Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Urartu Kültürü

“Urartu ülkesi Hatti_Subari kültür alanının bir bölümünde oturduğu için bu toplumun kültür özelliklerini yansıtır.Haldeliler de Hatti-Subariler gibi çivi yazısı kullanıyordu. Bu yazıyla yazılmış birçok tablet günümüze değin gelebildi. Haldeliler özellikle demir işleme işinde pek ileri gitti. Demir aletlerle kayaları oyup kale, sur ve saraylar inşa etti. Gürcüstan’da, Kür boyunda, Gori kenti yakınlarında bulunan mağara kent Uplistsihe bu mimarlık şaheserlerinden biridir.

M.Ö. 714 yılında Asurlular Urartu ülkesine saldırdı. Mana bölgesini ele geçirip yerle bir etti. Asur ordularına komuta eden Kıral Sargon bu sefer sırasında gördüklerini hayretle tabletlere işletti. Bu tabletler Urartular’ın kültürel ve ekonomik zenginliklerini dile getirmektedir.

Mana toprakları baştan sona sulama kanallarıyla donatılmıştı. Bu kanallarla akıtılan su bereketli ovalarda altın başaklı ekinleri suluyordu. Bayır arazilere ise develerin döndürdüğü çarklarla su ulaştırılıyordu. O kadar bereketli ürün alınıyordu ki, ambarlar dört mevsim ekinle doluydu. At meraları, otlaklar, çeşitli orman ağaçları, çınarlar, süs bitkileri, sarmaşıklar, iğne yapraklı süs ağaçları (Kviparos) çokça yetiştirilen ağaç türleriydi. Ülke baştan sona meyve bahçeleri, üzüm bağlarıyla doluydu. Sargon’un deyimiyle “Manalılar’ın bahçeleri yağmurlar kadar sık meyveler, üzüm salkımları veriyordu”. Sargon’un askerleri nefis Mana şarapları ile dolu tulumlarla boğazlarına kadar doymuşlardı.

Manalılar hayvancılıkta da ileri gitmişlerdi. Sığır, koyun, at sürüleri kırlarda bolca görülen manzaralardı. Sargon’un deyimiyle ‘Urartu ülkesinde Manalılar kadar iyi cins at yetiştiren başka bir topluluk yok.’ Manalılar çayırlardan başka özel tavlalarda da at besler onları savaş arabalarında kullanmak üzere eğitirlerdi. Bu ustalık Asurlular’ı hayrete düşürüyordu. Yine Asurlular’ın deyimiyle ‘Bu terbiyeli atlar savaş arabalarını çarpışmalar sırasında asla devirmez, zarar vermez’di. Urartu Ordusu’nun at gereksinimi Mana’dan giderilirdi.

Kana kent ve köyleri pek sıktı. Sargon’a göre, ‘Bu ülkenin kent ve kaleleri göklerdeki yıldızlar kadar sıktı’. Burada binalar taşla, pişmiş tuğla ile inşa ediliyordu. Arada ardıç kerestesi kullanılırdı. Kentler sağlam surlarla çevrilir, sur dışında hendekler kazılırdı. Surların üzerinde burçlar ve gözetleme kuleleri bulunurdu.

Yine Sargon’un deyimiyle, ‘Manalılar imece usulü çalışmalar sırasında birlikte şarkılar söyler, işe şevk katarlardı.’ Ne var ki, Asurlular bu şevkli yaşamı zehir edip onlara kılıç ve ateş getirdi. Manalılar sonuna değin çarpışmadan bir karış topraklarını düşmana asla teslime yanaşmazdı. Manalılar yüksek tepelere uzun kazıklar diker, düşman tehlikesi belirdiğinde bu kazık uçlarına ateş tutuşturarak çevreye ‘tehlike’ mesajı gönderirlerdi.  Bu mesaj ‘Uyanın, hazırlanın ülkemizi düşmanlar bastı’ anlamındaydı. Ünlü Gürcü ozanı Şota Rustaveli poeminde buna benzer bir askeri sinyalizasyondan söz eder. O bir dizesinde ‘Savaşçılar duman çıkarır uzaklara gönderir’ diyor. Ancak zafer sayıca çok olan Asurlular’da kaldı. Ülke viraneye çevrildi. Halk kaçıştı, büyük bölümü kuzeye doğru çekildi. Bu tür kaçışlar, göçler o dönemlerde sıkça görülen olaylardandı.

Mana ülkesinde yaptıklarını tabletlere döktüren Asur Kıralı Sargon öğünerek şunları söylüyor: ‘Ben Sargon, çekirgeler kadar kalabalık askerlerimle Mana kentlerini doldurdum. Güzel evlerini yakıp kül ettim. Mana ambarlarında ağzına kadar dolu arpa, buğday, darı ürünlerini askerlerimle atlara, katırlara, eşeklere, develere yüklettim. Karargahımın çevresine dağlar gibi yağdırdım. Adamlarımı boğazlarına kadar doyurdum. Askerlerim yiyecekleri, Asur’a, evlerine götürmek için hazırladı. Manalılar’ın bağlarını, bahçelerini, ormanlarını baltadan geçirdim. İçme sularını tıkadım, kestim. Kestiğim orman ağaçlarını ateşe verdim, kül ettim. Onların 146 kentini yaktım, küle çevirdim. Duman kasırgaları gökyüzünü tuttu, güneşi kapattı’ diyor.

Sargon’a göre Manalılar kendi ülkelerine Subi adını veriyordu. Bu ismin eski Subari’den geldiği açıkça görülmektedir.”

(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.45, Sorun yayınları)