Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Gürcüstan’da erken feodal çağ ilişkileri

Feodal düzenin doğuşu

“Diğer ülkelerde de olduğu gibi Gürcüstan’da da köle idaresi sistemi feodal yönetim sistemi ile yer değişti. Feodal idare sistemi ülkenin gelişmesi için yeni olanaklar sağlıyordu. Bu bakımdan kölelik idare sisteminden daha ileri ve insancıl bir sistemdi. Kölelik idare sisteminin baştan atılması kolay ve çabuk olmadı. Ağır ağır ve çok çileler çekilerek bu aşamaya gelinebildi.

Üretim metotlarında yenilikler

Gürcü toplulukları arasında nispeten erken çağlarda başlayan demir madenini işleme ve kullanma süresi giderek daha yüksek boyutlara erişti. Savaş araçları ve tarım, iş gereçleri de demirden yapılmaya başlanmıştı. Demir sapanın geliştirilmesi tarım işlerini kolaylaştırdı. Daha bol mahsul alma olanağı yarattı. Bağ bahçe yetiştirme işi de kolaylaştı. Bağcılık işlerinin kolaylaşıp gelişmesi Gürcüstan’a büyük ekonomik katkılar sağladı.

Gürcüstan bağcılık, şarapçılık sanatının ilk geliştirildiği önemli bir ülkedir. Bu ülkede 300 kadar yöresel üzüm çeşidi yetiştirilmektedir. Bunlardan çoğu şaraplık üzüm çeşitleridir. Ayrıca sofralık, reçellik, pekmezlik, hoşaflık cins üzümler de bolca yetiştirilmektedir. Cinsler yörelere, iklim ve toprağa uyum sağlayacak karakterlere göre seçilmektedir. Bunda da başarıya ulaşılmıştır. Kaheti bölgesinde ‘Rkatsiteli’ ve ‘Saperavi’, Kartli’de ‘Çinuri’, Imereti’de ‘Tsolikauri’ ve ‘Tsiska’, Guria ve Aşağı Imereti’de ‘Çhaveri’, Samagrelo’da ‘Zardagi’ vb. türleri yetiştirilir. Bazı üzüm türleri dünyanın başka ülkelerine Gürcüstan’dan götürülüp üretilmektedir. Örneğin ‘Saperavi’ Gürcü üzüm çeşidi Avrupa’da iyi cins kırmızı şarap üzümü olarak ün yapmıştır.

Gürcüstan’da Hellenistik çağdan sonra gelişip büyüyen ticaret yaşamında şarap ihracatı büyük önem kazandı.

Köle idaresi çağlarında bağ işlerinde kölelerin çalıştırılmasının sakıncası görüldü. Köleler bu işte duyarlılık göstermiyorlar; kazancına ortak olmayacakları işi üstünkörü, baştan savma yapıyorlardı. Bu da verim ve kaliteyi etkiliyordu. Bu tür işlerde ‘Kma’ köylü ırgatlar kullanmak daha başarılı olacaktı. Özgürlükleri kısıtlanmış ‘Kma’ ırgat köylüler daha önceleri sadece soylular tarafından kullanılabilirdi. Bu ırgatların özel varlıkları sadece nacak, çapa, orak gibi eşyalardan ibaretti. Bu kişiler sahiplerine bağlı olmakla beraber özgürlükleri Köleler kadar tümüyle ellerinden alınmış değildi. Irgatların patron için ürettikleri üründen belli miktarda bir pay alma hakları vardı.

Sosyal ilişkilerde değişiklikler

Üretim ve ekonomi işleri gelişip yeni boyut kazanınca halk arasındaki sosyal ilişkiler de değişmeye başladı. Yukarıda da görüldüğü gibi Kartli’de devlet otoritesi kıral, kurumlar, asiller gibi yüksek sınıfların elindeydi. Özgür köylüler ‘Eri’ ise toprak işleri ile gerektiğinde askerlik hizmetleri görüyordu. Özgür köylüler arasında yeni koşullarda bazı kişiler zenginleşip ilerledi. Türeme zenginler daha geniş ve daha verimli tarım arazilerini ele geçirmiş, daha çok insan gücüne gereksinim duymaya başlamışlardı. Baştan beri köle ve yarı özgür ırgatlar tarafından yürütülen bu işlere yeni boyut getirmek gerekti. Bu da köle ve yarı özgür ırgatları bir derece yükseltip ‘Yarıcı’ yapmakla mümkün olacaktı. Böylece mülklerin dağılımının bir dereceye kadar dengeleneceği, bazı özgür köylülerin

aşırı zenginleşmesi önlenecekti.

Araç gereçlerin geliştirilmesi

Demirin, işlenmesiyle ve tarım iş alanına girmesiyle araç gereçler pahalılaştı. Yoksul kesim insanları bu araçlardan edinemezken varlıklılar rahat edinebiliyor, üretimini kat kat artırıyordu.

Demirin insan hizmetine girmesi savaş silahlarının da değerini artırdı. Çakmaktaşı uçlu okların kullanıldığı çağlarda herkes birbiriyle eşit silah gücüne sahipken bu kez demir madeninden imal edilen silahlar sosyal eşitliği altüst etti. Metal miğferler, maskeler, zırhlı elbiseler, dizlikler, omuzluklar da artık metalden yapılmaya başlanmıştı. Bu yeni aletler düşman saldırılarına karşı başarılı birer savunma aracıydı. Ne var ki, bunlar herkesin edinemeyeceği derecede pahalı şeylerdi. Varlıklılar atlarını da zırhla donatıyorlardı. Zırhla donatılmış atlı savaşçılar diğerlerinden daha üstündü. Bu tür yeni olanaklar elde edebilen varlıklı kişiler baskın, soygun ve yağma hareketleriyle kazançlarını daha bir büyütmüşlerdi. Bu kez bu kesim insanları üstünlük, öncelik iddialarını öne sürüp yoksul kesimin başına hakim kesilmeye başladılar. Böylece sosyal ilişkiler dengesini kaybedip ekonomik farklılıklar da ortaya çıktı.

Varlıklı zümrelerin yükselmesi

Varlıklı kimseler kırallara ve öteki soylu zümreye daha yakın olmayı başardı. Krallar aşiret  reislerini bu varlıklılar arasından seçmeye başladılar. Orduların başına da bu varlıklı kişiler arasından komutan seçilmeye başlandı. Topraklarında yarı özgün yarıcılar çalıştıran bu aylak zenginler silah kullanmak, ata binmek gibi savaş oyunları için bol zaman bulabiliyorlardı.

Halk arasında (Eristavi) denenv, eyalet idarecileri bunlar arasından sivrildi. Bunlar artık hem aşiret başkanlığı yapıyorlar hem de savaşlarda komutan görevi görüyorlardı. Bu tür başarılar gösteremeyen ‘Eri’ mensubu özgür köylüler konumlarını kaybedip daha da alçaldı ve ‘Tavrili Eri’ (Sıradan halk) adını aldılar. Eristavi rütbesine erişenler kısa süre içinde servetlerine servet koyup daha da zenginleştiler. Üstelik kırallar da bu kişilere hazineden geniş araziler bağışlıyordu.

Bir yandan iç pozisyonlarını güçlendiren varlıklı rütbeliler diğer yandan komşu aşiret ve oymakların topraklarına da yayılma yollarını düşünüyorlardı. Rütbe, makam ve servet sahibi kişiler mallarını miras yoluyla çocuklarına, torunlarına da bırakıp onların da hayatlarını garanti altına alıyorlardı.

Baştan beri ‘Varlıklı aileler’ diye adlandırılan bu zümreye zamanla ‘Aznaur’ adı verildi. Aznaur eski anlamıyla ‘Hür’ demekti. ‘Uazno’ ise (Hürriyetten yoksun) demekti. Aznauri deyimi giderek anlam değiştirdi. Artık bu isim ‘Geniş arazi sahibi, topraklarında ırgatlar çalıştıran, zamanını savaşlarda, baskınlarda, talanlarda, av partilerinde geçiren ‘adam’ anlamı kazandı.

Yeni düzen Kartli’de 4. yüzyıldan itibaren iyice yerleşip yaygınlaştı. 4. yüzyıl içinde Aznaurlar güçlerinin zirvesine ulaştı. Ancak feodal düzenin zafere ulaşması birkaç yüzyıl sonraya gecikti.”

(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.74, Sorun yayınları)