Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Tamar döneminde dış savaşlar

“1190’lı yılların başında artık ülkede iç karışıklıklar durulmuş, büyük dış savaşlar başlamıştı. Bu savaşlar o derece kanlı savaşlardı ki Gürcü tarihi böyle savaşlara bugüne değin şahit olmamıştı.

Şamkori Savaşı

Komşu Müslüman ülkelerin liderleri Gürcüler’in eline geçen bazı toprakları geri almayı planlıyorlardı. İran Adarbadagan (Azerbaycan) Atabegi Ebubekir Şirvan’a karşı saldırı başlattı. Bu sırada Şirvan’a korkunç ve yıkıcı zelzeleler başladı. Şirvan şahı Ağsartan Ebubekir’in önünde duramadı, Tamar’dan imdat istedi, Kraliçe kendi vasalı bulunan Şirvan’a yardım göndermek zorundaydı.

1195 yılında kale kent Şamkori civarında Gürcülerle Ebubekir güçleri arasında kanlı çarpışmalar başladı. Ebubekir ordusu korkunç yenilgi ile hezimete uğradı. Atabeg Ebubekir kaçmakla canını zor kurtardı. Gürcülerin eline sayısız ganimet ve esir geçti. Şamkori kenti de ele geçirilerek yasal Ağsartan’a hediye edildi.

Gürcü ordusu Şamkori’nin ardından Gence’ye yüklendi. Burayı da işgal edip ülkesine kattı.

Küçük çarpışmalar
Bir yandan büyük savaşlar sürerken öte yandan küçük çarpışmalar da devam ediyordu. Gürcü ordusu ulusal sınırları dışında kalmış bazı eski topraklarını kurtarmak için durmadan saldırıar düzenliyordu. Türkler bu küçük gerilla saldırılarından büyük zararlar görüyorlardı. Gürcüler kurtardıkları kendi tarihi toprakları yanı sıra sınır ötesi toprakları da işgal ediyor, ülkelerine katıyorlardı. Gelakuni, Dvini ve Çoruh başlarında yürütülen gerilla savaşları bu kabil savaşlardı.

Karadeniz kıyılarının işgali ve Trabzon Kırallığı’nın kurulması

1204 yılında kraliçe Tamar, ordusunu daha uzak ülkelere göndermek zorunda kaldı. Yabancı ülkelerdeki Gürcü kültür kuruluşlarında çalışan Gürcü din ve kültür adamları bu sırada Gürcüstan’ı ziyarete gelmişlerdi. Tamar ülke için hayırlı işler gören bu temsilcilere zengin ihsanlarda bulunarak ülkelerine uğurladı. Fakat görev yerlerine dönmekte olan bu Gürcü din ve kültür adamları yolda Bizans Keizar’ı tarafın dan durdurularak soyuldu. Keizar’ın yaptığı bu densizlik Tamar’ın canını sıktı. Bu densiz Keizar’ı layık olduğu cezaya çarptırmaya karar verdi. Ordularını Bizans’ın elinde bulunan fakat nüfusun çoğu Kartveli kökenli Lazlar’dan (Çan) oluşan Karadeniz kıyılarına sevk etti. Çıkan çarpışmalarda Gürcü ordusu tüm tarihi Laz topraklarını işgal edip el oydu. Trapizoni, Samsuni, Sinopi, Kerasunti, Ordu (Kotiora), Heraklia (Ereğli) kentle Gürcülerin eline geçti. İşgal edilen bu topraklar Bizans’tan koparılarak üzerinde bağımsız bir devlet oluşturuldu. Bu devletin tahtına annesi tarafından kraliçe Tamar’ın akrabası ve Gürcü sarayında büyüyüp yetişen Rum Prensi Aleksi Komnenos oturtuldu.

Böylece Gürcüstan sınırına komşu, nüfusu Kartveli boylarından Lazlardan (ǒani) oluşan, Gürcüstan’a karşı sempati ve politik yakınlığı bulunan bir devlet meydana getirilmiş oldu. Trabzon Keizarlığı adı verilen bu devlette Gürcülerin politik etkisi son derece büyüktü.

Kari’nin (Kars) alınışı

1204-1205 yıllarında Gürcü ordusu Önce Hlati (Ahlat) sonra Manaskerti (Malazgirt) ve Arçeşi (Erciş) işgal etti. Tamar bundan sonra ordusunu Kari (Kars) kale kentine yöneltti. Kentin kuşatması epey uzun sürdü. Fakat sonuçta zafer Gürcü ordusunun oldu. Kars kalesinin askeri açıdan pek önemli yeri vardı. Bu kale kent güneybatıdan Gürcüstan’a gelen yolun ağzında, adeta bu yolun bekçisiydi. İşgal edilen bu kale kenti Tamar doğrudan doğruya saraya bağladı.

Basiani (Pasinler) Savaşı

Gürcüler’in üst üste kazandıkları zafer haberleri kısa zamanda tüm yakındoğu ülkelerine yayıldı. Bu haberler çevredeki Müslüman ülkelerde büyük yankılar yaptı. Herkesten çok Rum (Selçuklu) Sultanı Rukneddin bundan pek rahatsız oldu. Rum Sultanlığı bugünkü Türkiye topraklarında kurulu güçlü bir Türk devleti idi. Rükneddin vakit kaybetmeden komşu Müslüman ülke liderleriyle görüşmelere başladı. Bu görüşmelerde hep birlikte Gürcülere karşı saldırıya geçilmesi karar alındı.

Bağlaşık Müslümanlar 400.000 askerlik bir ordu hazırladılar. Rükneddin Gürcü kraliçesi Tamar’a öfke ve hiddet dolu edepsizce bir mektup gönderdi. Bu ültimatom mektubunda Rükneddin Tamar’a savaşmadan teslim olmasını bildiriyordu. Haç’ı ayakları altında çiğneyip Müslüman olmasını kabul ederse kendisini nikahına alacağını, ülkesi Gürcüstan’ı da çeyiz hediyesi olarak kabul edeceğini söylüyordu. Gürcü kraliçesi Tamar bu onur kırıcı mektuba gerektiği gibi bir yanıt verdi. Dedi ki, ‘Ey Rükneddin, ben Allahın kudretine güvenerek ve Meryem’e niyaz ederek, haça ümit bağlayarak sana İsa’nın askerlerini gönderiyorum. Bu askerler sana tazim için değil, gururunu kırmak için geliyorlar.’ Acele hazırlanan ordu Rükneddin’in elçisiyle birlikte Basiani’ye (Pasinler) doğru hareket etti.

Çarpışmalar Gürcüstan’ın en güney sınırlarıdaki Basiani’de başladı. Gürcüler savunma savaşı yerine saldırı savaşını yeğlediler. Öncü birliklerin komutanları Davit Soslan, Zakaria Mhargrdzeli, İvane ve Şalva kardeşlerin nağralarıyla kanlı çarpışmalar başladı. Gürcüler düşman garnizonunu kuşatmaya aldılar. Her yönden vurmaya başladılar. Sayısız askerden oluşan düşman orduları neye uğradıklarını bilemeden korku ve kargaşaya kapıldılar. Panik içinde etrafa kaçışmaya başladılar. Kesin yenilgiye uğrayan Selçukluların savaş alanında bıraktıkları silahlar, bayraklar, erzaklar, eşyalar vb. Gürcülerin eline düştü. Birçok esir ve hayvan arasın da Selçukluların ve diğer Müslüman halkların yüksek rütbeli paşaları da bulunuyordu. Rükneddin ise esaretten kıl payı kurtulup kaçtı.

Selçuklulara karşı kazanılan bu zafer Gürcülerin yenilmezliğini doğu ülkelerine bir kez daha göstermiş oldu.

Laşa Giorgi’nin tahta çıkması ve İranlılar’la savaş

1207 yılında Tamar’ın kocası Davit Soslan yaşama gözlerini kapattı. Devlet işlerinde yardımcısız kalan Tamar 12 yaşındaki oğlu Giorgi’yi (Laşa) yanına yardımcı tayin etti. Dış savaşlar tüm hızıyla sürüyordu. 1208-1209 yıllarında Arçeşi (Erciş) işgal edildi. Aynı yıl İsa’nın yükselmesi bayramı sırasında şafak sökerken kentin kapılarını açık bulan Erdebil sultanı aniden Ani kentini basarak kilisede ibadet yapan halkı kılıçtan geçirip İran’a geri döndü. Bu kalleşçe baskın haberi Tamar’a ulaştığında Tamar Erdebil sultanına hak ettiği ceza verilmesi için askere emir verdi. Gürcüler Erdebil’e saldırdılar, kenti yerle bir edip insanlarını kılıçtan geçirdiler. Erdebil sultanının kellesi koparılarak Tbilisi’ye gönderildi.

Gürcülerin Erdebil saldırısına tepkisiz kalan İran’ın bu sırada ne derece zayıf ve aciz olduğunu gösterdi. Gürcüler artık İran’ın kendisinin de işgal edilmesinin mesele olmayacağını anlayarak 1210 yılında Amirspasalar Zakaria Mhargrdzeli ve diğer yüksek rütbeli subayların isteğiyle sefer düzenlemeye karar verdiler.

Kalabalık bir Gürcü ordusu İran’a doğru yola çıktı. Kısa zaman içinde İran’ın ünlü kentleri Marand, Tebriz, Miana, Zencan, Kazvin Gürcülerin eline geçti. Gürcü ordusu sonunda Rombur’a kadar dayan dı. Ancak orduda ganimetleri taşıyacak hal kalmadığı, artık savaş ede cek durumda olmadığı için geri dönmeye karar verildi.

Tamar dönemi Gürcü düzeni ve dağlı ayaklanmaları

Dış savaşların sonuçları

Tamar iktidarının hemen hemen 20 yılı sürekli büyük ve küçük savaşlarla geçti. Bu savaşlar Gürcüstan için büyük bir ekonomik kaynak yarattı. Gürcü ordusu her savaş sonrası boğazına kadar zengin ganimetlerle ülkeye dönüyordu. Bu ganimetlerden en büyük payı Feodaller alıyordu. Feodallerin bölgelerinde yaşayan halk da bundan pay sahibi oluyordu.

Bu savaşların başka bir yararı da Gürcüstan ve çevresinde yaşayan aşağı kültür toplumlarının kaba güç gösterilerine set çekmekti. Aşağı kültür insanlarının başında Türkler geliyordu. Gürcüstan’ın güçlenebilmesi için bunların dizginlenmesi gerekliydi. Nihayet yeni ve güçlü Gürcüstan koşullarında ticaret ve sanat faaliyetleri kurumlaşıp gelişmeye başladı. Gürcüstan krallığının geniş topraklarında geniş boyutlu tarımsal üretim başlamış, bu ürünlerin pazarlanması için de uluslar arası ilişkiler geliştirilmişti.

Tamar döneminin son yıllarında Gürcüstan’a birçok yabancı insanlar gelip yerleşti. Kuzey Kafkasya, Güneydoğu Kafkasya, İran Azerbaycanı, Ermenistan ve Güney Karadeniz kıyı boyları Gürcüstan’a bağımlı bölgeler haline geldiler.

Nüfusu Gürcü olmayan vilayetlerde devlet örgütlenmesi

Nüfusu Gürcü olmayan, yeni kazanılmış topraklar üzerinde Gürcü devlet örgütlenmesi sorun oldu. Bu konuyla ilgili iki seçenek vardı. İlhak, yani doğrudan idare, ya da vasallık, yani yerel yönetim eliyle idare. Kuzey Kafkasya beylikleri Vasal beylikler statüsüne, Şirvan ile Arran doğrudan merkezi idare statüsüne alındı Şirvan ve Arran bir süre sonra yine Vasal statüye geçirildi. Güneyde yaşayan bazı Müslüman halklar da yasal statüye bağlandı. Ermeniler ise doğrudan merkezi idareye sokuldular. Çünkü bu topraklar Gürcüler tarafından düşman işgalin den kurtarıldığında uzun asırlardan beri ortalarda bir Ermeni idaresi bulunmuyordu. Gürcü kıralları Ermenistan işlerine her zaman özen gösterdi. Buranın idaresine memur ettikleri insanların Ermenilerle aynı inanç kültürüne bağlı insanlardan seçilmesine dikkat ettiler.

Gürcüstan’ın din politikası

Gürcüstan devleti sınırları içinde birçok değişik etnik toplumlar yanısıra birçok değişik dini inançlar da mevcuttu. Ortodoks Hıristiyanlar dışında Monofizit Ermeniler, Müslüman Türkler ve İranlılar, Araplar da bulunuyordu. Bu nedenle Davit Ağmaşenebeli döneminden bu yana Gürcü idareciler ülkede ılımlı, barışçıl bir din politikası izlemeye özen gösterdi.

Ortaçağ gelenekleri içinde alışılmışlığın dışında yaşanan bir örnek olay Gürcü hoşgörüsünü pek güzel ifade etmektedir: Bu olay şudur:

Mezhepleri değişik iki Ermeni kilisesi arasında çıkan kutsal Haç kavgasını yargılamak için oluşturulan mahkeme üyeliğine Ermeni ve Gürcü din adamları yanı sıra Tbilisi ve Gence Kadıları da üye tayin edilmişti. Tbilisi ve Gence kadıları ünlü birer Müslüman bilim adamlarıydı.

Arap ve İran kaynaklarının verdikleri bilgilere göre, Gürcüstan’da yaşayan Müslümanlar, birçok Müslüman ülkelerdeki dindaşlarından özgür ve rahattırlar. Her türlü dini gereklerini serbestçe yerine getiriyorlardı.

Toplumsal ilişkiler

12. Yüzyıl Gürcüstan’ı bir feodal sis tem devletiydi. Feodal toplumsal ilişkiler günden güne büyüdü, gelişti ve değişik halk katmanlarını boyunduruğu altına aldı.

Feodalizmin baskıcı, angaryacı ilişkileri halkı canından bezdirip düzene karşı tavır almaya zorladı. Tamar iktidarının son yıllarında Doğu Gürcüstan dağlılan arasında büyük bir halk ayaklanmasi patlak verdi. Dağlı Gürcü halklardan Phoveliler (Pşav-Hevsurlar), Didolar silahlanarak kral yönetiminin karşısına dikildiler. Kraliçe Tamar bu olayı pek önemsedi. Bunu bastırabilmek için Spasalar-Atabeg Ivane Mhargrdzeli komutasında büyük bir ordu gönderme gereği duydu. İvane Atabeg bu ayaklanmayı kanlı bir şekilde bastırabilmek için tam üç ay uğraş verdi.”

(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.155, Sorun yayınları)