Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Tuballar

“Tubal ülkesi Fırat suyu batısında 24 beylikten oluşan geniş bir ülkeydi. Kalabalık Tubal kentleri arasında en önemlilerinden biri Meliti kentiydi. Meliti, aynı adı taşıyan bir idari bölgenin merkeziydi. Asur kıralları Tuballar’la uzun ve ağır savaşlar yürütüyorlar, öte yandan da onlarla dostluk olanakları arıyorlardı. Tubal ülkesi altın, gümüş, bakır ve değerli madenlerle dolu zengin bir ülke idi. Tuballar yetiştirdikleri cins atlarla da ünlüydüler. Asurluları cezbeden Tuballar’ın bu zenginlikleriydi. Tuballar’ın ünü sınırlarını aşmış, Suriye, Filistin ülkelerine değin yayılmıştı. Onların adları Musa Peygamberin kutsal kitabı Tevrat’ta da anılmaktadır. Tuballar’ın adı Tevrat’ta Tubal Kaini olarak geçmektedir. Kaini sözcüğü demircilik, dövmecilik sıfatından gelmektedir. Aslen Subari kökenli olan bu halk demirci, dövmeci, madenci olarak tanınıp isim yapmıştı. Demir üretiminde de bu ülkeyle yarışacak çevrede başka bir ülke bulunmuyordu.

Demir, Subari toplumunun yaşamına M.Ö. 2000 yılı ortalarına doğru girdi. İlk zamanlar bu madenden silah, araç gereç yapımında faydalanılamıyordu. Savaş araçları ve diğer gereksinimler eskiden olduğu gibi pirinç madeninden yapılıyordu. Demirden yapılmış araçlar birinci bin yılın ilk yüzyıllarından itibaren görülmeye başlandı. Pirinç aletler yine de demirin yanı sıra kullanımını sürdürdü. Ön Asya’da demircilikle en ünlü ülke Subari ülkesiydi.

9. ve 8. yüzyıllar içinde Hatti-Subari toplumu demire bağlı teknik ilerleme sayesinde tekrar topraklarını toparlayıp ayağa kalkmayı başardılar. Kurdukları yeni ve güçlü birliğin adı Urartu idi.”

(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.44, Sorun yayınları)