Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Kartli’de Arap idaresi

“Araplar ülke yönetiminin başına kendi adamlarını getirdiler. Bunlar Emir rütbesi taşıyordu. Kartli Emirinin makamı Tbilisi kentiydi. Emirler hem Başkomutan, hem devlet başkanı hem adli yargıç görevi yürütüyorlardı. Arap ordusunun merkezi gücü Tbilisi kentinde bulunu yordu. Kalanı da değişik kentlerin önemli kalelerine yerleştirilmişti.

Kartli’deki Erismtavarilik kaldırılmamış ancak bu makam Emirlik emrine sokulmuştu. Erismtavarilerin görevi işgalci Araplar için halktan vergiler toplamak, gerek görüldüğü zaman Araplara yardım için Gürcü asker toplamaktı.

Arapların ilgilendikleri tek şey haraç toplamak ve askeri destek sağlamaktı.

8. Yüzyılda Gürcülerin Araplara ödediği Cizye (Hıristiyanlık vergisi) dışında haraç da bulunuyordu. Haracın ölçüsü ailelerin arazi miktarlarına göre saptanıyordu. Arazilerin verimli ya da verimsiz olması bir şey değiştirmiyordu. Her iki tür vergi para olarak ödeniyordu.

Arap boyunduruğunun çekilmez hal alması

Gürcü Halkına yükledikleri vergi miktarı giderek çekilmez boyutlara erişti. Halifelik sınırları çok genişlediğinden bu geniş ülkeyi idare etmek için daha çok masrafa ihtiyaç vardı. Artık başka işgal edilecek çevrede sömürge ve soygun sahaları kalmamıştı. Savaşlarla boşalan hazine halkın katkısıyla doldurulması gerekti. Vergilerin yük­selmesi halkın öfkesini ve itaatsizliğini kamçılıyordu. Çıkan sürtüşme­leri köreltmek için yenı askerlere ve yöneticilere gereksinim vardı. Ye­ni ordular ek giderlere yol açıyordu. Özellikle iktidara gelen ‘Abbasi’ halifeleri zamanında çok yükselen bu vergiler halkın sabrını tüketiyor­du. Abbasi hanedanı iktidarı 749 yılında ele geçirmişti.

8. yüzyıl ikinci yarılarında Kartli'de Arap soygunculuğu ve mezali­mi had safhaya ulaştı. Bu yüzyıl sonlarında yaşayan Gürcü yazarı İoane Sabanisdze Kartli'deki Arap devlet düzeni hakkında şunları yazmakta­dır; ‘Bizler, inanç sahibi insanlar mutagallibenin demir kelepçeleri al­tında tutsak, yoksul, aciz ve aşağılık yaşama mahkum edilmişiz. Ağır haraç altında ıstırap içinde can çekişiyoruz’.”

(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili, s.115, Sorun yayınları)