Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Değişmeyen kavşak*

Abdullah Deveci**

Phrygia'da araştırmaların tarihi 1800 yılına kadar gidiyor. Dağlık Phrygia ve çevresi üst üste gelen farklı dönemler kült alanı özelliğini koruyan bir bölge. 

Phrygler M.Ö. 8.yüzyılda Gordion merkezli güçlü bir devlet kurdu. Antik kaynaklarda onlara yapılan atıfla Phrygia denilen bölge, doğuda Kappadokia ve Galatia; güneyde Pisidia; batıda Mysia, Lydia ve Karia; kuzeyde Bithynia ve Paphlagonia bölgeleri arasında kalan salanı ifade ediyordu.

Günümüzde Eskişehir, Afyonkarahisar, Ankara illeri ile Kütahya’nın doğusu, Burdur, Isparta ve Konya illerinin kuzey kısımlarını içine alan bu bölgeye zamanla bölüler halinde isimler verilmiştir. Orta Anadolu platosunun geniş bölümüne Büyük Phrygia Parareios denir. İç Batı Anadolu Eşiği olarak adlandırılan Küçük Phrygia (Phrygia Epictetos) ise, Eskişehir, Kütahya ve Afyon sınırları içinde yer alır.C.H.E. Haspels’in Dağlık Phrygia adını verdiği, Türkmen Dağı silsilesi ve çevresini kapsayan bölge ise Anadolu tarihnin hemen her döneminde önemli bir coğrafya olmuştur.

Phrygia’da yapılan araştırmaların tarihi, 19. yüzyılın başlarına uzanır. W.M. Leake’nin, Seyitgazi’nin güneyindeki anıtlarla ilgili 2800 yılındaki notları 1824 yılında yayımlandı. İlk kazı ve sistemli araştırmalar ise Fransız Arkeoloji Enstitüsü adına 1936 yılında A. Gabriel tarafından Midas kenti kazılarıyla başladı. Burada saptanan İlk Tunç Çağı mezarlığı H. Çambel tarafından, 1948-51 yılarında kazıldı. C.H.E.Haspels de Dağlık Phrygia’da 1946-1958 yıllarında aralıklarla yaptığı araştırmalarda, Phryg eserlerini ve kaya anıtlarını detaylı olarak belgeledi. Phryglerin bir yüzyılı aşan egemenlikleri döneminde Küçük Phrygia’da, T.S. Tüfekçi’nin 90’lı yıllardan itibaren kapsamlı bir şekilde araştırdığı, çok sayıda açık hava tapınağı ve sunak yeri bulunur. Açık hava tapınaklarının anıtsal cepheleri dışında, değişik boyut ve biçimlerde basamaklı sunaklar ve nişler, Phryg döneminden günümüze ulaşan kültürel ve mimari mirasın önemli bir kısmını oluşturur.

Eskişehir bölgesindeki Phryg anıtları Han İlçesi’ne bağlı Yazılıkaya Köyü’nde bulunan Midas Kenti ve çevresinde yoğunlaşıyor. Bunlardan Yazılıkaya / Midas Anıtı en görkemli olanıdır. Midas kentinin kuzeydoğu eteklerinde yer alan anıtta, üzerinde akroterin yer aldığı üçgen alınlık ile geometrik süslemelerle doldurulmuş cephenin ortasında bir niş bulunur. Anıtın Yazılıkaya olarak adlandırılmasına neden olan yazıtta Midai ismi okunabilmektedir. Cephenin iki yanında iki niş daha görülüyor. A. Gabriel ve E. Haspels tarafından 1936-37 yıllarında yapılan kazıların sonucuna göre, bu nişlerin önünde iki galerinin uzandığı ileri sürülmüştür. Buna göre anıtsal cephenin önünde iki yandan uzanan galeriyle sınırları belirlenmiş bir kült yeri söz konusudur. Kültün kaynağı da Kybele’dir. Paleo-Phryg yazıtları ve heykel örnekleri, Phrygler’de Matar (ana) olarak tanımlanan tanrıçaya çok büyük saygı duyulduğunu göstermektedir. Matar Kybele doğanın kendisidir. İnsana her şeyi o bahşeder. Kutsal havyanı arslanla o en büyük güçtür. Baharı o getirir, tarımsal ürün ve hayvan bereketi onun inayetiyle çoğalır.

Anıtsal bir cepheyle düzenlenmiş diğer kült alanları, Midas Kenti’nin batı yamacındaki Bitmemiş Anıt, Seyitgazi Gökbahçe Köyü’nün bir kilometre güneybatısındaki Bahşayiş (Bahşiş) Anıtı, Han İlçesi’ndeki Çukurca Köyü ile Yazılıkaya Köyü’nü birbirine bağlayan yolun batısında 150 metre kadar içte yer alan Areyastis (Arezastis) anıtlarıdır. Arayastis Anıtı’nın yakınlarında da Gökgöz Kale ve Pişmiş Kalesi bulunuyor. Afyonkarahisar’da İhsaniye İlçesi’nde, Kayıhan Beldesi Değirmen ve Matlaş anıtları, Bayramailer Köyü’ndeki Burmeç Anıtı, Döger Beldesi’ndeki Aslankaya Anıtı, Kütahya İli Tavşanlı llçesi Köprücek Köyü’ndeki Deliklitaş Anıtı Küçük Phrygia’nın diğer Kybele kült merkezleridir.

Bölgedeki Hıristiyan misyoner hareketleri Aziz Paulos ile başlar. O, 50-53 yıllarında Ephesos’a yaptığı yolculuktan önce Phrygia ve Galatia’a uğramıştır. Aziz Paulos’un çabaları erken dönem Hıristiyanlığın biçimlenişinde çok etkili olsa da, bölgede unutulmayan eski geleneklerin Hıristiyanlığın içine alınması merkez-çevre ve Ortodoks-heterodoks sürtüşmelerinde uzun yıllar etkili oldu. E. Parman’a göre, pagan ve hiphister inançların Hıristiyanlıktaki izleri Aziz Paulos’un en çok mücadele ettiği konuydu.Meleklere ve aracı figürlere çok önem verilmesi biçiminde ortaya çıkan heterodoks Hıristiyan anlıyış, peygamber düzeyinde ve Tanrı’ya eş statüde kabul gören dini liderleri meşrulaştırıyordu. Meleklere tapınmanın uzun bir geçmişi vardır. Güney Phrygia ‘da Kolossai antik kentinin Aziz Paulos tarafından aforoz edilişi bu yüzdendi.  Yine de bu kente Başmelek Mikhael Kilisesi’nin yapılmış olması yerel geleneklerin ne kadar baskın olduğunu gösteriyor.

Phrygia’da 157 yılında rahip Montanus’un kurduğu Montanizm, kilise adamlarını aziz olarak görmeleri, kadın peygamberlere önem verişleri, evliliğe karşı oluşları, azla yetinen yaşam tarzları, kilisenin kurumlaşmasına ve paganlara yapılan baskıya karşı oluşlarıyla Ortodoksluk’tan farklılaşır. Coşkulu ayinleri ve rahibelere peygamber düzeyinde saygı göstermeleri Phryg pagan kültürünün güçlü anılarıyla ilişkili olmalıdır. Montanistlere bu yüzden Kataphrygler yani kalın kafalı Phrygler adı verilir. Beşinci yüzyıl Arkadius ve Honorius dönemleriyle, 6.yüzyıl 1.Justinianus dönemlerinde montanistler kanlı kovuşturmalara uğramışlardır. Sürekli baskılara rağmen, Phrygia bölgesinde pagan geleneklerden beslenen heterodoks Hıristiyan inançlar Ortaçağ’da da yaşamaya devam ediyordu. Han İlçesi’nde A.Oğuz Alp tarafından yapılan kazılarla tanımlanabilen 4. 5. yüzyıl kaya mezarlarıyla, B.Yelda Olcay’ın Dağlık Phrygia Bizans dönemi araştırmaları erken ve Ortaçağ Hıristiyan gelenekleri açısından kapsamlı bilgiler verecek niteliktedir. Han İlçesi 7. ve 9. yüzyıllarda Arap akınlarına karşı yerleşik askeri üs olarak kullanıldı. Daha çok Dağlık Phrygia’nın Eskişehir ve Afyonkarahisar bölümü içinde yer alan tüf kaya kütlelerine oyulu kaya yerleşimleri ve kilise/manastır yapıları dini geleneklerin anlaşılması açısından oldukça önemlidir. Bunlara çok sayıda örnek içinden afyon Ayazin Kaya Kilisesi, Seydiler Kasabası- Kırkinler verilebilir. Dağlık Phrygia yakınlarındaki Eskişehir-Günyüzü-Gümüşkonak’taki (Germia) Başmelek Mihail Kilisesi büyük olasılıkla montanistlerle ilişkili olmalıdır.

Bölgedeki Türk dönemine ait tarihi bilinen ilk mimari örnekler Seyitgazi’deki Battal Gazi Türbesi, Kesik Başlar Türbesi ve Ümmühan Medresesi ve türbesidir. Gıyaseddin Keyhüsrev dönemi 1208 tarihini veren kitabeye göre bu yapıların kurucusu Gıyaseddin Keyhüsrev’in karısı Ümmühan Hatun’dur. Ancak Seyitgazi’ye 1173 yılında gelen Arap seyyah El-Harevi, Battal Gazi’nin kabrinden söz eder.

Bölgeye 12. yüzyılın son çeyreğinden de önce gelen Türk göçerler, bu alanı Battal Gazi’nin kişiliğinde bir dini merkez olarak kullandı. Anadolu Selçuklu yöneticileri, giderek ünlenen ve Bizans sınır boyunda bulunan bu dini merkeze bir yapı topluluğu yaptırarak göçerlerin hareketliliğini kontrol etmek ve örgütlemek istemiş olmalıdır. Külliye, Osmanlı döneminde yapılan eklerle daha da büyümüş, İstanbul’u İç Anadolu’ya bağlayan yol üzerinde bir menzil külliyesine dönüşmüştür.

Fatih döneminde Battal Gazi’nin türbesi yeniden yapıldı. 2.Beyazıt dönemi 1512 yılında Bektaşi odaları, aşevi ve Battal Gazi Türbesi’nin önüne semahane yapıları eklendi. İzleyen süreçte, 16.yüzyılın ilk yarısında, kırklar odası ve halife meydanı ve müderris odalarıyla yeniden düzenlenen avlu, külliyeyi kullanan cemaatin yoğunluğu hakkında da fikir verir. Külliyeyi kullanan cemaat başından beri heterodoks İslami gruplardır. Külliyeye hakim olan kalenderi dervişlerinin Osmanlı merkezi yönetimiyle ters düştükleri ve zaman zaman kovuşturmaya uğradıkları bilinir.

Külliye için vurgulanması gereken bir diğer husus, külliyenin kurulduğu alanın olasılıkla Phryg döneminden günümüze kadar sürekli bir kült yeri olduğudur. Tıpkı Ankara Hacı Bayram Camii’ndeki Augustus Tapınağı ile başlayan kült alanı bağlamında mekansal özelliğin günümüzde dini merkez ve kurban yeri olarak sürekliliğini koruması gibi, Seyitgazi’de Phrygler’le başlayan süreç, günümüzde çok önemli bir Alevi merkezi olarak sürmektedir. Bir diğer Alevi merkezi Seyitgazi’nin altı kilometre kuzeydoğusunda Aslanbey Köyü’nde bulunan Şucaüddin Külliyesi’dir. Külliyede 1515 tarihli 1. Selim’in emriyle Kasım Bey tarafından yaptırılan türbeyle beraber Mürüvvet Baba’ya ait bir başka türbe daha bulunuyor. Külliyenin diğer yapıları cem törenlerinin yapıldığı bir meydanevi ve aşevi-fırındır. Battal Gazi ve UVAÜDDİN Külliyesi’nde bulunan fırınlar, Osmanlı döneminden günümüze ulaşabilmiş (Mimar Sinan’ın Topkapı Sarayı fırınlarıyla beraber) az sayıda fırın arasındadır. Ancak Vakıflar’ın aptırttığı taşeron-müteahhit işi onarımlarda, Şucaüddin Külliyesi’ndeki  fırının bina kütlesinden dışa taşkın Pişirme haznesi pek sevilmemiş ve rahatsız edici bulunmuş ki, ortadan kaldırılmıştır.  Yakın çevrede bir başka önemli yapı, Seyitgazi’nin yedi kilometre kuzeydoğusunda Yazıdere Köyü’ndeki Üryan Baba Tekkesi’dir. Tekkede aşevi/imaret olarak bilinen yapı aslında bir meydan evidir.

Araştırma ve arkeolojik kazıyla desteklenen bilgiye ihtiyaç olsa da, Seyit Battal Gazi Külliyesi’nde gözlenmen daha eski dönemlere uzanan devamlılık Yazılıkaya yakınlarındaki Kümbet Köyü ve Seyitgazi Doğançayır beldesindeki Melikgazi Türbesi çevresi için de geçerlidir. Kümbet Köyü’nde 13.yüzyıla ait Himmet Baba Türbesi bir höyük üzerinde yer almaktadır. Çevresinde Türk dönemi öncesi kayaya oyulmuş mimari ve az ilerisinde de bir tekke olduğu izlenimi veren bir bölüm bulunur. Burada kaya kütlesinin düzeltilmesi ve oyulmasıyla oluşan odalar vardır.  Büyük odada, Battal Gazi Külliyesi aşevinde görülen ocaklara benzeyen büyük bir ocak bulunuyor. Kiriş izlerinden anlaşıldığı kadarıyla ahşap çatıyla örtülü bu mimarinin önünde olasılıkla semah yeri olarak kullanılan açık avlu yer almaktadır.

Tarihi 13. ve 14. yüzyıla giden Melikgazi Türbesi çevresinde de Türk dönemi öncesi mimari kalıntılar görülür. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün restorasyon çalışması kapsamında, 2008 yılında türbenin ön kısmında A.Gerengi tarafından kazılar yapıldı, bir mescit ve işlevi tam olarak bilinemeyen odalar ortaya çıkarıldı. Tekkelerde semahane mekanının yer seçimini etkileyen gelenekler vardır. Hemen hemen her tekkede vazgeçilemeyen bir uygulama türbe-ayin mekanı bağlantısıdır. Bundan dolayı türbenin önündeki oda semahane olmalıdır.

Dağlık Phrygia çevresinde tanıtılan yapıların dışında çok sayıda yapı bulunuyor. Ayrıca kırsal ve geleneksel mimarinin çok iyi öernekleri köy evleri tanıtılmayı hak ediyor. Neolitik dönemlerden beri kullanılan “dalörgü” duvar teknikleri hâlâ bu evlerde görülebilir. Galiba daha fazlası için bir Dağlık Phrygia gezisi gerekiyor. Seyyah ruhun serinletilmesi, keşfetmenin hazzı için.

* Bu yazı Atlas Dergisi, Temmuz 2009 sayısında yayımlanmıştır.

** Anadolu Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık bölümü Öğretim Görevlisi.