Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Gürcüstan’ın Moğol boyunduruğu altına düşmesi

“Moğollar çağdaş bir devlet düzenine başlayabilmek için gerekli yazılı kültürden yoksundu. Moğol devlet adamları ve subayları okuma yazma işine önem vermeyip sempati göstermiyorlardı. Bu yüzden Moğol idaresinde bürokratik işler yabancı uyruklu memurlar eliyle yürütülüyordu. Moğol idaresi bu yabancı bürokratların vicdanına bırakılmıştı. Moğol idaresi döneminde çok komik ve tehlikeli işler olabilirdi. Örneğin; yabancı dilde tercümanlık eden biri suçluyu ipten kurtarır, suçsuzu ölüme götürebilirdi. isterse devletin başına gaileler de açabilirdi.

Bu koşullarda kanunsuzluklar, haksızlıklar karşısında insanların kendilerini koruması zordu. Vergi toplama, angarya, askerlik gibi işlerde haksızlık, zorbalık ve kaba güç hakimdi. Moğol beyzadeleri ve askerlerinin serkeşane davranışları da acılara acı katıyordu. Yaralara tuz biber ekiyordu.

Nüfus sayımı

Moğol kağanı iki şeye pek merak ediyordu: Egemenliği altındaki halklardan ne kadar asker, ne kadar vergi toplayabilirdi. Bunu öğrenebilmek için 1254 yılında değişik Moğol işgal ülkelerinde nüfus sayımı ve mal yazımı yapıldı. Sayım yazım sırasında iki

hususa dikkat ediliyordu. Birincisi, hanelerin ekonomik durumu, ikincisi erkek-kadın nüfus adedi. Kayda geçirilen varlık çeşitleri arasında hayvanlar, taşınır taşınmaz mallar, tarla, bahçe, bağ, bostan gibi varlıklar bulunuyordu. Nüfus sayımı sonucu yapılan hesapta Gürcüler 9 haneden 1 asker hesabıyla yılda 90.000 asker çıkarmak zorundaydı. Bu hesaba göre o yıllarda Gürcüstan nüfusu yaklaşık 5.000.000 civarındaydı. Doğal olarak bu nüfus içinde Gürcüler dışında azınlıklar da dahildi. Bu rakamlara bakıldığında o yıllarda Gürcüstan coğrafyasının ne kadar yoğun nüfus barındırdığı ortaya çıkar. Cengiz Han ve Celaleddin Harizmşah savaşları sırasında yitirilen nüfus da hesaba katılırsa gerçek

tablo daha net ortaya çıkar.

Vergiler

Nüfus sayımı ve mal yazımından sonra Moğollar vergi saptama çalışmalarına başladılar. Çeşitli vergilerin Moğolca değişik isimleri vardı. Köy ürünleri için “Mal” vergisi, Mer’alar için “Kapçar” ya da “Kupçur” vergisi, ticaret vergisine “Damga” vergisi deniyordu. Koyun sürüleri için konan vergi oranı yüzde 1 idi. Yüz koyundan bir koyun vergi olarak alınıyordu. Sonra bu vergi biçimi de paraya çevrildi. Ticaret vergisi olarak 100 gümüş akçada 3 akça (yüzde 3) vergi alınıyordu.

Bu vergiler dışında yerel Moğol yöneticilere özgü bir çeşit vergi daha vardı. Bu vergiye Moğolca’da “Ulufe” deniyordu. Köylerde yaşayan insanlar yıl içinde Binbaşı rütbesindeki Noin (Noyan) için birer baş koyun, birer Drahkan altın lira vereceklerdi. “On binbaşı”ya da “Tümenbaşı” rütbesindeki Noin için yılda hane başına birer koyun, iki Drahkan altın lira vereceklerdi.

Bu vergiler dışında “Angarya” (İşgücü) yardımı zorunluluğu da bulunuyordu. Bu angaryaya Moğollar “Kalan” diyorlardı. Kalan bir askeri angaryaydı. Yani halkın askeri işlerde kullanılmasıydı. Bundan başka bir de “Sayame” angaryası vardı. Moğolların kentler arasında kurdukları karayolları konaklama binaları “Yama”lar için köylüler arasında birer nöbet listeleri hazırlarlardı. Sırası gelen köylü atıyla birlikte bu konaklama binasında 24 saat nöbet tutar, gelen geçen Moğol memur, tahsildar, haberci (Ulak) gibi görevlilere hizmet verirdi. Atların bakımı da köylülerin göreviydi. Bu angarya Gürcü köylülerini o derece düşürdü ki, halk köylerini terk edip kentlere kaçmaya başladı. Yama konaklama binasına gelen Moğol memurlarının özel istekleri de bu zorluklara eklenince iş çekilmez hal alıyordu. Moğol memur ve görevlileri devletin yasal hakkı dışında ne bulurlarsa köylülerden zorla alıyor çantalarına indiriyorlardı. Vergi toplama işi düpedüz soygunculuğa dönüşmüştü. Bu yasadışı eşkıyalık nedeniyle Moğol egemenliği altındaki birçok ülkede halk ayaklanmaları patlak vermişti.

Savaşçılık

Moğollar’da en kolay ve en iyi gelir getiren iş savaşlardı. Genellikle zaferle sonuçlanan Moğol savaşları onların hazinesine tıka basa servet kazandırıyordu.

Ne var ki Moğol zaferleri giderek eski şaşaasını yitirmeye yüz tutmuştu. Bu kolay gelir kaynağı zamanla azaldı ve sonunda tümüyle kesildi. Artık savaş giderleri işgal altındaki halkın sırtına yüklenmişti, Erkek nüfusun en sağlıklı ve en verimli çağları Moğol savaş cephelerinde geçiyordu. Bu zoraki savaşçıların çoğu evlerine, ülkelerine dönemiyorlardı. Halk iş yaşamını, verimlilik gücünü yitirmişti. Bitmez tükenmez savaşlar nedeniyle nüfus azalmış, üretim gerilemişti.

1249 yılından başlayarak 7 yıl süren İran’daki itaatsız elementleri dize getirmek için çok kan akıtıldı. Savaş, sonunda Halife ülkesine de sıçradı. Moğollar 1258 yılında Bağdat’ı ele geçirdiler. 1259 yılında Mısır’a karşı saldırıya geçtiler. Değişik etnik Moğol askerleri arasında Gürcüler önemli yer tutuyordu. Gürcü askerleri gönülsüz de olsa düşman çıkarları için kan akıtıyor, canlarını veriyorlardı.”

(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.172, Sorun yayınları)