan’da durum

Osmanlılar ve Batı Gürcüstan

“16. Yüzyılda Osmanlılar üç koldan Batı Gürcüstan’a karşı saldırıya geçtiler. Kuzeybatı Kafkasya topraklarından Ciketya ve Çerkesler Osmanlı etki alanına giren ilk bölgeler oldu. Osmanlılar Gürcüstan’ın Abhazya bölgesine de ayak basıp tutunmak istiyorlardı.

Öbür yanda Osmanlılar Trabzon’a doğru ilerliyorlardı. 16. Yüzyılda Osmanlılar ǒaneti (Lazistan)’yi Gürcüstan’dan kopararak Gurya sınırlarına dayandı. Batum’u ele geçirme hayalleri ise gerçekleşmedi. Ancak Çoruh ırmağının sol yakasında tutunmayı başardılar. Burada bulunan Gonio kalesi Osmanlılar’ın eline geçti. Acara ve Guriaya yönelik saldırı noktası haline getirildi.

Osmanlı ilgi noktasını batıdan Samtshe oluşturuyordu. ‘Zekari’ üzerinden sık sık buraya yükleniyorlardı.

1510 yılında Veliaht Selim idaresinde kalabalık bir ordu Gürcüstan üzerine yürüdü. Samtshe Atabegi ülkesini Osmanlı soygun ve yıkımlarından koruyabilmek için tedbirler aldı. Onları karşılayıp bağlılığını bildirdi. Askerlerine rehberlik edip Liht-İmereti’ye getirdi. Osmanlılar Kutaisi kentine ani bir baskın düzenlediler. Gürcü halkı bu baskında hazırlıksız yakalandı. Dağlara sığınıp gizlenmeyi kıl payı başardı. Osmanlılar Kutaisi kentini talan edip harabeye çevirdiler. Köyleri, evleri, kiliseleri, Bagrati ve Gelati kilise akademilerini yerle bir ettiler. Elleri ne geçen işe yarar ne varsa alıp götürdüler.

Kral Bagrat (1510-1565)

Bu sırada Liht-İmereti tahtında Aleksandre oğlu Bagrat oturuyordu. Ani Osmanlı baskını üzerine Bagrat kaleye sığınmak zorunda kaldı. İmereti halkı Osmanlılara boyun eğmek niyetinde değildi. Halk savaşmak için hazırlığa başladı; Mevsim kışa giriyordu. Zekari geçitleri neredeyse karla kapanıp geçit vermez hale gelecekti. Gürcüstan’ın derinliklerine dalmış bulunan Osmanlı askerleri tehlike ile karşı karşıyaydılar. Bunu iyi tahmin eden Başkomutan Selim, henüz İmeretlilerin kılıçları havada parlamadan acele uzaklaşıp gitti.

Kral Bagrat çok çetin sorunlarla karşı karşıyaydı. Özgürlük ve bağımsızlığın korunması için orduyu toparlamak gerekiyordu. Ne var ki bu iş epey zor olacaktı. Ülke karmaşa içindeydi. Soylu beyler kendileri kralla uyum içinde olmadıkları gibi küçük Tavadları da kışkırtıp yan çekmelerine neden oluyorlardı. Bu acı deneyler kralı savaşa girmeden önce iç gerginliğe neden olan beylerin işini görmeye mecbur etti. Fakat bunu yapmak kralın gücünü aşıyordu. Bagrat Aznaurlara karşı girişeceği temizlik hareketinde Kilise feodallerinden yararlanmayı düşündü. Bir Katalikos-Piskopos toplantısı tertip etti. Krala yönelik çeşitli tehlikelere karşı birlikte mücadele kararı alındı.

Kilise toplantısında alınan kararlar arasında esir ticareti yapanlara karşı ağır cezalar öngörüldü. İnsan ticareti yapanlar suçüstü yakalandığında sorgusuz, yargılanmadan ölümle cezalandırılacaktı.

‘Esir ticareti’ sözcüğünün anlamı

Yerli insanların yakalanıp yabancılara satılması demekti. Bu büyük sosyal yara özellikle 16. Yüzyıl içinde gelişip büyümüştü. Bu utanç verici uğraş en çok Batı Gürcüstan’da yayılma göstermişti. Bu, ekonomik ve toplumsal nedenlerden kaynaklanıyordu.

İnsan ticareti Gürcüstan’ın gelişip bağımsızlığını koruyabilmesi mücadelesi önünde büyük bir engel teşkil ediyordu. Geleceğin ümidi en sağlıklı gençlik ticaret yoluyla yabancı ülkelere akıp gidiyordu. Bu insan potansiyeli Gürcüstan’a çok şey kaybettiriyordu. Gürcüstan’ın insan ticaretinde uğradığı kayıplar hiçbir savaşta uğradığı zararlarla kıyaslanamayacak kadar büyüktü. Orta çağlarda insan ticareti sınıflar arası mücadelenin en yoz ve ilkel metodunu teşkil ediyordu.

Sınıflar arası mücadelenin insan ticareti boyutunun feodal toplum tarafından pek tehlikeli olduğu kabul edilerek buna karşı önlemler almak için her türlü çarelere başvuruluyordu.

Öte yandan da Osmanlılara karşı kahramanca mücadele sürdürülüyordu.

1533 yılında Kral Bagrat’ın liderliğinde Mamia Dadiani ve Mamia Gurieli Ciketya üzerine saldırıya geçtiler. Epey zamandır Ciketyalılar Osmanlıların kışkırtmasıyla Abhazeti, Odişi ile Guria kıyılarına baskınlar düzenliyor, halkı tedirgin ediyorlardı. Savaş sırasında Gürcü ordusunda yine hainler çıktı. Dadiani ve Gurieli savaşı kaybettiler. Dadiani öldürüldü, Gurieli ise tutsak edildi.

Samsthe-Saatabago’nun işgal edilmesi

Bu yenilgi Kral Bagrat’ın cesaretini kırmadı. Bagrat Samtshe Atabegi’nin bağımsızlığını tanımıyor, bu ülkenin kendi sınırları içinde olduğunu iddia ediyordu.

1535 yılında Bagrat Samtshe’ye karşı saldırıya geçti. Murcaheti dolaylarında çarpışmalar başladı. Kvarkvare Atabeg yenilgiye uğradı. Yakalanıp tutsak edildi. Topraklarına da el konuldu.

Samtshe-Saatabago feodallerinden Otar Şalikaşvili Kvarkvare’nin oğlu Keyhusrevi İstanbul’a götürerek yardım istemek üzere Sultanın huzuruna çıkardı.

1545 yılında 22.000 kişilik Osmanlı ordusu Samtshe-Saatabago’ya saldırarak bölgeyi harabeye çevirdi.

Kral Bagrat Osmanlılara karşı çıkmak için hazırlıklara başladı. Ancak iç çekişmeler düşmana karşı çıkmayı güçleştiriyordu. Guria ve Odişi beyleri kralın güçlenmesini istemiyorlardı. Güçlü bir Gürcü kralının kendi bölgelerinde yetki ve haklarını kısıtlayabileceğini düşünüyorlardı. Kral Bagrat olası bir başkaldırmaya karşı Samtshe-Saatabago topraklarından Acara ve ǒaneti (Lazistan) en güçlü feodal Gurieliye ihsan etmişti. Dadiani bu davranışı kendisi için tehlikeli saydığı için krala karşı çıktı. Kalabalık bir Osmanlı ordusu Samtshe’ye tecavüz ettiğinde Dadiani Beyi Levan Dadiani bu gizli niyetini açığa vurarak Osmanlılara karşı savaşa girmeyi reddetti.

Sonra gerginlik yumuşatılarak birlikte Osmanlı kuvvetleri karşısına çıkıldı. Karağaks dolaylarında vuku bulan çarpışmalarda Osmanlılar kesin yenilgiye uğratıldılar. Komutanları da öldürüldü. Atabegin oğlu Keyhusrev ve adamları İstanbul’ a kaçarak canlarını kurtardılar. Bu kez Sultan daha büyük bir ordu ile Samtshe’ye yürüdü.

Sohoista Savaşı

Levan Dadiani ortak ulusal işe yine ihanet ederek yeni gelen Osmanlı güçlerine karşı kralla birlikte çarpışmayı reddetti. Bagrat Kartli Kralı Luarsab’dan yardım istemek zorunda kaldı. Luarsab ordusuyla acele bu ortak düşmana karşı savaşa koştu. Gürcü ordusu Basiani (Pasinler) civarında Osmanlıları karşıladı. 1545 yılında Sohoisto dolaylarında çarpışmalar başladı. Gürcüler çok iyi silahlarla donatılmış düşmana karşı saldırıya geçtiler. Fakat bu çarpışmaların kaderini yine ihanet tayin etti. Meshi ordusu savaşın tam ortasında savaş alanını terk edip uzaklaştı. Gürcü askerlerinin büyük bölümü dengesiz düşman güçleri önünde eriyip gitti. Kalanlar ise ellerindeki silahlar tümüyle işe yaramaz hale gelene kadar çarpışmaları sürdürdüler. Sonra da savaş alanını terk etmek zorunda kaldılar.

Osmanlılar Samtshe-Saaıabago’yu işgal edip Keyhüsrev’i yeniden makamına oturttular.

Zafer sonrasında Osmanlılar Samtshe-Saatabago’nun batı kesimini kendilerine üs haline getirdiler. Sohoisto savaşından sonra Gürcüstan’ın batı sınırları artık korumasız duruma düştü.

Kral bagrat ve Gürcü beyleri

Bagrat beylikleri tümüyle ortadan silmeyi kararlaştırdı. Levan Dadiani’yi yakalatarak tutuklattı. Sonra Rostom Gurieli’nin arkasına düştü. Rostomu Odişi’de düşmana karşı savaşa çağırdı. Bu yardıma karşılık Odişi’nin bir bölümünü kendisine vermeyi vaat etti. Gurieli kuşkuya düştü. Kralın çağrısına uymadı. Bu sırada Samtshe-Sastabago feodali Keyhüsrev’in casuslarından Flopliandre Çheidze Gelati manastırında tutuklu bulunan Levan Dadiani’yi kaçırarak Ahaltsikhe’ye götürdü. Birkaç yıl sonra da Dadianini Gurieli’nin yardımı ile Samegrelo’ya dönerek ülkesinin başına geçti.

Kral Bagrat’ın gizli niyetleri açığa çıkmıştı. Bagrat’tan çekinen Gürcü Beyleri Dadiani ile Gurieli kendilerini Osmanlı Sultanının kucağına attılar. 1553 yılında bu yeni Osmanlı uşakları Erzurum Paşasının maiyetini oluşturuyorlardı.

Bu sıralarda Osmanlı-İran barışı imzalandı. Buna göre Likt İmereti bölgesi Osmanlılara bırakıldı.

Osmanlılar Batı Gürcüstan’da ayaklarını yere sağlan basmışlardı. Dadiani ile Gurieli’nin yaptığı gibi İmereti kralı da Osmanlı Sultanına boyun eğmek zorunda bırakıldı.

Batı Gürcüstan’da Osmanlı hakimiyeti uzun yıllar sadece sözde kaldı. Fakat Osmanlılar İmereti’ye iyice yerleşmeye başlayınca onların boyunduruğunun ağırlığı hissedilmeye başladı.”

(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.225, Sorun yayınları)