Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Anıtkabir bir Frig tümülüsünün üstünde mi yükseliyor?

“İ.Ö. 8.yüzyıldan Lydia ve Pers etkisinin İç Anadolu’ya ulaştığı İ.Ö. 6.yüzyılın başlarına kadar, Ankara’nın Phryg kültür dairesinde kaldığı ve en azından şimdiki bilgilerimiz ışığında şehrin bu dönemden beri varolduğu söylenebilir. Gordion’daki bulgular İ.Ö. 700yıllarında bölgenin kimmer saldırısına uğradığını, bundan kısa bir süre sonra Lydia egemenliğine girdiğini, İ.Ö. 6.yüzyılda kentin bir üst seviyede, büyük olasılıkla Persler tarafından yeniden inşa edildiğini gösterir. Kimmer istilasının Ankara’daki etkisi bazı tümülüslerde aynı döneme tarihlenen yangın izlerinden kestirilir. Hatta Orman Fidanlığı’ndaki tümülüsün Kimmerler’e ait olduğu öne sürülür.

Phryg kalıntılarının en çok olduğu bölge, doğal olarak, Gordion ve çevresidir. Doğudaki Phryg yerleşim yoğunluğu Ankara ve çevresindedir. Gavurkale’nin üçüncü kültür katından Von der Osten’in topladığı küçük buluntular ve çanak çömlek parçaları da, en iyi Gordion’dan bilinen Phryg dönemi malzemesiydi. Son kazılara göre buradaki Phryg yerleşimi oldukça büyük bir alana yayılır. Gavurkale ile birlikte Ankara yakınlarındaki en büyük Phryg yerleşimi Karaoğlan Höyüğü’dür. Burası çift kuleli, kapı tahkimatı olan ve akropolü çevreleyen kuleli surlarıyla, derinliği yer yer dört metreye ulaşan zahire  kuyularıyla Phrygler’in bilinen en anıtsal şehridir.

Ankara çevresinde yoğun Phryg iskan izleri, bölgenin o oönemdeki önemine ilişkin izlenimi güçlendirir. Polatlı civarında, Çokören Köyü’nün içinde bulunan Bozhöyük’te, Yüzükbaşı Köyü Öz Höyüğü’nde, Eskiköseler Köyü’nde; Gölbaşı’na bağlı oğlbey Köyü’ne bir km. uzaklıktaki Kaleboğazı mevkiinde, Haymana’nın Türkhöyük Köyü’nde ve Selametli civarındaki Kale mevkiinde Phryg iskan izleri görülür. Ankara yakınlarındaki en büyük Geç Phryg merkezlerinden birisi Yalıncık’tır. 1880’de ‘Ankara taşı’na oyulmuş bir arslan kabartmasının bulunduğu Yalıncık Köyünde 1962 yılından itibaren yürütülen kazılar, buradaki ilk yerleşimin Geç Phryg döneminde olduğunu gösterir. Şu anda Ankara-Eskişehir karayolu üzerindeki 30.kilometre Karayolları Parkı içinde bulunan Feharet Çeşmesi de, biri kadın diğeri erkek ikiztanrı simgesiyle süslenmiş bir Phryg dönemi kalıntısıdır. Bunun gibi, Elmadağ’da da, bir tarafında önlerinde elinde tympanum tutan bir liderin bulunduğu dokuz giyinik kadının, diğer tarafında ise bir tapınaktan çıkan tanrılar alayının betimlendiği, olasılık Phryg dönemine ait dinsel bir geleneği canlandıran kabartma sayılabilir.

Ankara yakın çevresinde, çoğu bugünkü şehir alanı içinde kalan, Phryg kırallık kültürüne geçiş niteliği taşıyan çok sayıda Demir Çağı ve Phryg izine rastlanır. Ankara’da Hititler’le Phryg dönemi arasına konabilecek iki buluntu dikkat çeker. Bunlardan birisi Hacıbayram Tepesi yakınında Ahiyakup Sokağı’nda bulunan insan başlı, yılan kuyruklu kanatlı aslan kabartmasıdır. İkincisi Orman Fidanlığı’nın kuzeydoğu köşesinde Hamit Zübeyr Koşay’ın bulduğu ve bu kanatlı aslana fazlasıyla benzeyen bir başka kabartmadır. Üsylupları incelenerek bunların Geç Hitit Dönemine ait olduğu zannedildiyse de, bu dönemi temsil eden toplulukların yaşadığı bölge ile Ankara arasındaki uzaklık dikkate alındığında, bu buluntuların varlığını açıklamak güçleşir.

Bunlardan başka, Ankara ile Sincan arasındaki Ahmer’de de İstanbul Şark Eserleri Müzesi’ne gönderilen ve Etimesgut’ta bulunan aslan kabartmaları H.Z.Koşay tarafından Hitit-Phryg geçiş dönemi eserleri olarak nitelendirilir.  Ancak Sevim Buluç’un son yıllarda yaptığı çalışmalar, bu kabartmaların Güney Anadolu’nun Geç Hitit Dönemi kültürleriyle ilişkisinin bulunmadığını göstermiş ve bunların Phryg Ana tanrıçası Kybele için yapılan sunaklara it olduğuna ilişkin güçlü bir kanı doğurmuştur. Güterbock, bir makalesinde bütün bu kabartmaların tek bir Kybele  tapınağına ait olduğunu ve bu tapınağın da büyük olasılıkla Anıtkabir çevresinde üzerlerinde at, boğa, sfenks ve grifon gibi tasvirler bulunan 12 adet Kybele (Kubaba) kabartmasını toplu halde yayımlayan Sevim Buluç, bunları Phrygia’da hemeh hemen hiç bilinmeyen yapısal yontu sanatının ‘en değerli belgeleri’ olarak niteler. Bu buluntular dışında, Kalaba ve Yalıncak’ta aslan, Küçükevler-Anıtevler’de at, Ankara Kalesi’nin batı yamacındaki Necatibey İlkokulu yanında yarım grifon ve sfenks, Anıtevler’de Kybele, Etlik ve Güvercinlik’te grifon ile yeri bilinmeyen bir yarım aslan kabartması bu listeyi daha da uzatır. Buluntuların tümü andezit Ankara taşındandır. Bahçelievler’de yapılan bir temel kazısında Helenistik devre ait bir mezarda bulunan andezitten Kybele kabartması, yüzündeki arkaik ifade ve nişin iki tarafını süsleyen Meander biçimindeki bezeme ile tepesindeki akroterin Gordion’daki İ.Ö. 8. yüzyıl mobilya ve mozaiklerine benzerliği, kabartmanın bir Phryg eseri olduğunu gösterir. Bu kabartmaların bulunduğu yerlerin çok yakınında bugün kaybolmuş veya tek tük görülen tümülüslerin varlığı, özellikle ölü gömme geleneği ile Kybele kültürü arasındaki yakın ilişkiden yola çıkarak, tümülüslerin çevresinde birer dinsel merkezin veya sunak yerinin bulunabileceğini akla getirir.

Arkeolojik verilerin yanında, Ankara ile ilgili tarih yazıcılığı ve efsaneler, bize şehrin kurucuları olarak Phrygleri işaret eder.Pausanias Ankara’nın Phryg Kıralı Midas tarafından kurulduğunu söyler. Bu anlatının desteklediği gibi, her ne kadar Ankara’nın kentsel geçmişi İ.Ö. 8.yüzyıldan geriye götürülmüyorsa da, Phryg öncesini belgeleyen bazı buluntulara rastlanması, Hitit sonrası veya Erken Phryg döneminde de iskana işaret eder.

Tahsin Özgüç, Augustus Tapınağı kazılarında, tapınağın surla çevrili olduğunun görülmesine dayanarak surun Phrygler’i de içine alan çok eski bir kökeni olabileceğini söyler. Oysa daha önce, 1941’de Besim Darkot ve 1930’larda Mamboury, Phryg şehrinin Kale Tepe’de bulunduğunu ve Greko-Romen şehrinin buradan ovaya doğru yayıldığını ileri sürmüşlerdir. Özgüç’e göre, yapılan kazılarda rastlanan buluntu ve kalıntılar ya da bazı yerlerde hiç buluntuya rastlanmaması, bu iddiayı çürütmektedir. Özgüç gibi Sevim Buluç da, yeni araştırmalardan yola çıkarak Phryg şehrini Hacıbayram Tepesi’nin altındaki düzlüğe yerleştirir. Augustus Tapınağı’nın derin tabakalarında, Büyük …. Hamamı’nın alt katmanlarında, Anıtkabir Pnryg tümülüsünde, … Hamamı’nın ve Çankırı Caddesi’nin doğusunda yapılan kazılar sırasında, küçük … Hamamı çevresinde, Türk Tarih Kurumu binasının temel kazısında ve Dışkapı-Cebeci yolunun yapım çalışmalarında Phryg çağına özgü çömlek parçalarına ve yapı izlerine rastlanmıştır. Bu buluntular Çankırı Caddesi ve Ulus civarında yoğun Phryg yerleşimine işaret eder.

Ankara’da ilk Phryg kazısını Makridi Bey yapar. 1926’da Çankırıkapı yakınındaki Demirkapı mevkiinde Maarif Vekaleti adına yaptığı kazıda Makridi, Bizans ve tabakasının altından Phryg dönemine ait çanak çömlek parçaları elde etmişti. Bunun yanı sıra Augustus Tapınağı kazısında Phryg çanak çömleğinin bulunduğu katmanda yapı kalıntılarının varlığı da görülmüştü. Çankırı Caddesi doğusundaki buluntuların büyük çoğunluğu gri renkli Phryg kapılarına aittir. 1995-1996 yıllarında Ulus’ta yapılan …. Yolu kurtarma kazısında açığa Phryg kapları, Augustus Tapınağı ve Çankırıkapı kazılarında bulunan örnekler, Batı Phrygia geleneğini izleyen kaba mutfak kapları tipinde değildir; bu buluntular daha çok Doğu Phrygialı ustaların buluşu ışın motifli boyalı gruba aittir. Işın motifli Alişar IV üslubundaki örnekler İ.Ö. 8. yüzyıla tarihlenir. Burada bulunan en büyük grubu oluşturan geometrik bezemeli parçalar ise, olgun Phryg ustalığı örneklerindendir ve Batı Phryg geleneğine aittir. Ulus’ta bulunan kuşlu kâse parçaları ise Ankara’nın Phryg döneminde Batı Anadolu ile ilişkisini gösteren önemli belgelerdir.

Gordion’da ve Ankara tümülüslerinde de rastlanan bu tür kâseler İ.Ö. 7.yüzyıla tarihlendirilmektedir. Ankara’yı Batı Phrygia geleneğine bağlayan bir başka yoğun Ulus buluntusu, boyalı çanak çömleğe oranla çok daha fazla sayıda bulunan mühür baskılı siyah ve gri imalatlardır. Ulus buluntuları Ankara’nın Phryg geçmişine ilişkin önemli kanıtlar sunduğu gibi, hem Batı Phrygia hem de Doğu Phrygia ile ilişkisi bulunduğunu gösterir. Ulus kazısının en alt tabakalarında bulunan yoğun erken Phryg kapları, aynı zamanda şehrin Galatlar’dan önceki yerleşimine ilişkin önemli bir kanıtı oluşturur ve bu dönem iskan merkezinin Ulus olduğunu düşündürür. Bu küçük buluntu topluluklarının yanında Ankara’nın önemli bir Phryg merkezi olduğunu gösteren kanıt, burada sayısı yirmiyi bulan tümülüslerin varlığıdır. Gordion ve çevresindeki yüz kadar tümülüsten sonra, 70 tümülüsüyle Kerkenes, 20 tümülüsüyle Ankara en çok tümülüse rastlanan Phryg yerleşmeleridir. İlk kazısını 1926 yılında Makridi Bey’in yaptığı bu tümülüslerin Gordion’dakiler ölçüsünde değer taşıdığı daha o zamanlardan anlaşılmıştı. Makridi Bey, Atatürk Orman Çiftliği’ndeki küçük tümülüsün, içinde bulunan yakılmış at ve insan iskeletine dayanarak Kimmerler’le ilişkili olabileceğini ileri sürmüştü. Makridi’den sonra bugünkü Atatürk Orman Çiftliği arazisinde kalan Orman Fidanlığı’nda bur sondaj yapan Koşay, burada mezar odasıyla birlikte otuz kadar tunçtan kap kacak, mızrak uçları ve tunçtan düğmecikler bulmuş ve bunları Gordion III tümülüsündeki benzerlikten hareketle İ.Ö. 8.yüzyıla tarihlendirmişti. Bu tmülüslerden üç tanesi Anıtkabir’in inşa edildiği Rasattepe’dedir. Ayrıca Thompson’un haritasında Anıtkabir tepesinde dördüncü bir tümülüsün varlığı da görülür. Tümülüslerden birindeki gömü teknesi, Gordion’daki benzeri bir ardıç ağacından, çanak çömleklerde Gordion’daki madeni kazanların benzeridir. Buradaki diğer gömüler kremasyon (yakma) tipindedir. Bunun gibi, gömü tarzları ve ölü hediyeleri bakımından Gordion’daki tümülüslerle birçok benzerlik görülür. Beştepeler bölgesinde Çiftlik-Beştepe yolu üzerindeki ikinci bir tümülüste, yine ahşap bir mezar odası ve odanın içinde tunçtan bilezikler, gerdanlıklar ve fibulalar bulunmuştur. Aynı bölgede Konya-Samsun karayolunun kenarında bulunan Büyük Tümülüs Buluç tarafından kazılmış ve İ.Ö. 7-8.yüzyıla tarihlendirilen ve duvarları düğmelerle süslü bir ölü yakma mekanı, tunç eşyalar, kaplar, dokuma parçaları, ahşap eşya parçaları, insan ve hayvan kemikleri ortaya çıkarılmıştır. Büyük Tümülüs’te bulunan siyah astarlı ‘bira kabı’, İ.Ö. 8.yüzyıl Gordion geleneğini gösterir. Bu tümülüsün çok yakınında Gençlerbirliği Spor Kulübü tesisleri yapılırken benzeri saptanmıştır. Olasılıkla Makridi Bey’in 1925’ta küçük kazı yaptığı yer burasıdır. İstasyon yakınındaki inşaatlar sırasında yapılan kazılarda rastlanan ve Özgüç’ün Phryg dönemine özgü kremasyon kapları olarak tanımladığı buluntular, burada başka bir Phryg nekropolünün varlığına işaret eder. Bu nekropol İ.Ö. 6-8.yüzyıllar arasında kullanılmıştır. Özgüç’e göre tümülüslerde Augustus Tapınağı ve Çankırıkapı Höyüğü’ndeki yerleşim yerinde oturan şehir beyleri gömülü ise, burada da halk gömülüdür.

Özgüç ve Akok, Gordion’dan sonraki ikinci büyük Phryg nekropolünün Ankara’da olduğunu, Anıtkabir tepesindeki 2 numaralı tümülüs mimarisinin Gordion’da bilinmediğini ve Ankara’ya özgü olduğunu söyler. Ankara buluntularında görülen maden işçiliğinin Gordion’dakilerden daha nitelikli olmasına karşın Gordion çanak çömleği çok daha üstündür. Bütün bu verilere bağlı olarak Özgüç ve Akok Anadolu’daki en önemli Phryg merkezlerinde (Gordion, Ankara ve Kerkenes) görülen zengin tümülüslerin çağdaşlığının ve anıtsallığının bu dönemde İç Anadolu’daki bağımsız küçük feodal beyliklerin varlığını kanıtladığını öne sürer.

Ankara, bu dönemde Gordion’dan Boğazköy’e uzanan anayol üzerindedir. Bu durum, Lydia ve Pers dönemlerinde de devam eder. Gordion’da J.Ö. 6.yüzyılın ortasına tarihlendirilen ve üzerinde çok sayıda ok ucunun saplı bulunduğu bir askeri barınak, aynı dönemdeki Pers saldırılarının nişanesidir. Dolayısıyla Phryg egemenliği ortadan kalktıktan sonra , içinde Ankara’nın da bulunduğu önemli Phryg kentlerinin önemsizleştiği ve anayolun uzağında, sapa bir yerde kaldıkları savı doğru değildir. Persler batıya doğru yol güzergahı üzerinde bulunan bu önemli eski Phryg kentlerini teker teker ele geçirerek ilerlemişlerdir.

Phrygler’in siyasal bir varlık olarak ortadan kalkmasının ardından, Batı Anadolu’da gelişen Lydia egemenliği Kızılırmak kavsine kadar etkisini genişletmiştir. Bu dönemde Ankara’nın Lydia etkisinde bulunduğu kabul edilebilir. Ancak ister Lydia isterse Pres nüfuz alanı içinde kalsın, iki siyasal gücün merkezinin de Ankara’ya uzak oluşu, bu iki gücün burada gerçek bir kültürel etki yaratmamasına neden olur ve Galat dönemine kadar bu bölgenin Phrygia diye anılmasının da gösterdiği gibi, Phryg kültürüel etkisi Galat dönemine kadar sürekliliğini korur.”

(Ankara’da Phrygler, Doç.Dr. Suavi Aydın, Arkeo Atlas dergisi, sayı 5, 2006)