Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Kültür, İdeoloji ve Devletçilik

“Çağın ölçülerine nazaran Hatti-Subari ülkesi gelişmiş bir tarım ülkesiydi. Bu halklar kültür bitkilerinin yetiştirilmesi konusunda insanlık alemine emsalsiz hizmetler verdi. Hatti-Subari ülkesi tarım üretiminin anayurdu durumuna ulaştı. Bağcılık, şarapçılık, evcil hayvan yetiştiriciliği Hatti-Subari insanlarının başarılı uğraşları arasındaydı.

Bu ülkede metalurji işleme sanatı da yüksek gelişme düzeyine erişmişti. Pirinç, demir, bakır, tunç gibi metalik üretim Hatti-Subari insanlarını zengin etmişti. Bu topraklarda elde edilen bakır, demir, gümüş ve daha birçok maden bazen hammadde olarak yurtdışına da ihraç ediliyordu. Hatti-Subariler’in yabancı ülkelerle olan ticaret yaşamı yalnızca bunlarla sınırlı değildi. Daha birçok değişik mamul ve yarı mamül mallar da bunlar arasındaydı.

Mısır’da savaş arabaları yapımında kullanılan Arki (Betula) ve İpni keresteleri Subari ülkesinden sevk ediliyordu. Bu ağaç türleri Subari topraklarının güney sınırlarından sonra artık yetişmiyordu. Bazı araştırmacıların saptamalarına göre Subariler Mısır’a hazır, imal edilmiş savaş arabaları da ihraç ediyorlardı.

Hatti-Subari maden ocaklarında üretilen hammadde daha çok iç gereksinimleri karşılamada kullanılıyordu. Madeni el sanatları bu ülkede yüksek düzeylere çıkmış, bu sahada birçok sanatkar yetişmişti.

Maden, toprak, ağaç ya da başka maddelerden yapılmış eşyalar çeşitli çukurtma (oyma), kabartma yazı ve figürlerle süsleniyordu. Hatti Subari heykelcilik örnekleri de günümüze değin gelebilmiştir. Hatti-Subari sanat eşyaları üzerinde çeşitli hayvan figürleri sıkça görülür. Bunlardan mitolojik yaratıklar (arslanbaşlı, kuşbaşlı, insanlar, arslan, öküz, balık, akrep, kanatlı güneş diski figürleri de sıkça görülür. Subarili sanatkarların elinden çıkma toprak kap kacak Önasya ülkelerinde emsali bulunmayan sanat yapıtlarıydı. Hatti-Subari  yapıcılık örneği evler (Hilani’ komşu ülkelerde de tutulup aynı adla yaygınlaşmıştı. ‘Hilani’ deyimi bize Gürcüce’deki ‘Hulo’yu çağrıştırmaktadır. Hulo bir Gürcü ev tipidir. Subari el sanatları çevre ülkelere değin yayılma göstermişti. Sonunda Yunan ülkesine değin uzandı.

Hatti-Subari ustaları kendi totemlerini de sık sık çızgiye dökerdi. Bu ülkede Anatanrı “Tanrıça” güneşti. Erkek olan Fırtına Tanrısı, Güneş Tanrıça’nın eşi olarak kabul edilirdi. Bunların birçok çocukları olmuştu. Hepsi de birer tanrıydı. Hatti ülkesinde en çok saygı gören ‘Bereket ve bitkiler tanrısı Telefinu’ idi. Bazı doğa varlıkları Hatti ülkesinde çok saygı görürdü. Dağlar, akarsular kutsal varlıklardı. Hatti tanrıları genellikle kaplan, öküz, dağ dorukları gibi kutsal varlıkların üzerinde resmedilirdi.

Tanrılar değişik dua ve efsunlu sözlerle kutsanırdı. Hatti söylenceleri arasında Telefinu için söylenmiş şöyle bir öykü vardır: Bereket ve bitkiler tanrısı Telefinu bir gün ortadan kaybolur. Doğa alemi buna üzülür, sararıp solar ve ölür. Tanrılar ve insanlar kıtlıktan açlıktan sıkıntılara düşer. Telefinu’yu arayıp bulmak için hep birlikte yollara dökülürler... Bu öykü ünlü Hatti öykülerinden biridir.

İkinci Hatti öyküsü de Fırtına Tanrısı’nın canavarlarla savaşını anlatır.

Hatti-Subari toplumu iki türlü yazı biçimine sahipti. Birincisi Çivi yazısı, diğeri de Resim, yani hiyeroglif yazı biçimiydi. Edebiyat sahasında Tarih ve Hukuk konuları pek gelişmişti. Dünya edebiyatına mal olmuş Gılgamış Destanı hiyeroglif yazı sistemi ile kaleme alınmıştı. Bu epos Önasya kültür dünyası zemininde pek eski çağlarda meydana gelmişti. Bu emsalsiz şiir Tanrı-Adam Gılgamış’ın kahramanlık öyküsüdür. Gılgamış ülkesinin zafere ulaşması ve adının ölümsüzleşmesi için kahramanlık gösterileri yapar. Gılgamış vahşi adam Enkidu ile dost olur. Ayrılmaz iki dost güçlerini birleştirerek yeni kahramanlık gösterileri yapar. Çöl arslanlarıyla boğuşur, onları yener. Sonra derin, karanlık ormanlar içinde bulunan aşk tanrıçasının sarayı önünde nöbetçilik eden yenilmez güçteki ‘Hunbabayı’ da yenip tanrıçaya ulaşırlar.

Hatti-Subari ülkeleri köle sistemli idareye sahipti. Eski anaerkli gelenekler de güçlü biçimde kendini gösteriyordu. Hatti Kıralı yüksek Güneş Tanrıça’nın kölesi sayılırdı. O güneş kültünün hizmetçisbi durumundaydı. Buna karşın Hatti Kıralları çevrelerindeki diğer ülkelerin kıralları arasında liderlik iddiasını güderlerdi. Kendilerine Büyük Kıral ya da Kırallar Kıralı unvanını yakıştırırlardı. Bunun dışında Hatti kıralları kendilerine Benim Güneşim sıfatını yakıştırırlardı. Bize kadar ulaşabilen Hatti belgelerinden anlayabildiğimiz kadarıyla onlar “Benim güneşim şu şu işleri başardı” diye övünüyorlar. Hatti kıralları despotik kırallar değildi. Ülkelerini saray meclisiyle birlikte yönetirlerdi. Kıralların eşleri tahtın yanı başında oturur, idari işlerde söz sahibi olurlardı. Hatti ülkesinde kadınlara saygı önemliydi.

Hatti ülkesinde birçok ibadethane, mabudlar, dini kuruluşlar vardı. Bu kuruluşlar geniş mülkler, sayısız zenginlikler edinmişlerdi. Bu nedenle ülke idaresinde güçlü rol oynuyorlardı.

Hatti adalet sistemi diğer doğu ülkeleri adalet sistemlerinden daha insancıldı. Ölü cezası yalnızca ağır suç işleyenlere verilirdi. Hatti adalet sistemi kasıtlı suçlarla kaza suçlarını birbirinden ayırır, ceza tayininde bunu göz önünde tutardı.

Hatti kanunları ve diğer belgeler ülkede köle sayısının yüksek olduğunu göstermektedir.”

(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili,Simon Canaşia, İvane Cavahişvili,s. 38, Sorun yayınları)